Ali Bayramoğlu'ndan Erdoğan'a 'suç duyurusu' uyarısı

Ali Bayramoğlu'ndan Erdoğan'a 'suç duyurusu' uyarısı
Ali Bayramoğlu'ndan Erdoğan'a 'suç duyurusu' uyarısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, silah yüklü TIR'ların görüntülerini yayınladığı için Can Dündar hakkında suç duyurusunda bulunmasına Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu'ndan bir 'hatırlatma' ile itiraz geldi.

RADİKAL - Cumhurbaşkanı Erdoğan, silah yüklü TIR'ların görüntülerini yayınladığı için Can Dündar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Yeni Şafak Yazarı Ali Bayramoğlu, Erdoğan'a 'Suç duyurusu' başlıklı yazıda ilginç bir hatırlatma yaptı:

Bir dönem Türk Ceza Yasası'nın, daha sonra kimi düzeltmelerle 301. Maddeye dönüşen ünlü bir 159. Maddesi vardı…
“Türklüğü, Türk Milletini, Türkiye Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Bakanlar Kurulunu, bakanlıkları, adliyeyi, Devletin askerî veya emniyet ve muhafaza kuvvetlerini veya bunları temsil eden bir kısmını alenen tahkir ve tezyif eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir…" diye başlar ve devam ederdi…
Etkili bir maddeydi. Bu maddeden 2003'te 429, 2004'te 318, 2005'te 221, 2006'da 328 ve Ocak-Eylül 2007 döneminde 185 dava açılmıştı.
5 yılda, 1'i Hrant Dink'in katliyle sonuçlanan 1500'e yakın dava…
Yıllar yılı bu davalarda verilen pek çok hüküm, eleştiriyi cezalandırmış, hakaret yaftasıyla sınırlandırmış, yasaklamıştı.
Eleştiriyi yasaklamak, talep etmeyi, tartışmayı, siyasi fikri ve öneriyi yasaklamaktı. Eleştiri ile hakareti aynı şey olarak algılamak ise, eleştiri hedefi olabilecek tüm iktidar odaklarını, tüm hukuk dışı durumları, çizgiyi aşan tüm halleri koruma altına almak demekti.
Bir tür Türkiye'nin siyasi rejiminin resmiydi bu..
Bir dönem 159. ve 301. Maddelere en çok başvuran kurum kimdi dersiniz?
Türk Silahlı Kuvvetleri….
Bunu, 159. Maddeden pek çok dava açılmış, tecrübe etmiş birisi olarak söylüyorum.
Son yoğun dava serisiyle 2001'de karşılaşmıştım. İki HADEP'li Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz, jandarma karakoluna davet edildikten sonra ortadan kaybolmuşlardı. Bu konunun üzerine gitmiş, dönemin Jandarma Alay Komutanının bu kişilere ve diğer HADEP'lilere yönelik tehditlerini dile getirmiş, sorular sormuştum. O dönemin 'Sarı Levent' olarak bilinen Alay Komutanı'nın, bürosunda adamı ve gazetecilerle ilgili bant kayıtları bulunan ünlü Jandarma İstihbarat Başkanı ve Ergenekon sanığı Levent Ersöz'le aynı kişi olduğunu yıllar sonra öğrenecektik. Ersöz'ü koruma altına alan Genelkurmay Başkanlığı arka arkaya 6 yazım hakkında TCK'nın 159. Maddesinden Türk Silahlı Kuvvetlerini tahkir ve tezyif edildiğini iddia eden suç duyurusunda bulunmuştu.
Bu tür suç duyurularında kovuşturma açılması Adalet Bakanlığı'nın iznine tabiydi.
Ancak Adalet Bakanları dosyaya bakmaksızın güçlü makamdan geliyor saikiyle otomatik olarak izin verir, dosyayı mahkemeye havale ederlerdi.
Suç duyurusunu yapan makamın gücü bizzat davanın açılmasını sağlar ve dönemine göre mahkûmiyete yol açardı.
Bunları bana hatırlatan ve bu satırları yazdıran Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 'ın Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Can Dündar hakkında bir haberden dolayı yaptığı suç duyurusu oldu. Dün ile bugün arasında fark yok.
Suç duyurusundan kovuşturma kararı mı yoksa takipsizlik mi çıkacak bilmiyoruz.
Ancak cumhurbaşkanının doğrudan şahsını ilgilendirmeyen bir konuda, bir haberle ilgili olarak bu tür suç duyurusunun varlığı bile demokrasi açısından kabul edilemez ciddi bir durumdur ve ciddi sonuçlar doğurur.
Bu tür haller, devlet ve yürütmenin yargıya telkini ve müdahalesi olarak anlaşılır ve yaşanır.
Nasıl üzerinde üniforma olan bir orgeneral resmi yollarla olmasa bile siyasi iktidarı eleştirdiğinde kendi şahsının ötesinde bir gücü, bir tüzel kişiliği temsil ederse, nasıl böyle bir durum demokratik ülkelerde ciddi tepkilerle karşılaşırsa, bu, bir cumhurbaşkanı ve başbakan için de aynen geçerlidir.
Son dönemlerde siyasi gücün sık sık gazeteciler hakkında sert çıkışlar yaptığını, ithamlarda bulunduğunu görüyoruz. Haklılık, haksızlık bir yana, bu da, demokrasi açısından bir usulsüzlüktür. Siyasi erk ve gazeteci arasında eşitsiz bir ilişki vardır. Siyasi erkin her sert çıkışı, hedef alması işi yaparken kritik bir bakışa sahip olmak durumda olan gazeteci için doğrudan ve dolaylı sonuçlar doğurur ve doğurmaktadır.
Bunları, yarattığı tahribatı, en azından siyasi iktidar açısından tahrik ettiği kayıpları görmek ve düzeltmek çok mu zor?