Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi

Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi
Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi
Başbakanlık Merkez Bina'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığındaki toplantı, yaklaşık 6 saat sürdü.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Suriye'de bayram ateşkesini önemsediklerini belirterek, “El Ahdar el-İbrahimi, şu anda Şam'da, biz kendisinin gayretlerini destekliyoruz. Suriye muhalefeti de destekliyor. Umuyoruz ki Şam yönetimi de rejim de bunlara destek verir. Hiç olmazsa bayram günlerinde silahlar susar. Arzumuz, amacımız bu. Bu konuda İbrahimi'ye desteğimiz tam” dedi.
Babacan, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ali Babacan, “Ceza ve tevkif evleriyle ilgili yasa tasarısı Ergenekon tutuklulularını da kapsıyor mu? Onların hayati derecede ağır hasta olduğuna kim karar verecek” sorusu üzerine, kararı Adli Tıp'ın vereceğini belirterek, “Kanundaki hükümler neyse bu hükümlerin kapsadığı tüm mahkumlar için geçerli olacak. Detayları Adalet Bakanımızın basın toplantısında kendisine daha açık sorarsınız. Çünkü sadece bundan ibaret değil. Daha başka unsurlar da var. Adalet Bakanı, size çok daha fazla detayı verecek” diye konuştu.

Bir gazetecinin “Başbakan Erdoğan, önümüzdeki dönemde terörle mücadele konusunda önemli gelişmeler olacağını söylemişti. Kamuoyuna yansıyan bazı haberler var, MİT Müsteşarının İmralı ile görüşmesi konusunda. Bunlar, bu kapsamda değerlendirilebilir mi” sorusu üzerine Babacan, terörle mücadelenin hükümetlerinin en önemli gündem maddelerinden birisi olduğunu söyledi.

Terörle mücadelenin çok farklı yöntemleri bulunduğunu vurgulayan Babacan, şöyle devam etti:
“Bunun güvenlik boyutu var kuşkusuz, güvenlik yöntemleri var. Ama bunun yanında işin diplomasi, ekonomi , sosyal boyutu var, pek çok boyutu var. Dolayısıyla bizim terörle mücadelede bütün bu enstrümanları ve bütün mücadele alanlarını en etkin şekilde kullanmamız gerekiyor. Bununla ilgili Başbakan Yardımcımız Sayın Atalay'ın başkanlığında Terörle Mücadele Yüksek Kurulumuz var. Geçtiğimiz hafta Milli Güvenlik Kurulu'nda zaten bu konuları detaylı konuştuk. Kuşkusuz, her Bakanlar Kurulu'nda az ya da çok bu her zaman gündem maddemiz olur. Ama bu konuyla ilgili bütün çalışmalar, stratejiler belirlendikten sonra Sayın Başbakanımız ya da görevlendireceği bir bakan arkadaşımız sizlerle daha detaylarını paylaşacaktır.”

"KRİTİK KONULARIN BASIN ÜZERİNDEN YÜRÜMESİ DOĞRU DEĞİL"

Babacan, “Bugün İsrail'den gelen bir haber vardı, Suriye konusunda Türkiye ile masaya oturmak istediğini söyledi. Diğer taraftan da Mavi Marmara konusu var. İsrail tarafı buna çözüm arama konusuna da değindi. Dışişleri Bakanlığı ise hem Suriye hem de Mavi Marmara konusunda Türkiye'nin tutumunun değişmeyeceğini belirtti. Bu konu Bakanlar Kurulu gündemine geldi mi” sorusu üzerine, bu konunun gündemlerinde olmadığını bildirdi.

“Ama ben şunu açık ifade edeyim: Böyle basın üzerinden mesajlarla bu tür kritik konuların yürümesi doğru değil, mümkün değil” diyen Babacan, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin normalleşmesi için üç şart bulunduğunu ve bu şartların belli olduğunu dile getirdi.
Bu şartlar yerine gelmedikçe ilişkilerin normalleşmesinin de mümkün olmayacağını vurgulayan Babacan, “Dolayısıyla bu şartlar da olanlar yanında, özellikle Mavi Marmara'dan bu yana yaşadıklarımıza bakıldığında talep edeceğimiz asgari şartlardır. Bunun dışında bir şey düşünemeyiz” ifadesini kullandı.

"TÜRKİYE-SURİYE ARASINDAKİ İKİLİ MESELE DEĞİL"

Babacan, “Türkiye'nin Suriyeli mültecilerle ilgili daha önce BM'ye çağrısı vardı. Bununla ilgili Türkiye yine uluslararası kamuoyunda adım atacak mı? Suriye'de özellikle Kurban Bayramı'nda ateşkes ve devamında ateşkesin sürdürülebilmesi için Türkiye'nin girişimleri vardı. Bu konu gündeme geldi mi?” sorusu üzerine, Suriye meselesinin, aslında Türkiye-Suriye arasındaki ikili mesele olmadığına işaret etti.

Özellikle insanlık açısından bakıldığında bunun küresel bir mesele olduğunu dile getiren Babacan, “Burada bir insanlık dramı, insanlık trajedisi yaşanıyor. Bu insanlık trajedisinin bir an önce sona ermesi ve bundan olumsuz etkilenen sivil Suriye vatandaşlarının yaşam koşullarının bir an önce iyileştirilmesi, aslında tüm insanlığın üzerine bir borçtur, bir yüktür. Ancak şu ana kadar biz maalesef uluslararası toplumdan fazlaca bir destek almış değiliz” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin şu ana kadar misafir ettiği Suriyelilerin hemen hemen tüm masraflarını kendi bütçe imkanlarından karşıladığını vurgulayan Babacan, şunları kaydetti:

“Tabii Birleşmiş Milletler, diğer uluslararası kuruluşlar, gönül ister ki bu konuda çok daha ön alıcı bir tutum gösterebilseydi. Yani bizim talebimize ya da gündeme getirmemize gerek kalmadan uluslararası toplum keşke mobilize olabilseydi. Fakat bunlar bugüne kadar maalesef olmuş değil. Ama bu bizim için bir insanlık borcudur, bir insanlık görevidir. Biz sadece biz onu yerine getiriyoruz.
Ateşkes ile ilgili konuya gelince, biliyorsunuz, Sayın İbrahimi Türkiye'deydi. Başta Sayın Dışişleri Bakanımız olmak üzere pek çok görüşmeler yaptı. Şu anda da kendisi Şam'da. Biz kendisinin bütün bu gayretlerini hükümet olarak destekliyoruz. Suriye muhalefeti de Sayın İbrahimi'nin bu çabalarını destekleyeceğini ilan etti. Umuyoruz ki Şam yönetimi de rejim de bunlara destek verir. Hiç olmazsa tüm İslam dünyasının en kutsal günlerinden olan önümüzdeki bayram günlerinde silahlar susar. Arzumuz, amacımız bu. Bu konudaki çabası için de İbrahimi'ye desteğimiz tam.”

"HUKUK DEVLETİ OLMANIN GEREĞİNİ KUŞKUSUZ YAPIYORUZ"

Babacan, “AB 2012 İlerleme Raporu” ile ilgili bir soru üzerine de AB Komisyonu'nun hazırladığı İlerleme Raporu'nun, önceki senelerden farklı olarak Türkiye'nin attığı önemli adımların daha kısa geçiştirildiği fakat bir bakıma yapılmayan, şu veya bu sebeple geciktirilen konulara daha fazla ağırlık verilen bir rapor olduğunu ifade etti.

Bunun yanında uzun maddi hatalar, yanlış tespitler olduğunu ifade eden Babacan, şunları belirtti:
“Bunlarla ilgili biz bütün girişimlerimizi yapıyoruz. Avrupa Birliği Komisyonu'na raporla ilgili katıldığımız, katılmadığımız konuları her sene olduğu gibi bu sene de bildiriyoruz. Dolayısıyla bizim burada yapmış olduğumuz çok çok açık. Özellikle şu anda cezaevindeki gazeteci dediğimiz arkadaşların bir bölümünün basın kartı dahi yok ve haklarındaki suçlamalar, devam eden dosyalar, gazetecilik görevlerinden öte başka türlü yanlış birtakım faaliyetler içine girdikleri şüphesiyle ya da bu iddialarla devam eden çalışma. Dolayısıyla biz Türkiye Cumhuriyeti'ni bir hukuk devleti yapabilmenin yoğun mücadelesini veriyoruz. 10 yıldır yargı reformu başta olmak üzere pek çok alanda, bu konuda yoğun bir çaba gösteriyoruz. Dolayısıyla temel insan haklarından, özgürlüklerden, temel değerlerden asla fedakarlık yapmadan, öte yandan bir hukuk devleti olmanın gereğini de kuşkusuz yapıyoruz.

Avrupa Birliği gönül isterdi ki bizim çabalarımızı daha yakından takip etsin, daha samimi değerlendirmeler yapabilsin. Kuşkusuz Avrupa Birliği Komisyonu üzerinde etki kurabilen çok farklı çevreler var, yanlış yönlendirmeler var. Bunların hepsini biliyoruz, takip ediyoruz. Ama önemli olan bizim yaptığımızın doğruluğundan kendi kendimize emin olmamızdır.”

"ISRARIMIZI KORUYACAĞIMIZI ATTIĞIMIZ ADIMLARLA GÖSTERMİŞ OLDUK"
AB sürecinin Türkiye için önemli bir süreç olduğuna işaret eden Babacan, “AB reformları, özellikle siyasi reformlar açısından baktığımızda çok çok önemli reformlardır. Dolayısıyla bu sürecin devamı konusunda bizim hükümet olarak kararlılığımız tamdır. Hatta böylesine bir dönemde, Avrupa Birliği'nin ciddi ekonomik ve sosyal sorunlar yaşadığı bir dönemde biz ilk defa bir Avrupa Birliği Bakanlığı kurduk, Bakanlık bünyesinde bütün çalışmaları topladık ve bir bakıma kalıcı olarak bu sürecin peşinde olacağımızı, ısrarımızı koruyacağımızı da sadece sözle değil attığımız adımlarla göstermiş olduk” diye konuştu.

Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ile ilgili ısrarının, kararlılığının devam edeceğini belirten Babacan, “Üye olalım ya da olmayalım bu sürecin kendisinden biz şu anda istifade ediyoruz. Özellikle siyasi reformlar açısından Avrupa Birliği'nin kendi en azından işaret ettiği standartlar, işaret ettiği ölçütler bizim için önemli. Bakıyoruz, Avrupa Birliği'ne üye olan ülkelerden bir kısmı kendi standartlarına dahi uymuyor, kendi koydukları kuralları bozuyorlar, kendi ölçütlerine uymuyorlar. Bu siyasi kriterlerde de ekonomik kriterlerde de var” görüşünü belirtti.
Türkiye'nin bu sürece sıhhatli bir bakışı olduğunu vurgulayan Babacan, “Değerlendirmelerimizi mutlaka rasyonel yapmak zorundayız. Yani günlük duygusal tepkileri, özellikle Avrupa Birliği konusunda çok doğru bulmuyorum ama bir haksızlık varsa o yapılan haksızlığa karşı da sesimizi yüksek duyuracak şekilde de gerekli tepkiyi de göstermemiz gerekiyor” dedi.

Babacan, “Cezaevlerinde KCK, PKK operasyonlarından tutuklu ve aralarında BDP 'li yerel yöneticiler ve birkaç milletvekilinin bulunduğu yüzlerce kişi açlık grevinde. Bu konuda Türkiye'nin de ölümlerle sonuçlanan acı bir deneyimi var. Bunu önlemek için bir tutumunuz var mı” sorusunu, “Devletin bir şefkat eli vardır, şefkat yüzü vardır. Ama öte yandan da devletin yaptırım yapacak gücü vardır. Dolayısıyla biz bu her iki, bir bakıma devletimizin alanını en etkin şekilde kullanarak, bahsettiğiniz konularda gerekli adımları atarız” diye cevaplandırdı.