"AKP ve MHP'nin dış politikasındaki emperyal vizyon CHP ve HDP'de yok"

"AKP ve MHP'nin dış politikasındaki emperyal vizyon CHP ve HDP'de yok"
"AKP ve MHP'nin dış politikasındaki emperyal vizyon CHP ve HDP'de yok"
Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Behlül Özkan, AKP'nin seçim bildirgesinde oldukça sorunlu hale gelmiş dış politikaya dair hiç bir vizyonun olmamasının dikkat çekici olduğunu belirtti. Özkan, MHP'nin de çelişkili bir emperyal dış siyaset çizdiğine dikkat çekerken, CHP ve HDP'nin ise bu konuda farklı politikalar önerdiğini ifade etti.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

Behlül Özkan halen Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde yardımcı doçent olarak çalışıyor. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde, doktora eğitimini ABD Boston’da Fletcher School of Law and Diplomacy’de tamamladı. Doktora tezi "Dar-ül İslam’dan Türk Vatanına" ismiyle 2012 yılında Yale Üniversitesi Yayınları tarafından kitap olarak basıldı.

Son çalışmalarından 2014 yazında İngilizce yayınlanan “Türkiye, Davutoğlu ve Pan – İslamizm fikri” adlı makalesi, Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı üstlendiği döneme de denk gelmesi nedeniyle içeride ve dışarıda büyük ilgi topladı. Davutoğlu’nun 300 makalesini inceleyerek, AKP dönemi dış politikasının neo-Osmanlıcı değil pan-İslamist olduğunu vurgulayan Özkan’ın bu makalesindeki görüşleri New York Times, Financial Times, Der Spiegel, Le Monde Diplomatique, BBC, Reuters, Die Welt gibi yayın organları tarafından da alıntılandı.

Dört partinin seçim manifestosunun dış politika bölümlerini satır satır inceleyen Behlül Özkan’dan karşılaştırmalı bir analiz yapmasını istedik.

FOTOĞRAFLAR: MURAT ŞAKA

Dört partinin seçim bildirgesinin dış politika bölümlerine baktığınızda genel gözleminiz nedir?

Dört partiden çıkan ortak bir sonuç var. Eskiden iç politikayla dış politika arasıda kesin ayrım olurdu. Artık yeni uluslararsı ilişkilerde iç politika ile dış politika arasında ayrım yok, seçim bildirgelerinden çıkan da siyasi partilerin kendi iç politik vizyonlarını birebir dış politikaya yansıtmış olmaları.

Dış politika iç politika ayrımı yapay çünkü dış politika dışarda bir tehdit olduğu algısı, “düşman, öteki” algısı  yaratarak içerde bir homojenleşme yaratıyor; içeriyi birlikte tutma;  içerdeki farklılıkları dışardakilere karşı birleştirerek aşma.

Bunu iktidarlar hep kullanıyor. Biz artık dış politikayı incelerken bunu gözönüne alıp; hangi ötekine karşı birleştiriyor; ötekine karşı içeride nasıl bir homojenleşme vizyonu çiziyor diye bakıyoruz.

1945 sonrası Türkiye dış politikasının en önemli ötekisi Sovyetler Birliği ve Komünizmdi; dolayısıyla  sol muhalefet hep  komünist olmak; dışarının yandaşı olmaka suçlanıp, gayrimeşru ilan edilip dışlandı; şimdi aslında bu dört parti için de benzer süreç işliyor.

O zaman önce AKP ile başlayalım.

AKP’nin seçim bildirgesinde en çarpıcı olan dış politika gerçekleriyle hala yüzleşmemesi. Türkiye’nin Ortadoğu’da Yemen, Libya, Suriye, Mısır ve İsrail’de büyükelçisi yok. Türkiye Ortadoğu’da savaşa girse ancak bu kadar yalnızlaşırdı. Bildirgede böyle bir gerçekliğin fakına bile varılmadığı görülüyor. Seçim bildirgesinde Mısır, Libya, İran, Yunanistan’ın ismi bile geçmiyor. Komşularla sıfır sorun politikasından, komşulara hiç atıf olmaması noktasına gelindi.

Geçmesi gerekir mi ki.

Geçmesi gerekir çünkü diğer partilerde geçiyor. Bilinçli olarak girilmemiş. Halbuki, Türkiye’nin daha sorunsuz ilişkileri olduğu ülkelerin bahsi geçiyor. Mısır hiç yok, Tunus yok, Arap Baharı’ndan bahis yok, ona ait bir vizyon yok. Türkiye’nin dış politikası ciddi anlamda çöktü Arap isyanlarında; bununla yüzleşilmiyor. Ancak bir yerde yakalıyoruz bu sorunu, o da; “tarihin önünde doğru yerde bulunuyoruz” deniyor. Doğru çok ciddi sorunlar yaşıyoruz ama gelecek bizi haklı çıkartacak. Değerli yalnızlık denen tutumu savunuyor: “biz doğruyuz etrafımızdaki herkes yanlış yapıyor”  çizgisindeler. Bu da klasik Davutoğlu vizyonu. Davutoğlu’nun dış politika vizyonu seçim bildirgesine tamamen damgasını vurmuş.

Yine başka çarpıcı bir nokta; liderlik üstlenmekle ilgili. “Bölgede ve dünyada liderlik yapan bir ülkeyiz; ümitlerini bize bağlamış hiçbir kardeş halkı yalnız bırakmayacağız,” cümlesi.

Ortadoğu’ya dönük bir liderlik iddiası var ama bu iddia daha çok hayaller üzerinden yürüyor. Ortadoğu’da beş ülkede büyükelçiniz yok; Suudi Arabistan’ın kuyruğuna takılmış dış politika yürütüyorsunuz; ama Türkiye bu liderliği nasıl gerçekleştirecek diye bakınca seçim bildirgesinde buna dair done göremiyorsunuz.

“Kardeş halkları yalnız bırakmayacağız,herkese elimizi uzatıyoruz...”  bunların hep tekrarlanması hayaller üzerinden bir ümmet, İslam dünyasının liderliğini yapacağız diye gizli bir vurgu olarak var.

Yine bir çarpıcı nokta; değerli yalnızlık konusuna gönderme yapan, değer odaklı dış politika yürütüyoruz, iddiası var. Ancak ben akademisyen olarak şunu soruyorum: değer odaklı derken, örneğin Suudi Arabistan’la ortak hareket ediyoruz hem Yemen’de hem Suriye’de.

Suudi Arabistan’la hangi değerler üzerinden ortak hareket ediyor Türkiye; insan hakları mı, demokrasi mi, hukukun üstünlüğü mü? Çünkü bu rejimler dünyanın en totaliter rejimleri arsında. Siz dış politikada bunları müttefik olarak seçiyorsanız Ortadoğu’da; ki biliyoruz ki AKP Suuidi Arabistan’la aynı vizyonu paylaşmıyor;  bu Mısır’da ortaya çıktı. Bu yine ciddi bir çelişki.

Ama hangi ülkenin dış politikası tutarlı ki? Uluslararası ilişkilerde zaten tutarlılık aranmaz; çıkarlar çelişkili davranmayı gerektirebilir.

Benim eleştirim de tam bu noktadan çıkıyor, eğer ben Suudi Arabistan’la çıkarlar üzerinden hareket ediyorum, Ortadoğu’nun en güçlü ülkesidir Suudi Arabistan; dolayısıyla ben gerçekçi, realist bakıyorum derseniz, bu anlaşılır. ABD de Suudi Arabistan’la çok yakın hareket ediyor ama şunu demiyor:  “Biz değerler üzerinden dış politika yapıyoruz.”

Değerler üzerinden dış politika yapıyorsanız bütün bir dış politika vizyonunuzu insan hakları demokrasi üzerine dayandırıyorsanız o zaman Suudi Arabistan’la nasıl ittifak yapıyorsunuz diye soruyorum.

Yine bu gerçeklikle yüzleşilmediğinin bir başka göstergesi; “Suriye’de dört yıldır devam eden ihtilaf” deniyor. Yüzbinlerce insan ölmüş milyonlar  yerlerinden edilmiş ; bunu hala bir ihtilaf olarak nitelendiriyor. Bunu küçük bir sorun gibi gösterme çabası var.

Yani sınırımızda bir yangın var havası yaratmaktan kaçınıyor.

Kesinlikle. Bir başka örnek DAEŞ. Tüm bir bildirgede; sadece tek bir yerde geçiyor; DAEŞ saldırıları diye. Suriye’de binlerce cihatçı var; ama bunu Ortadoğu’da ciddi bir sorun olarak görme; Türkiye’nin milli güvenliği için tehdit olarak görmeye dair hiçbir emare yok.

Bir de; “AKP dış politikada geçmiş hükümetlerle kıyaslanmayacak kadar başarılı oldu” cümlesi. Bu da yine gerçeklerle çok örtüşmüyor

AKP’nin vizyonundaki temel sorun; her krizi fırsat olarak görmeleri.  Türk dış poliktikasından ciddi kopuşu buydu AKP’nin. 1923’ten 2002’ye kadar Türkiye’nin temel dış politika kavramı ihtiyat. Çünkü biz sorunlu bir bölgede yaşıyoruz, ihtiyatlı olmalıyız inancı var.  AKP bundan kopup, her krize, nasıl bunu fırsata dönüştürürüm diye baktı.

İç politikanın dış politikaya yansıtılması perspektifinden bakınca, ne çıkıyor ortaya?

AKP’nin İslami diskuru kullanmasının yansımasını dış politikada görüyoruz. İslam dünyasıyla birliktelik içindeyiz ve bunun liderliğini yapacağı...İçeriye de İslam dünyasına liderlik yapacak bir ülkenin vatandaşlarınız siz mesajı veriliyor. 

AB ile ilişkiler?

Çok az geçiyor. Diğer partilere göre de bu konuya girmiyorlar. Genel geçer ifadelerle yazılmış, Türkiye’nin AB entergrasyonu vizyonu herhangi bir ülke ile ilişkiler kadar yer alıyor.

O zaman CHP’ye geçelim.

Onlar öyle söylemiyor ama CHP dış politika vizyonuna en çok damgasını vuran şey, restorasyon.  “Parantezi kapatacağız”. Yani çizgilerini “2002’de açılan Davutoğlu dönemi parantezini kapatacağız;  Türk dış politikasını eski, geleneksel kodlarına restore edeceğiz;”  diye tanımlayabiliriz.

CHP Türkiye’nin geldiği yeri tehlikeli yalnızlık olarak görüyor, coğrafyamıza fırsatlar kadar tehlikelerle dolu olarak bakıyor. Türk dış politikasının daha ihtiyatlı olması gerektiğini düşünüyor  ve Türkiye’nin genel dış politikasını artık bir mili güvenlik sorunu olarak görüyor.

CHP dış politikasının temel sorunu kendisini AKP’ye karşı konumlandırarak onun dış politika vizyonu üzerinden dış politika analizi çizmeye çalışıyor. Tabii bu eleştirilir mi eleştirilmez mi bilemiyorum. Yaklaşımları; Türkiye’nin çok önemli dış politika sorunları var;  vizyon koymaktan öte öncelikle bu sorunları çözüp,  güvenlik huzur getireceğiz şeklinde.

AB’yi CHP’nin tamamen dış politikasının merkezine koymuşlar. Nasıl ki AKP Türkiye’yi İslam dünyasının lideri olarak konumlandırıyorsa CHP de Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak konumlandırıyor. Hep altı çizilen kelimeler güven, huzur, refah, çok kültürlülük, laiklik, inançlara saygı; yurtta sulh cihanda sulh; dış politika bunların üzerinden gidecek vurgusu var.

CHP’nin hedefi AKP’nin yaralarını sarmak ve Türkiye’yi tekrar ayağa kaldırmak.

Burada gördüğüm ciddi sorun; CHP hala AKP dönemini Refahyol gibi altı ay süren bir dönem gibi görüp; o bitecek, biz geleceğiz ve hemen eski kodlara dönüştüreceğiz diye görüyor.Halbuki öyle değil, 13 yıla varan bir iktidar var. Türkiye’yi çok ciddi değiştirdiler; bu böyle parantezi kapatmakla olacak şey değil. CHP’nin bir vizyon ortaya koyması gerekiyor, bunu yapamıyorlar ama yine de CHP’nin suçu mu değil mi, o konuda ortadayım.

Şunu mu diyorsunuz; zaten düzeltilmesi gereken bir durum var; o durumu düzeltmeden bir vizyon koymak ne kadar manalı.

Hem o hem de şunu söylemeye çalışıyorum;  Avrupa solunun temel sorunu CHP’de de var. Solun Sovyetler Birliği’nin çökmesi sonrasında dış politikada bir arayış içinde olması, o arayışın devam etmesi; bu CHP’de var.

CHP hala bocalıyor.  Bunun da en çok ortayı çıktığı noktalar Ermenistan’la sınırın kapalı tutulması  ve Kıbrıs konusu. CHP bu konularda geleneksel politikayı savunuyor. Açılım yapmıyor. Türk Dışışleri Bakanlığı'nın diplomat ekolünden gelen bu devletin sahibi zaten biziz anlayışı..

Kürtler konusu; dokunup geçiyor. Ortadoğu’da bir Kürt realitesi var,  Suriye’nin kuzeyinde neredeyse  bağımsızlar,Irak’ın kuzeyinde bağımsızlar. Türkiye’nin Ortadoğu'da Kürtlere nasıl yaklaşacağına dair CHP'nin bir sözü hala yok. Türkiye sınırları dışındaki Kürtlerle nasıl bir ilişki içine girecek; bunlarla müttefik mi olacağız olmayacak mıyız; bunların cevabı yok. Türkiye’nin geleneksel genetik sorunları devam ediyor.

Onun dışında; Mısır’ın iç siyasetine karışmayacağız vurgusu çok önemli. CHP dış politikayı ülkelerin iç işlerine karışmamak ve devletlerden devletlere ilişkiler olarak tanımlıyor; AKP ise tersine toplumlardan toplumlara; Müslüman Kardeşler üzerinden tanımlıyor.

İsrail’le ilişkiler normalleşecek; CHP bunu da taahhüt ediyor.

Baştaki analiz çerçevesinden baktığımızda ne söylersiniz?

CHP’de, mezhepler üstü dış politika izleyeceğiz söylemi var. Türkiyeyi bir Sünni ülke olarak tanımlamama; demokratik, laik bir ülke olarak tanımlama ve dış politikada Avrupa’nın bir parçası olarak görme; sorunlara devletler arası ilişkiler gözünden bakma var. AKP’de İslami liderliği temsil ediyoruz dolayısıyla Tunus, Mısır Libya’da İslami hareketlerin yanında yer alacağız var. CHP ise herkese eşit mesafedeyiz diyor.

CHP’ye bir eleştirim de eleştirim vizyon yerine sorunlu kavramlar olan model ülke olmak var. Bu çok kaçınılması gereken bir şey.Ortadoğulaşmayacağız gibi sorunlu  ifadeler var.

MHP’ye geçelim.

MHP’de bir Türk dünyası söylemi var. MHP  Türk milliyetçisi bir parti; bunun uzantısı olarak; Türk dünyasının liderliğini yapacağız söylemi var;  90’lardaki Adriyatik'ten Çin Seddi'ne denen vizyonun biraz  takla attırılmış halini görüyoruz. Bana çarpıcı gelen MHP’nin Davutoğlu’nun bazı söylemlerini birebir benimsenesi; bölgesel lider ülke olmak, küresel güç olmak.  Nasıl iç politikada iki parti tabanı çok yakınsa, dış politika vizyonlarında da geçişkenlik var. İkisinde de emperyal bir vizyon var; kendini merkeze koyup; tüm komşularını çevreye koymak; bir tahakküm ilişkisi getiriyor.

MHP’nin vizyonunda da ciddi bir çelişkiler var; hatta dört parti arasındaki en çelişkili vizyon.

Bir yanda bölgesel lider; küresel güç söylemi, diğer yanda başkalarının toprak bütünlüğüne saygı duyacağız ve iç işlerine karışmayacağız söylemi var.

İç işlerine karışmadan küresel güç olunmaz mı?

Olunmaz. O mümkün değil. Uluslararsı hukuk ve meşruiyetin yanında olacağız deniyor ama  emperyal vizyon var. CHP ve HDP’de emperyal vizyon yok.

Kürt konusunun MHP için ciddi bir endişe kaynağı olduğu dış politika bölümünde çok çarpıcı halde duruyor. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak diyor. Tüm bir bildirgede Kürt sözçüğü geçmiyor. Bu da AKP’deki sorunun başka versiyonu; gerçekliği görmezden gelme durumu. Kürtler sınır ötesindeki en önemli güç bugün. Bunlarla ilişkileri nasıl yürütüceğinizin cevabı yok.

Ortadoğu’da Türkmen varlığına vurgu var. Mısır’la normalleşme yaşanacağını söylüyor.

Kıbrıs’ı milli dava olarak görüp iki devletli ortalığı kabul etmesi de ilginç. Kıbrıs’ın birleşmesine karşı değil, KKTC’nin bağımsızlığını destekleyeceğiz türünden milliyetçi bakışta daha sert bir bakış beklenirdi.

HDP’ye geçersek.

HDP’nin seçim beyannamesi çok kısa; daha az konuşabiliyoruz. Burada da iç politikanın dış politikaya yansıması çok net: Nasıl ki MHP sınırlar dışındaki Kürt konusunu görmüyorsa, HDP’de ise tersine Ortadoğu’da halkların kendi siyasi geleceklerini özgürce belirlemeleri söylemi var. Burada aslında bir anlamda çok üstü kapalı da olsa Kürtler eğer Ortadoğu’da bağımsız devlet kurmak istiyorlarsa bunun önü açılmalı deniyor. Ortadoğu’ya halkların demokratik iradesinin yansıması gözünden bakıyorlar ve çarpıcı olarak diğer hiçbir partide olmayan şekilde Suriye’deki iç savaşla ilgili cihatçı unsurlar vurgusu var.

HDP cihatçı unsurları ötekisi olarak tanımlıyor; Kobane ve IŞİD etkisinin yansımasını görüyoruz. Sınırları yapay olarak nitelendirmesi önemli, yani sınırların bir gün değişebileceği mesajı üstü kapalı veriliyor.

HDP bu partiler içinde en solda yer alan bir parti; en azından kendisini öyle konumlandırıyor;  dış politika vizyonunda da halklar kelimesi var, sol partiye yakışır şekilde hakların üzerinden tanımlıyor. Klasik sosyalist komünist jargonun; yaşasın halkların kardeşliği sloganının HDP vizyonuna dokunduğunu görüyoruz.

Ama AKP’nin de dış politikada halka vurgu yaptığını söylemiştiniz.

Ama çok temel bir fark var, bir tanesi halklar olarak görüyor diğeri ümmet olarak görüyor.

HDP’de emperyalist kelimesi geçiyor; sol sosyalist miras devam ediyor.

Bence en çarpıcı bölüm de Ermenistan’la ilişkiler. Diğer tüm partiler Ermenistan’la ilişkileri Karabağ ve Azerbaycan ekseninden görürken;  HDP bunu sadece Türkiye Ermenistan ilişkileri olarak görüyor, ki bence çok gerçekçi. Çok iyi bir yazım kullanmışlar. Ermenistan’la Azerbaycan’ın çözüm bulmalarını  destekleyeceğiz ama bizim önceliğimiz sınırların açılması deniyor.

AKP öncesinde, hangi parti gelirse gelsin dış politikada radikal değişiklikler görmedik; yıllar içinde Türk dış politikası tabii ki değişti ama bu zamana yayılar bir değişim oldu. Türk dış politikası  seçimlerden sonra hangi partinin gelmesine bağlı olarak farklılık gösterir mi?

Artık o bahsettiğiniz geleneksel dış politika yok. AKP’nin dış politikası var ve diğer üç muhalefet partisi de b na karşılar. Onlardan kurulu bir koalisyon gelirse, AKP dış politikasını bir kenara atacaklar.