Arabuluculuk mekanizması en çok işçi-işveren uyuşmazlıklarında sonuç verdi

Arabuluculuk mekanizması en çok işçi-işveren uyuşmazlıklarında sonuç verdi
Arabuluculuk mekanizması en çok işçi-işveren uyuşmazlıklarında sonuç verdi
Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde Türk özel hukuk sistemine giren arabuluculuk mekanizması bir yılı aşkın bir süredir yürürlükte. İstanbul Arabulucular Derneği Başkanı Dilek Yumrutaş, hem zaman hem de mahkeme masraflarından tasarruf edilmesini sağlayan arabuluculuğun Türkiye'deki uzlaşı kültürünün yaygınlaşmasına da katkıda bulunacağını söylüyor.
Haber: BARÇIN YİNANÇ - barcin.yinanc@hdn.com.tr / Arşivi

RADİKAL - Mahkeme kapısı, “Allah düşürmesin” dedirten yerlerin başında geliyor. Mahkemelerin iş yükü nedeniyle davaların uzun sürmesi, geç gelen adaletin, yargıya güvensizliği daha da arttırdığı Türkiye Avrupa ’da yıllardır kullanılan alternatif çözüm yollarıyla yeni yeni tanışıyor. 2008 yılında ceza alanında Türk hukuk sistemine giren arabuluculuk mekanizması 2013 sonbaharından bu yana özel hukuk alanına da giriş yaptı. Ceza alanında uzlaştırıcı olarak çalışan Avukat Dilek Yumrutaş Türkiye’nin özel hukuk alanındaki ilk arabulucularından.

İstanbul Arabulucular Derneği Başkanı Dilek Yumrutaş’la tam anlamıyla uygulanmaya başladığında mahkemelerin iş yükünü üçte bir oranında azaltacağını söylediği arabuluculuğu konuştuk. Ülkemizde henüz yeterince tanınmayan arabuluculuktan ilk yılında en çok işçi-işveren anlaşmazlıklarında sonuç alınmış.



Bize kısaca arabuluculuğu anlatır mısınız. Arabuluculuk mekanizmasının Türk hukuk sisteminde yer bulması nasıl gerçekleşti?

Arabuluculuk mahkemelere alternatif bir çözüm yolu. Uzlaşma zemininde sonuç elde etmeyi hedefleyen bir araç. Temeli uzlaşı kültürüne dayanıyor.

Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde çıkarılan yargı reformu paketlerinin içinde yer aldı.

Aslında hazırlıklar 2000’li yılların başına gidiyor ama yasalaşma süreci 2012 yılına kadar sürdü.

2012 yılında yasa yürürlüğe girdi ve 2013’te arabuluculuk eğitimlerinin altyapısı oluşturulup, Kasım 2013’te ilk arabulucular ruhsat alıp çalışmaya başladılar.

AB süreci olmasa da avukatlar olarak arabuluculuk mekanizmasının benimsenmesini istermiydiniz?

Arabuluculuk 2008 yılında ceza alanında Türk hukuk sistemine girmişti. Ceza alanında uzlaştırmacılar görev yapmaya başladığında akademik düzeyde özel hukuk alanına da getirilsin diye çalışmalar başlamıştı.

İlk bir yılında arabuluculuk mekanizması nasıl bir kabul gördü?

Uzlaştırılmaya elverişli ihtilaflarda her avukat müvekkiline uzlaşma şansı olup olmadığını sorar.

Ben ve diğer meslektaşlarım daha önce de bize gelmiş ihtilaflarda tarafları biraraya getirip aralarında kilitlenmiş iletişimi bir şekilde kilitlendiği noktadan çözüme kavuşturup karşılıklı görüşerek sulh yoluyla çözümlemelerini sağlıyorduk. Resmi anlamda arabuluculuk bizi bir aşama ileri götürüyor. Kişiler mahkemeye gerek kalmadan tamamen arabulucu moderatörlüğünde yapmış oldukları uzlaşı görüşmelerinde ulaştıkları sonucu bir anlaşma metnine bağlıyorlar.

İmzalandıktan sonra ortaya çıkan belge mahkeme kararı yerine geçebilen bir belge. Mahkemeden icra edilebilirlik onayı almaları gerekiyor. Elbette bizim ülkemizde uzlaşıya elverişli konular var elverişli olmayan konular var. Bunlar yasada madde madde sayılmamış. İlk uygulandığı 2013 yılının sonunda beri en çok işçi işveren uyuşmazlıklarının arabulucukla sonuçlandırıldığını görüyoruz.

Bu bize ne diyor?

Birbirleriyle daha yakın ilişkide olan; aralarında organik ilişkiler olanlar ihtilaflarını uzlaşıyla daha çabuk çözebilirler; dava yoluyla çok daha uzun yıllara sirayet edecek bir sürece kendilerini mahkum etmemeleri gerekir.

Taraflar arabuluculuğu neden öncelikle tercih etmeli?

Şu an yargı sistemimizin dava yoğunluğu ve iş yükü nedeniyle davalar çok uzun sürüyor. Onun haricinde sonuçlandığında dahi icra edilebilirlik şansı bırakmaması sözkonusu. Örneğin işçi işveren uzlaşmazlıklarında borç alacakları sözkonusudur. Bir dava iki yıl sürebiliyor; yargıtay aşaması gibi süreçlerin de tüketildiği durumlarda Türkiye'de en az üç dört hatta beş yıl sürebilen davalardan sözediyoruz.

Karşı taraftaki şirketlerin veya şahısların ekonomik mal varlığının aynı şekilde kalıp kalmayacağını bilmiyorsunuz. Arabuluculukta çok hızlı bir şekilde, süre kısıtlaması yasayla belirlenmiştir; süreç sonuçlandırılır. Her iki tarafın da kaybetmesinin sözkonusu olmadığı; kazan kazan felsefesine dayalı bir sistem. Her iki taraf da serbest hür iradesiyle el sıkışarak mutlu memnun ayrılıyor.

Öte yandan mahkemeye gittiğinizde belli başlı masrafları ödemek zorundasınız; yargılama giderleri var. Arabuluculukta yargılama giderleri yok. Elbette arabuluculuğun yasayla belirlenmiş bir ücreti var. O ücret dışında herhangi bir masraf yok. Arabulucunun nezdinde gerçekleştirilen sözleşmelerde de damga vergisi muafiyeti sözkonusudur.

Bu; çok büyük ölçekli sözleşmelerde tarafları çok büyük ekonomik maliyetten kurtarıyor.

Zaman ve masraftan tasarruf ettiğine göre bayağı bir ilgi görmüş olması gerekir.

Henüz çok yeni. Adayet Bakanlığı arabulucuk daire başkanlığı, biz dernekler farklı meslek odalarına; sanayi odalarına, üniversitelere, arabuluculuğu tanıtıyoruz. 2014 verilerine göre 250 civarında arabuluculukla sonuçlanan vaka var. Toplam başvurunun yüzde 80’ini oluşturuyor. İlk anlattığımızda ilgi görüyoruz; zaten geleneksel olarak kendi içinde uzlaşamayan insanlar, kavgaçı insanlar değiliz.

Halbuki toplumda muazzam bir kutuplaşma olduğundan şikayetçi herkes.

Evet buna ben de katılıyorum ama ben bunun nedeni olarak siyasi iradeyi sorumlu tutuyorum. Komşuluk ilişkilerine bakınca çeşitli kültürlere sahip insanlardan oluştuğumuzu düşünürseniz, birarada barış içinde yaşamış bir milletiz.

Ama tabii ki ötekileştirme noktasında, bizim mesleğimiz insanların ihtilaflarını uzlaşarak da çözebileceklerini görmelerini sağlayacak. Uzlaşı kültürünün yaygınlaşmasını sağlayacak. Mahkemeye gitmek yerine insanlar arabuluculuğa geldiğinde dostane bir çözümle el sıkışarak ayrılacaklar. Kilitlenmiş, düğüm olmuş bir iletişimi kesip atmak yerine; düğümü çözerek gerçekten o ilişkinin kaldığı yerden devamını, o ilişkinin sürdürülebilirliğini sağlıyoruz.

Galiba arabulucular çözümü bulmak yerine, tarafların kendi çözümlerini bulmalarını sağlıyor.

Hukuki arabulucular uyuşmazlık içindeki taraflara tamamen kolaylaştırıcı bir rehberlik ediyor.

Birbirleri arasında gurur meselesi yaptıkları, onur meselesi yaptıkları olaylarda kişilerin kendilerinin göremedikleri hataları paylaşımlarını yaparken görmelerini, meseleleri anlatırken farkında olmadıkları şeylerin farkına varmalarını sağlıyoruz. Biz her iki tarafı da dinliyoruz, yeri geliyor birlikte tartışıyorlar.

Yani bir miktar da psikoloji var mesleğinizde.

Taraflar arasında iletişim köprülerinin kurulması gerektiği için kişisel iletişim tekniklerini kullanarak arabuluculuk yapıyoruz. İnsanlar çok basit çözümlenecek konuları dahi mahkemeye taşıyabiliyorlar. Bu tamamen iletişimin kilitlenmesinden kaynaklanıyor; artık çözüm üretemedikleri noktasına geldikleri inancından kaynaklanıyor. Ama siz onlara evet; bu çözülebilir mesajını verdiğinizde ve çözüm yolunu bir şekilde görmelerini sağladığınızda, taraflar çözümü üretebileceklerini görüp adım adım çözüme yaklaşıyor. Biz o adım adım çözüme yaklaşmayı görmelerini sağlıyoruz.

Zaten en başta zaten arabuluculuğu tercih etmeleri, evet ben uzlaşma ile çözmek istiyorum anlamına geliyor.

Arabuluculuğun tam anlamıyla kabul görmesi ne kadar zaman alır? Tam anlamıyla uygulandığında mahkemelerin yükünü ne oranda azaltır?

Bizim ülkemizde her yeni kurum geç kabul edilir. Toplumda yerleşik anlayış yeni kurumların hemen adaptasyonunu sağlamıyor. Özellikle kurumsal şirketler; uluslararası şirketler arabuluculuk uygulamalarına sıcak yaklaşıyorlar. Bazı Avrupa ülkelerinde bazı ihtilaflar için öncelikle arabuluculuk zorunlu kılınıyor. Biz de zorunluluk getirilmedi. Tam anlamıyla uygulansa mahkemelerin yükünün üçte birini alacağını düşünüyorum.

Önümüzdeki iki yıl, büyük aşama kaydederiz ama Türkiye’de bir takım uygulamaların genelde beş yıllık süreçte rayına oturduğuna inanıyorum. Tabii yargı mensuplarının da adaptasyonu sözkonusu. Mahkemelerin de taraflara arabuluculuğa başvurmalarını teklif etmeleri sözkonusu ama bazı yargı mensuplarının henüz bu aşamada yeterli altyapı olmadığını düşünüp bu yola sıcak bakmamaları sözkonusu olabilir.