Akşener: 'O geceyi hayatımdan silmek isterdim'

Akşener: 'O geceyi hayatımdan silmek isterdim'
Akşener: 'O geceyi hayatımdan silmek isterdim'
MHP'li Meral Akşener, hayatının en kötü gününü 28 Şubat döneminde yaşadığını söyledi. Akşener, "Bir kadın mitingi yapılacaktı ve 'Kahrolsun şeriat' diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim" dedi.

RADİKAL - MHP 'li Meral Akşener, iktidar partisinin çok fazla oy kaybettiğini sahada gördüğünü belirtti. Akşener, "Erdoğan, başkanlık sisteminin olamayacağının farkında, ama Sayın Davutoğlu ve ekibinden çok mutlu değil" dedi.

Habertürk'ten Kübra Par'a konuşan Meral Akşener, DYP sürecinden MHP'ye uzanan siyasi kariyerine ilişkin açıklamalar yaptı. Akşener hayatındaki en kötü anı 28 Şubat'ta yaşadığını söyledi. Akşener o olayı şöyle anlattı:

"Bir kadın mitingi yapılacaktı ve 'Kahrolsun şeriat' diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. İnançlı biri olarak dedirtmemem lazımdı. “Hükümete bağırın, ama bunu demeyin” dedim. Yine de birkaç yerde söylendi. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim. Ertesi gün mahallemin arayıp lanetlemesini bekledim, ama bir kişi bile aramadı."

Akşener'in röportajından dikkat çeken bölümler şöyle:

Seçim bildirgenizde CHP ve HDP gibi, ekonomi ağırlığı mı göreceğiz?

Evet. Anayasamızda “Türkiye sosyal bir hukuk devletidir” yazar. Sosyal yardım kavramı yerine ‘sosyal hak’ olması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’de bir hata yapıldı. Bir mahallede insanlar normal hayatını sürdürürken, 1-2 eve kömür-gıda yardımı yapıldı. O ailenin, diğerleri karşısındaki statüleri yerle bir edildi. Bunun şiddetle karşısındayız. Geçen seçimlerde Hilal Kart projesini önermiştik. İçine devlet tarafından bir miktar paranın yatırıldığı, ailenin istediği yerde istediği biçimde ihtiyacını karşılayacağı bir projeydi. Bunu tekrar gündeme getireceğiz. Milliyetçilik aynı zamanda yerel markalar yaratmaktır. İktidar sadece inşaatlara ağırlık verdi, biz üretimi ve sanayii de teşvik edeceğiz. AVM’ler yerine fabrikaların işlemesi, tarım ve hayvancılığın gelişmesi, ihracatın artması için çabalayacağız.

90’larda Tansu Çiller’in İçişleri Bakanı’ydınız. Yollarınız nasıl kesişti?

Doğruyol Partisi’nin kadın kolları başkanı Asuman Hanım çok sevdiğim bir ablamdı. Tansu Çiller’e beni o önerdi. O yerel seçimde Kocaeli için aday oldum ama kazanamadım. Belediye başkanı adaylığından sonra 1.5 yıl Tansu Hanım’a danışmanlık yaptım. Genel seçimlerde beni İstanbul’da aday gösterdiler. Seçimden sonra Genel Başkan Yardımcısı, ardından da İçişleri Bakanı oldum.

Ama o dönem siz de oldukça sert açıklamalar yapıyormuşsunuz. 

Küçük yaşta sınıfsal çelişkileri fark etmiş biriyim. Tansu Hanım vali kızı, bense memur kızıyım. Zannedildi ki, herkes Türkiye’de sınıf atlamak ister. Ben sınıfını tariflemiş bir politikacıydım. Benim için “Kolunda bileziklerle halı silkeleyen, kara kuru varoş bir kadın nasıl İçişleri Bakanı olabilir” dediler. O çizdikleri tip aslında ben değildim, ama aynı zamanda hem bendim hem de herkes. Direnç gösterdim. O dönemde herhangi bir yayın yönetmeniyle, medya sahibiyle asla görüşmem olmadı. Beni incitmek istediler ama başaramadılar. Halimden hep mutlu oldum.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nde makam kapısını kırma hikâyeniz var.

Evet o arkadaş makamından kalkmamıştı. Kapıyı kırmadım tabii ki. Sembolik bir söylemdi. Kütahya’ya gittim, yeni arkadaşı oturttum. Öyle zamanlardı...

28 Şubat’ta askere karşı dik duruşunuz hâlâ hatırlanıyor.

Beni en çok vuran kısmı şuydu; bir kadın mitingi yapılacaktı ve “Kahrolsun şeriat” diyorlardı. İnancıma göre şeriat, İslam demektir. İnançlı biri olarak dedirtmemem lazımdı. “Hükümete bağırın, ama bunu demeyin” dedim. Yine de birkaç yerde söylendi. O geceyi hayatımdan silmek isterim. Anlatılamayacak bir acı hissettim. Ertesi gün mahallemin arayıp lanetlemesini bekledim, ama bir kişi bile aramadı. Sonra “28 Şubat kararları gereği şeyhler içeri alınacak” diye bir dedikodu çıktı. O kişileri kurtarmak için pek çok insan aradı. O zaman anladım ki Türkiye’de inanan insanlar açısından çok karanlık bir tablo var.

28 Şubat’ta MGK toplantısında stresten yanınızdaki komutanın kuru pastalarını yediğiniz doğru mu?

Evet. 40 yaşındaydım, masada 70 yaşındaki insanlar, hepsi babam gibi görünüyordu. 9.5 saatlik bir toplantıydı. İlhan Kılıç Paşa çok babacan bir insandı. Baktım kendi kuru pastalarımı bitirmişim, onunkileri de yiyorum.

Özel istihbarat kurarak emniyeti, genelkurmayı dinlemekle de itham edildiniz.

Onların hiçbiri doğru değil! 28 Şubat davasının temelini teşkil eden Batı Çalışma Grubu illegal bir oluşumdu. Şu anda mahkemede kimse onu sahiplenmiyor.

Alaattin Çakıcı’ya yapılacak operasyonu kendisine haber vererek kaçmasını sağladığınız doğru mu?

Bunların her biri o dönemin şartlarının getirdiği iftiralar.

Ya Hürriyet Gazetesi’nin telefonlarının dinletilmesi?

O da bir iftira! Ben orada dinlemeyle ilgili değil özel hayatın mahremiyetini ihlalden yargılandım. Sonrasında ispatlandı.