Atatürkçü sosyal demokrasi

Derviş'in raporundan: Atatürkçülüğün ihtiyaç duyulan her şeyi kapsadığı, partimizin tek düşünsel dayanağını oluşturması gerektiği görüşü yanıltıcı.
Haber: KEMAL DERVİŞ / Arşivi
YUSUF IŞIK / Arşivi

Küresel düzeyde demokrasinin gelişmesi konusunda ise, yine PES'in küreselleşme konusundaki bildirgesinde şu öngörü ifade edilmektedir:
"Yurttaşların siyasetle bağının yeniden kurulmasıyla güçlendirilecek olan ulusal ve bölgesel (Avrupa) düzeydeki demokratik yapıyı tamamlayacak yeni türde bir küresel demokrasinin belirli bir süre sonra gerekli hale geleceğine inanıyoruz"
Çağdaş sosyal demokrasinin evrensel deneyimi temelinde ve bugün kazanmaya çalıştığı yeni ivme bağlamında dikkati çeken birkaç ortak genel ilke ise şunlardır:

  • Sosyal demokrat partilerin deneyimlerinden, düşünce ürünlerinden ve çözüm kapasitelerinden daha çok yararlanılabilir.
  • Bu deneyimin gösterdiği hususlardan biri sorunların çözümü sürecinde mevcut duruma dokunmama, değişimi askıda tutma eğiliminin ne kadar tehlikeli olduğudur.
  • Temel değerlerimizin, ilkelerimizin etkili olması ve hayata geçmesi, geçersiz hale gelmiş araçların değiştirilmesine yakından bağlıdır.
  • Değişim süreci aşamalı olsa bile sürekli olmak zorundadır ve değişim geçmişe değil bugüne odaklanılmasıyla başarılabilmektedir.
  • Başarı için gerekli diğer unsurlar arasında, çözüme odaklanılması ve siyasal rakiplerimizin tutumlarına tepki göstermek yerine kendi çözümlerimize ağırlık vermek yer almaktadır.
    Bölüm 2: Türkiye Açısından Çağdaş Sosyal Demokrasi

    2.1. Dünyadaki Çağdaş Sosyal Demokrasinin Yansıması

    Dünyada çağdaş sosyal demokrasi çerçevesinde ele alınan sorunlar, tartışmalar ve yukarıda belirtilen ilkeler ve yaklaşımlar evrensel
    açıdan önem taşımaktadır. Bu doğrultuda geliştirilen ve dünyadaki genel gelişme süreçleri ile bağlantılı olan uygulamalar farklı ülkelerde değişen ölçülerde yararlanılabilecek bir deneyim birikimi oluşturmaktadır. Çağdaş sosyal demokrasinin yaklaşımları ve bu çerçevede gerçekleştirilen uygulamalar doğal olarak Türkiye'yi, bizleri de yakından ilgilendirmektedir. Kuşkusuz ülkelerin kendilerine özgü nitelikleri de çok önemlidir ve yeterince dikkate alınmak zorundadır. Çözüm arayışlarımızda Türkiye'nin kendine özgü özelliklerine de yeterince önem vermemiz gerekmektedir. Ama çağdaş sosyal demokrasinin evrensel boyuttaki ve diğer ülke uygulamalarından kaynaklanan yaklaşım ve deneyimlerinden ve gerekli yapısal dönüşümler konusundaki sürükleyici gücünden azami ölçüde yararlanmamız da önemlidir.
    Bunun önemini daha da artıran etmenlerden biri günümüzde dünyadaki gelişmenin kazandığı küresel boyutlarda çözümlerin de giderek tek tek partilerin, ülke-lerin çerçeve ve kapasitesini aşan tutum ve düzenlemeler gerektirmesidir. Türkiye'deki pamuk üreticisinin hak-larını korumak için bizimle aynı düşünceleri paylaşanlarla el ele verip ABD ve AB'yi pamuk sübvansiyonlarından vazgeçirmemiz gerekmesi bu konuda oldukça açıklayıcı bir örnek oluşturmaktadır. Günümüzde esas etkili ve kalıcı çözümler bu yaklaşımı benimsemeyi gerektirmektedir. Yalnız kendi içimizde çözüm üretmenin yeterli olmaktan çıktığı ve etkili ve kalıcı sonuçlar elde etmek için birlikte çözüm üretmeyi zorunlu kılan koşullar her gün biraz daha belirleyici hale gelmektedir.
    Avrupa'nın dinamik öğesi olmalıyız
    CHP olarak çağdaş sosyal demokrasi çerçevesindeki gelişmeleri izlemeye, tartışmalara katılmaya çalışıyoruz. Kardeş partilerimizle toplanıyor, Sosyalist Enternasyonal çerçevesinde faaliyetlerde yer alıyoruz. Genel Başkanımız 2003'te Sosyalist Enternasyonal'in başkan yardımcılıklarından birine seçildi. Avrupa'da PES'in ortak üyesi olarak faaliyet gösteriyoruz. CHP 2004 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde -şu anda Avrupa Parlamentosu'nda üye olmadığımız için diğer sosyal demokrat partilerle birlikte seçimlere giremeyecek olsak bile seçim stratejisine, seçimde oluşturulacak bildirgelerin hazırlanmasına ve tüm benzeri konulara ilişkin çalışmalara katılıyor. Birlikte çözüm üretme gereği tüm bu tür faaliyetleri ve ilişkileri çok önemli ve daha da yoğunlaştırılmalarını, daha geniş bir tabana yayılmalarını gerekli kılıyor. Özellikle Avrupa sosyalistleri bu ortak çalışmalara çok önem veriyor, bunu günümüzde çağdaş bir politikanın vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyorlar. Türkiye sosyal demokratları olarak artık hepimizin bu çalışmalara gereken zamanı ayırması, gereken önemi vermesi ve Avrupa solunun güçlü bir 'parçası' olmak için çaba harcaması gerekiyor. Bu seçimlik, yan bir faaliyet değil, çağdaş sosyal demokratik siyasetin temel bir koşuludur.
    Çağdaş sosyal demokrasinin yaklaşımlarının evrensel boyutunu Türkiye açısından daha önemli kılan diğer bir neden, bütün ülkelerin kendilerine özgü özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar bulunmasına ve bunların ülkelerin çağdaş sosyal demokrat partilerine de yansımasına rağmen Avrupa ülkelerinde çağdaş sosyal demokrasiyi temsil eden akımlar ve partiler arasındaki ortak özelliklerin daha belirgin olması ve belirginleşmeye devam etmesidir. 2004 Avrupa Parlamentosu seçimleri nedeniyle CHP'nin diğer sosyal demokrat partilerle yaygın ve somut biçimde işbirliği yapması bu açıdan da olumlu bir süreç oluşturabilecektir. Bu fırsatın kaçırılması ise çok yazık olacaktır.
    2.2. Kısa tarihçe
    Türkiye'de çağdaş sosyal demokrasi açısından bugünkü görünüme eğilmeden önce sosyal demokrat hareketin tarihçesine yalnızca birkaç ana çizgiyle kısaca değinmek yararlı olacaktır. Türkiye XIX. yüzyılda Batı Avrupa'dan çok farklı bir konumdaydı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde henüz bir ulus devlet olmayan Türkiye'nin XIX. yüzyıl tarihi bu nedenle Avrupa tarihinden çok farklı bir gelişme seyri izledi. Fakat, Cumhuriyet'in kurulması üzerine Türkiye'de de Avrupa tipi bir ulus devlet oluşmasıyla Atatürk'ün öncülüğünde, hem tarihimizin akışı hem de kendi içimizdeki tartışmalar giderek diğer ulus devletlerinkine benzemeye başladı.
    Cumhuriyetin kuruluşunda CHP
    Cumhuriyet'in kuruluşunda yer alan CHP' nin kökeninde Marksizm yoktur. CHP, Hasan Bülent Kahraman'ın bu konudaki çok değerli kitaplarında da ortaya konduğu gibi, ilk başta, ilerici, laik, devrimci ama kendini solda tanımlamayan, Cumhuriyet kurucusu milliyetçi bir partiydi. Aynı zamanda Cumhuriyet'in kuruluş dönemiyle birlikte modernleşmeyi sahiplenmişti. Zaman içinde CHP'nin giderek kendini merkez solda tanımladığını görüyoruz. Bu, belli bir süreç içinde oldu ve gerçekte, Atatürk ve arkadaşlarının dünyaya yaklaşımı açısından doğal bir gelişmeydi. Çünkü, Atatürk ve arkadaşlarının yaklaşımı değişime, çağdaşlaşmaya, eşitliğe, halkçılığa, adalete yönelikti. Ama, 1920'lerin ortalarından başlayarak yaklaşık 20 yıllık dönemin koşulları içinde, bir taraftan Stalin'in, öbür taraftan Hitler ve Mussolini'nin kol gezdiği bir dünyada, sosyal demokrasinin en zayıf, en çok ezildiği yıllar yaşandı.
    İkinci Dünya Savaşı sonlarında Sovyet Rusya ile toprak talebi konusunu da içeren sorunlarımız vardı. Acaba Sovyet Rusya Türkiye'ye hâkim olmak ister mi kaygısıyla, sola karşı milliyetçi bir kuşku bir refleks oluşmuştu. O yılların Türkiye'sinde CHP'nin siyasal hareketin sosyal demokrat çizgide olması beklenemezdi.
    Ortanın solu ve demokratik sol
    1965 yılında, o zaman Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olan İsmet
    İnönü, ilk kez "Ortanın solundayız" dedi ve ilk kez Kemalist, laik, devrimci, halkçı CHP'yi siyasal yelpazede Batılı anlamda solda tanımladı. Ondan sonra, Bülent Ecevit'in Genel Sekreter olması ve ortanın solu hareketinin gelişmesiyle, CHP 70'li yıllarda siyasal yelpaze ve siyasal düşünce çerçevesi içinde kendini solda bir parti olarak niteleyerek bu konumunu belirginleştirdi. Bazen sosyal demokrat, bazen demokratik sol, bazen ortanın solu terimi kullanıldı ve bu kavramlar arasında pek çok tartışma da yaşandı. Fakat, CHP açıkça demokratik solda olan bir parti olarak gelişmeye başladı.
    Dikkat çekici olan nokta, bu konumunun gerçekte CHP için 70'li yıllarda büyük bir ilerleme sağlamış olmasıdır. Seçim kazanamazken, 70'li yıllarda çok ciddi seçim başarılarını elde edebildi. 1977 seçimlerinde yüzde 43 oranında oy alarak 1950'den sonraki tarihinde en yüksek oy oranına ulaştı. 1970'li yıllarda kendini, hem Atatürkçü, hem devrimci, hem laik, aynı zamanda da sol, demokratik sol bir parti olarak tanımladığında CHP, toplumdan olumlu yanıt aldı. Sonra Türkiye'de darbe oldu, yasaklar geldi. Fakat, hiçbir zaman CHP veya onu izleyen partiler, SHP, DSP, merkez solda, sosyal demokrat veya demokratik sol niteliklerini kaybetmediler. Türkiye, Avrupa siyasal yapısına daha çok benzeyen, solda -bir dönem yaşanan bölünmelere rağmen bugün esas olarak CHP'de toplanan büyük bir sosyal demokrat hareketin, sağda da diğer hareketlerin bulunduğu bir yapıya doğru ilerledi.
    2.3. Bugünkü konum ve sentez
    Bu tarihsel evrimin sosyal demokratlar tarafından bugünün koşul ve ihtiyaçları uyarınca sürdürülüp geliştirilmesi göreviyle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu sürecin hem çağdaş sosyal demokrasinin evrensel değerlerine ve temel çözümlerine dayanması ve bunları geliştirmesi, hem de Türkiye'nin kendine özgü özelliklerini kapsaması gerekmektedir.
    Diğer ülkelerin deneyiminin de açıkça gösterdiği gibi özellikle bugünkü gibi hızlı ve belirgin değişim dönemlerinde sosyal demokrasinin bu doğrultudaki kazanımları düşünsel alanda yeterince güçlü ürünler, seçenekler, politika temelleri yaratıp ortaya konabilmesi ile de yakından bağlantılı olmaktadır. Bu düşünsel ürünlerin bugünün koşul ve sorunlarına odaklı olması ve çözüm getirmesi gerekmektedir. Bu konuda daha büyük çaba harcamaya, daha fazla yol kat etmeye ihtiyacımız bulunmaktadır.
    Koşullar arasındaki fark
    1. Bölüm'ün başlangıcında da belirttiğimiz gibi, ideolojik köken olarak Avrupa'daki sosyal demokrat partilerle Türkiye'deki sosyal demokrat partiler arasında tarihsel açıdan belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar siyasi yaklaşımlara, siyaset yapma tarzına da yansımıştır. CHP'nin tarihsel olarak Cumhuriyet kuruculuğundan kaynaklanan özelliği devletle özdeşleşme tutumunun uzun süre devam etmesine yol açmıştır. Türkiye'de bir sosyal demokrat partinin yenilenmesi Avrupa'daki bir sosyal demokrat partiye göre daha büyük güçlükler taşımaktadır. Ancak, bugünkü dünya koşullarında ve Türkiye'de de yaşanan süreçler sonucunda aradaki farkın önemi azalmış, Türkiye'de sosyal demokrat hareketin Avrupa'daki sosyal demokrat hareketle ana çizgiler açısından aynı genel çerçevede yer almasının önemi belirgin şekilde artmıştır. Diğer taraftan Türkiye'nin özgül koşullarının tarihsel sosyolojik alanlar açısından da dikkate alınmasına ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çerçevede sosyal demokrat hareketimizin, Cumhuriyet sonrası modernleşme sürecimizin yanı sıra, çağdaşlaşmayla çelişmeyen, dayanışmacı Anadolu solu geleneğiyle de bağlantılı olması yaklaşımımızın gücünü artıracaktır. Bu yaklaşım Türkiye'nin kültürel zenginliğinin bu çerçevede taşıdığı potansiyelin daha iyi değerlendirilip geliştirilmesi açısından da önem taşımaktadır.
    Başarının yolu: Atatürkçü çağdaş sosyal demokrat sentez
    Tarihsel gelişmeyi bugünün koşullarında etkili bir sürece dönüştürecek yeterince kapsayıcı bir yaklaşımın 2000'li yıllarda CHP'nin çatısı altında belirginleştirilip benimsenmesi bugünkü iktidara yeterince güçlü ve sağlıklı bir alternatif oluşturmamızı sağlayacak ve Türkiye'nin siyasal yapısını sağlamlaştıracaktır.
    Özünde, bu kapsayıcı ve çağımıza uygun yaklaşım, sahip çıktığımız, benimsediğimiz ulusal Atatürkçü geleneğimizle Avrupa türü çağdaş bir sosyal demokrasiyi bir araya getiren bir sentezin oluşturulmasıyla gerçekleştirilebilir. Bu gerekli sentezin temelde oluşturulabilecek olmasının nedeni, iki olgunun Türkiye'nin ihtiyaçları açısından tamamlayıcı
    olmalarıdır.
    Düşünsel temel ve ana politikalar çerçevesi olarak tek başına Atatürkçülüğün ele alınması ve Atatürkçülük dışında herhangi bir olgunun, akımın, deneyimin Türkiye'de çağdaş sosyal demokrasinin temel bir bileşeni sayılamayacağı, herhangi bir başka bileşene ihtiyaç bulunmadığı, Atatürkçülüğün bugün de ihtiyaç duyulan her şeyi kapsadığı ve dolayısıyla partimizin tek düşünsel dayanağını oluşturması gerektiği görüşü oldukça yaygın ama aynı zamanda da oldukça yanıltıcı bir yaklaşım oluşturmaktadır. Yakından incelendiğinde Atatürk'ün gerek Türkiye ölçeğindeki, gerekse dünya çapındaki olağanüstü başarısının, katkısının, eşsiz öngörüsünün ve akılcılık ve bilime odaklı yaklaşımının bu tür durağan bir temele değil, ulusal çıkarlar ve gelişmenin gerektirdiği ve ilerleme için ihtiyaç duyulan tüm yeni faktörleri benimseme ilkesine dayandığının ortaya çıktığı düşüncesindeyiz. Türkiye'nin 1920'lerdeki muazzam atılımın sırrı da buradadır. 1920'li ve 30'lu yıllardaki uygulamalarıyla sınırlanmış bir Atatürkçülüğü tek siyasi kaynağımız olarak tanımlayan bir yaklaşım ise CHP'nin yapısı, genel konumu ve temel politikalar çerçevesi ile de çelişmektedir.
    Bu konuda Genel Başkanımız Deniz Baykal'ın ifade ettiği temel düşünce şöyledir: "Sosyal demokrasi anlayışımız çok açıktır, çok nettir. CHP'nin siyasi kaynaklarının temelinde iki ana pınar vardır. Birisi Mustafa Kemal hareketi, diğeri ise, sosyal demokrasidir."
    Esasen Atatürkçülüğü bugünün Türkiye'sinde tek bir partiye, tek bir siyasi tercihe indirgeme anlamına gelebilecek bir yaklaşımdan kaçınılması da gerekmektedir. Laiklik gibi en temel ilkelerine karşı çıkılmadıkça Atatürkçülüğün bugün çeşitli siyasi tercihlere sahip yurttaşlar tarafından benimsenmesi doğaldır. Atatürkçülüğün geniş bir siyasi yelpazede benimsenmesi olumludur. Kuşkusuz yaklaşımında Atatürkçülüğe en çok yer veren, Atatürkçülüğü en çok benimseyen parti CHP'dir ve bu böyle kalmalıdır. Ama aynı zamanda CHP'nin en önemli ayırt edici özelliklerinden biri "Atatürkçülükle çağdaş sosyal demokrasinin sentezi" olmalıdır. Ancak, bu başarılmış değildir. Atatürkçü sosyal demokrat senteze oluşmuş, tamamlanmış gibi bakmak, sorunu yok saymak, son derece yanlış, gerçekleri yansıtmayan bir tutum oluşturur. Diğer taraftan söz konusu iki eğilimin birbirlerine kuşkuyla bakmaları durumunda solda gerekli sinerjiyi yaratmaları da mümkün olmaz.
    Daha güçlü bir umut taşımak için
    Oysa, solda insanlara daha güçlü bir umudu taşıyacak; solun potansiyel kitlesini harekete geçirip genişletecek; modernleşmeyi yeni bir ivmeyle sürdürecek; ülkede çağdaş, dinamik ve etkin bir yönetim kadrosu arayışına yanıt verecek; küreselleşen dünyada olumlu, güçlü bir konum kazandıracak; yüksek standartlı özgürlükleri ve demokratik yapıları yerleştirip pekiştirecek; bu özlemlere sahip aydınları cezbedecek; geniş ölçekli sosyal diyalogları sağlayacak olan güvenli ve yeterince güçlü, ayrımlı, kapsayıcı bir seçeneğin belirginleşmesi ihtiyacı artarak sürmektedir.
    Bu ihtiyacın bu şekilde bir sentezle karşılanamaması AKP iktidarının dengede tutulması ve bu iktidara güçlü bir alternatifinin bulunması açılarından da önemli bir eksiklik oluşturur. Dolayısıyla bu ilkeli ve kapsayıcı sentezin hayata geçmesi ülkemiz ve demokrasimiz için birçok bakımdan büyük önem taşımaktadır. Bunu başarmak için üzerinde durulmasında yarar bulunduğunu düşündüğümüz hususlar aşağıda ortaya konmaktadır. Burada bu çerçevede değinilen sorunların tümüne, ortaklaşa çözüm aranan, aranmasına ihtiyaç bulunan ortak sorunlar olarak yaklaşılmaktadır.
    2.3.1. Özgürlükçülük
    Şu anda CHP'ye baktığımız zaman, parti içinde veya parti yandaşlarında, bir taraftan 30'lu-40'lı yıllardan gelen geleneğin bulunduğunu gözlemliyoruz. Bu geleneğin özüne sahip çıkmalıyız ve bu gelenekle gurur duymalıyız. Ama, aynı zamanda bu gelenek, belirli dönemlerde, özellikle de İkinci Dünya Savaşı'nda ve ondan sonra yaşanan olaylar yüzünden, gerçekte olduğundan ve Atatürk'ün öngördüğünden daha devletçi, daha merkeziyetçi, daha sınırlayıcı, yasakçı, içine kapalı ve dünyadan
    uzak kalmaya yönelik bir model haline dönüştürüldü. Dolayısıyla, "CHP eşittir devlet, yasaklar, güdüm" hissi yurttaşların bir kısmında devam etmektedir. Bu algılamanın iyice aşılmasını sağlamamız gerekmektedir. Bu olumsuz algılamaların aşılması açısından özgürlükler konusuna özellikle eğilmekte yarar bulunmaktadır. Çağımızda, Türkiye'de özgürlüklere CHP'den daha çok sahip çıkan bir parti olmamalıdır. Geçmişten gelen birtakım korkuları yenerek sonuna kadar özgürlükçü olmamıza ihtiyaç vardır. Özellikle de dünyadaki gelişme sürecinde daha otoriter yapıların sarsıldığı
    dönemde. Fakat, merkeziyetçiliğin ve değişimden korkunun izleri hâlâ yer yer görülmektedir.
    Bugün, AB sürecinde, Türkiye'nin çıkarları, demokratikleşmesinin daha da ilerlemesi ve geleceği için Meclis'ten geçirdiğimiz bir dizi yasa bulunmaktadır. Bu yasalar henüz kısmen uygulanmaktadır. CHP bu yasaların Meclis'ten geçmesini istedi, savundu, destekledi, bunun için oy verdi. Fakat bununla sınırlı kalmak yeterli olmaz. Aynı zamanda bu önemli yasala-rın takipçisi olmalıyız. Bu yasaları savunan, CHP'nin özgürlükçü özelliğini bütün boyutlarıyla ortaya koyup duyurmalı, tanıtmalıyız.
    Önümüzdeki dönemde, belirttiğimiz sentezi oluştururken, daha cesur biçimde özgürlükçü olmakta büyük yarar bulunmaktadır. Bu esasen geleneğimizle hiçbir biçimde çelişmemektedir. 1924 yılında Atatürk öğretmenlere şu sözlerle sesleniyordu: "Cumhuriyet, öğretmenlerden düşüncesi hür, vicdanı hür, sezgi ve anlayışı hür kuşaklar yetiştirmesini ister".
    Yani Atatürk, özgürlüğün boyutlarını düşünce, vicdan, sezgi, anlayış gibi ince ayrımların tümünü kapsayacak şekilde tanımlıyor.
    Esas çelişkiyi, böyle bir insanın izindeyiz deyip, yasakçı, sınırlayıcı bir devlete sahip çıkmak, oluşturur. Atatürk'ün öngördüğü şekliyle Atatürkçülük, hiçbir zaman yasakçı bir ideoloji olmamıştır. Fakat, Atatürkçülüğü yasakçı bir ideolojiye dönüştürmek isteyenler olmuştur.
    2.3.2. Ekonomik Alanda Deneyim ve Yaşanan Süreç
    Türkiye'de çağdaş sosyal demokrat politikalar doğrultusunda başarı sağlanması, belirtilen sentezin siyasi unsurlarının ötesinde, ekonomik ve sosyal alanlarda oluşturulup benimsenen politikaların niteliğine de yakından bağlı olacaktır. Bu politikaların hem çağdaş sosyal demokrasinin evrensel ilkelerine hem de Türkiye'nin özgül koşullarına dayalı olmalarına ihtiyaç bulunduğunu vurgulamak gerekir. Aşağıda Türkiye'nin ana ekonomik ve sosyal alanlarının bir bölümüne ilişkin çağdaş sosyal demokrat politika perspektiflerine değinilmektedir.
    Dünyada çağdaş sosyal demokrasinin sosyal refah devletini bugünkü koşullarda nasıl geliştirebileceği konusundaki tartışma, düşünce ve eğilimlere ilişkin olarak yukarıda 1.Bölüm'de daha geniş şekilde belirtildiği gibi, sosyal devlet hedeflerine ulaşmak için ekonomik istikrar ve büyüme zorunludur. CHP'nin 70'lerde sağladığı çok geniş desteğin kalıcı olamaması, o yıllarda genelde ekonomik istikrara dayalı bir büyüme sağlayan tercihlerin yapılmamasıyla ve ekonominin buna uygun bir şekilde yönetilmemesiyle yakından bağlantılıdır. Bu büyük eksiklik yalnız CHP'nin gücünü ve sağladığı desteği azaltmamış, Türkiye'nin tarihsel gelişimi üzerinde birçok önemli alanda olumsuz etkiler de yapmış ve, demokrasiyi kısıtlayan olumsuz eğilimlerin etkisini artırmıştır.
    Hızlı büyüyen güçlü bir ekonomide gelir dağılımını gözetmek, dar gelirliye,
    tarıma, küçük çiftçiye, küçük esnafa destek vermek, ihtiyacı olan gençlere burs bulmak daha kolaydır. Dolayısıyla, çok güçlü bir ekonomide sosyal demokrat olmak daha kolaydır. Ama, çok güçlü olmayan bir ekonomide de, ekonomik istikrarı da yeterince gözeten sosyal demokrat bir yaklaşım ekonomik ve sosyal açılardan daha sürdürülebilir bir büyümeye yol açar. Türkiye gibi bir ülkede, büyümeye önem vermek gerekmektedir. Japonya'dan veya Almanya'dan farklı olarak Türkiye yüzde 2 düzeyinde bir büyümeyle yetinmeyi düşünmemelidir; yüzde 4-4,5 düzeyiyle yetinmesi de mümkün değildir, mutlaka yüzde 7 büyüme hedefini gerçekleştirmeye odaklanmalıdır. Diğer taraftan bu büyüme sürecinde sosyal boyut unutulursa, sosyal dengeler
    korunamaz, gelir dağılımının bozulması önlenemez, çok ciddi dengesizlikler belirir ve yalnız sosyal değil ekonomik krizler de ortaya çıkar. 80'li yıllarda uygulanan modelde, eksik olan en önemli taraf budur.
    -------------------------------
    Yarın: Türkiye için somut politika ve öneriler