137 Fırtınalı Gün...(6)

Çok gizli bir zirve

Harrazi'nin, "Bize, 'Öcalan Suriye'de değil' dediler" sözü Demirel'i kızdırdı: "Bu sabah sormadım ama dün akşam oradaydı." Peşinden olağanüstü gizli devlet zirvesi yapıldı.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

'Apo dün akşam Şam'daydı'
İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, Dışişleri Bakanlığı'nın bulunduğu Balgat'tan Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün bulunduğu Çankaya'ya Dışişleri'nden
aldığı bu katı havayla gitti. Elinde, İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e gönderdiği mesaj vardı. Şam hâlâ Türkiye'nin tehdidinin boşa çıkarılması, elindeki tek dış politika silahının, silahlı örgütlere kol kanat germe olduğunun anlaşılmaması için Ankara'nın önce masaya oturtulmasını istiyordu. Ancak Ankara'nın tutumunun ne kadar katı olduğunu görmüştü. O nedenle, Demirel'le konuşurken Şam'dan aldığı havayı daha açık yansıttı:
"Türkiye'nin kaygılarını anlıyoruz. Biz de terörizmden çok çektik. 30 bin şehit vermek kolay değil. Kamuoyunun bunu kabul etmesi kolay olmaz. Geçmişte Suriye ile görüşmeleriniz oldu. Ancak bu görüşmelerin eskisi gibi tekrarlanmasını istemiyorsunuz. Bazı pratik adımlar atılmasını istiyorsunuz. İki taraf da fiili olarak somut adımlar atarsa iyi sonuçlar verebilir. Ben Suriye tarafının PKK'yı ülkesinde barındırmamak için bir karara vardığı izlenimi edindim. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ülkesinde bulunmaması için kararlılar. Türk tarafıyla oturup samimi bir şekilde terörizm görüşmeye hazır olduklarını bildirdiler."
'Bize teslim etsin'
Harrazi yeni bir şey söylemeye başlamıştı. Suriye'nin 'PKK'yı barındırmama, Öcalan'ı bulundurmama' kararı aldığını Şam'dan gelerek söyleyen İran Dışişleri Bakanı'ydı. Ancak buradaki kelime oyununu anlamak zor değildi. Bu sözler, sanki Öcalan ve PKK liderliği Suriye'de değilmiş ve sanki Suriye'ye gelirlerse kabul edilmeyeceklermiş gibi de yorumlanmaya açık bir diplomatik cümle içinde kurgulanmıştı. Öte yandan, Esad, Hatemi'ye ve Harrazi'ye bu sözü verirken, bir yandan Apo'yu gerçekten ülke dışına çıkarmaya karar vermiş ve zaman kazanmaya çalışıyor da olabilirdi.
Sözü Cumhurbaşkanı Demirel aldı:
"Biz Suriye'den toprak ya da birtakım haklar istemiyoruz" diye söze başladı ve devam etti: "Bizim istediğimiz bu kanlı terör hareketine destek vermekten ve terörist unsurları ülkesinde barındırmaktan vazgeçmesidir, bu hareketin başını Türkiye'ye teslim etmesidir. Bu zamana kadar bize verilen taahhütlerin hiçbiri tutulmamıştır. Şimdi yeni bir vaatte bulunulması yerine, eğer varsa, iyi niyet gösterilmesi zamanıdır. Sözlerinizi ve tespitlerinizi dikkatle dinledim. Bunlar içinde umit verici birtakım işaretler mevcuttur. Bunların nasıl geliştirileceği hususunu herhalde sayın Dışişleri Bakanı Cem ile müzakere edeceksiniz."
Cem söze girdi: "Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Harrazi ile görüşmemizde denetleme mekanizması üzerinde de durduk. Kendisi bu konuda Suriye'den olumlu işaret aldığını söyledi. Ben de Suriye'nin iyi niyetinin sözlerle değil, somut uygulamalarla anlaşılacağını ve taahhütlerini yerine getirip getirmediğinin denetimlerle anlaşılması gerektiğini söyledim."
'Denetleme süreci'
Dışişleri Bakanı Cem, ilerleyen haftalarla Türk ve Suriye askeri ve diplomatik makamları arasında 'Adana süreci' adıyla başlayacak görüşmelerin zeminini sağlama almaya çalışıyordu. Demirel, "Ben de" dedi, "sayın Harrazi'nin ifadelerinden Suriye'nin PKK'ya bu ülkede barınma izni vermeyeceğini ve Öcalan'ın Suriye'de ikamet etmemesi için kararlı olduğunu anladım. Bu iki tespit önemli. Ancak daha önemli olan Suriye'nin bunu yerine getirmesidir."
Konuk Dışişleri Bakanı, sihirli sözcüğü söylemiş ve konuşmanın seyri bir anda olumlu yöne gitmeye başlamıştı. Harrazi belki bundan cesaret alarak Demirel'in damarına basacak şu sözleri söylememiş olsaydı, aralarındaki diyalog sertleşmeyecekti:
- Suriye'nin bize söylediği, Öcalan'ın zaten bu ülkede olmadığı, bu nedenle gelecekte de Suriye'de olmasına izin verilmeyeceği idi.
- Öcalan Suriye'dedir. İstiyorlarsa, şu anda nerede olduğunu size söylerim. Türkiye kocaman bir devlettir. Bir adamın nerede olduğunu bilecek bilgiye sahiptir. Dün akşama kadar, dün akşam dahil, Şam'daydı. Bugün sabahleyin henüz bizim ilgili görevlilerimizle konuşmadım, bilemem, ama dün akşam oradaydı.
- Bunu inceleme mekanizmasına bırakmak gerekir.
- Biz bıçak kemiğe dayandı diyorsak, artık Suriyeli dostlarımız PKK'yı barındırmaktan vazgeçmelidir. Bize güvenin. Suriye'nin bu davranışı dürüst değildir. Size bile dürüst davranmamışlar. Bunları barındırmayacağız diyorlarsa onun da adımını atmalılar. 75 yıl barış içinde yaşayan Türkiye kimseyle sorununu barışçıl bir yol dışında çözmek istemez. Kimse bıçak kemiğe dayanmadan zor kullanmak istemez.
Konuk mesajı aldı
Harrazi bu yanıtı beklemiyordu. "Kaygı ve üzüntülerinizi anlıyoruz, size inanıyoruz" dedi; "PKK'nın liderinin ve üyelerinin orada barınmasına izin vermeyeceklerini söylemeleri önemli bir adım olacak."
Harrazi, Türkiye'nin niyetini artık tam olarak anlamıştı. Bunu hemen Tahran ve Şam'a iletmeliydi. Zaten artık elinde Hatemi'ye yazılmış bir mektup da bulunuyordu. Demirel üç sayfa tutan ve ertesi gün İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ülkeleri liderlerine de aynısı gönderilen bu mektupta, barışçı çözümün Türkiye değil, Suriye'nin elinde olduğunu açıkça söylüyordu. Türkiye geri adım atmıyordu.
Demirel, Harrazi'ye çabalarından ötürü teşekkür etti, görüşme bitmişti.



Çok gizli devlet zirvesi

Kırmızı Salon'daki devlet zirvesinde, MGK'da bile görülmeyen gizlilik kuralları uygulandı. Hedef, PKK'ya karşı 15 yıldır ilk defa yakalanan bir ortamın nasıl kullanılacağını bulmaktı

Harrazi'nin yolcu edilmesinin ardından Köşk'te 'Dış Politik Gelişmeler Toplantısı' olarak duyurulan Suriye-PKK krizi toplantısının son hazırlıklarına geçildi.
Cumhurbaşkanı Demirel'in başkanlığında yapılacak toplantıya Başbakan Mesut Yılmaz, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Başbakan Yardımcıları Bülent Ecevit ve aynı zamanda Savunma Bakanı olan İsmet Sezgin, Dışişleri Müsteşarı Korkmaz Haktanır, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Yaşar Büyükanıt ile seçilmiş bir askeri ve diplomatik uzman kadrosu katılacaktı. Toplantı Kırmızı Salon'da 9 Ekim 1998 Cuma günü, saat tam 15.05'te başladı. Demirel çay servisinin ilk başta yapılmasını, bir daha kapıların açılmamasını istedi. Bu, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında bile görülmüş bir uygulama değildi. Sonra, "Beyler" dedi; "burada konuşacaklarımız kozmiktir." Bu konuşulacakların 'çok gizli' sınıfına girdiğini, dışarıya sızdırılmaması gerektiğine işaret ediyordu. Sonra "Buyurun sayın Cem" diye sunum için ilk sözü Dışişleri Bakanı'na verdi.
'İlerleme var gibi'
Cem, Mısır ve İran'la yapılan temaslar üzerine kurula ayrıntılı bilgi verdi. Dikkat çektiği bir nokta da, İran Dışişleri Bakanının görüşmeler sırasında şaşırtıcı bir şekilde İsrail konusuna hiç değinmemesi olmuştu. Bu Türkiye'nin son dönemlerde İran ile yaptığı temaslarda hiç görülmeyen bir durumdu. Ayrıca İran ilk kez Suriye'nin Apo'yu barındırmayacağı kararını getirmişti. İran'la bir noktaya geliniyor gibiydi.
Demirel, Cem'in kaldığı yerden kurula bilgi vermeyi sürdürdü. Harrazi ile aralarında geçen "Apo orada, size de yalan söylüyorlar" diyaloğunu ayrıntısıyla aktardı.
"Burada" dedi, "Harrazi'nin getirdiği haberler içinde önemli olan Suriye'nin PKK'yı barındırmayacağı beyanıdır. Herhalde onu kendiliğinden söylüyor değil. Kendisine söylenmiş olması fevkalade önemlidir. Şimdi bundan sonra hangi adımı atalım? Adamlar 'Barındırmayacağız' diyorlar. Biz de dedik ki, laf istemiyoruz, fiili hareket istiyoruz."
Cumhurbaşkanı, bu noktada Dışişleri Bakanı'na döndü, "Demin siz bana verdiniz, ABD Başkanı Bill Clinton'ın burada bir mesajı var", konuşmasına yarım es verdi, "Şimdi gelmiş bir mesaj" dedi.
Cumhurbaşkanı Dışişleri Bakanı'na aslında Clinton'ın mesajının kendisine iki gün önce gönderilmiş olduğunu, ABD Büyükelçisi Parris'in yaptığı kısa devre sayesinde biliyordu. Parris gayriresmi olarak o haberi göndermemiş olsaydı, Demirel hem Mısır, hem İran'la temaslarında ABD'den gelen bu çok önemli işaretten yoksun olarak mı yol bulmaya çalışacaktı? Acaba mesaj Demirel'in fazla hızlı gitmesini önlemek için mi geciktirilmişti? Bunlar o anda yanıtını bulamayan sorulardı. Demirel üzerinde durmadan Clinton'ın hem kendisine, hem Esad'a olan mesajlarını özetledi, devam etti:
"Şimdi buradaki gelişme daha çok İran Dışişleri Bakanı'nın getirdikleridir. Mısır'dan şu ana kadar bir şey çıkmadı, onlar ne söyleyecek bilmiyoruz. Biz bu noktadan sonra ne yapalım?" Hâlâ Cem'e bakıyordu.
Cem'den Demirel'e
Cem, "Efendim" dedi, "Suriye Dışişleri Bakanı Şara, yarın Kahire'ye gidiyor. Kahire'den muhtemelen bilgi alacağız. İranlılar da Suriye ile temas edip bize dönecek. Şu anda bilgilerin biraz daha gelmesini, oluşmasını bekleyebiliriz diye düşünüyorum. Elbette değerli düşünceleriniz bize ışık tutacak ve yol gösterecektir efendim."
Cem, aslında Demirel'e çok nazik bir şekilde, '1 Ekim çıkışını sen yaptın. Fikirlerini açıklarsan, biz de öğrenir, arkanda oluruz' demek istiyordu. Topu yeniden kucağında bulan Demirel, Hatemi'ye yazdığı mektuptan söz etti ve "Hadiseyi dünyaya anlatmak konusundaki gayretlerimiz ne durumda?" diye topu tekrar Cem'e gönderdi; "Hadiseyi dünyaya anlatalım, aynen şu zata anlattığımız gibi." Cem karşılık verdi: "Efendim bu dosyanın benzeri Arap ülkeleriyle NATO ve AB ülkelerine sunuldu, yahut sunulma aşamasında. Bu dosyanın bir özeti, benim bir mektubum eşliğinde bütün bu ülkelere gitti. Bu bizim yapmadığımız bir iş değildir. Önceki hükümetler de yaptı. Fakat ilk kez 15 yıldır biz bu ortamı yakaladık. Çünkü şimdi ciddiye alıyorlar, soru soruyorlar. Bu ortamı mümkün olduğunca kullanmamız lazım, kullanıyoruz da."
Ültimatom anlatılıyor
Demirel, Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek'e verdiği, Hatemi'ye gönderdiği tek sayfalık 'Suriye'den talepler' ültimatomunu gösterdi: "Sanıyorum ısrarla üzerinde duracağımız, Türkiye'nin somut taleplerini içeren şu kâğıttır" dedi. Sonra ayrıntılarıyla Türkiye'nin beş başlık altında somutlanan taleplerini sıraladı. Türkiye'ye 'Gelin bunları adamlarla oturun konuşun' diyenlere, bu taleplerin iyi anlatılması lazımdı. Cumhurbaşkanı açıktan söylemiyor ama, Dışişlerinin bu talepleri bütün açıklığıyla söylediğinden kuşkusunu da gizlemiyordu.
"Türkiye" dedi, "haklıyken haksız duruma düşmemeli. Bunun için iyi anlatmalıyız. Bundan önce yapılanlar şikâyetti, bugün bir talepte bulunuyoruz. Yani aynen Mübarek'in de söylediği, yani bir şeyi yapacaksanız bile -Mübarek yapmayın demiyor bunu anlatın, neden yaptığınızı anlatın. Anlatma işini, diplomatik taarruz işini biraz daha anlatalım lütfen."
Demirel, Dışişleri'ne baskıyı artırıyor, yapılanlardan memnuniyetsizliğini açıkça söyleyecek noktaya geliyordu.

YARIN: Şahinler-Güvercinler