AKP ve muhafazakârlık tehlikesi

AKP ve muhafazakârlık tehlikesi
AKP ve muhafazakârlık tehlikesi
On senelik AK Parti iktidarını, muhafazakâr devamlılığın taşıyıcısı olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki muhafazakârlığı benimsediğini açıkça ilan eden AK Parti; peşinen, muhafazakâr hassasiyetler üzerinden muhafazakâr siyasalar izleyeceğini imlemiş oluyor
Haber: SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN / Arşivi

Türkiye ’de muhafazakârlık, egzantrik birkaç düşünür ve çevresiyle sınırlı kalan reaksiyoner düşünceden farklı olarak; özellikle de sınıfsal bağlamını kaybedip kitleselleştiğinde, modernliği yaşamaya engel oluşturmaz. Gri tonlarda düşünmeyi seven muhafazakârlık, avangard modernizm ile reaksiyonerliğin arasında bir yer tutar. Modernlikle yaşadığı sorunlar ilkesel temelde değildir. Muhafazakârlık; gelenekten ya da dinsel dünyasından taşıdığı ‘hassasiyetlerini’ modernlik ile uyumlulaştırmaya çalışan bir ideolojidir.
Yakın tarih gözden geçirildiğinde muhafazakârlığın özellikle yasal merkez sağ iktidarlar (DP, AP ve ANAP) itibariyle Türk siyasal kültürünün anaakımı olduğu hemen anlaşılır. Bu da Türkiye’de insanların kahir ekseriyetinin ‘nihai tahlilde’ tercihini modernlikten yana yaptığını ve onun nimetlerine ulaşma azim ve kararlılığında olduğunu gösteriyor. Böyleyken, AK Parti iktidarının bazı çevrelerce Türkiye’nin muhafazakârlaş(tırıl)ması olarak değerlendirilmesi düşündürücüdür.
Öncelikle bu değerlendirmeyi, algıda seçicilik üzerinden abartılmış bir niyet okuması olarak çok fazla ciddiye almadığımı söyleyebilirim. On senelik AK Parti iktidarını, muhafazakâr devamlılığın taşıyıcısı olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki muhafazakârlığı benimsediğini açıkça ilan eden AK Parti; peşinen, muhafazakâr hassasiyetler üzerinden muhafazakâr siyasalar izleyeceğini imlemiş oluyor. Ortada ‘gizli bir ajanda’ olduğunu düşünmüyorum. Her muhafazakâr parti, Batı’da çok sayıda örneği olduğu üzere, zaman zaman, belirli muhafazakâr hassasiyetler üzerinden, organik bir siyasal dille sevimsiz keskin çıkışlar sergileyebilir.
Sorulması gereken daha anlamlı bir soru, AK Parti’nin muhafazakâr siyasalarının ne için bir muhafazakârlaş(tır)ma tehlikesi olarak algılandığıdır. Söz konusu algılama ve endişelerin dayandığı taban dikkat çekicidir. Başı, vakti zamanında yasal merkez sağ iktidarları da bu yolda ağır surette eleştiren CHP’nin çekmesi anlaşılır bir olgudur. Garip olan, yakın geçmişte siyasal kültürel sermayesi muhafazakârlık olan bir kamuoyunun, AK Parti’yi ‘makul’ ve ‘makbul’ muhafazakârlık sınırlarının dışında görmesi ve bir ‘muhafazakâr tehlike’ olarak algılamasıdır.
Bunun nedeni, AK Parti’nin temsil ettiği taşralı tebanın, son çeyrek yüzyılda kentsel bir dinamizm ve kamusal bir görünürlük kazanmasıyla alakalıdır. Taşra-kent bitişmesi, bir tür kültürel arilik güden ‘yerleşik kent oligarşisi’ için kabul edilemez bir durum olarak görülüyor. Kabul edilemez görülen, AK Parti tabanının modernlik ile çatışması değil; tam tersine, son derecede barışık yaşamasıdır. Modernlik ile kendi hassasiyetlerini şu ya da bu biçimde uyumlulaştıran ve bunu özellikle de tüketim dünyasına entegre eden bu muhafazakâr modernleşme, bürokratik seçkinlerle yerleşik kent oligarşisinin tepkisini çekmektedir. Kabul edilemez olan, kentli oligarşinin kendi ayrıcalığı olarak gördüğü ve içini istediği gibi doldurduğu modernleşmeye ‘istenmeyen’ unsurların ‘şirk’ koşmasıdır. Muhafazakârlaşma tehlikesini dile getiren tepkiler, AK Parti’yi temsil ettiği tabanıyla birlikte modernizm liginden düşürme çabalarını ifade ediyor. Bunun beyhude bir çaba olduğunu söylemeye bile gerek yok. AK Parti’nin temsilciliğini yaptığı yeni orta sınıflar, kapitalist modernliğin nimetleriyle içli dışlı ve elde ettiklerini sindirmekle meşgul. Bu sürecin AK Parti ve tabanı açısından orta ve uzun vadede şu an sahip oldukları muhafazakâr hassasiyetleri bile törpüleyeceğini düşünüyorum. Yani, muhafazakârlığın modernleşmeyi değil, modernleşmenin muhafazakârlığı dönüştüreceğini beklemek gerekiyor. Daha hazin olan ise; nafile muhafazakârlık tartışmalarının, bu tartışmaya taraf olanların tamamını (AK Parti ve karşıtları) içerecek kadar kapsamlı olan ‘yüzeyselleşme’ ve ‘avamileşme’ sorununu eğretilemesi ve tartışılmasını geciktirmesidir.