137 Fırtınalı Gün...(11)

Rusya'ya son tarih

Ankara, Öcalan'ı Moskova'dan çıkarabilmek için yoğun diplomatik baskı yürüttü. ABD de Türkiye'ye destek çıktı. Rus hükümeti söz verdi: Barınamaz.
Ankara, bir yandan da Öcalan'ın Rusya'dan çıktıktan sonra nereye gideceğini düşünüyordu. Zor soru ise şuydu: Avrupa ülkelerine giderse neler olur?
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Rusya'ya 'son tarih' tebliği
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Ali İrtemçelik, 21 Ekim 1998'de Moskova'daydı. Moskova Büyükelçisi Nabi Şensoy ile birlikte önce planlanmış teknik görüşmeleri yürüttüler. Daha sonra birlikte Dışişleri Bakanı İgor İvanov'un makamına çıktılar.
Müsteşar yardımcısı İrtemçelik, Ankara'da aldığı talimata bağlı olarak diplomasinin sınırlarını zorlayarak konuşmaya başladı:
- Sayın bakan. Öcalan'ın Rusya'da, Moskova yakınlarında saklandığına inanıyoruz. Ne yapılması gereği açıktır. Uygar ve büyük bir devlete yakışır bir şekilde davranma doğrultusunda tereddüt etmeyeceğinize inanıyoruz.
Yılmaz'dan mektup
İvanov, üslubun sertliğine inanamıyor, tercümana bakıyordu. İrtemçelik durumu anladı. Baş hareketleri ve mimiklerle tercüme yapılırken sert tonu güçlendirdi. Türkiye, Rusya'ya kafa tutuyor, Rusya'ya büyük devlet olma dersi vermeye kalkıyordu. İrtemçelik, Başbakan Mesut Yılmaz'ın Rusya Başbakanı Yevgeni Primakov'a yazdığı bir mektubu da İvanov'a teslim etti. Yılmaz mektubunda sözlü olarak verilen mesajları yazıya döküyor, Öcalan'ın Türkiye'ye verilmesinin sağlanması için yardımını talep ediyordu. Artık iş devlet yazışmalarına dökülmüştü.
Moskova'nın kendisini bu kadar zor durumda neden bırakmış olduğu konusu bugüne dek açıklığa kavuşmuş değil. Belki Moskova o sırada Kosova konusuyla fazla meşguldü. Ancak bu durum yine de Boris Yeltsin başkanlığında Rusya'nın içinde bulunduğu yönetim zafiyetiyle daha rahat açıklanabilir gibi duruyor.
Belki Moskova, hâlâ PKK'nın kullanım değeri kalıp kalmadığı konusunda tereddüt ediyordu ve Ankara'nın 'Tereddüt etmeyin' uyarısı, artık PKK'nın bir dış politika aracı olma özelliğini yitirdiğini anlatmayı amaçlıyordu.
Yılmaz ertesi gün, 22 Ekim'de toplanan Bakanlar Kurulu'na iki önemli bilgi verdi. Birincisi, Suriye ile bir gün önce imzalanan Adana Mutabakatı üzerineydi. Başbakan "Suriye üzerinde baskı uyguladık ve sonuç aldık" diye özetledi.
İkinci konu da Öcalan'ın Rusya'da barınmasıyla ilgiliydi. Yılmaz, Türkiye'nin girişimleriyle Öcalan'ın Yunanistan'da barınak bulamadığını ve Rusya'ya gittiğini anlattı. "Bir hafta önce MİT Rusya'da olduğunu doğruladı" dedi, "Rusya Başbakanı'na mektup gönderdim. Orada da barınamayacak. Girişimlerimiz sürüyor."
Rusya'nın durumu 27 Ekim'deki MGK toplantısında da ele alındı. 27 Ekim MGK'sı ilginç geçti. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Yılmaz, bu toplantıda istediklerini almış ve devletin üst yönetiminde süren bir tartışmayı kazanmış liderler olarak davrandılar.
Öyle ya, Demirel, Yılmaz'ın desteğiyle Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun ekim MGK'sında, yani o toplantıda sunacağı raporu beklemeden bir çıkış yapmış ve sonuç almıştı. Öcalan'ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit'in, "Suriye'nin geri adım atmasına ihtimal vermediğini" söylediği sıralarda Suriye'den çıkarıldığı anlaşılmıştı.
Gelişmeler baş döndürücü olmuş, öyle tatbikatlara, sınıra ek asker yığmalara gerek kalmadan Suriye pes etmiş, Adana'ya gelerek Türkiye'nin bütün taleplerine uyarak 'denetleme mekanizmasını' kabul etmişti. İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman denetlemelere başlamak üzere Suriye'ye gitme hazırlığına başlamıştı. Arap dünyası ayaklanmamıştı; tam tersine derin bir sessizlik içine girmişti.



Ankara tartışıyor: Ya Apo Avrupa ülkelerine giderse?

MGK'nın 27 Ekim toplantısında Öcalan'ın Avrupa'ya gitme ihtimali görüşüldü. Demirel, 'Her şeye hazırlıklı olalım ve anlatmaya devam edelim. Önce Rusya'dan bir çıkaralım. Her şey sırayla' dedi

MGK toplantısında Öcalan'ın Rusya'dan çıkarılması ve sonrasında bir Avrupa ülkesine gitmesi ihtimali tartışıldı. Yunanistan ve Hollanda'nın yanı sıra, İtalya öne çıkmaya başlamıştı. İtalyan Parlamentosu'nun bir süre önce PKK güdümlü 'Sürgünde Kürt Parlamentosu'nu tanıması nedeniyle danışmalar için Ankara'ya çağrılan Türk Büyükelçisi İnal Batu geri gönderilmişti. İtalya'daki sosyalist Massimo D'Allema başbakanlığındaki koalisyon oldukça kırılgan ve marjinal müdahalelere açıktı.
Peki ne kadar ileri gidilebilecekti? Türkiye örneğin bir Avrupa ülkesiyle savaşmayı, Suriye ile göze aldığı kadar kolay alabilecek miydi? Yoksa artık sırtı duvara dayanmış vaziyetteyken, Kıbrıs'ta olduğu gibi gerektiğinde darbeyi vurup, sonucu alıp sonra işi diplomasi ve siyasetle düzeltme yoluna gidilebilir miydi? Demirel, "Herşeye hazırlıklı olalım" diye talimat verdi; "Ama anlatmaya devam edelim. Önce şunu bir Rusya'dan bir çıkaralım. Her şey sırayla."
Üst düzey Rus heyet
Ankara'nın tüm enerjisini bu konuya verdiği, üst düzey bir Rus heyetinin Ankara'ya gelişiyle tekrar açığa çıktı. Dışişleri Bakanı İvanov, Cumhuriyet'in 75'inci kuruluş yıldönümü törenlerinde Yeltsin'i temsil ediyordu. 29 Ekim resepsiyonu için gideceği Çankaya'da Demirel'le gözlerden uzak görüşecek, Yeltsin'in mesajını iletecekti. Dışişleri Bakanı Cem'le de bir araya geldi. Cem, İvanov'a, 'Türkiye'nin toprak bütünlüğüne yönelik terörist akımlara destek verilmemesi gerektiğini, Rusya'nın Türkiye'ye desteğinin devam etmesini istediklerini' söyledi. İvanov Cem'le ve Yılmaz'la görüşmelerinde sivri açıklamalardan kaçındı. 29 Ekim'de Çankaya'daki davetin ardından Demirel'in makamına alındı. Yeltsin'in mesajında genel ifadeler ve 75'inci yıl kutlaması dışında bir şey yoktu.
Demirel söze başladı: "Türk-Rus ilişkilerinin 516 yıllık diplomasi tarihi vardır. İki millet de birbirini iyi tanır. Biz Ruslarının 'Evet'inin evet, 'Hayır'ının hayır olduğunu biliyoruz. Bu zat Türkiye'ye büyük zarar vermiştir. Sonunda Suriye'den çıkarılmıştır. Bu işin nasıl biteceği er ya da geç bellidir. Bu konuda bize yardımcı olun."
İvanov, yanında bir dosya getirmişti. Demirel'in sözleri üzerine dosyasını kapattı. 'Emin olun" dedi. O zat Rus topraklarında barınma imkânı bulamayacak.' İvanov'un sözleri, Lebedev'inkiler gibi, sanki Öcalan hiç Rusya'ya gelmemiş gibi de yorumlanabilirdi. Ancak bu defa, gelecek zaman kipinde bir taahhüt vardı.
Demirel görüşmeden sonra yanındakilere, "Tamam" dedi, "oradan çıkaracaklar."
2 Kasım günü Jirinovski, yanında Duma'nın Jeoplolitik Konseyi Başkanı Aleksey Mitrinof olduğu halde, Odinsovo'ya, Öcalan'ın yanına gitti. Öcalan bundan böyle Mitrinof'un evinde kalacak, bu arada hangi ülkelere gidebileceği araştırılacaktı. Yolun sonuna yaklaştığı hissine kapılan Öcalan, Rusya'dan sığınma talebini yineledi. Mitrinof, "Duma'dan çıkarabiliriz" dedi, "Ama hükümet buna uymaz, seni gönderecekler." Yine de bu Öcalan için önemliydi. Yunanistan ve İtalya'da benzeri çağrılarda bulunan PKK etkisindeki siyasetçiler için cesaret verici olabilir, uluslar arası meşruiyet sağlayabilirdi.
Duma'nın kararı
Mitrinof sözünde durdu. Önce Başbakan Primakov'dan Öcalan'a siyasi sığınma istedi. Primakov çok sert tepki gösterdi. Bir an önce Öcalan'dan kurtulmak istiyordu. Bunun üzerine Mitrinof ikinci aşamaya geçerek Duma'ya gitti.
4 Kasım'da Lebedev bir kez daha Dışişleri'ne çağrıldı. Çağrılmanın iki nedeni vardı:
Rusya'nın, kararları kanun yetkisinde olmayan alt kanadı Duma, Öcalan'a siyasi iltica hakkı tanınmasını istiyordu. Oylamada yeniden toparlanma çabasına giren komünistlerle aşırı sağcıların isteği baskın gelmişti. Eski güzel günlerin arayışındaki bu milletvekilleri, Çeçenya'daki karışıklıktan Türkiye'yi sorumlu tutuyor ve Kürt ayrılıkçılığını dış politika kozu olarak kullanmak istiyordu. Rusya'nın bir önceki Ankara Büyükelçisi Albert Çernişev'in Türkiye'nin PKK konusundaki taleplerine "Evi camdan olan, komşusuna taş atmaz" deyimiyle karşılık vermesi, gerilimin düzeyini yansıtıyordu.
Duma'nın kararı, Öcalan'ın Rusya'da tutulmayacağını söyleyen Rus hükümetini yalanlayan kanıt gibiydi. İrtemçelik, Türkiye'nin Rusya'dan sözünü tutmasını beklediğini söyledi. Lebedev, görüşme sonrası, Duma'nın kararının bağlayıcı olmadığını açıkladı. Ankara'nın mesajını da gecikmeksizin Moskova'ya iletti.
ABD'den müdahale
Moskova açısından yalnız bu görüşme değil, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması da oyunun daha fazla sürdürmesinin başka riskler taşımaya başladığını gösteriyordu: ABD Dışişleri Sözcüsü Rubin, "Rus hükümetinden Öcalan'ın orada olup olmadığını araştırmasını istedik. Hiçbir ülke teröriste sığınma hakkı tanımamalı" deyip ekliyordu: "Tekrar ediyorum, hiçbir ülke."
İvanov bunun üzerine iki numarasını, bakan yardımcısı Aleksandr Avdaev'i Ankara'ya göndermeye karar verdi. Avdaev, Yeltsin'den, mesaj getiriyordu. İvanov'un kaleme aldığı mesajda Rusya, bir hafta önceki sözünün arkasında durduğunu söylüyordu. Demirel, "Bekliyoruz" dedi.
Avdaev'in asıl ilginç teması Dışişleri'nde oldu. Avdaev ile İrtemçelik, iyi arkadaştılar. Aynı dönemde Bulgaristan'ın başkenti Sofya'da büyükelçilik yaparken tanışmışlardı. İki Frankofon aydın olarak Rimbauld şiirlerinin okunduğu edebiyat seansları bile düzenlemişlerdi.
İrtemçelik, Avdaev'i kucaklayarak karşıladı. Samimiyetleri bazı şeylerin daha açık konuşulmasına izin veriyordu. İrtemçelik, "Bakın" dedi; "Arıyoruz, soruyoruz demeyin. Yeri, ne yaptığı, her gün kiminle konuştuğu belli. Bu işin nereye gideceği de belli; hiçbir yere gitmeyecek. Yolun sonu görülüyor. Gereğini bir an önce yapın, Türk-Rus ilişkileri bu işten kazanarak çıksın." Avdaev, "Anladım" dedi; "En azından kendi adıma elimden geleni yapacağıma söz veriyorum."
Görüşme bitti. İrtemçelik, Avdaev'i uğurlarken koluna girdi.
"Zorluklarınızı anlıyoruz" dedi; "Ama bakın 13 Kasım'da Meclis'te önemli bir dış politika görüşmesi var. Burada PKK'ya yardım eden ülkeler kınanacak, adları anılarak eleştirilecek. Bunların arasında Rusya olmasın."
Moskova'ya dönerken, Avdaev'in aklında Türkiye'yi oyalamanın ABD'yi oyalamak anlamına geleceği konusunda tereddüt kalmamıştı. Ankara ve Washington aynı hatta girmişti.
Sıra Beyaz Rusya'da
Avdaev döner dönmez çalışmaya başladı. En kolayı, zaten PKK'lıların bir süre önce Öcalan'ın sığınma mektubunu sunup, zemini hazırladıkları Beyaz Rusya'ya göndermekti. PKK yetkilisi Velat, Moskova güdümündeki Beyaz Rusya Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko'nun iltica talebini kabul edeceğini bildirmişti.
Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin'in Beyaz Rusya'ya gideceğinin açıklanması o günlerde pek dikkat çekmedi. Sezgin, özel bir görevle Minsk'e gidiyordu. Bu görev, Öcalan'ın ülkeye kabulünün ve sığınma hakkı verilmesinin engellenmesiydi. Sezgin 10 Kasım günü Minsk'ten bir tercih yapmasını istedi: Öcalan'ın dostluğu mu, Türkiye'nin dostluğu mu? Beyaz Rusya tercihini Öcalan'ı kabul etmeyerek yaptı. Suriye'nin ardından, küçük ama anlamlı bir diplomatik mücadele daha kazanılmıştı.
YARIN: İtalya ile gerilim