137 Fırtınalı Gün...(14)

Hükümet de gitti, Öcalan da

Öcalan'ı İtalya'dan çıkarma çabası sürerken, Türkbank skandalı Yılmaz hükümetini düşürdü. Ancak Türkiye baskıyı kesmedi, İtalya Öcalan'ı gönderdi.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Hükümet düştü, tempo düşmedi
Mesut Yılmaz hükümeti dışarıda PKK ile uğraşırken, içeride bütün enerjisini Türkbank skandalı nedeniyle yaşanan kriz alıyordu. Ekimde CHP lideri Deniz Baykal'ın yaptığı bir dizi açıklamayla, Türkbank'ın işadamı Korkmaz Yiğit'e satılmasında tehdit, şantaj ve rüşvetin etkili olduğu konuşulmaya başlamıştı. Yeraltı dünyasının meşum ismi Alaattin Çakıcı'nın burada da etkisi olmuştu.
Başbakan Mesut Yılmaz ve dönemin Hazine Bakanı Güneş Taner aleyhine CHP, DYP ve FP tarafından verilen gensoru önergesi 23 Kasım'da Meclis gündemine alındıktan iki gün sonra, 25 Kasım'da oylandı. Yılmaz hükümeti, 314'e karşı 315 oyla düşürüldü. Yılmaz yeni hükümet kurulana dek görevi yürütecekti ama, artık Türkiye'de yaralı bir yönetim vardı.
Türkiye içeride bitmek bilmez gibi görünen koalisyon görüşmelerine kilitlenmişken dışarıda Öcalan kriziyle ilgili gelişmeler durmuyordu.
Avrupa'da arayış
Afrika ülkelerinden aradığını bulamayan D'Allema yeniden Avrupa'ya yönelmişti.
D'Allema'nın, 27 Kasım'da Bonn'da Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile görüşmesinin ardından Türkiye kendisini bambaşka bir senaryonun önünde buldu. Schröder'e göre, "Kürt meselesine uluslararası bir çözüm getirmek amacıyla" İtalya ve Almanya Dışişleri bakanları bir program hazırlayabilirdi. Yani İtalya ve Almanya Türkiye'deki Kürt meselesine kendi aralarında çözüm bulacaklardı. D'Allema da, "Konu uluslararası bir mahkemede çözülmelidir" diyordu.
D'Allema, AB Komisyonu Başkanı Jacques Santer, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve İspanya Başbakanı Jose Aznar ile de temas kurarak aynı minvalde konuştu. Ankara kızgındı ama, Roma'nın bu temaslardan beklediği desteği aldığı yolunda bir kanıt da yoktu. Kimse kendi adının bu işe karıştırılmasını istemiyordu.
İtalyan Dışişleri Bakanı Dini 29 Kasım'da Rusya'ya uçtu. Muhatabı İgor İvanov ile yaptıkları görüşmede hem Rusya'nın İtalya'ya olan borçları ve Rusya'daki muhtemel İtalyan yatırımları konusunun, hem de PKK ve Öcalan konusunun gündeme gelmesi, herkesin dikkatini çekiyordu. İtalya'nın, Öcalan'ı alması karşılığında Rusya'nın borçlarını silmeyi önerdiği iddia ediliyordu. Il Giornale gazetesi, bu pazarlığın 1998 için 8 milyar dolarlık bir kredi dilimi içerdiğini öne sürüyordu. Dini aynı gün La Stampa'da yayımlanan röportajında, o keskin 'uluslararası mahkeme' tezinin yanı sıra, 'Kürt sorununa uluslararası konferansla çözüm bulma' tezinden geri adım attığını, daha gerçekçi bir çizgiye çekildiğini, şu sözlerle gösteriyordu: "Türkiye'nin içeride demokrasisini geliştirecek önlemleri artırması, insan hakları konusunda garanti vermesi, ülkenin güneydoğusunda Kürt kültürünün barışçıl yoldan tanınması için cesaretlendirilmesi gerekir."
'Öcalan terörist'
D'Allema'nın 1 Aralık'ta İtalyan televizyonu RAI'ye verdiği demeçte, Öcalan'dan 'terörist' olarak söz etmesi ve "O teröristi yakaladık. Şimdi de mehkemeye çıkarılıp adil biçimde yargılanması için çalışıyoruz demesi, baskıların sonuç getirmeye başladığının, rüzgârın gerçekten dönmeye başladığının göstergesiydi.
Cumhurbaşkanı Demirel ertesi gün yeni hükümeti kurma görevini DSP lideri Bülent Ecevit'e verdi. Ecevit, amacının, Türkiye'yi sağ salim 18 Nisan 1999 seçimlerine götürecek bir hükümet kurmak olduğunu açıkladı. 4 Aralık'ta, hâlâ Başbakan olan Yılmaz, "Türkiye'nin Fransa'ya Çakıcı'nın iadesi için idam cezasının uygulanmayacağı yönünde gerekli güvenceyi vermeye hazır olduğunu" açıkladı.
Bu açıklama akıllarda, acaba Ankara'nın Öcalan için de benzeri bir güvenceyi verip veremeyeceği sorusuna yol açtı. O gün İtalya'da Öcalan hakkında, 'ülkeye sahte pasaportla giriş yapma' suçlamasıyla soruşturma açıldı. Ancak Roma İstinaf Mahkemesi'nin 16 Aralık'ta Öcalan hakkındaki zorunlu ikamet kararını da kaldırıp serbest olduğunu açıklaması gerilimi zirveye taşıdı. Sokaklar bir kez daha ayağa kalkmıştı.
Albright'tan telefon
ABD Dışişleri Bakanı Albright 15 Aralık gecesi Demirel'i aramış ve ertesi gün Irak'a ABD ve İngiltere kuvvetlerinin katılacağı bir harekât başlayacağını duyurmuştu. 'Çöl Tilkisi' harekâtı 36. pararlelin kuzeyindeki hava sahasının Irak'a yasaklanmasını da içerdiği için İncirlik'teki uçaklar da kullanılacaktı. Demirel bu bilgiyi hemen Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ve Başbakan Yılmaz ile paylaştı. Amerikan ve İngiliz uçakları 16 Aralık'ta Irak'ı vurmaya başladı.
17 Aralık sabahı Dışişleri Bakanı Cem, ABD Büyükelçisi Parris'i makamına çağırdı. Bu alışılmamış bir talepti. Cem, Parris'e neler olduğunu sordu. Parris anlattı. Görüşme sonrası Cem, Başbakan Yardımcısı Ecevit ve Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel ile toplantıya girerken, Parris bir başka görüşme için Çankaya'ya çıkıyordu.
Ekonomik baskılar
Bu iki görüşmede de Irak'a yönelik operasyonun yanı sıra, Türkiye'nin Öcalan'ın hâlâ İtalya'da misafir edilmesinden ve artık serbest de kalmış olmasından duyulan rahatsızlık konuşuldu. Bu arada İtalyan muhalefeti ve sanayicileri de hükümete karşı cephe almaya başlamıştı.
D'Allema'yı rahatsız etmek için Türk Büyükelçisi Batu'nun düzenli ziyaret ettiği Forza Italia partisinin lideri, güçlü işadamı Berlusconi, Öcalan'ı kabul ederek D'Allema iktidarının büyük gaf ve 'aptallık' yaptığını söyleyerek, onun kalmasına asla izin veremeyeceklerini açıkladı.
MİT'in Apo'nun kaldığı villaya eleman soktuğu konuşuluyor, mahkemenin serbest bırakma kararına karşın, İtalyan emniyeti Öcalan'ın dışarı çıkışına öldürülecek kaygısıyla izin vermiyordu. Villa'nın bulunduğu sokağa gazeteciler dahil kimse sokulmamaya başlamıştı. Türk gazeteciler, İtalyan gizli servisi tarafından Türk gizli servis ajanı olup olmadıkları sorusuyla muhatap oluyorlar, taciz ediliyordu. Roma'daki her Türk'e vurucu tim elemanı kuşkusuyla bakmaya başlayan İtalyan hükümetinin artık tek bir kaygısı kalmıştı. Apo'dan sağ salim kurtulmak.
23 Aralık'ta D'Allema'nın Noel öncesindeki basın toplantısında söyledikleri Ankara açısından bir yönüyle üzüntü verici, bir yönüyle rahatlatıcıydı. Rahatlatıcıydı, çünkü İtalyan Başbakanı, "Krizin kendi açılarından Öcalan'ın İtalya'dan ayrılmasıyla çözülmüş sayılacağını" ilan ediyordu. Kürt sorununu uluslararası konferans ve yargıyla çözme gibi iddialı hedefler ilan edişinin üstünden bir ay geçmeden, Roma, kendisi için çözüm yolunu Öcalan'ın süratle sınır dışı edilmesi olarak gördüğünü söylüyordu. Açıklamanın üzücü yanı, dünyanın en zengin ve güçlü ülkelerinden sayılan İtalya'nın başbakanının "Öcalan'ın bu kararını anlayışla karşılayacağını umduğunu" söylemesiydi. Ne de olsa "hiçbir dava, ne kadar haklı olursa olsun masum insanların öldürülmesini haklı çıkarmıyordu".
'Sığınma verilmeyecek'
D'Allema'nın 11 Ocak'taki, "Öcalan'ın terör suçları görmezden gelinmeyecek, siyasi sığınma verilmeyecek" sözleri, Ankara açısından İtalya defterinin kapanmakta olduğu şeklinde yorumlanmıştı. O gün Ankara'da Meclis, Ecevit azınlık hükümetine güvenoyu veriyordu.
Meclis'teki partiler, siyasi geleceği kalmadığını düşündükleri Ecevit'e ülkeyi, 18 Nisan seçimlerine götürme ve zorunlu işler dışında icraat yapmama koşuluyla emanet etmişti. Arada Yalım Erez'le denenen 'geniş tabanlı hükümet' formülü tutmayınca Demirel, 7 Ocak'ta hükümet kurma görevini Ecevit'e yeniden vermişti.



Öcalan 16 Ocak'ta tekrar Moskova yolunda
16 Ocak akşamı İtalyan RAI UNO televizyonu, Öcalan'ın ülkeden ayrıldığını duyurdu. İtalya'da resmi yetkililer ve milletvekillerince karşılanan Öcalan, 66 gün sonra kamuflaj altında, Champigno askeri havaalanına götürülüyordu. İstikamet Rusya idi. İki ay önce Dışişleri Bakanı İvanov ve Başbakan Primakov'un Ankara'ya söz vermiş olmasına karşın, Öcalan, hem de Rus gizli servis elemanlarının korumasıyla yeniden Moskova'ya, Gorki havaalanına iniyordu.
Ankara ertesi sabah Öcalan'ın Moskova'ya ilk gittiğinde kaldığı Jirinovski kontrolündeki evlerden birinde kaldığını doğrulamıştı. Öcalan, MİT'in inanamadığı bir siyasi özgüvenle her tarafla cep telefonuyla konuşuyor, konuşmaları yalnızca MİT değil, bütün bellibaşlı istihbarat servislerince izleniyordu.
Lebedev: Haberim yok
Başbakan Ecevit, durumu MİT Müsteşarı Atasagun ve Dışişleri Bakanı Cem ile değerlendirdikten sonra Rusya Büyükelçisi Alexandr Lebedev'i makamına çağırdı. Türkiye'nin elindeki bilgilerin Öcalan'ın yeniden Rusya'da olduğunu gösterdiğini söyledi. Lebedev çok zor durumdaydı. "Haberim yok" dedi; "Hemen Moskova'ya ileteceğim. Ama sizi temin ederim Öcalan yakalanır yakalanmaz sınır dışı edilecek."
Moskova'da sıkıntı vardı. Başbakan Yevgeni Primakov, Öcalan'ın bir grup gizli servis elemanı ve milletvekili tarafından yeniden ükleye getirildiğini öğrenince küplere bindi. 22 Ocak'ta Amerikan Dışişleri Bakanı Albright, Moskova'da olacaktı. Eski KGB'nin yerine geçen Rus gizli servisi FSB ve İçişleri Bakanlığı'na kesin talimat vererek Öcalan'ın ülke dışına çıkarılmasını ister.
Ermenistan almadı
Öcalan ve PKK Avrupa teşkilatı Ruysa'dan bu kadar çabuk ayrılmaya hazırlıklı değillerdir. Herhangi bir Avrupa ülkesi için altyapı hazırlanmamıştır. Ermenistan'a gitmek istediklerini söylerler. Türkiye, Ermenistan önlemini almıştır. Öcalan'ın daha Suriye'den ilk çıktığı zaman Ermenistan'a gitme ihtimali karşısında, Başbakan Robert Koçaryan üzerinde hatırı olan Ermeni diasporasından etkili bir isimle temas kurulmuş, Erivan yönetimi derhal Öcalan'ın ülkede olmadığı ve kabul edilmeyeceği açıklamasını yapmıştır.
Koçaryan, benzeri bir açıklamayı bir ara Öcalan'ın işgal altındaki Dağlık Karabağ'da, Stepanakert şehrinde olduğu söylentileri çıktığında da yapmıştır. Şimdi de Öcalan'ı kesinlikle ülkesinde istememektedir. Ermenistan'ın Türkiye ile zaten yeterince sorunu vardır ve Öcalan'ın Suriye ve İtalya maceralarının ne olduğu artık dünya liderlerince gayet iyi bilinmektedir.
Tacikistan günleri
PKK lideri, 20 Ocak günü Gorki havaalanına götürüldüğünde, yolculuğun tam olarak nereye olduğundan emin bile değildir artık. Rota havaalanında uçağa binerken söylenir. Öcalan Rus gizli servisi elemanlarınca, Orta Asya'nın en uzak ülkesine, Tacikistan'a götürülmektedir.
22 Ocak'ta Albright, Primakov ile görüşmelerinde gerçekten Öcalan konusunu açar ve sorunun kendileri için ne denli önemli olduğunu anlatır. Artık PKK liderinin Rusya dışına çıkarıldığından emin olan Primakov da Albright'ın gözlerinin içine bakarak Rusya'da olmadığını söyler. Aynı gün İvanov, "Öcalan'ın Türk yetkililerin iddia ettiği gibi Rusya'da olmadığını" resmen ilan eder. Primakov'un Ecevit'e yazdığı aynı bir mektup da, Büyükelçi Lebedev aracılığıyla Türk Dışişleri'ne iletilir.
Öcalan Tacikistan'ın Başkenti Duşanbe'de dokuz gününü, Rus subaylar için lojman olarak kullanılan askeri bir bölgede, tek katlı bir binada, ev hapsinde geçirir.


29 Ocak: Yeni istikamet Atina
Ecevit 25 Ocak günü ABD'nin Ankara Büyükelçisi Parris ile bir görüşme yapar. Konu Irak'tır. Ama PKK konusu da görüşülür. Parris, Amerika'nın desteğinin Türkiye'nin yanında olduğunu söyler.
Bu arada Türk ve Avrupa basınında, kendisinin Ermenistan'dan Lübnan'a, Kıbrıs'tan İran'a, Moldova'ya dek değişik ülkelere gittiği yolunda haberler çıkar. PKK Avrupa teşkilatı ise son umut olarak yine Yunanistan'a dönmüştür. Bu kez bağlantı, Öcalan'ı Lübnan'ın Bekaa Vadisi'ndeki PKK militanlarının eğitildiği kampta da ziyaret etmiş, oraya milletvekillerini taşımış olan istihbaratçı, emekli amiral Andonis Naxakis'tir.
İstihbarat bağlantıları kullanılarak, Kırbıslı Rum işadamı Aristos Aristodolus'un aracılığı ve mali desteğiyle Öcalan'a, PKK ile bağlantılı bir Rum gazeteci olan Lazaroz Mavros adına sahte Kıbrıs Rum pasaportu da ayarlanmıştır. Naxakis, eski dostu Dışişleri Bakanı Teodoros Pangalos'u bu kez ayarladığını, sorun çıkmayacağı haberini yollar.
Simitis kesin karşı
Öcalan 29 Ocak'ta bir Rus jetiyle Baltık kıyısına, Saint Petersburg'a götürülür. Yakıt ikmali yapılır. Uçak, Naxakis de içinde olduğu halde yarım saat geçmeden St. Petersburg'dan havalanır: İstikamet Atina. Yunan Dışişleri Bakanı Pangalos'la Başbakan Kostas Simitis arasında Öcalan nedeniyle yaşanan görüş ayrılığı ise derinleşmektedir.
Simitis, Yunan gizli servisi EYP'ye Öcalan'ın ülkeye sokulmaması talimatı vermiştir. EYP, Naxakis'in Öcalan'ı getirme çabası içinde olduğunu saptamış, kendisini sıkıştırmaya başlamıştır. Öcalan bu kez Atina, Ellinikon havaalanında karşılanmak bir yana, gizlice Atina'nın banliyölerinden Nea Makri'de yaşayan Naxakis'in arkadaşı yazar Vula Damyanako'nun evine götürülür. Öcalan, karşılaştığı muameleye sinirlenmeye başlamıştır, Sorularına yanıt veremeyen Naxakis, Pangalos'u aramış, Öcalan'a siyasi iltica çıkarılması için izin istemiştir. Pangalos aslında bu fikrin ateşli destekçisidir. Naxakis'e, Öcalan'ı ziyaret etmek istediğini söyler. Ancak konuyu Simitis'e açtığında sert tepki görür: "Siz bu görüşmeye gitmeyeceksiniz. O şahıs da derhal bu ülkede gidecek."
Naxakis bundan habersiz, Pangalos'la buluşması için Öcalan'ı Atina'daki kendi evine nakleder. Ancak Pangalos yerine EYP Başkanı Haralambos Stavrakakis gelir ve ülkeyi terk etmesi gerektiğini söyler. Öcalan yine Hollanda'ya gitmek istediğini beyan eder. Stavrakakis, Yunanistan'la Hollanda arasında Schengen anlaşması olduğunu ve yakalanırsa Yunanistan'a iade edileceğini, bunu istemediklerini söyler. Ama PKK lideri ısrarlıdır. Avrupa teşkilatı Hollanda'da her şeyin ayarlandığını söylemektedir.
Hava trafiği kapalı!
Yunan istihbaratı Öcalanı, derhal Beyaz Rusya'nın başkenti Minks'e götrüecek bir uçak ayarlar; oradan, Rieka'dan Lahey'e hareket edecek bir charter uçak bulmuşlardır ve ertesi günü bile beklemeye tahammülleri kalmamıştır.
Uçak 31 Ocak akşamı Minsk'e gitmek üzere kalkar. Ancak bu arada Türk istihbaratı da, Amerikan istihbaratı da Öcalan'ın Hollanda'ya gitmek üzere havalandığını öğrenmiştir. Minsk ve Lahey ile temas kurulur.
Ne PKK'lıların, ne de Yunanlıların tahmin ettiği bir şey olur. Beyaz Rus hükümeti, havaalanını trafiğe kapatır. Uçak Minsk'e inemeden rotayı Hollanda'ya, Rotterdam'a çevirir. Hollanda hükümeti de bir emrivakiyi önlemek amacıyla saat 21.00 itibarıyla bütün hava sahasını kapattığını ilan eder.
Yunan uçağı çaresiz geri döner. Ancak hükümet artık uçağı Atina'ya indirmeyecektir. Uçak Ege denizindeki Korfu Adası'na iner. Gün 1 Şubat'a dönmüştür. Öcalan ve beraberindekiler Korfu Adası'nda EYP'nin kontrolündeki bir eve konur.
YARIN: Kenya macerası