Aşiretler de eğitsin!

Temel neden göç
Şanlıurfa Valiliği'nce hazırlanan raporda bölgedeki aşiret reislerinin töre ve namus cinayetlerine göz yumduğu belirtildi. Raporda "Yoğun göç nedeniyle kent merkezinde de aşiret kuralları geçerli oluyor" denildi.
'Aşiretlerle toplantı yapılmalı'
Valilik, özellikle kız çocukların eğitimine dikkat çekti. Raporda töre cinayetlerinin önlenebilmesi için aşiret reisleriyle toplantılar yapılması ve onlara halkın aydınlatılması konusunda görev verilmesi önerildi.
Haber: YURDAGÜL ŞİMŞEK / Arşivi

ANKARA - TBMM Töre ve Namus Cinayetlerini Araştırma Komisyonu'na Şanlıurfa Valiliği tarafından sunulan raporda ilginç tespit ve çözüm önerilerine yer verildi. İşte raporda yer alanlar:
En küçük sürtüşme bile...

  • Töre baskısı, aşiret kurallarının il merkezine yoğun göç sebebiyle taşınması, ilçeler ve kırsalalanlarda aşiret geleneklerinin devam ettirilmesi nedeniyle bireyler arasındaki en ufak sürtüşme ve münakaşa gibi olayların dahi aile ve aşiretler arası husumetlere dönüşüp büyütüldüğü görülmekte.
  • Özellikle kadın ve kızlar üzerinde baskı kurulması, kadınların toplum içinde söz haklarının bulunmaması, namus anlayışının toplum, aşiret ve aile bireyleri tarafından katı kurallarla ön plana çıkarılması nedeniyle aile bireylerinin, aile meclis kararı alınarak cinayet işlemeye zorlandıkları, bu kurallara uymayanlarınsa aile, çevre ve toplum tarafından dışlandıkları, bu ve benzeri sebeplerle intihar ve töre cinayetlerinin meydana geldiği değerlendirilmekte.
    Üniversitenin katkısı
  • Ancak, üniversitenin varlığıyla sosyal hayatın gelişmesi ve köyden il merkezine göç edenlerin zamanla katı aşiret kurallarından kurtulup şehir hayatına adapte olmasıyla bu tür olayların yıllar itibarıyla azaldığı gözlenmekte.
  • Töre ve namus cinayetlerinin gerçekleşmesinde geleneksel geniş aile yapısının etkisi bulunmakta. Bu ailede medeni haklar açısından kadına biçilen rol ve işlevler son derece kısıtlı. Karar verme süreçlerine etkisi olan aile meclisi üyeleri arasında kadınlar, yani anneler, büyükanneler, babalar ve diğer erkekler bulunmakta. Erkek egemen bir meclis olduğu söylenebilir.
  • Bazı yörelerimizde, orada bulunan topluluğun yönlendiricisi olan aşiret ileri gelenleri de bu süreçlere katkı sağlamış ya da göz yummuşlardır. Çoğu kez bu aile üyeleri eğitimli ve toplumda bilinen şahsiyetler dahi olsalar, bu işlenen cinayetlere karşı çıkamamış, çıkmamış ve çekingen kalmışlar.
  • Cinayetlerde, toplumsal baskı da önemli etkenlerden biri. Kadının töreye aykırı davranışlarının çözümü konusunda bölgede geleneksel olarak süregelen cinayetler konusundaki toplumsal baskıya dayalı beklenti o kadar güçlü olabilmekte ki, ailelerin genellikle bu baskıya boyun eğerek kendi istekleri dışında eylemi gerçekleştirmek zorunda kaldıkları görülmekte.
    Evliliklerde rıza aranmaz
  • Baskıcı, otoriter öğretilerin varlığı aile üyelerinin bağımsız bir birey olmalarını engellemekte, bireyselliği ortadan kaldırmakta. Böylece kız çocuğu babasının yanında sofraya oturamamakta, erkek çocuk olana değin doğumlar devam etmekte, kız çocukları akrabalar dışında nadiren evlilik yapmakta ve yapılan bu evliliklerde rıza aranmamakta. Bireysel davranma girişimleri kadınların ve kız çocuklarının hayatına mal olabilmekte. Yani, bu insanlarımızın, sevdiği insanla bile hayatını namus kuralları çerçevesinde birleştirme hakkı bulunmamakta.
  • Geleneksel baskıcı aile içinde yetişen ve bu döneme kadar duygusal, sosyal ve fiziksel ihtiyaçları görmezlikten gelinen ve baskı altına alınan gencin bazen gururunu okşayıcı bir gülüş ya da söze bile kanarak kendisini seven, sevdiğini düşündüğü akranı ya da yetişkin bireylere kaçabildiği görülmekte.
  • Evlilikte eş seçimi konusundaki özgürlüğü de elinden alınan ergen çocuğun bazen de aile bireylerince kendisinden çok yaşlı bireylerle evlendirilmek istendiği görülmekte. Bu durumda kız çocuğu ya durumunu kabullenip fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan gelişimi, kişiliği tam oturmadan çok küçük yaşlarda anne, eş olma gibi büyük bir sorumluluk altına girecek ya da hazır olmadığı ve hiç de istemediği bu dayatmadan kaçmak için evini terk etmeye başvuracak.
    Erken yaşta evliliğe son
  • Özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki kadınların eğitim ve sağlık gibi alanlarda karşılaştığı sorunlarda etkili olan erken yaşta evliliklerin önüne geçmek amacıyla, aydınlatıcı, olumsuz geleneksel tutum ve davranışların değiştirilmesine yönelik toplumsal eğitim kaynaklarının kullanılması gerekir.
  • Bölgenin ileri gelenleri ve önderleriyle sürekli toplantılar yapılıp, onlara halkın aydınlatılması konusunda görevler verilmeli.
    Diyanet'le işbirliği
  • Kız çocuklarının okula gönderilmesi çok önemli. 18 yaşından küçüklerin yetiştirme yurtları yerine sosyal rehabilitasyon merkezlerine yerleştirilmesi, Diyanet'le işbirliği yapıp halk üzerinde etkili olan cami imamlarına, töre ve namus cinayetlerinin olumsuz etkileri konusunda vaaz verdirilmeli.
    Neden, lekeyi temizlemek!
    Emniyet ve jandarmanın verilerine göre, Şanlıurfa'da 2004'te 15'i kadın 34'ü erkek olmak üzere toplam 49, 2005'te 16'sı kadın 27'si erkek olmak üzere toplam 43 kişi intihar etti. 2004'te 79'u kadın 73'ü erkek olmak üzere toplam 152, 2005'te de 59'u kadın, 34'ü erkek olmak üzere toplam 93 kişi intihara kalkıştı. Ailenin Korunmasına Dair Kanun'a muhalefetten 2004'te 94, 2005'te 89 kişi yakalandı. 2004'te bir, 2005'te ise yedi töre ve namus cinayeti işlendi.
    Raporda, töre ve namus cinayeti işleyen ailelerin, 'Neden?' sorusuna, 'Üzerimizdeki lekeyi ancak böyle çıkarabilir, kendimizi aklayabilirdik' şeklinde yanıt verdikleri belirtilerek, şöyle denildi: "İşte namusun temizlenmesi insanlık için bu kadar zor, töre içinse bu kadar kolay. Sorunun, toplumsal, kültürel, ekonomik, hukuksal ve psikolojik bileşenleri var. Bunları anlamak için toplumun bulunduğu yerden başlanmalı. 'Neden' sorusuna verilen cevapları çok iyi anlamalı. Ancak bu sayede çözüm için bir eylem planı geliştirilebilir."