"1915'te sigorta şirketleri Ermenileri hedef kitle seçmiş"

"1915'te sigorta şirketleri Ermenileri hedef kitle seçmiş"
"1915'te sigorta şirketleri Ermenileri hedef kitle seçmiş"
1915 soykırımı her gündeme geldiğinde Türkiye'den devlet cephesinden tek bir adres suçlanır: "Ermeni diasporası". Peki ama kimdir bu Ermeni diasporası. Gerçekten ne yapıyor? Tüm bu soruları İstanbullu bir emreni avukat olan ABD vatandaşı, Ermeni Barolar Birliği başkanlığı da yapmış Edvin Minassian'a sorduk.
Haber: ARİS NALCI / Arşivi

2015'in Ermeniler ve Türkler için oldukça hareketli bir gündemi olacağı belliydi. Erdoğan'ı Yerevan'a soykırım anmasına davet eden Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın daha davetine cevap alamadan Erdoğan'ın kendisini Çanakkale anmasına hem de aynı gün 24 Nisan'da çağırması ile başlayan devlet katındaki karşılıklı atışma yıl boyunca devam edeceğe benzer.

Öte tarafta ise Doğu Perinçek davasında 'aklanmış' Egemen Bağış ve hala 19 Ocak sonrasında “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı için “Kimseyi Milliyetçi damarımıza dokundurtmayız” dedirten CHP eski genel başkanı Deniz Baykal ve Haluk Koç'un saf tuttuğunu gördük son birkaç haftada.

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan TRT Haber 'de "Ermeni diasporası rahat durmuyor. Onlar yine karıştırmaya, kurcalamaya devam edip, Türkiye ile bu noktada bir cedelleşmenin, adeta bir kavganın içerisinde bu süreci işletmek istiyorlar. Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Birilerinin siparişi üzerine biz, bir sözde Ermeni soykırımını da kabul etmeye mecbur değiliz. Biz diyoruz ki: Bu konuda samimiyseniz gelin bunları tarihçilere bırakalım. Tarihçiler bu konuda çalışsınlar" diyerek yine topu tarihçilere attı.

Edvin Minassian kimdir?

İstanbul'da doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'nden mezun oldu. 17 yaşında ABD'ye geldi ve Güney California Üniversitesi'nden mezun oldu. 1990'da Loyola Hukuk Okulu'ndan mezun olduktan sonra Califoria Barosu'na katıldı. Los Angeles Magazine tarafından 2012, 2013, 2014 yıllarında “California Super Lawyer” (California'nun süper avukatı) seçildi. ABDleri Barosu onaylı işçi hakları uzmanı. Avukatlık mesleğinde 25. yılını dolduran Minassian; Ermeni Barolar Birliği iki dönem genel başkanı ve halen idare heyeti üyesi. İstanbul Ermenileri Derneği Genel Başkanı, Ararat Home Derneği ve 100. Yıl Anma Heyeti'nde yer alıyor.

 

İyi de gerçekten ne yapıyor bu Ermeni diasporası? Türkiye yurtdışında sıkça lobicilik yaparken neden Ermeniler yaptığında dert oluyor? Tüm bunları ABD vatandaşı bir Ermeni avukat Edvin Minassian'a sorduk. Minassian, ABD'de Ermeni toplumu içerisinde oldukça aktif biri. Birçok kesimin temasta olduğu, kendisinden sıkça fikir alınan bir avukat.
California'daki görüşmemiz sırasında iki kahve arasında bana ABD Anayasası'nın temellerini anlatırken yanımızdaki Amerikalılar bile hayret etmişti net ve basit anlatımlarına.
İşte bu yüzden “Diaspora 101” dersimizin sorularını kendilerine yönelttik. Çok soru var o yüzden cevapların bazılarını aktarıyorum burada ancak devamı gelecek emin olun.

Önümüzde koca bir yıl var.

Ermeni diasporası sizce neden lobi yapıyor? Amacı nedir? Lobicilik kötü bir şey midir?
Amerika'da devletten herhangi bir konuda talebiniz varsa; bunun lobi olarak yapılması şart olduğu için Ermeni vatandaşlar da; ABD Anayasası'nın Birinci Maddesi'ne kazınmış bu haklarını; milli ve etnik menfaatlerini savunmak amacıyla kullanmayı tercih etmişlerdir.

Lobicilik kötü mü iyi mi, bu hep tartışılan bir konu. İşin içine para yardımları ve başka menfaat teminleri girdiği için yüzeysel olarak çirkin gözükse de; detaylara girince bunun o kadar kolay bir cevap verilecek konu olmadığı aşikar.

Mesela en büyük lobiler kimlerdir?

Yaşlı ve Emekliler organizasyonu (AARP). NRA, Silah sahipleri, Sendikalar, büyük şirketler. Fakat bunlara rakip olarak küçük şirketler ve organizasyonlar da var.

Sonuçta her vatandaş en azından birkaç lobi grubu tarafından seçmiş olduğu milletvekilleri ve senatörler tarafından temsil ediliyor. Bu böyle açıklanınca; “Tamam lobicilik benim için kötü bir şey değil” derler.

19. yy'dan beri süren bir tartışma bu. Fakat temelde rekabet var. Arada sırada çok kötü istismar olursa, direk rüşvet belgelenince, belki bir kaç kişi hapse girer. Fakat lobicilik büyük bir endüstri. Amerikan sisteminin kaçınılmaz bir parçası.

Geçen yıllarda büyük bir davada Supreme Court (anayasa ve Yargıtay yetkilerine sahip olan en yüksek mahkeme) : “Bir politik amaç için özel şirketlerin veya sendikaların veya bir STK'nın harcayacağı paraya limit konulamaz. Çünkü para eşittir konuşma hürriyeti ve tüzel kişiler de bu hakka sahiptir” dedi. Sözün bittiği yer!!!


Ermeniler de vergi ödedikleri devletlerinden soykırımın tanınmasını, Türk lobisinin kah savunma şirketleri, kah petrol şirketleri (Azeri bağlantısı), veya finansal marketlerde tahvilleri / ve diğer Türkiye ile ilgili parasal fonları, geçtiğimiz yıla kadar yoğun, fakat şimdi azalan haliyle İsrail lobisi tarafından yapılan yoğun baskıya karşı koymalarını istiyorlar. Rekabet üzerine kurulmuş bir lobicilik sisteminde bir taraf bastırınca ötekisi de karşı koymak zorunda kalıyor.

Ermeniler, “biz doğruları ve gerçekleri meclis ve yürütmedeki kişilere destek ve eğitim vererek yapmaya çalışıyoruz” diyor.

Karşımızda ise “bunları kabul ederseniz kötü şeyler olur. Üslerinizi kapatırız terör konusundaki desteğimiz ve beraber çalışmamızı keseriz” gibi tehditlerle geliyorlar.

DİASPORA'DAKİ ERMENİ LOBİLERİ HOMOJEN Mİ?

Bugün Diasporadaki Ermeni lobisi homojen bir yapıya mı sahiptir? Davranış şekli nasıldır?

Homojen bir yapıya sahip olduğu söylenemez ise de, etkin lobiciliği ANC'nin (Ermeni Ulusal Kongresi) yaptığı söylenebilir. Kurumsal olarak , bilhassa ABD'nin batısında ANC, eyaletler nezdinde tek kurum. ABD / Washington nezdinde, çoğu konularda birlikte hareket edilse de Ermeni lobisinin tam koordine olduğu söylenemez. Armenian Assembly daha çok sessiz ve derinden çalıştığını iddia eden bir grup.

Amerikan Dışişleri tarafından kurulduğu ve idare edildiği de rivayet edilir. Mesela Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokollerde bu iki kurum ayrı tavır aldılar.

Armenian Assembly, Amerikalı Ermenilerin gözünde çok büyük prestij kaybetti. Ermenistan'ın menfaatlerin konusunda, yardımlarla ilgili daha homojen bir yapı olduğu doğrudur. Batı Ermenistan ve Soykırım konusunda ise tavırlar daha farklı.

Bugün yurtdışındaki Ermeniler yasal olarak haklarını arayabiliyorlar mı? Şu an yaşadıkları ülkeler buna engel oluyor mu? Örneğin ABD Ermenilerin Türkiye'deki topraklarının geri kazanılması için ne yapıyor?

Yasal haklar olarak soykırımdan, mal gaspından dolayı mağdur olmuş kişi veya ailelerin hak taleplerini kastediyorsak genelde “hayır” diyebiliriz.

ABD'de çeşitli davalar açıldı. Fakat bunlar genelde ilk birkaç celsede zaman aşımı, dava konusunda yetkisizlik veya hüküm alanı dışında gibi gerekçelerle düşerler. Yasal yönden birkaç yıl önce, hayat sigortaları ile ilgili, Kaliforniya meclisinden zaman aşımını 10 sene daha uzatan bir yasa geçmişti. Bu federal anayasaya aykırı. ABD'nin dış ilişkilerine karışmak oluyor gerekçesiyle Yüksek Mahkeme, bu yasayı sonunda iptal etti.

Peki ya sigorta şirketleri? Birçok Ermeni vatandaşı 1915'te yabancı sigorta şirketleri tarafından hayat sigortası satın almıştı. Bu şirketler kendi sorumluluklarını yerine getiriyorlar mı?

Kati suretle. Birkaçı "hava parası" gibi anlaşmalarla 20 milyon verdi. Bu on binlerce poliçe sahibinden önce, avukatlar tarafından kesintilere, birkaç kuruma bağış olarak dağıtıldı ve çok az aileye kaybettikleri maddi zararı karşılayan bir tazminat ödenebildi.

Bu sigorta şirketleri doğrudan Ermenileri hedef almış. Kendi sigorta satış elemanı eğitim kitapçıklarına göre Ermeniler ölüm ile daha barışık. O yüzden ailelerine destek olma konusunda daha iknaya hazır, yaş farkı, genelde hal vakit iyi gibi şartları da üzerine ekleyerek genel nüfusa oranla çok daha fazla sigorta poliçesi almışlar. Fransız, İngiliz, ABD ve Alman şirketleri satıyor bunları da. Bu insanların öldükleri bilgisinin kesin olmasına rağmen bu şirketler bu poliçe paralarını hiç ödememişler. Hiçbir araştırma yapmamışlar varisler nerede diye.

AXA ve New York Life, en azından kendilerine göre 'kuru ekmek parçası' olan anlaşmayı yaptılar. Fakat Alman şirketler “In Re Versicherung” TC devletinin de desteği ile buna karşı koydu ve çeşitli davalar, galibiyet/mağlubiyetlerden sonra en son Yüksek Mahkeme önünde kazandı. Kati surette bir vicdani ve mali sorumlulukları olduğunu kabul etmeden.