137 Fırtınalı Gün...(16)

Operasyon için yedi kişilik tim

MİT Müsteşarı, Apo'yu Kenya'dan getiren operasyondaki yedi kişiyi seçti. Uçak Türk hava sahasına girince Atasagun, Ecevit'i uykusundan uyandırdı.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Ekibi Atasagun seçtiAsıl operasyon ekibi üç kıdemli MİT uzmanıyla bir muhabereciden oluşuyordu. Meslek hayatı PKK ile mücadelede geçmiş, örgütün neredeyse her şeyini bilen subay kökenli kıdemli bir MİT mensubu, daha uçaktayken Apo'nun ağzından laf almaya başlaması için ekibe alınmıştı. Birkaç dil bilen (ve birkaç gün sonra uçağa binerken Apo'nun Hollandalı ya da Amerikalı sanarak selamlaştığı) bir dil uzmanı vardı.
Yedinci eleman, Öcalan'ın sağlığından sorumlu olacak askeri doktordu. Ekip birbirlerinden habersiz olarak günler öncesinden merkeze çağırılarak fark ettirmeden dünya ile ilişkileri kesildi. Son dakikaya kadar hiçbirine
operasyon hakkında bilgi verilmedi.
Uçak aranıyor
Kenya'dan Türkiye'ye direkt uçacak menzilde bir uçak gerekliydi. Koşullara en uygun olanı bir Falcon'du. Türkiye'deki Falcon'lar arasında en uygunu da eski bakan ve işadamı Cavit Cağlar'ınkiydi. Çağlar'ın başı, İnterbank ve Etibank nedeniyle yasalarla beladaydı. Çağlar, özel uçağını her istendiğinde devlet hizmetine vermişti.
Atasagun, Çağlar'ı bizzat aradı. Kendi gideceği bir görev için uçak gerektiğini, MİT'in uçağının arızalı olduğunu söyledi; Falcon'un kira bedeli 200 bin dolar hemen ödenecekti. Çağlar sorgusuz kabul etti; bu tür taleplerde soru sorulmaması gerektiğini biliyordu.
ABD'nin 4 Şubat'taki teklifinin üstünden birkaç gün geçmeden, işadamı heyeti görünümündeki operasyon ekibi Kenya'nın komşusu Uganda'nın başkenti Kampala'ya giderek, Entebbe havaalanında beklemeye başladı.
Son perde
Türk ekibi Uganda'ya ulaşmadan ilginç bir gelişme oldu. CIA, MİT'e ilginç bir soru yöneltti: Öcalan'ın Nairobi'de olduğunu biliyorlardı ama, kesin yerini saptayamıyorlardı. Acaba Türklerde bu konuda bilgi var mıydı?
MİT bunun bir yoklama olduğunu anladı. Amerikalılar, Türklerin ne kadar karanlıkta, ne kadar kendilerinden gelecek bilgiye bağımlı olduğunu ölçmek istiyordu. Geniş uydu imkânları ve bölgedeki ajanlarıyla Amerikalıların bunu bilmemesi imkânsızdı. Ankara zaten daha o tarihte Öcalan'ın Kenya'ya yönlendirilmesinde Amerikalıların payı olduğunu tahmin ediyordu.
MİT hemen yanıt verdi: "Biz olsak Yunanistan Büyükelçisi'nin evine bakarız. Adresi Mutlagia, 12."
Öcalan günlerdir dinleniyordu. Tüm gizli servisleri hayrette bırakacak bir tedbirsizlikle cep telefonlarıyla konuşuyor, uyarılara karşın büyükelçilik konutunun bahçesine çıkıyordu. Bu tavırlar, Yunanistan Büyükelçisi George Costorlas'ın durumunu iyice içinden çıkılmaz hale sokuyordu.
Costorlas, yıllarca NATO'nun istihbarat ve terörle mücadele bölümlerinde çalışmış, PKK ve Kürt ayrılıkçı terörüyle özel olarak ilgilenmişti. NATO'dayken dosyasını tuttuğu adamı şimdi Dışişleri'nin talimatıyla evinde ağırlamak ve ev sahibi Kenya'ya sürekli yalan söylemek durumundaydı. Kenya Dışişleri, Costorlas'ı çağırarak, Öcalan'ı derhal Yunanistan'a geri göndermesini istedi. Costorlas'ın merkeze soracağını söyleyip elçiliğine döndü.
Merkez ise kaynıyordu. Başbakan Simitis, Dışişleri Bakanı Pangalos'tan Öcalan'ın hemen büyükelçilikten çıkarılmasını ve artık bu defteri, açılmayacak şekilde kapatmasını istiyordu. Costorlas, Atina'dan bu talimatı alınca, istihbaratçı Kalenderidis'ten yardım istedi. Öcalan, teklifleri reddetti ve yazılı olarak iltica talep etti. Atina'nın talimatı, Öcalan'ın gerekirse zor kullanılarak elçilikten çıkarılmasını öngörmekteydi. Ama PKK liderinin yanında taşıdığı tabanca ve beraberindeki çantada patlayıcı olması ihtimali Costorlas ve Kalenderidis'i endişelendiriyordu.
Yine de siyasi iltica talebi reddedildi. Öcalan da 7 Şubat'ta Yunan basınına, Yunanistan'ın kendisini iki defa geri çevirdiğini açıkladı; her şey açığa çıkmıştı. Pangalos'un istifası isteniyordu.
Türk kamuoyu da ayağa kalkmıştı. Hükümet beceriksizlikle suçlanıyordu. Başbakan Ecevit'in 13 Şubat'taki açıklamasının üzerinde o günün koşullarında pek durulmadı ama, ne demek istediği daha sonra anlaşılacaktı. "Ortaya çıksa da, çıkmasa da yok olacak, siyasi anlamda yok olacak. Elbette dünyanın bir yerinde sesi çıkacak."
Ertesi gün Kürt Haber Ajansı'na konuşan Öcalan, "Bulunduğum yerde güvenlikte olacağımı bekliyorum" diye belirsizliklerle dolu bir cümle kurdu.
15 Şubat sabahı
Ekibin beklediği haber, 15 Şubat sabahı geldi. Falcon, Kenya'ya geçerek Nairobi havaalanında gözlerden uzak bir köşeye park etti. Türk ekibi uçaktan dışarı çıkmayacaktı. Bekleyiş başladı.
Aynı sırada Kenya istihbarat örgütü büyükelçilik konutuna girmiş, Yunanlıların çaresiz bakışları altında Öcalan'ı, elçiliği terk etmezse, zor kullanmakla tehdit ediyordu. Öcalan ise hâlâ Yunanlıların kendisine bir imkân sunabileceği umuduyla direniyordu.
Büyükelçi, telefon geldiğini söyleterek başka bir odaya geçti. Öcalan'ı rahatlatacak haberi dönüşte verdi: Pangalos aramıştı. Havaalanında bir uçak bekliyordu ve isterse Hollanda ya da başka bir Avrupa ülkesine gidebilirdi.
Öcalan havaalanına gitmeyi kabul edince, üç ciple konuttan çıktılar. Kenya istihbaratı, yolda Öcalan'ın cipiyle diğerleri arasına girerek mesafe koydu.
Öndeki cip havaalanının özel bölümüne ulaştığında diğerleri yoldaydı. Öcalan uçağa yaklaştı. Uçağın kapısında sarışın, açık renk gözlü, Avrupalı diplomat görünümlü bir kişi güler yüzle onu bekliyordu. Rahatladı. Görevliyle selamlaştı. Uçağa bindi. Kapı kapanınca da, o meşhur "Memleketine hoş geldin" sözüyle yolculuk başladı. Kenya Dışişleri, daha sonra Öcalan'ın ülkeden ayrılış tarihini 15 Şubat 1999, saat 19.30 olarak açıkladı.



Ankara'da büyük sevinç günü
Öcalan'ı taşıyan Falcon, 16 Şubat sabahı saat 03.00 gibi Akdeniz üzerinden Türk hava sahasına girdi. Atasagun, hemen Ecevit'i aradı. Başbakan uykudan telefon sesiyle uyanmanın da etkisiyle çok heyecanlandı.
Atasagun'u kutladı. Cumhurbaşkanına da haber vermesini istedi.
Atasagun, Cumhurbaşkanı'nı aramak için bekledi. Uçak tam planlandığı gibi Bandırma Hava Üssü'ne değil, önce İstanbul'a inmişti. Yakıt ikmali yapıldıktan sonra Bandırma'ya uçtu. Abdullah Öcalan askerlere teslim edildi. İmralı'ya götürülmek üzere bir hücumbota bindirildi.
Kimlik tespiti
Atasagun saat 05.30 gibi Demirel'i aradı: "Sayın Cumhurbaşkanım, devraldık." Demirel de heyecanlandı, "Harika" dedi, "Allah kolaylık versin."
MİT ve Genelkurmay İstihbaratı ise Kenya'da yakalanıp getirilen kişinin gerçekten Öcalan olup olmadığını kesinleştirmek istiyordu. Parmak izi, ses frekansı ve diğer testler yapıldı: Ellerindeki şahıs gerçekten PKK lideri Abdullah Öcalan idi.
Saat 09.30 gibi Atasagun Başbakanlığa gitti. Ecevit'in makam odasında, Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın katılımıyla açıklama taslağını birlikte hazırladılar. Sonra Ecevit daktilosunun başına geçip yazmaya başladı. Bu arada TV'lere Öcalan'ın uçaktaki görüntüleri dağıtıldı. Sokaklardaki garip sessizlik ve bekleyiş saat 11.00'de Ecevit'in TV'lerden canlı yayımlanan açıklamasıyla son buldu:
"Değerli gazeteci arkadaşlarım,
Sizlere ve aziz yurttaşlarımıza bir haberim var. Bu sabaha karşı saat 03.00'ten itibaren bölücü terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Türkiye'dedir. Dünyanın neresinde olsa devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik, bu devlet sözü yerine getirildi. Şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Abdullah Öcalan sonunda kendini Türkiye'nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını bağımsız Türk adaletine verecektir. Bölücü terörle Türkiye'de bir yere varılamayacağını, devletimizle baş edilemeyeceğini artık herkes anlamalıdır."
Ecevit dağdaki militanlara 'Teslim olun' çağrısında bulunduktan sonra, ayrıntıya girmeden Öcalan'ın yakalanışına ilişkin bilgi de veriyordu:
"Öcalan kendisi dahil hiç kimsenin canı incitilmeden yakalandı. Bu operasyon Genelkurmayımız ile MİT'in tam bir uyum içinde çalışmaları sayesinde başarıldı. Kendilerine tebriklerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Güç bir iş başarıldı, bundan sonrası bağımsız yargının yetki alanındadır. Allah milletimizi ve bütün insanlığı terörden ve savaşlardan korusun."


Operasyon timine ödül
Kenya'ya gidip Öcalan'ı teslim alan ekibin kimliği gizli kaldı. Belki öyle olması da gerekiyor. Ama 'Başarıyı sahiplenen çok olur, başarısızlık öksüz kalırmış' sözünü doğrularcasına, opearsyon sonrası pek çok kurum, Kenya operasyonunu kendilerinin yaptığını söyledi.
Operasyonda görev alan yedi kişi için 18 Şubat 1999'da Çankaya'da bir tören düzenlendi. Ekip üyelerine yedi takdirname verildi ve yedi Longines marka saat hediye edildi. Saatlerin arkasına çok özel bir şeyler kazındı. O yedi takdirname ve yedi özel saat kimdeyse, ekip üyeleri onlar.


Son söz: Özgüven yükseldi
Öcalan'ın yakalanması, Ecevit'in DSP'sini, Devlet Bahçeli'nin MHP'sini ve Mesut Yılmaz'ın ANAP'ını 18 Nisan 1999 seçimlerinde iktidara taşıdı. Yolsuzluklarla mücadele gibi gerçekten önemli bir gerekçesi olsa da, PKK ile mücadele etmeye çalışan hükümeti gensoru ile deviren CHP, seçmen tarafından, Cumhuriyet'in kuruluşundan beri ilk kez Meclis dışında bırakıldı.
Öcalan'ın hapsedilmesi ve açık yargılanması hem Türk kamuoyuna, hem de başta TSK olmak üzere idari ve siyasi yapıya büyük özgüven getirdi.
Önce, içinde MHP'nin yer aldığı bir hükümetin Öcalan'ın idamını ertelemesine, sonra idamın kaldırmasına imkân veren bu özgüvendi. Türk halkı reformlara desteğini, 3 Kasım 2002'de AB üyelik hedefi, değişim ve reformları öne çıkaran AKP ve CHP'yi Meclis'e taşıyarak gösterdi; DSP ve MHP'ye bir dönemlik iktidarla teşekkür etmişti. Ekonomik krizler ve ekonomik krizlerle gelen siyasi tıkanma son bulmalıydı. İleriye bakmanın sırası gelmişti.
Öcalan'ın yakalanışı Türkiye'ye çok farklı bir ufuk daha açtı. Türkiye'yi zayıf düşürecek her girişimi desteklemekten çekinmeyen Yunanistan'da, Dışişleri Bakanı Pangalos, Öcalan'ın yakalanışından birkaç gün sonra istifa etti.
Yerine geçen Yorgos Papandreu, yeni ve uzlaşmacı bir bakış getirdi. İsmail Cem ile iyi bir ikili oldular. AB ve Kıbrıs konusundaki pek çok açılım biraz da böyle mümkün hale geldi. Cumhurbaşkanı Demirel'in 1 Ekim 1998 konuşmasıyla 'İkinci Kurtuluş Savaşı' adını verdiği PKK ile mücadelenin siyasi zemine taşınmasını tamamen sivil bir zemine çekmesi böylece amacına ulaştı.
Türkiye'nin çokpartili döneminde, ülkenin demokratik standardını Öcalan'ın yakalanması kadar ileriye sıçratan bir gelişmenin olmadığı, belki de ileride daha iyi anlaşılacak.
- BİTTİ -