137 Fırtınalı Gün...(15)

Yunanistan'a 'suçüstü'...

MİT'ten Yunan istihbaratına bir faks gitti: "Öcalan'ın yerini biliyoruz." ABD'liler de Pangalos'a, "Öcalan'ı Kenya'ya yollayın, gerisini bize bırakın" dedi.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Yunan istihbaratına suçüstü...
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Atasagun, 1 Şubat 1999'da Yunan istihbarat teşkilatı EYP'nin Başkanı Stavrarakis'e bir faks çeker; özetle, "Öcalan'ın yerini biliyoruz. Bu, iki ülke arasında çok sıkıntıya yol açacak" demektedir. Türk istihbaratı, Yunan istihbaratına adeta 'sobe' demektedir. Stavrarakis, "Bizde değil" der. Buna Ankara'nın inanmayacağını bilmektedir. Durumu CIA da saptamıştır.
Stavrarakis, Başbakan Kostas Simitis'e durumu aktarır. Daha zor durumda kalmamak için bir çıkış bulmaları gerekmektedir. Simitis, Dışişleri Bakan Thedoros Pangalos'u arar ve artık bu işi bitirmesini ister. Bu sırada ABD'nin Atina büyükelçisi Nicholas Burns, Pangalos ile görüşür. Pangalos, Öcalan'ı göndermek istediklerini ama başaramadıklarını söyler. Burns kritik bir müdahalede bulunur: "Öcalan'ı Kenya'ya gönderin, gerisini bize bırakın." Pangalos anlam veremez, ama durumdan kurtulmak için yapacağı fazla bir şey yoktur.
Amerika kararlı
ABD bir süredir kararını vermişti. Türkiye'nin, içinde bulunduğu sıkıntılı duruma rağmen hiç geri adım atmaması ve Öcalan konusunda İtalya gibi NATO müttefikleriyle bile çatışmayı göze aldığını ortaya koyması tehlikeliydi. Ankara'nın bir müdahalesi çatışmalarına yol açabilirdi.
Daha aktif yardım edilirse, ülkenin önü açılır, demokratik reformlara zemin sağlanır ve Türkiye Avrupa'ya yakınlaşırdı. Beyaz Saray'ın terör uzmanı Richard Clark, PKK liderinin yakalanmasının Avrupa ve Ortadoğu'da terörizmin geriletilmesinde katkı sağlayacağı ve bunu yapmalarının Türkiye'ye müttefiklik borcu olduğu fikrindeydi. Önce Ulusal Güvenlik Danışmanı Sandy Berger'i ikna etti. Berger'in iknasında ilginç bir faktör rol oynamıştı. Amerikalılar, son zamanlarda Türkiye ile gizli kalması gereken işbirliğinin sızmasından şikâyetçiydi. Örneğin 16 Kasım'da Başbakan Mesut Yılmaz'ın "Amerika da devrede" açıklamasını yapması, Washington'ın manevra alanını kısıtlamıştı. Bunun parçalı koalisyonun getirdiği siyasi rekabetten kaynaklandığını düşünüyorlardı.
Ecevit faktörü
Şimdiyse tek amacı ülkeyi seçime götürmek olan Ecevit azınlık hükümeti işbaşındaydı. Başbakan Bülent Ecevit, zaten ağzı sıkı bir politikacıydı. Kıbrıs harekâtında kendilerini bile atlatmıştı.
ABD Başkanı Clinton bir toplantıda, "Peki ne yapacağız?" diye sorduğunda, Clark'ın yanıtı hazırdı: "Yakalayıp vereceğiz." Operasyon için pek çok yer düşünülmüş, Kenya'da karar kılınmıştı.
Bunun birkaç nedeni vardı. Birincisi, bir süre önce Kenya'daki ABD Büyükelçiliği El Kaide tarafından bombalanınca CIA'in ülkeye neredeyse kamp kurmasıydı. Kenya polisi Amerikalıların sözünden çıkmaz olmuştu. İkincisi, Kenya, Türkiye dahil PKK olayıyla ilgili herkese yeterince uzaktı. Kontrol harici gelişme olması ihtimali zayıftı.
Amerikan istihbaratının altın çocuklarından Afrika uzmanı Cofer Black (o sırada Latin Amerika masasını yönetmesine karşın) operasyonun hazırlanmasında aktif görev aldı. Çakal Carlos'un ardından Apo'nun yakalanmasına da yardımcı olmak kariyerine parlak bir kayıt daha düşecekti.



Kenya'da operasyon teklifi

Amerikan istihbarat yetkilileri, Atasagun'a, 'Öcalan için Kenya'da birlikte operasyon yapabiliriz' dedi. Teklif kabul edildi. Sorumluluk MİT'te olacaktı. Operasyonu bilmesi gereken kişiler tek tek belirlendi

Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos, Başbakan Simitis'e gelişmeleri aktardı. Simitis'in talimatıyla EYP, Öcalan'ı Kenya'ya uçurmak için harekete geçer.
Öcalan'ı taşıyan uçak 2 Şubat'ta, Kenya saatiyle 13.33'te Nairobi havaalanına iner. Yunan Büyükelçiliği, uçağın diplomatik korumada olduğunu ve kendilerinin arama yaptığını söyleyerek, Kenya polisinin aramasına izin vermez. Daha sonra Kenya hükümetinin yaptığı açıklamaya göre, yolcu listesi de sahtedir.
Başbakan Bülent Ecevit, 3 Şubat'ta DSP grubuna, 'Batı kamuoyunun Öcalan'ın çirkin yüzünü görmezden gelemeyecek duruma ulaştığını' söyleyerek ekler: "Dünyanın hiçbir yerinde kendisini saklayamayacağı da anlaşılmıştır."
Bir sonraki gün Cumhurbaşkanı'nın her perşembe yaptığı haftalık güvenlik ve siyaset görüşmeleri vardır. Demirel'in randevu defterinde 17.30 MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, 18.00 Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ve 19.00 Ecevit rendevuları görünmektedir. Atasagun, Köşk'te son bilgileri verdi. Bir Afrika ülkesinde olabileceği konusunda bilgi vardı. Teyit etmeye çalışıyorlardı. Amerikalılarla işbirliği, bilgi alışverişi şeklinde devam ediyordu.
Apo'nun peşindeydiler. Demirel teşekkür etti.
İlk teklif geliyor
Atasagun, Yenimahalle'deki bürosuna döndüğünde, ABD elçiliğindeki CIA bağlantısının görüşmek istediğini öğrendi. Kısa süre sonra odasındaydı. Konuya hemen girdi: "Öcalan'ın Kenya'da olduğunu düşünüyoruz. Yakalamanız için destek vereceğiz. Müşterek operasyona ne dersiniz?"
CIA görevlisi, ABD Büyükelçisi Parris'in Dışişleri ve hükümet yetkilileriyle görüşmelerinde dolaylı biçimde dile getirdiği koşulları usturuplu bir dille sıraladı: Aylardır verilen destekte Öcalan'ın yargı önüne çıkarılması gereği vurgulanmıştı, öldürülmesi değil. Yargılama adil olmalıydı. Ölüm cezası ABD'nin birçok eyaletinde yasal olduğundan Amerikalılar 'İdam edilmesin' demiyor, ama Apo'nun sağ kalması gereğini vurguluyorlardı.
Atasagun, "Hemen Başbakan'a iletiyorum" dedi. Saat 20.00'yi geçmişti. Ecevit, Köşk'teki görüşmeden çıkmış, Dışişleri Konutu'ndaki bir davetteydi. Atasagun, önemli bir konu olduğunu belirtti. Buluştular. Durumu net cümlelerle özetledi.
Ecevit bunu beklemiyordu; çok memnun oldu.
Onay verdi. Atasagun, hemen işbirliği için gerekli talimatları verirken, Başbakan da Cumhurbaşkanı'na ulaşmaya çalışıyordu.
Köşk'te dörtlü zirve
Cumhurbaşkanı istirahate çekilmişti. Yalnız nöbetçi memurlar işbaşındaydı. Başbakan'ın aradığını söylediler. Konu Öcalan'dı, yani önemliydi. Demirel PKK dosyasını istedi. Ecevit'e 23.30 için ranbevu verdi. Yaverine, Kıvrıkoğlu'nu da beklediklerini söyledi. Gün 4 Şubat'tan 5 Şubat'a dönerken Çankaya'daki dörtlü toplantı büyük bir gizlilik içinde, hararetle devam ediyordu.
Demirel ve Kıvrıkoğlu da memnundu ama herkesin içinde bir endişe vardı. Bu operasyonun da 1995'teki gibi fiyaskoyla bitmesi ihtimali, üstelik bu kez ABD ile işbirliği yapıldığının da ortaya çıkması başarısızlık durumunda Türkiye'ye çok ağır yük getirebilirdi. Öncelikle, bu konunun çok gizli tutulması, kimseye söylenmemesi gerekiyordu. (Bu araştırma için konuştuğum Ecevit, "Ona söylersem, belki boş bulunup başkasına da söylerim diye Rahşan'a bile bahsetmedim" diyecekti.)
Bilmesi gerekenler
'Safari Operasyonu'ndan tamamen haberli olacak kişiler şöyle belirlendi: Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, MİT Müsteşarı Atasagun ve Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Fevzi Türkeri. MİT'in istihbarattan sorumlu müsteşar yardımcısı Mikdat Alpay, operasyonlardan sorumlu müsteşar yardımcısı Emre Taner, işin kendilerine ait olan kısımlarını bileceklerdi. Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve müsteşarı Korkmaz Haktanır da bir aşamada haberdar edilecekti. Süreci baştan beri bilen müsteşar yardımcısı Uğur Ziyal ile Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da konudan haberli olması gerekliydi. Ecevit, sağ kolu Hüsamettin Özkan'a bile harekât belli bir aşamaya gelince bilgi verecekti.
Harekâtın bir MİT-Genelkurmay ortak harekâtı olup olmadığına karar vermek önem taşıyordu. Geçmişte ortak harekâtların yetki-sorumluk kargaşasından dolayı başarısızlığa uğradığı örnekler vardı. Ortak harekât güvenlik zaafı ve bilgi sızma ihtimalini de getiriyordu. Genelkurmay'ın belli çekinceleri vardı. Yurtdışına asker göndermek için Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca Meclis kararı da gerekiyordu. Sonuçta MİT sorumluluğu aldı. Genelkurmay sağlayacağı muharip olmayan sınıftan bir askeri doktor hariç, operasyon ekibi MİT elemanlarından seçilecekti. 5 Şubat'ın ilk saatlerinde Kıvrıkoğlu "Tamam, yapalım"; Ecevit; "Başarılı olacağına inanıyorum" dedi. Demirel, "Doğru bir proje" dedi, "Hayırlı olsun."
Clark'ın teklifi
Atasagun için işin en zor kısmı başlıyordu. Önce Amerikalılara hükümetin mutabakatını iletti. Yanıt çok geçmeden çarpıcı biçimde geldi. İlerleyen saatlerde ABD Senatosu'nda konuşan Dışişleri Bakanı Albright, 'Öcalan'ı barındıran her ülkeye, yargı önüne çıkarılması için işbirliği çağrısında' bulunuyordu. Düğmeye basılmıştı.
Oyun planı, Öcalan'ı, Amerikalıların katkısıyla Hollanda'nın kendisini kabul edeceğine inandırıp Kenya'daki Yunan Büyükelçiliği'nden çıkarmak ve havaalanından Türklerin teslim almasını sağlamaktı. Gerisi Türk servislerinin işi olacaktı. Türk ekibi Nairobi havaalanı dışına çıkmayacak, Öcalan'ı aldıktan sonra Sudan ve Mısır hava sahasını kullanarak hiç durmadan Türkiye'ye uçacaktı.
Öcalan Türkiye'ye getirildiğinde askeri yetkililere teslim edilecekti. PKK liderinin nasıl ve hangi koşullarda hapsedileceği de belirlenmişti. Bu iş için Marmara Denizi'ndeki İmralı Yarı Açık Cezaevi boşaltılmış, Genelkurmay'a devredilmiş ve etrafı askeri bölge ilan edilmişti.
Öcalan, AB'nin cezaevi standartlarına uygun koşullarda, yalnızca kendi mahkûmiyetine tahsis edilmiş bir cezaevinde tutulacaktı.
YARIN: 'Memleketine hoş geldin'