137 Fırtınalı Gün...(9)

Demirel: Kof dev olmayalım

Demirel'in, "Suriye isteneni yapmazsa, yaptırabilmeliyiz. Kof dev olmayalım" dediği zirveden bir süre sonra haber geldi: Öcalan Suriye'den çıkarıldı.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Demirel: İçi kof dev olmayalım
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, gizli devlet zirvesinde Başbakan Mesut Yılmaz ve koalisyon ortağı bakanlar arasında giderek sertleşen tartışmaya müdahale etmek zorululuğunu hissetti: "Teşekkür ederim. Bu adamların Suriye'den çıkarılması Türkiye'nin aleyhine olmaz. Nereye giderse gitsin. Yani orada sayın Ecevit'in 'Belki şimdikinden kötü olur' diye bir mülahazası oldu, onun için söylüyorum. Şimdikinden kötü ne olacak ki? Oradan çıksın, nereye giderse gitsin, o gittiği yerde uğraşırız. Bataklık Suriye'dir. Suriye'nin desteği olmasa Kuzey Irak'ta da üs kuramaz. PKK'nın Suriye'de barınmasına el atmak, sanıyoruz ki, Türkiye'de dökülen kanı kurutmak bakımından önemli bir tedbirdir."
Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, doğrudan hedef alınmaktan sıkılmıştı ama, Demirel'in durmaya niyeti yoktu.
Dozu artırarak sürdürdü: "Suriye taleplerimizi yapmazsa, bence iki şık var: Türkiye bunun üstüne yatar; o Türkiye'ye itibar kaybetti rir. İkinci şık, Türkiye bunu Suriye'ye yaptırır. Kanaatimce eğer Türkiye Suriye'ye bunları yaptırmayı göze alamazsa, zaten Türkiye'nin şikâyet edip oturan, koca bir içi kof dev olduğu çıkar orta yere. Bunu da devam ettiremeyiz. Bence terörden gördüğümüz zarardan daha kötü."
Demirel, Ecevit'e büyük darbesini sona saklamıştı, artık Ecevit'e bakarak konuşuyordu: "Biz zaten ne yaparsak iki buçuk savaştayız. Yani Yunanlılarla uğraşmaya kalksak, arkamızda bunlar var. Bizim bir buçuk savaş, ya da bir savaş yapma şansımız çok az. Kendimizi buna göre hazırlamalıyız. Benzerliğinin hangi ölçüde olduğu tartışılabilir ama, Kıbrıs'takine benzer bir durumla karşı karşıyayız. 1963'ten 1974'e kadar 'Güçlüyüz, kuvvetliyiz, şöyle vururuz, böyle kırarız' dedik, bir şey yapmadık. Yaptığımız zaman da mesele bitti. Bilelim ki, arkasında güç olmayan diplomasiyi yürütmek mümkün değildir. Eğer hakikaten Suriye Araplar, veya başka dünya ülkeleri bizim Suriye'ye hiçbir kötülük yapamayacağımız kanaatinde ise, bizim zaten bunları yapmamız mümkün değil. (Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin'e döndü.) Biz barışçıyız. Ama barışçılık bir yerden sonra zaaf ifade ediyorsa, barışçılık menfaat olmaktan çıkıyor demektir. Ben öyle düşünüyorum. (Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'na döndü.) Buyurun sayın komutan."
Ve asker konuşuyor
Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu sakin ve tane tane konuşmaya başladı:
"Sayın Cumhurbaşkanım, son yaşanan olaylar, gelişmeler Suriye'nin teröre verdiği desteğin ülkemizde yarattığı rahatsızlığın bütün
açıklığı ve boyutlarıyla ortaya konulmasına yardımcı olmuştur. Konunun uluslararası kamuoyunun gündemine getirilmesi sağlanmıştır. Ve Suriye'nin diplomatik bir baskına uğratılması bakmınından büyük yarar sağlamıştır."
Kıvrıkoğlu'nun 1 Ekim konuşmasına methiye düzmesi ve sakinliği Demirel'i kuşkulandırdı. Siyasi hayatı boyunca bir 'ama' ya da 'ancak' ile geçersiz kılınan methiyelere çok rastlamıştı. Nitekim, Kıvrıkoğlu'nun 'ancak'ı çok geçmeden geldi. "Ancak" dedi Genelkurmay Başkanı, "kriz, birdenbire çok hızlı ve üst düzey tırmanmıştır. Biz de bunu ekimdeki MGK'da gündeme getirmeyi düşünüyorduk ve zatı alinizce de kabul edildi zannediyorum ve bu konuda bir çalışmamız vardı. Şu ana kadar konuşulan konuların hepsi, hemen hemen bizim çalışmamızda yer alan unsurlardır."
Doğrunun teyidi
Demirel içinden şükretti. Demek ki amacına ulaşmıştı. Demek ki ekim MGK'sını beklese, bütün bu siyasi-diplomatik çıkış, askerlerin girişimi ve gölgesinde yapılmış bir hal alacak, Türkiye dış dünyada bir askeri demokrasi olarak görülmeye devam edecekti. 30 Eylül MGK'sında gündeme bile almadığı Suriye konusunu günlerce Köşk'te inceden inceye işleyerek 1 Ekim'de gündeme getirerek doğruyu yaptığına bir kere daha inandı.
Kıvrıkoğlu devam ediyordu: "Askeri uygulama, diplomasinin hiçbir şey yapamadığı, tıkandığı noktadan itibaren faaliyete geçecek. Biz bu arada bunu destekleyecek birtakım faaliyetler düşünüyoruz. Nitekim kasımın 7'si ile 9'u arasında bir tatbikat. Ben ayın 13'ünde salı günü o bölgeye gidiyorum. Malatya, Diyarbakır, Adana bölgesine gideceğim. Tabii basın bunu ifade edecek. Basın bizim orada neredeyse seferberlik ilan ettiğimizi, bütün birlikleri kaydırdığımızı, terhisleri durdurduğumuzu yazdı. Bunların hiçbiri yapılan işler değildi. Basın bu işte büyük rol oynamıştır, bunu kabul etmek lazım."
Kıvrıkoğlu, Demirel'e "İşi elimizden aldın" mealinde sitemde bulunsa da, yapılan işe tam destek vererek Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la daha önce yapmış oldukları konuşmalara ve hazırlıklara sadık kaldığını gösterdi. Devamında söyledikleri, Demirel'in Suriye ve PKK konusunda Türkiye'yi savunmadan saldırıya geçme politikasını devlet yönetimine kabul ettirme toplantısının amacına ulaşmasını sağladı.
Kıvrıkoğlu açık konuşuyordu:
"Şimdi bundan sonra ne yapılacaktır? Ben Başbakanımızın görüşüne aynen katılıyorum. Madem ki NATO en güçlü olduğumuz kurumdur ve terörizm de NATO'da kabul edilmiş bir tehdit niteliğindedir, bunu orada tartışmayıp da nerede tartışacağız? Efendim Kürt sorunu gelebilir... Kürt sorunu gelirse gelsin! Kürt sorununda bizim açıklayamayacak bir sorunumuz yok. Kürt sorununda fikrimiz her zaman ve her yerde en açık şekilde konuşabilecek durumdayız. Sanıyorum yaptığımız iş doğrudur. Bu istikamette adım adım ilerlememizde yarar olduğuna inanıyorum."
'Karar neyse alınır'
Cumhurbaşkanı, Başbakan Yılmaz'ın ardından Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu'ndan da aldığı bu açık desteğin ardından rahatlamıştı. Yine de Milli Güvenlik Kurulu konusunda gelen eleştirileri havada bırakmak istemedi:
"Tabii hadiseler daha ileri merhalelere gidecekse, Anayasamızın icap ettirdiği bütün usullere riayet edilecektir. Sayın komutanımız da ifade etti, zaten aşağı yukarı üç MGK'da bu konu geçiyor; hazırlık yapılsın, sonra konuşalım diye... Biz bu rahatsızlığı Genelkurmay Başkanımız dile getirdiği zaman dedik ki, 'Siz hazırlıklarınızı yapın, bunların müzakeresini yaparız' dedik... Şimdi bu adım böyle atılmıştır. Bu yaptığımız toplantılar istişare toplantılarıdır. Karar almamız lazım geldiği vakit de tabii ki MGK'ya gider, orada karar alırız. Hükümet alacaksa, hükümete gider orada alırız."
Demirel, adeta "Patron benim" diyor, dediğini diğerlerine de kabul ettiriyordu.
Toplantı bitmişti. Türkiye artık devlet politikası olarak PKK konusunda savunmadan saldırıya geçmiş, sonuç almayı bekliyordu."



Hafız Esad, Öcalan'ı gönderiyor

Ankara'da 'Suriye geri adım atar mı atmaz mı' tartışması sürerken, Hafız Esad kararını vermişti: Abdullah Öcalan gidecek. Suriyeli yetkililer Öcalan'ı çağırıp şöyle demişti: Senin için 1000 adamımız ölecekse buna razıyız. Ancak Türkiye ile savaşı göze alamayız

Cumhurbaşkanı Demirel'in beklediği sonuç beklenenden erken geldi. 9 Ekim toplantısından bir süre sonra Başbakan Yılmaz görüşmek istedi. MİT Müsteşarı Atasagun'dan bir haber almıştı. Suriye geri adım atmıştı.
Önce Mısır Cumhurbaşkanı Mübarek, sonra İran Dışişleri Bakanı Harrazi'nin Şam'a götürdüğü bilgiler, ABD'nin uyarısı, ama hepsinden önemlisi Türkiye'nin tehdidi, Hafız Esad'ı rejimini ayakta tutabilmek için Türkiye'ye karşı elinde tuttuğu en büyük ve tek dış politika kozunu feda etmek zorunda bırakmıştı.
15 yıllık yalanın kabulü
Eski DEP'li Yaşar Kaya'nın, Öcalan'la görüşmesine dayanarak belirttiğine göre, Suriyeliler Öcalan'a, "Senin için 1000 adamımız ölecekse razıyız. Ama Türkiye ile savaşı göze alamayız" demişti. Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa'nın 12 Ekim'de Türkiye'ye gelip Demirel ve Dışişleri Bakanı Cem'e, Hafız Esad'ın gerekeni yaptığı ve işbirliğine hazır olduğu mesajını vermesi, Türkiye'nin Apo'yu Suriye'den alamasa bile, Suriye'den çıkarma hedefinde başarılı olduğunun kanıtıydı. Ayrıca, Şam yönetimin tüm dünyaya PKK konusunda 15 yıl yalan söylediği de kanıtlanmış oluyordu.
Musa'nın ziyaretinde, Suriye ile ilk temasın 19 Ekim'de Adana'da sağlanabileceği görüşüldü. Ankara Türk tarafının müzakerecilerini de belirlemişti: Harekâtın siyasi sorumlusu Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Uğur Ziyal ve 2. Ordu Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman.
Ankara bir açıdan önünü görmeye başlamıştı ama, Apo'nun nereye gittiği konusunda çelişkili bilgiler alınıyordu. Bazı bilgilere göre Yunanistan'a, bazı bilgilere göre İsveç'e, Ermenistan'a, bazı bilgilere göreyse Rusya'ya gitmişti. MİT, Yenimahalle'deki merkezindeki dev dinleme antenlerini dikmiş, Genelkurmay istihbaratı elektronik imkânlarını seferber etmiş, Öcalan'ın frekansına ayarlı bir ses, bir telefon konuşması arıyordu. MİT'e Rusya'da olabileceği yolunda daha net bilgiler gelmeye başladı.
Demirel işi sağlama almak istedi. Amerikalılarda da aynı bilginin olduğunu teyid ettirmek istiyordu. ABD Büyükelçiliği'nden 'Rusya'da' bilgisi gelince, Ankara Apo'nun Suriye'den çıktığını konuşmaya başladı. Yolculuğun ayrıntıları da belli olmaya başlamıştı.
Simitis: Kalamaz
Öcalan, Suriye Havayolları'nın tarifeli Şam-Halep-Atina-Stockholm seferine, yardımcısı Ayfer Kaya ile birlikte, Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat'ın iki üyesi eşliğinde konmuş, Atina'ya gönderilmişti. Atina'da kendisini Beka ve Şam'da ziyarete gelip destek bildiren Yunanlı milletvekilleri tarafından siyasi karşılama bekleyen Öcalan, karşısında yalnızca Yunan istihbarat görevlilerini buldu. Yunanistan gizli servisi EYP Başkanı Albay Haralambos Stavrakikis ile yardımcısı (daha önce Yunanistan'ın İzmir'deki askeri ateşesi olarak istasyon şefliği yapan) binbaşı Savvas Kalenderidis, ona Başbakan Kostas Simitis'in talimatıyla Yunanistan'da kalmasının mümkün olmadığını bildirdi.
Anlaşılan bir taraftan Türk, diğer tarafıtan Amerikan Dışişleri'nin baskısı, Yunanistan Başbakanı'nı başına bu belayı almaması konusunda ikna edici olmuştu. Ancak istihbaratçılar Abdullah Öcalan'a Rusya Büyükelçiliği'ndeki bağlantıları sayesinde, İbrahim Sarıkurt adına düzenlenmiş sahte Türk pasaportuna vize alabileceklerini söylediler.
Öcalan öfkeliydi. Havaalanı dışına çıkartılmıyor, Olimpik Havayolları bürosunun bir odasında bekletiliyordu. PKK lideri Suriye'den çıkatılmanın şokunu atamamışken kendisini Rusya'da bulacak olmayı sindiremiyordu. Madem Yunanistan almıyordu, niye bir Batı Avrupa ülkesine gidemiyordu? PKK elemanlarının bundan umudu kestiklerini, üstelik Rusya'da Liberal Demokrat Parti'nin konuğu olarak barınabilmek için partinin ünlü lideri Vladimir Jirinovski'ye milyonlarca dolar (Türk güvenlik birimlerine göre en az 7 milyon dolar) rüşvet verdiklerini de bilmiyordu. Bu para ile Meclis'in alt kanadı Duma'da pek çok milletvekili de PKK liderini korumak üzere satın alınmıştı. Rusya sorumlusu Mahir Velat iyi çalışmıştı.
Moskova'yla gerilim
Öcalan ve beraberindekiler o gece saat 21.00 gibi Yunan istihbaratı EYP'nin kullanımındaki Falcon marka özel jetle Moskova'ya bırakıldı. Öcalan'ı Moskova havaalanında Jirinovski karşıladı ve evine götürdü. Ankara'da ise kriz dönemi çalışma sistemine geçilmişti. 15 Ekim günü toplanan Bakanlar Kurulu'nda durum değerlendirmesi yapıldı. Yılmaz, Cem'den yalnız Rusya ve Yunanistan değil, tüm ülkeler nezdinde girişim istedi. 17 Ekim günü, MİT Müsteşarı Atasagun, Yılmaz'a Öcalan'ın Rusya'da bulunduğu adresin kesin olarak saptandığı ve bunun 'müttefik istihbarat örgütlerince de doğrulandığını' bildirdi. Öcalan'ın telefonları saptanmış, MİT karargâhında izlemeye alınmıştı. Görüşmeleri saptanmaya başlamıştı. Yılmaz bu bilgiyi Cem'e iletti ve gereğinin yapılmasını istedi.
Aynı gün Rusya'nın yeni Ankara Büyükelçisi Alexandr Lebedev, müsteşar yardımcısı Büyükelçi Mehmet Ali İrtemçelik tarafından Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı ve aralarında sert bir görüşme geçti: "Biz Öcalan'ın Rusya'da olduğunu biliyoruz." Büyükelçi müdahale etti: "Bu konudaki iddiaları inceliyoruz." İrtemçelik üsteledi: "Biz orada olduğunu biliyoruz. O nedenle, ciddi olalım. Buradan nereye gideriz, en iyisi nasıl yapılır, geleceğe bakıp karar verelim. Hayat yarın devam edecek. Türk-Rus ilişkilerinde bu işin izi kalmasın. Tersine, bu konuyu Türk-Rus ilişkilerini ileriye götürecek şekilde kullanmak da mümkün."
ABD de devrede
Dışişleri kriz yönetimindeydi. Zaman zaman bir 'konu bakanlığı' olarak çalışan Dışişleri, tüm enerjisini Apo'nun gittiği ülkelerden çıkarılması, iltica izni alamaması ve Türkiye'ye verilmesine yoğunlaştırıyordu. O günlerde gündemde olan NATO'nun Kosova'da görev üstlenmesi konusu hariç, herkes elindeki dosyayı bir yana bırakarak, bu konuda çalışmaya başlamıştı.
Bu arada Türk Dışişleri'nin de bastırmasıyla Amerikalılar da devreye girmiş, ABD Dışişleri Sözcüsü Rubin, Öcalan'ı kimsenin barındırmaması gerektiği yolundaki bir açıklamasına 'Rusya dahil' sözcüğünü eklemişti.
YARIN: Kovalamaca günleri