AİHM Ankara'yı üç konuda uyardı

Strasbourg'da görüşme
AİHM Başkanı Wildhaber, Strasbourg'da görüştüğü Başbakan Erdoğan'dan Türkiye aleyhine açılan davalardan dolayı destek istedi. Türkiye'deki reformları öven Wildhaber, özellikle üç konunun üstünde durdu.
Rumlar bastırıyor
Bunlardan birincisi mülklerini kullanamayan
Kıbrıslı Rumların açtığı yüzlerce dava. Rumlar davaların bitirilmesi için AİHM'ye baskı yapıyor. Türkiye'nin oluşturduğu Tazminat Komisyonu'na ise başvuru yok.
'Eve dönüş' hazırlığı
Terörle mücadeleden zarar gören ve köylerine dönemeyen vatandaşlar da AİHM kapısında. Türkiye 'eve dönüş projesi'yle bu davalardan kurtulmak istiyor. Üçüncü sırada ise mülk edinemeyen azınlıklar var.
Haber: DENİZ ZEYREK / Arşivi

ANKARA - Türkiye'nin AB üyelik süreci, Avrupa Komisyonu'nun İlerleme Raporu ile yeni bir dönemece girerken, kararlarına AB'de büyük önem verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) Türkiye'ye üç konuda uyarı geldi. AİHM, tamamı geçmişteki ihlallerden kaynaklanan 'Kıbrıslı Rumların mülkiyet hakkı', 'eve dönüş-terörle mücadele zararlarının tazmini' ve 'azınlık mülkleri' konularında gelen pek çok davadan dolayı AKP hükümetinin desteğini istedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, 5-7 Ekim tarihleri arasında Strasbourg'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında AİHM'ye de giderek mahkeme başkanı Luzius Wildhaber'le görüştü. Görüşmede, Lu-zius Wildhaber Türkiye'nin attığı reform adımlarının önemine işaret ederek, reformlara rağmen kendilerine hâlâ gelen dosyalardan söz etti.
Geçmişin faturası ağır
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Wildhaber'in Erdoğan'a yansıttığı üç konuda Türkiye'yi ciddi sorunlar bekliyor. Bu sorunların başında Kıbrıs Rumlarının Türk tarafında kalan mülklerini 'kullanamama kayıpları' konusunda açtıkları yüzlerce dava var. Türkiye, Kuzey Kıbrıs'ta tazminat komisyonu oluşturdu ve AİHM' den davaları oraya yönlendirmesini talep etti, ama hedefine ulaşamadı.
Rum Kesimi'nden Türkiye aleyhine başvurular gelmeye devam ediyor ve siyasi nedenlerle bekletilen dosyalar konusunda AİHM baskı altında kalıyor. Güneydoğu'da boşaltılan köyler konusunda AİHM'nin kesin içtihatları var. Bu nedenle göç ettirilen, köylerine dönemeyen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları AİHM'ye başvuruyor.
Yasa çıktı, ancak...
Türkiye, zararların tazmini konusunda yasa çıkardı, ancak belirlenen rakamlar ve başvuru koşulları nedeniyle mağdurların Türkiye'deki tazminat komisyonuna yönlendirilmesi zor görünüyor. Benzer durumlar arazi kamulaştırmalarında da yaşanıyor, devlet kamulaştırma bedeli ödese de ödenen paranın düşüklüğü nedeniyle arazileri kamulaştırılanların büyük bölümü AİHM'nin kapısını çalıyor.
Türkiye'nin başını ağrıtan diğer konu da son yasal düzenlemelere rağmen mülk edinmekte, mülklerini kullanmakta zorlanan dini azınlıkların başvurularından oluşuyor. Yetkililer, geçen yıl en ciddi başvuruların bu
alanda azınlıklardan geldiğini belirtirken, Kıbrıs ve köye dönüş konusunda projeler üreterek AİHM'ye fırsat yaratan Türkiye'nin bu konuda
adım atamadığına dikkat çekiyor.
Başvuruların niteliği değişti
AİHM'deki Türkiye aleyhtarı başvuruların niteliğinin de Türkiye'nin attığı reformist adımlarla değişmeye başladığı ifade ediliyor. AİHM'ye giden vatandaşlar, üç sorunlu konuda olduğu gibi 'siyasi' niteliğinden çıkıp 'mali' bir içeriğe kayıyor. Ancak Kıbrıs ve azınlık mülkleri davalarının sonucunda mali fatura ağır olsa da bu davaların siyasi sonuçlarının da Türkiye'yi zorlayacağı belirtildi.
Bütün Avrupa Konseyi üyelerinden gelen başvuruları kabul eden AİHM, Türkiye'nin, mahkeme kararlarını dikkate almasından ve yeniden yargılama ve işkence faturasını işkenceciye kesme gibi adımları da destekliyor. Her gün yüzlerce başvurunun yapıldığı mahkeme, süreci hızlandırmak
için kendini yeniliyor. Mahkeme, Türkiye'nin de geçen hafta imzaladığı 14. protokolle daha az yargıçla daha hızlı bir çalışma yöntemi izleyecek.
Yargılama ayrı sorun
Wildhaber tarafından dikkat çekilen üç konunun dışında, kaldırılan Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde daha önce yargılanmış olan vatandaşların AİHM'ye adil yargılanmadıkları yönündeki şikâyetleri oldukça yaygın. Uzun süren yargılama şikâyetiyle AİHM'ye başvuranların önemli bir bölümünü ise 12 Eylül 1980 darbesinin ardından açılan ve aradan geçen 20 yılı aşkın süreye karşın bir türlü tamamlanamayan toplu davaların sanık ve mağdurları oluşturuyor.