'AKP kurulurken Erbakan tehdit edildi'

'AKP kurulurken Erbakan tehdit edildi'
'AKP kurulurken Erbakan tehdit edildi'
Eski Refah Partili, CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül liderliğinde partiden kopan "yenilikçiler"in AKP'yi kurduğu dönemde Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan'ın tehdit edildiğini öne sürdü.

RADİKAL - CHP'ye katılan eski Refah Partili Mehmet Bekaroğlu, AKP 'nin kurulduğu günlerle ilgili ilginç açıklamalar yaptı. Bekaroğlu, “Bazı isimler geldi ve Hoca’yı neredeyse tehdit ettiler; 'şöyle yapmazsan şöyle' olur diye. Yine bazı etkili çevrelerden yenilikçiler konusunda kendisine telkinler yapıldığını biliyorum” dedi.

Birgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Barış İnce’ye konuşan Bekaroğlu, “AKP kurucuları ‘içerideki vesayet güçlerini’ dışarıdaki güç odakları ile dengelemeye çalıştılar. Hatırlayın; yasaklı olduğu için milletvekili seçilemeyen ve gazetelerde ‘muhtar bile olamaz’ diye manşet atılan Tayyip Erdoğan, 2003 yılının başında, ABD Başkanı tarafında üst protokolle Beyaz Saray’da kabul edildi. Ne konuştular, hangi sözleri verdi (Bunları belki Zapsu biliyor, belki Ali Bayramoğlu, belki Doğu Ergil bilebilir) Erdoğan ve arkadaşları iktidar olmak istediler, bunun önündeki engeli de dünya güçleri ile anlaşarak, onların istediklerini yaparak, onlardan aldıkları destekle kaldırdılar” diye konuştu. Bekaroğlu'na sorulan sorular ve yanıtları şöyle:

AKP’nin Amerika Birleşik Devletleri ile uyumlu bir politika izlediği herkesin malumu. Ancak ABD’li yetkililerle direkt görüşülüp bizzat onlar tarafından kurulduğuna dair anılar, anekdotlar saçıldı. Siz o dönem Fazilet (yenilikçi-gelenekçi) ayrılığının tanığısınız. Doğru olabilir mi anlatılanlar?
AKP’nin bizzat ABD tarafından kurulduğuna dair kimsenin elinde somut bir delil bulunduğunu sanmıyorum. Anılar ve anekdotlar, Erbakan Hoca’yı iktidardan indiren 28 Şubat müdahalesini ve RP-FP’nin kapatılmasının ABD tarafından desteklendiğine dairdir. Erbakan Hoca’nın birçok açıdan dünya sistemini (ve elbette ABD’yi) rahatsız ettiği malum. O dönem için de Refah Partisi’ne alternatif olabilecek bir parti yoktu; alternatifi kendi içinden çıkartıldı.

Nasıl yapıldı bu?

Önce Refah tabanı korkutuldu, sonra da içlerinden çıkan “ılımlılar” desteklendi. Bunun için fazla delil aramaya gerek yok; olup bitenlerle ilgili Batı basınında yazılanlara bakmak bile yeterli.

O dönemki ayrılıkta direkt bir dış müdahale hissettiniz mi?

Hissettiklerim bir yana Erbakan Hoca’nın yanındaydım ve bazı olaylara şahit oldum, şahit olmadığım bazı olayları da Hoca’dan dinledim.

Ne gibi olaylar?

Bazı isimler geldi ve Hoca’yı neredeyse tehdit ettiler; “şöyle yapmazsan şöyle olur" diye. Yine bazı etkili çevrelerden yenilikçiler konusunda kendisine telkinler yapıldığını biliyorum. Fazilet Partisi davası Anayasa Mahkemesi’nde görülürken yenilikçi kanadın göklere çıkartıldığı; Batılı ülkelerin temsilcilerinin kapılarından ayrılmadığı bilinen bir şey. Hoca ve çevresindeki bizler; her şeyin sorumlusu, tehlikeli yaratıklar ilan edilirken Erdoğan ve Gül baş tacı ediliyordu.

ABD ile yapılan görüşmeleri Cüneyt Zapsu’nun yürüttüğü söyleniyor. Sizin böyle bir bilginiz var mı?

Sadece Zapsu değil; birçok insan ABD yetkilileri ile AKP kurucuları arasında “kolaylaştırıcı” görevini gördü; iş çevrelerinden, akademisyen ve gazeteci taifesinden birçok insan.

AKP’yi kuran kadrolar sizin de eskiden tanıdığınız isimler. Bu isimler CIA ve benzeri güçlerin etkisine bu kadar kolay girebilecek yapıda tipler miydi?

CIA’in etkisini bilmem. Bence şöyle oldu; AKP kurucuları “içerideki vesayet güçlerini” dışarıdaki güç odakları ile dengelemeye çalıştılar. Hatırlayın; yasaklı olduğu için milletvekili seçilemeyen ve gazetelerde “muhtar bile olamaz” diye manşet atılan Tayyip Erdoğan, 2003 yılının başında, ABD Başkanı tarafından üst protokolle Beyaz Saray’da kabul edildi. Ne konuştular, hangi sözleri verdi (Bunları belki Zapsu biliyor, belki Ali Bayramoğlu, belki Doğu Ergil bilebilir) Erdoğan ve arkadaşları iktidar olmak istediler, bunun önündeki engeli de dünya güçleri ile anlaşarak, onların istediklerini yaparak, onlardan aldıkları destekle kaldırdılar.

Bu tarz görüşme-ilişki biçimleri nasıl mümkün olabiliyor?

CIA’yı, MOSSAD’ı bilmem. Ama kanallar vardır...

Birileri haber mi gönderiyor bu kanallara bu konuda bir fikriniz var mı?

Türkiye’den bazı isimler, işadamları, siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, bunlar sık sık ABD’ye gidip gelirler, Türkiye’de ABD temsilciliklerinden çıkmazlar, kabullerde başköşededirler. Aynı şekilde ABD’deki araştırma kuruluşlarından insanlar gelir, açık kapalı toplantılarda bunlar konuşulur, keza ABD’nin misyon şefleri de bu işleri yapar. Bana sordunuz diye söylüyorum yoksa Ankara’da herkes bunları bilir.

Siyasetin Sonu adlı kitabınızda FP’nin malum kongresini anlatırken MÜSİAD üyelerinin yenilikçileri coşkuyla alkışladığını yani İslamcı sermayenin tavrını belli ettiğini yazdınız. Küresel güçlerle/ABD ile uyumlu bir iktidar alternatifini mi seçtiler?

Evet; MÜSİAD, Anadolu sermayesi diye bilinen, iş dünyasında o dönem yeni yeni palazlanan çevreler Erbakan’dan rahatsızdı. Bunlar hem Erbakan’ın Batı ve yerleşik iktidarla kavgalı olması hem de uyguladığı ekonomik politikalardan rahatsızdı. AKP’nin kurulmasında bu yeni zenginlerin önemli bir etkisi oldu. Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerde hâlâ zenginlikler devlet eliyle dağıtılır, devlet hala birikim/paylaşım aracıdır. Dönemin merkez sermayesi, Anadolu sermayesini dışlıyordu, onların devlet eliyle dağıtılandan pay almasını önlüyordu. 28 Şubat biraz da bu kavganın bir yansımasıydı. Bakın şimdi bu çevreler, birçok aracı kullanarak ama en çok kent rantları üzerinden önemli sermaye birikimleri yaptılar.

Eski Milli Görüş kökenli arkadaşlarınızın bu görüşmelerle ilgili fikri nedir? Onlar inanıyor mu böyle bir şeyin olabileceğine? Kamalak da doğruladığına göre kendilerinin de bir bilgisi olmalı.

Sayın Kamalak bazı şeyleri elbette biliyordur. Aslında o dönem; Hoca’nın yanında kalan Milli Görüşçüler; bölünmeyi hep ABD ve İsrail oyunu olarak gördü. Sadece Milli Görüşçüler değil; şimdi TRT ve diğer AKP medyasında önemli yerlere sahip olan bazı insanlar bunları yazdı. Mesela; Nasuhi Güngör’ün, sanırım adı “Yenilikçi Hareket” olan bir kitabı var, bu kitapta AKP’nin nasıl ABD projesi olduğunu anlatır.

‘AKP, DÜNYA EKONOMİK SİSTEMİNİ TEHDİT ETMİYOR Kİ‘
Erdoğan şu an küresel güçlerden farklı bir politika mı izliyor da bu görüşmeler ortalığa saçıldı?

Bazı konularda; mesela Suriye ve Mısır’da ters düştüler gibi görünüyor. Ama esasen tam olarak böyle değil. AKP, dünya ekonomik sistemini rahatsız edecek farklı bir ekonomik politika uygulamıyor. Ayrıntılarda sıkıntılar olabilir. Böyle olunca da karşılıklı şantajlar, gözdağı vermeler oluyor, hepsi o kadar. Bu yeni durum, yani dünya sistemi ile sorunlar var görüntüsü, iç politika argümanı olarak AKP’nin işine geliyor. Sonra ortalığa bir şeyin saçıldığı yok; Cemaat-Hükümet kavgası dolayısıyla, Cemaat çevreleri daha önce yazılıp çizilen, bilinen şeyleri yeniden gündeme getiriyorlar, hepsi bu.