137 Fırtınalı Gün...(1)

Kıvrıkoğlu'nun şartı
1984'ten beri PKK'yla mücadele eden Türkiye, 1998'de yeni bir döneme girdi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu, Cumhurbaşkanı Demirel'e hep aynı mesajı veriyordu: Öcalan Suriye'de kaldıkça PKK ile mücadelede başarılı olmamız çok zor.
Tanklar Suriye'de
Askerler Türk tanklarının en çok 12 saatte Şam'da olacağını hesaplıyorlardı. Hatta bir keresinde askeri gücünü test etmek için Türk tankları Suriye sınırlarından 15 kilometre içeri girince Suriye ordusu geri çekilmişti. Bu bilgiler Cumhurbaşkanı Demirel'e de iletildi.
Demirel beğenmedi
Demirel, 1 Ekim 1998'de Meclis açılışında yapacağı konuşmayı hazırlayan danışmanlarına talimat verdi: "Suriye'yi tehdit edin." Hazırlanan iki taslağı da 'yumuşak' bulan Demirel, beklenen konuşmasını yaptı: Sabrımızın taşmak üzere olduğunu dünyaya ilan ediyorum.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

BAŞLARKEN
Türkiye'nin yakın tarihinde, 1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlayan PKK mücadelesi, 1998 yılında yeni bir safhaya girmişti. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in 1 Ekim 1998 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yasama yılının açılışında yaptığı konuşma, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın uzun yıllardır yaşadığı Suriye'yi açıkça tehdit eder nitelikteydi. Gerek bu konuşmanın gerekse diğer askeri ve siyasi baskıların ardından Suriye yönetimi hamisi olduğu Abdullah Öcalan'ı Suriye'den gönderdi. Bu gelişmeden sonra tüm dünyada aylar süren bir kovalamaca başladı.
Yazı dizisi, 1 Ekim 1998'den başlayarak Abdullah Öcalan'ın Kenya'dan Türkiye'ye getirildiği 16 Şubat 1999'a kadar yaşanan olağanüstü gelişmeleri neredeyse gün gün okuyucuya aktarıyor. Türkiye'nin iç barışını ve güvenliğini yakından ilgilendiren bir konuda olağanüstü kararların alındığı ve uygulandığı söz konusu fırtınalı günlerin, Avrupa Birliği (AB) sürecindeki gelişmelerin yanı sıra, Ortadoğu'da olan bitenlerin iyi kavranması için de önemli olduğu tartışılmaz. Bu yazı dizisinin Ankara'da olup bitenler konusunda hem hafızaları tazeleyeceğine hem de kimi ayrıntıda, kimi esasta birçok bilinmeyeni öğrenme keyfini yaşatacağına inanıyoruz.


Demirel'in talimatı: Tehdit edin

30 Eylül, Çankaya
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gözlüğünün üzerinden danışmanlarına baktı. Başdanışmanı Feridun Sinirlioğlu ve Dışişleri Danışmanı Mehmet Ali Bayar bir gün önce Cumhurbaşkanı'nın istediği 'metni sertleştirme' talebinde fazla ileri gidip gitmediklerinden emin değillerdi. Bir hafta kadar önce yapılan Meclis açış konuşması toplantısında Demirel danışmanlarından
"Suriye konusuna özel önem atfetmelerini" istemişti.
Demirel, kendinden önceki cumhurbaşkanları gibi, geleneksel olarak 1 Ekim'de yapılacak TBMM yasama dönemi açış konuşmasına özel önem verirdi. Bu konuşmaların büyük ağırlığı, bakanlıklar ya da ilgili kuruluşlardan gelen yıllık değerlendirmelerin gözden geçirilmiş özetleri olurdu. Ama giriş bölümlerinde cumhurbaşkanlarının o yıl vermek istedikleri asıl mesajı vurgulamaları adetten olmuştu.
Demirel, 1998'in 1 Ekim konuşmasında "Suriye'ye özel önem" isterken eklemişti: "Bu konuşmada Suriye'ye çok sert ve direkt şeyler söyleyeceğiz. Artık sabrımız taşıyor."
Danışmanlar, Demirel'in cumhurbaşkanlığı makam odasının bir alt katında bulunan özel çalışma bölümünden Türkiye'nin önemli gelişmelerin eşiğinde olduğu duygusuyla ayrılmış, kendi çalışma bölümlerine çıkmışlardı.
Kıvrıkoğlu'nun mesajı
Son bir ay içinde Demirel'in Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile hem Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, hem de haftalık görüşmelerinde bu konuya değindiğini biliyorlardı. Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun bu görüşmelerde Demirel'e şu mesajı verdiği Ankara'nın derin kulislerinde konuşuluyordu: "Terörle mücadelede elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Ancak PKK'nın başı Suriye'de oldukça yapabileceklerimizin bir sınırı var. Suriye konusunda çalışmalar yapıyoruz. Müsaade ederseniz bu raporu size sunmak istiyoruz."
Raporun ekim ayı sonundaki MGK toplantısında ele alınması kararlaştırılmıştı. Aslında Genelkurmay, Dışişleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Suriye üzerinde kapsamlı çalışması 1994 yılında yürütülmeye başlamıştı. 1995 yılında Başbakan Tansu Çiller'in talimatıyla Suriye'de barınan Abdullah Öcalan'a yönelik bir suikast girişimi bile söz konusu olmuştu. Daha sonra kamuoyunda 'Yeşil' kod adı ve Mahmut Yıldırım adıyla tanınan kişinin de katıldığı iddia olunan bu girişim, Öcalan'ın üzerine sürülen bomba yüklü aracın tam hedefi bulamamasıyla başarısız olmuştu. PKK'nın ağırlıkla Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bu saldırıyı önceden haber aldığı, hatta suikastın sonuçlarından
emin olmayan başka devlet kurumları tarafından dolaylı olarak uyarıldığı kulaktan kulağa fısıldanıyordu.
'Suriye'nin gücü çökük'
Ancak bu girişimden çok daha ciddi bir çalışma vardı. Genelkurmay, Suriye'nin askeri gücünün, kullandığı eski Sovyet yapımı silah ve malzemenin giderek çürüdüğü, kullanılamaz hale geldiği değerlendirmesini yapıyordu. 1995 yılı sonunda dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir'in makam odasında, dönemin Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Onur Öymen, Siyasi Müsteşar Yardımcısı Gündüz Aktan ve MİT Müsteşarı Büyükelçi Sönmez Köksal'ın da katıldığı gayrıresmi bir toplantıda bu durum ayrıntılarıyla tartışılmıştı. Suriye ordusu dökülüyordu. Herhangi bir sıcak çatışma durumunda, iş yalnızca askeri harekâta kalsa, Türk Silahlı Kuvvetleri önünde direniş göstermesi söz konusu değildi. O dönemde, salt Suriye ordusunun direniş gücünü denemek için Adana'daki 6'ncı Kolordu'ya bağlı tanklar, Suriye sınırını 10-15 kilometre kadar ihlal etmiş, ancak Suriye kara birliklerinin karşılık vermek yerine geri çekildiğini görmüşlerdi.
Buna karşılık bu denemelerin hemen ardından PKK'nın terörist eylemlerinde artış görülüyordu. Şam'daki Hafız Esad yönetiminin tıpkı güneydeki komşusu İsrail'e karşı bazı Filistinli grupları kullandığı gibi, kuzeydeki Türkiye'ye karşı da PKK'yı bir dış politika aracı olarak kullandığı ortadaydı. Terörist gruplara sağladığı destek, neredeyse Suriye'nin en büyük dış politika silahı olmuştu, başka silahı yoktu. Hatta bu toplantının sonunda, bizzat Gündüz Aktan'ın kaleme aldığı 23 Ocak 1996 notası Suriye'ye verilmişti. Türkiye bu notada Birleşmiş Milletler Yasası'nın 51'inci maddesinde savaş nedeni olarak sayılan 'meşru müdafaa' hakkını kullanabileceğini söylemiş, uluslararası hukuk açısından 'uyarı' hakkını kullanmıştı.
Hesap: 12 saatte Şam'a
Askeri uzmanlar, iş çatışmaya dökülürse Türk tanklarının 8 ile 12 saat arasında Şam'a girebileceğini gösteren senaryo çalışmaları dahi yapmışlardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, güvenlik konularındaki başdanışmanı emekli orgeneral Nezihi Çakar aracılığıyla bütün bu gelişmelerden haberdardı.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Demirel, Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun Suriye raporunun aşağı yukarı neler içereceğini tahmin edebiliyordu. Askeri alanda kazanılabilecek mücadelenin siyasi nedenlerle kaybedilmekte olduğu endişesine kapılan askerler, mücadelenin siyasileştirilmesini isteyecekti. Adres Suriye idi.
Tam bu günlerde, 15 Eylül'de, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'in Suriye sınırındaki Hatay'ın Reyhanlı ilçesi yakınlarında bir sınır bölüğü denetimde söyledikleri Türk kamuoyundaki yılgınlık havasında tersine kıpırdanmalara neden olmuştu. Yanında 2'nci Ordu Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman ve 6'ncı Kolordu Komutanı Korgeneral Çetin Saner olduğu halde, muharebe üniforması içinde, kolları sıvalı vaziyette, yani ağır bir sembolizmle konuşan Ateş, parmağıyla Suriye'yi işaret ederek şunları söylüyordu: "Türkiye komşularıyla iyi ilişkiler içindedir. Bizim bu iyi niyetimizi Apo eşkıyasını koruyan Suriye istismar etmektedir. Şunu açık söylüyorum ki, artık Türk milleti iyi niyeti konusunda verdiği gayretin sonuna gelmiştir. Sabrımız taşmak üzeredir. Kimsenin toprağında gözümüz yoktur. Hiçbir ülkenin de bizim topraklarımız üzerinde emellerine izin vermeyiz. Bunu komşumuz Suriye'nin çok iyi anlaması lazımdır."
Daha bir hafta önce Kara Kuvvetleri Komutanı'nın kullandığı 'sabrın taşması' deyimini, şimdi Cumhurbaşkanı konuşma metninde kullanmak istiyordu. Aslında Türkiye bu deyimi geçmişte bir kez daha kullanmış ve sonuç almıştı. Demirel'in başbakan, Erdal İnönü'nün başbakan yardımcısı olduğu DYP-SHP koalisyonunda, dönemin İçişleri Bakanı olan İsmet Sezgin'in Suriye'deki güvenlik temasları öncesinde her iki koalisyon lideri de birer konuşmasında Suirye'nin sabrı taşırmak üzere olduğundan söz etmişlerdi. Bunun sonucunda, Lübnan'ın Suriye kontrolündeki Bekaa Vadisi'nde kurulu PKK'nın 'Mahsum Korkmaz' eğitim kampı kapatılmış, Lübnan hükümeti, Türkiye'nin Beyrut Büyükelçisi Aydan Karahan'ı Bekaa'ya götürerek kampın dağıtıldığını göstermişlerdi.
'Daha sert olmalı'
Danışmanlar bilgisayar ekranının karşısına geçerek, bu ifadeleri diplomasinin serinkanlı diline tercüme etmeye başladılar.
Ortaya şöyle bir paragraf çıktı: "Esasen Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza ve barışçı adımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'yi aklıselime davet ediyoruz. Suriye Türkiye'nin iyi niyeti, sabrı ve dostluğunun kıymetini bilmeli."
İşte danışmanlarının Cumhurbaşkanı Demirel'e sundukları ilk taslak buydu.
Tarih 30 Eylül 1998'di. Meclis konuşması ertesi gündü. Köşk'ün emektar Basın Başdanışmanı Metin Yalman, metni basımevine göndermek için sabırsızlanıyordu. Şaşılacak bir şekilde PKK konusunun fazla öne çıkmadığı Milli Güvenlik Kurulu'nun toplantısı bitmiş, Demirel alt kattaki çalışma odasına çekilmiş, konuşma taslaklarını inceliyordu.
Demirel, gözlüğünün üzerinden danışmanlarına baktı, "Biraz daha sertleştirin" dedi.
Konuşmayı fazla sertleştirdikleri için paylanmayı bekleyen danışmanlar şaşırdı:
- Ne kadar sertleştirelim?
- Tehdit edin.
Danışmanlar yarım saat sonra bir metinle daha geldiler. 'Aklıselim' ile başlayan kısmı çıkarmışlar, yerine "Mukabele hakkımızı saklı tuttuğumuzu Suriye'nin bilmesini istiyoruz" ifadesini eklemişlerdi.
Cumhurbaşkanı Demirel, "Biraz daha sertleştirin" dedi. Kalemini çıkarıp metnin bir yerine çıkma yaptı, "Sabrımız taşıyor deyin, düzgünce cümleleştirin" talimatını verdi.
Cümleleştirdiler: Esasen Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza ve barışçı adımlarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum."
Demirel, "Şimdi de bunu Hariciye'ye okuyun" dedi, Dışişleri'nin bilgisi olmadan Türkiye'yi savaşın eşiğine gelecek bir metni Meclis'in açılışında okumak istemiyordu.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem yoktu. Bir yurtdışı temastan dönüş yolundaydı. Ulaşmak gece saatlerini aldı. Bakanın Özel Kalem Müdürü Engin Soysal, Sinirlioğlu ile irtibat kurduğunda saat 22.00 civarıydı.
'Devletin siyaseti bu'
Metin okunduğunda Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in tepkisi, "Şayet Cumhurbaşkanımız diyorsa, devletin siyaseti bu demektir" oldu.
Cumhurbaşkanı'na tekmil verildikten sonra zaten gerisi tamamlanmış olan konuşma metni Metin Yalman'a teslim edildi; sabah karşı saatlerde de matbaaya verildi.
Ankara, 1984'te PKK'nın Eruh ve Şemdinli baskınlarından bu yana ilk kez siyasi anlamda da savunma konumundan sıyrılıyordu.



Önce TV'ler yakaladı
Türkiye'nin ilk 24 saat haber televizyonu NTV'nin o dönem Ankara bürosunun başındaydım. Ankara'da son günlerde Suriye ve PKK ilişkileri üzerine bazı gelişmeler olduğunu biliyor, ama adını koyamıyorduk. 30 Eylül MGK'sından bu konuda bir şey çıkaramamıştık. Nihayet 1 Ekim sabah saatlerinde Demirel'in birkaç saat sonra yapacağı konuşmanın metnine ulaştım.
Metnin girişinde, 30'uncu sayfada Suriye açıkça tehdit ediliyordu. Köşk'ü aradım. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Feridun Sinirlioğlu'na ulaştım. Metin taslağını okudum ve doğru yorumlayıp yorumlamadığımı sordum. "Doğru yorum" dedi ve bir uyarıda bulundu: "Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu bölümü okumayacağını sanmıyorum, ama siz yine de konuşma yaptığı halini bekleyin."
İstanbul haber merkeziyle durumu ele aldık. Cumhurbaşkanı konuşmayı saat 15.00'teki Meclis açılışında yapacaktı. NTV, 13.00 haberlerinden itibaren, Demirel'in konuşmasında Suriye'ye karşı böyle bir uyarı yapmasının 'beklendiğini' vermeye başladı. Sonraki iki saat içinde bütün dikkatler Demirel'in konuşmasındaki Suriye bölümüne yoğunlaştı. Türkiye'nin çoğunluğu aslında böyle bir çıkışı bekliyordu. Demirel, kürsüde bölümü aynen okuyunca Meclis Genel Kurulu'ndan alkış yükseldi. Kamuoyu gibi milletvekillerinin de böyle bir liderlik beklediğinin göstergesiydi bu. Demirel'in konuşması, beklediği etkiyi fazlasıyla yaptı. Uluslararası haber ajansları Türkiye'nin PKK'yı korumakla suçladığı komşusu Suriye'yi açıkça tehdit ettiğini acil haber olarak vermeye başladı.

  • YARIN: Etkisi hemen görüldü