137 Fırtınalı Gün...(13)

Beyaz Saray alarma geçti

Türkiye, İtalya'da operasyon düşünürken ABD'nin Ankara Büyükelçisi Parris, Beyaz Saray'ı alarma geçirdi. Öcalan'ın 'diplomasi dışı iadesi' bu
aşamada gelişti.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

ABD ciddiyetini artırıyor
Türkiye'nin İtalya'da Öcalan'a operasyon düzenleme niyetini anlatmasından sonra CIA görevlisinin uyarısı zaten bu konuda duyarlı olan ABD'nin Ankara Büyükelçisi Mark Parris'i alarma geçirdi. Parris, Türklerin gözünü gerçekten karartmış olduğunu ve bu tavırlarıyla yalnız kendilerini değil, pek çok Amerikan çıkarını da tehlikeye atacaklarını anladı.
Türkiye'nin AB ile entegrasyonundan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesine, Kosova'daki NATO harekâtından (Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz ve Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun bastırmasıyla, bu harekâta tam destek kararı da 9 Ekim toplantısından çıktı) yaklaşmakta olan Irak krizine dek bölgenin çivisini yerinden çıkartacak bir zincirleme reaksiyon başlayabilirdi.
Parris, daha iki hafta kadar önce, 6 Kasım'da, ABD Başkanı Bill Clinton'un Demirel'e özel mektubunu getiren Savunma Bakanı William Cohen ile birlikte Köşk'e çıkmıştı. Mektupta ABD'nin Irak'taki Saddam Hüseyin rejimini gerekirse zor kullanarak devirmeye kararlı olduğu ve gerekirse Türkiye'den kara birliklerinin dahil olduğu taleplerde bulunulabileceği söyleniyordu. (bkz. 'Tezkere'; Yetkin, Murat; Remzi Kitabevi; İstanbul; Ocak 2004; ss. 11-16)
Clark'ın teklifi
Parris tam tarihini bilmiyordu ama, ABD'nin Irak'ın vurulacağı 'Desert Fox-Çöl Tilkisi' harekâtı yalnızca bir ay öteyedi. CIA görevlisi Virginia'daki merkezine bu mesajı iletirken, Parris Washington'a acil koduyla bir mesaj geçti. Mesaj hem Dışişleri Bakanlığı, hem de Beyaz Saray'da ciddiyetle karşılandı. ABD daha ilk günden itibaren gerek açıklamalar, gerekse diplomatik girişimlerle Türkiye'nin yanında yer aldığını göstermişti. Ama anlaşılan daha fazlası gerekiyordu. İtalyan hükümetinin 30 gün vermesiyle bir zaman baskısına girilmişti. O noktada önemli bir müdahale oldu. Clinton'un Güvenlik İşleri Danışmanı Richard Clark, Amerikan istihbarat çevreleri ve Beyaz Saray'ın en deneyimli ve saygın isimlerindendi. Beyaz Saray'daki bu görevine Başkan 'baba' George Bush'un döneminde oturmuş, ama Clinton da işine partizanlık bulaştırmayan Clark'ı yerinde tutmuştu.
Öcalan'ın Türkiye'ye iadesinde diplomasi dışında yöntemleri kullanmak, Türkçesiyle Öcalan'ın yakalanmasına aktif olarak yardımcı olmak fikrini Amerikan yönetiminde ilk ortaya atan Clark oldu. Türkiye'nin böyle bir eyleme kalkışması olasılığı yüksek değildi. Ama ülkedeki milliyetçi dalga kabarıyordu. Türk hükümetinin bilgisi dışında bu tür girişimler de söz konusu olabilirdi. ABD, Avrupa'daki müttefikleri arasında, üstelik kan dökülebilecek bir çatışmaya ne kadar hazırdı? Clark'ın Clinton ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'e tezini savunurken kullandığı olgular arasında, stratejik çıkarların ötesinde olgular da vardı. Bunlar arasında, Lockerbie'de, yani düşürülen Pan-Am yolcu uçağı sabotajından sorumlu iki Libyalının yerlerinin saptanması için MİT'in yaptığı işbirliği de vardı. ABD istihbaratı bu işbirliğinden dolayı Türk istihbaratına müteşekkir kalmıştı.
Bu kararın alınması için biraz daha zaman gerekecekti. Ama Clinton, Dışişleri Bakanı Madeline Albright'a PKK'ya Avrupa'da iltica hakkı tanınmaması, İtalya'dan çıkarılması ve Türkiye'de yargılanabilmesi için diplomatik çabaları artırması talimatını verdi.
Aynı gün, Türkiye'de 20 Kasım gecesi 21 Kasım sabahına döndüğü saatlerde Albright PKK konusunda bizzat açıklama yapıyordu. Yanında, birkaç gün önce Yılmaz'dan İtalya'nın PKK'ya, yani terörizme verdiği destek konusunda kendisinden yardım isteyen bri mektup alan NATO Genel Sekreteri (ki daha sonra AB Dış Politika ve Güvenlik Sorumlusu olacaktı) Javier Solana vardı. Albright'ın sözleri açıktı: "ABD yönetimi PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye iade edilerek adalet önüne çıkarılmasını istiyor. Öcalan ile kesinlikle sorunumuz vardır. Sorun terör eylemleri sorunudur. Bu durumda adaletin önüne çıkarılması son derece önemlidir."
Albright'ın mesajı Ankara'da anında değerlendirdi. Ankara, niyetinin daha açık anlaşılması için doğru yolda olduğuna inandı. Yılmaz, 21 Kasım'da sadece Roma değil, Washington, Londra ve Atina'da da kaşların çatılmasına neden olan şu açıklamayı yaptı: "Ne İtalya bu ayıbı taşıyabilir, ne de biz karşılıksız bırakırız."
Amerikan yönetimi bu gelişmelerin ardından Dışişleri Bakan Birinci Yardımcısı Strobe Talbott'u özel bir görevle İtalya'ya gönderdi. Talbott, 23 Kasım'da gittiği İtalya'da Dışişleri Bakanı Dini'ye işin şakaya gelir yanı olmadığını anlattı. Türkler her şeyi göze alma sınırına geliyordu ama, İtalyan yönetimi bunu algılayamıyordu. Ertesi gün Clinton, İtalyan Başbakanı Massimo D'Allema'ya telefonla durumun ciddiyetini bir de kendisi anlattı. Amerikalılar bu deneyimi daha önce yaşamış, Kıbrıs krizinde eski Başkan Richard Nixon'un deyişiyle "Pire için yorgan yakabileceklerini" kanıtlamışlardı.
Türkiye-İtalya ile ilişkilerini kopartma noktasına getirdiğinin anlaşılması için başka adımlar da atıyordu. Örneğin, Roma Büyüleçisi Batu, aldığı talimat gereği diplomasi kurallarını altüst ediyordu. Her gün basına konuşuyor ve İtalyan hükümetini topa tutuyordu. İtalyan Dışişleri'ne çağrıldığında diplomatik dili bir kenara bırakıyor ve şahsi nezaketinin elverdiği ölçüde sert ve siyasi bir dille Apo'nun derhal Türkiye'ye iadesini istiyordu. Türkiye'de büyük yatırımları olan FİAT grubuyla görüşüyor, muhalefet lideri Silvio Berlusconi ile neredeyse gün aşırı buluşarak D'Allema hükümetini şikâyet ediyordu. İtalyan Havayolları Alitalia, İstanbul-Roma seferini iptal etmek zorunda kalmıştı. Bu gerilimin İtalyan turizm sektörüne getirdiği zarar nedeniyle turizm sektöründe 60 bin kişinin işsiz kaldığı tahmin ediliyordu. İtalyan şirketleri Türk savunma ihalelerinde kara listeye alınmıştı.
Rüzgâr tersine dönüyor
İtalya hükümeti Öcalan'dan kurtulma hesapları yapmaya başladı. Hedef onu Türklerin eline kolaylıkla geçmeyecek bir yere göndermekti. Almanya, geldiği anda Öcalan'ın tutuklanacağını açıklamasıyla pek seçenek kalmamıştı. PKK'nın isteği, Öcalan'ı en rahat koruyacaklarına inandıkları Hollanda idi. Türkiye ve ABD'nin son çıkışları ve Almanya'nın tutumu, Hollanda hükümetini temkinli olmaya itmişti. Üç seçenek kalmıştı: Libya, Sudan ve Güney Afrika Cumhuriyeti.
Güney Afrika, PKK açısından kötüler arasında iyi seçenekti; siyasi açıdan Öcalan ve PKK için çok uygun bir yerdi. Başkan Nelson Mandela, ırk ayrımcılığına karşı 27 yıl hapis yattıktan sonra başa geçmişti. Atatürk Barış Ödülünü, PKK'nın kalbini fethederek reddetmişti. Öcalan, burada siyasi tanınma bulacağını düşündü. Ancak Mandela Öcalan'ı ülkesine kabul etmeyi kesin bir dille reddetti.
Bunda Dışişleri'nin yayından boşanmış çabalarının payı büyüktü. Dışişleri'nin üst kadrosu her sabah bir araya geliyor, dünyanın her ülkesine Öcalan'ı kabul etmemeleri gerektiğine dair üst üste mesajlar gönderiyorlardı. O kadar ki, Güney Kore Büyükelçiliği, Dışişleri'nden durduk yerde ikinci uyarıyı alınca itiraz etmişti: "Bu olayın bizimle ne ilgisi var. Aklınızı mı yitirdiniz?" Müsteşar yardımcılarından birisi, karşısındaki elçilik görevlisine bakmış, "Evet" demişti; "Aklımızı yitirdik. Bu konu söz konusu oldukça da yitirmeye devam edeceğiz."
Bütün bu mesajlar dünyanın her başkenti dolayımıyla Washington'a ulaşıyordu.
ABD'nin Roma Büyükelçisi Thomas Foglietta, Demokrat Parti Pennsylvania Senatörü iken Roma Büyükelçiliği'ne getirilmiş İtalyan asıllı bir hukukçuydu. Clinton'un az sayıdaki siyasi büyükelçi ataması arasındaydı. Foglietta ve elçiliğinin devreye girmesi de, İtalya'nın zaten Öcalan tarafından da istenmeyen Libya ve Sudan umutlarını suya düşürdü. El Kaide'nin cirit attığı Sudan son senelerde bir ölçüde CIA'nin av alanı haline gelmişti. 1994 yılında uluslararası terörist 'Çakal' Carlos Ramirez, CIA'nin Afrika'daki şefi Cofer Black tarafından Sudan'da saptanmış, Fransız istihbaratının ellerine bırakılmıştı. Ama Libya, o an için kesinlikle ABD'nin erişim alanında değildi. Özellikle Libya'nın ihtimal dışı bırakılmasında, Lockerbie eyleminden etkilenen İngiltere hükümetinin de etkisi olmuştu.
YARIN: Hükümet krizi patlıyor