'Aziz Yıldırım'a adaylık teklif etmedik'

'Aziz Yıldırım'a adaylık teklif etmedik'
'Aziz Yıldırım'a adaylık teklif etmedik'
CHP lideri Kılıçdaroğlu, açlık grevleriyle ilgili olarak, 'İnsan bedeni üzerinden siyaset yapılmaz' dedi ve cezaevinde herhangi bir vatandaşın hayatını kaybetmesi halinde bunun sorumlusunun hükümet olacağını belirtti

Radikal.com.tr - CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul'da ekonomi gazetecileriyle buluştu. Kılıçdaroğlu, toplantıda gündeme ilişkin açıklamalar yaptı. Açlık grevinde sorumlunun hükümet olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, 'Aziz Yıldırım'a milletvekilliği adaylığı teklifi' iddiasıyla ilgili ise, 'Bu teklifi ilk kez duyuyorum' dedi. İşte Kılıçdaroğlu'nun açıklamaları:


CEZAEVLERİNDEKİ AÇLIK GREVİ


İnsan bedeni üzerinden siyaset yapılmaz. Anadil konusunda görüşümüz belli. Ana dili herkes öğrenebilir. Ana dil konusunda Türkiye’nin hazır olmadığı kanısındayız.
Cezaevinde herhangi bir yurttaş hayatını kaybederse bunun sorumlusu Hükümettir. Hükümet sorumluluğunun farkında olmalıdır. 

 

AZİZ YILDIRIM’A VEKİL ADAYLIĞI TEKLİFİ İDDİASI


Aziz Yıldırım’a milletvekilliği adaylığı teklifini ilk kez duyuyorum. Kendisini ziyaret ettim, uğradığı haksızlık nedeniyle Geçmiş olsun dedim. 

 

KOBİ’LERLE İLGİLİ ÇALIŞMA

KOBİ’ler ödedikleri vergi kadar krediyi sıfır faizle alacak. Projemiz bu KOBİ’lerle ilgili. İstihdam yaratacağız, kaçağı önleyeceğiz, kayıt dışı istihdamı önleyeceğiz, KOBİ’leri teşvik edeceğiz. Devlete de yükü yok.

 

TÜRKİYE EKONOMİSİ SAĞLAMDIR DEMEDİM

İzmir’deki söylemimle şimdiki söylemim arasında çelişki. Hiçbir zaman hiçbir yerde ‘Türkiye ekonomisi sağlamdır’ demedim. Rahat olabilirsiniz, ama ülkede huzur yoksa o paranın hiçbir anlamı yoktur. 


“HÜKÜMET SOMALİ’Yİ BİZDEN DUYDU”

Kılıçdaroğlu, Somali'ye gittiği süreç hatırlatılınca, "Somali konusunda çok önceden karar vermiştik Somali'ye gitmeye, Türkiye'nin dikkatini çekmeye. Orada bir insalık dramı var. Dışişleri Bakanlığı'yla görüştük. Biz Dışişleri Bakanlığı'yla görüştükten sonra hükümetin haberi oldu. Hükümet bizden önce açıklama yaptı. Biz Dışişleri Bakanlığı'na oraya hangi koşullarda, nasıl gidilebilir, çünkü çok sorunlu bir bölgeydi. Hükümet açıklama yaptı, 'Biz gidiyoruz' diye. Dolayısıyla biz daha önce bu kararı aldığımız için gittik tabi. Hükümetin de gitmesi, bizim de gitmemiz çok iyi, herhangi bir itirazımız, niye gittiniz diye bir sorunumuz da yok. Gördüğümüz tablo şu orada, gerçekten bir insanlık dramı yaşanıyor. Sorun büyük ölçüde devam ediyor. Elbette gündemde tutulması lazım. Kızılay sürekli yardım yapıyor, dolayısıyla bizim ilgi alanımızdan çıkmış değil" diye konuştu.

 

"AKLIMA İLK GELEN YOLSUZLUKLAR"

İş gücü, işçi-işveren ilişkilerine de değinen Kılıçdaroğlu, "Şunu bir grup toplantısında söyledim, Türkiye'nin en büyük sendikası eleştiriyi gazetelere ilan vererek yapıyorsa, kimse kusura bakmasın o sendika bitmiştir. Beğenmediği bir düzenleme olacak, gazetelere tek sayfa ilan verecek, 'Ey hükümet lütfen bunu yapma' diyecek, o da yapacak. Kimse kusura bakmasın, bunlar sendika falan değiller. İşçinin sırtından kimse geçinmemeli, işçinin aidatından kimse altına lüks araba almamalı. Sendika ağalığına Grup Başkanvekiliyken de, Genel Başkanken de her yerde, her zaman karşı çıktım. Bunu söylerken, altını özenle çizdiğim bir şey daha var, hiç bir sendika ücret sendikacılığı yapmamalıdır. Sendikanın görevi aynı zamanda işçilerin örgütlendiği fabrikanın yaşamasını sağlamak. Bunu Türk-İş'in Genel Kurulu'nda da söylediğim için çok rahatlıkla söyleyebiliyorum. Ben işçilere sitem etme hakkına sahibim. Çünkü biz, sosyal demokrat bir partiyiz. İşçilerin sorunlarıyla birebir yakından ilgileniyoruz. Ben isterdim ki, Ekonomik Sosyal Konsey'in toplanmasını Türk-İş'in Genel Başkan'ı istesin, 'Ey hükümet niye toplanmıyorsunuz?' desin" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, THY çalışanlarının grevi için de, "Milletvekili arkadaşlarım görüşmeleri yaptılar, önemli bir noktaya geldiler. Mahkemeden çıkacak kararı bekliyoruz. Sanıyorum sorun büyük ölçüde çözülecek, yaptığımız girişimler eğer olumlu sonuç verirse, sorun büyük ölçüde çözülecek. Bunun sözünü arkadaşlarım aldılar" dedi.
" AKP İktidarı deyince aklınıza ilk gelen nedir?" şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu, "Aklıma ilk gelen yolsuzluklar, hesap vermeyen bir yönetim. İnançları sömüren, toplumun değer verdiği bütün değerleri kendi siyasal iktidarı için acımasızca sömüren bir iktidar görüyorum" diye cevap verdi.

 

"SAYIN CEMİL ÇİÇEK'E SORMAK LAZIM, BUNUN FARKINA YENİ Mİ VARDIN?"

Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerin erkene alınmasına yönelik bir soruya, şöyle yanıt verdi: Kişiye göre anayasa değişmez. Bir kişinin ikbali yüzünden 'Anayasa'yı değiştirelim' denmez. Biz seçimlerin zamanında yapılmasını söyledik kendilerine. Ama 'Biz değiştireceğiz' dediler. Hay hay buyurun değiştirin dedik, değiştiremediler. Kişiye göre Anayasa değişmez, tipik örneği, 'Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin'. Getirdiler, sonra bir baktılar, halk seçsin ama ortada sorun var, süre 5 yıl mı, 7 yıl mı? Böyle bir Anayasa değişikliği olabilir mi? Oturulup konuşulmadı, tartışılmadı, geçici madde konmadı, tam tersine kaos yarattılar. Şimdi ne diyorlar, 'Efendim Cumhurbaşkanı'nın yetkileri ayrı, benm yetkilerim ayrı', doğru ayrı. Ama Anayasa'da çok açık bir hüküm var, Cumhurbaşkanı istediği zaman gelip, Bakanlar Kurulu'na başkanlık yapabilir ve Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildiği zaman şunu çok rahat söyler, Başbakan'a döner, 'Kardeşim sen kaç oyla seçildin? Yüzde 49. Ben kaç oyla seçildim? yüzde 55. Çekil bakayım kenara. Benim arkamda halk desteği daha fazla' der mi? diyebilir. Anayasal yetkisi var mı? Var. Şimdi Sayın Cemil Çiçek'e sormak lazım, bunun farkına yeni mi vardın? Sayın Başbakan'a sormak lazım bunun farkına yeni mi vardın? Defalarca söyledik, 'Yapmayın yanlış yapıyorsunuz' dedik. Sorun üreten bir siyasal iktidar ekonomiye de, siyasete de fazla bir şey vermez. Sayın Başbakan gensorulardan şikayetçi. Niye şikayetçi? Bir yabancı asker ya da bir grup asker sizin ülkenize ancak parlamento karar verirse gelir. Parlamento dışında iktidarın isteği ve onayıyla yabancı askerlerin postallarıyla bu ülkenin toprağı kirletilemez kimse kusura bakmasın. Bunun için verdik mi? Verdik. Bir Başbakan çıkıp, 'Yargıya talimat verdik' derse, gensoru vermeyip ne yapacaksınız? Verdiğimiz bütün gensorular haklı gensorulardır. Bütün demokrasilerde verdiğimiz gensorular hükümeti düşürür. Ama siz milletvekillerini seçerseniz, kendinize kurşun asker yaparsanız onlar demokrasinin
gereğini değil, Başbakan'ın söylediklerinin gereğini yerine getirirlerse, orada demokrasi her zaman tartışılır. Neden AKP meclis yayınlarını televizyonlarda gösterilmesini yasakladı? Hani demokrasi vardı? Gensoru görüşmelerini neden 19.00'dan sonraya denk getiriyor? Halk bilgilenmesin diye."


"CHP, İŞ BANKASI'NDAN 5 KURUŞ ALAMAZ"

CHP-İş Bankası ilişkisi sorulunca Kılıçdaroğlu, "İş Bankası'ndan CHP beş kuruş para bile almaz, alamaz zaten. Çünkü Atatürk'ün vasiyeti buna uygun değil. Dört üyemiz var, onlar sadece temsil görevini yaparlar. Atatürk'ün hisselerini temsil ederler, o kadar. Onları o göreve atarken şunu söyledim, benden önceki genel başkanların söylediği gibi, 'Bankanın içişlerine karışmayacaksın. Önüne gelen karara veya rapora bakacaksın. İnanıyorsan imzlayacaksın, inanmıyorsan muhalefet şerrini koyacaksın. Hiç bir şekilde ne para alışverişimiz var, ne de başka bir şey. Ben de bir dönem yönetim kurulu üyeliği yaptım, aynı şekilde yaptım. Personel politikasına, kredi politikasına, bankanın şube açıp açmama kararına karşımayız. Biz sadece orada Atatürk'ün hisselerini temsil ederiz, o kadar. başka da hiç bir alışverişimiz yoktur. Bir vasiyete bağlı olaydır. Oradan bize beş kuruş para gelmez, gelemez de zaten. Vasiyete göre paranın bir kısmı türk Tarih Kurumu'na, bir kısmı Türk Dil Kurumu'na gider. Ben geçenlerde trafik kazasında hayatını kaybeden Ülkü Adatepe hanımın aylığını belirliyordum. Bir de ona giderdi. Daha önceleri İsmet İnönü'nün çocukları için de vasiyeti vardı. Ama o çocuklar büyüdüler, artık hayata atıldılar. Dolayısıyla onlar için herhangi bir ödeme yok. Ülkü Adatepe vefat etti, dolayısıyla o da bitti. Ülkü Adatepe'nin aylığını da şöyle belirlerdik, telefon ederdim kendisine, 'Kaç lira aylık istiyorsunuz?' diye. Arzu ettiği aylığı bildirirdim, İş Bankası da o aylığı düzenli olarak kendisine öderdi. Başka da hiç bir ilgimiz yok" dedi. 


"MÜLTECİLERLE BAŞBAŞA KALDILAR"

Kılıçdaroğlu, ABD seçimleri ve Suriye hakkında da, "ABD'nin elbette burada ciddi rolü var. Artık muhalifler Türkiye'de değil, Katar'da toplanıyor. Türkiye'nin izlediği politikanın yanlış olduğunun bütün dünya farkında. Dolayısıyla seçimlerden sonra nasıl bir Suriye politikası izleneceğini hep beraber izleyeceğiz. Ama unutmamamız gereken bir gerçek var, Suriye bir Libya değildir. Uluslararası konumunu, dengelerini iyi bilmeden 'Ben tek başıma Suriye politikasını oluştururum' dediler, geldikleri noktaya bak. Sadece şimdi mültecilerle başbaşa kaldılar. Bakalım önümüzdeki günlerde ne olacak" diye konuştu.
13 ilin büyükşehire dönüşmesine ilişkin soruya da Kılıçdaroğlu, "Dönüşebilir, bir itirazımız da olmadı. Bu haliyle yanlış olduğunu söyledik. Belde belediyeleri beldedeki halkın izni olmadan kapatılmamalı" dedi.
Kılıçdaroğlu, "10 Kasım'da Anıtkabir'de olacak mısınız?" sorusuna da, "Ulus Meydanı'na gitmemin nedeni yasaklandığı içindi. Bayram kutlamasının yasağını kabul etmeyiz. 10 Kasım'da da yasak getirilirse yine geideceğim oraya" diye konuştu.

 

SİYASETEN İDAM KABUL EDİLEMEZ

Başbakan Erdoğan'ın "idam" konusuna yönelik sözleri sorulunca Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan'ın parlamentoda yeterli milletvekili var zaten. MHP de kendisine destek veriyor. Elinde iple gezeceğine gereğini yapsın o zaman. Öteden beri idam konusundaki tavrımız belli. Biz idama karşı olan bir partiyiz. Parlamentoda idam kararları onaylandığında da hep hayır oyu veren bir partiyiz, kim olursa olsun. Çünkü yanlış bir karardır, idamdan sonra dönüşü yoktur. Hele siyaseten idam kabul edilemez. Türkiye'nin tarihi, siyasi idamların gerçekleştirildiği ama bugün hepimizin üzüntü duyduğu, 'Keşke olmasaydı' dediği bir tarihtir. Siyaseten insanı idam etmek doğru değildir. Bugün görüşlerini beğenmeyebiliriz, ama o görüşler bir süre sonra toplum tarafından kabul edilebilir" dedi.

 

SURİYE'DEKİ GAZETECİLER İÇİN SÖZ

Kılıçdaroğlu, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ile Başbakan Yardımcısı Ali Babacan arasındaki "gaz-fren" polemiği hatırlatılınca, "Eğer birisi gaza, birisi frene bas diyorsa, bizim yapacağımız şoförü değiştirmektir. Şoförün değişmediği ortamda ister gaz, ister fren sonunda seni götürüp, bir tehlikeli ortamın içine sokacak. Toplumun şoförü değiştirmesi lazım" diye konuştu. Suriye'de tutulan gazeteciler Cüneyt Ünal ve Başar Kadumi'nin getirilmesine ilişkin de Kılıçdaroğlu, "Bize, CHP milletvekili gelirse, gazeteciler gelirse veya herhangi bir sivil toplum kuruluşunun öncülüğünde serbest bırakırız derlerse, bundan kaçınmayız. Arkadaşlarımızı görevlendiririz. Ama bize verilen böyle bir söz, güvence yok. Eğer olursa size Genel Başkan olarak söz veriyorum, ben arkadaşlarımı görevlendiririm. Yeter ki, gazeteci arkadaşlarımızı serbest bırakacaklarına dair bir güvence verilsin" dedi.