Balkon değil salon konuşması

Nizam ve intizam. AK Parti Kongresinin yapıldığı salondaki tabloyu en iyi anlatan iki kelime.
Haber: YAVUZ OĞHAN / Arşivi

AK Partililerin büyük önem verdiği gün, “Herkesin harfiyen kurallara uyduğu, düzenin bozulmaması için azami gayret sarf ettiği ve gözlerin tümüyle Tayyip Erdoğan’da olduğu bir kongre” cümlesiyle özetlenebilir.

Alışılmış görüntülerden uzaktı AK Parti kongresi. Ne Başbakan’ın çevresinde bir kameraman ordusu vardı, ne de foto muhabirleriyle korumaların arbedesi.

Kongre işlevi itibariyle kritikti, partiyi üç önemli seçime hazırlayacak olan yeni kadro belirleniyordu ama seçim heyecanı yoktu. Çünkü ortada bir tek liste vardı onu da Başbakan hazırlamıştı. Tek heyecan listede isminin olabileceği ihtimalini taşıyanların heyecanıydı. Bu durumda bütün gözler Erdoğan’ın yapacağı konuşmaya çevrildi doğal olarak.

Kürt meselesinde bir açılım yapılacak mı, toplumda oluşan kutuplaşmayı ortadan kaldıracak bir adım atılacak mı, siyasette yumuşamayı getirecek bir mesaj verilecek mi?
2.5 saatlik konuşmanın her satırında bu sorulara yanıt arandı ama en azından gazetecilerin oturduğu tribünde tatmin edici bir yanıt alınamadı.
O çok merak edilen, kendisinin de “Bir nevi balkon konuşması” dediği içerikten pek eser yoktu.

Kürt meselesine yüzeysel bir giriş yaptı Erdoğan. Kürtlere “beyaz sayfa açalım” çağrısı ile sınırlı kaldı o bölüm. Bir de “PKK ile kucaklaşanlarla değil sizi kucaklayanlarla kucaklaşın” dedi, BDP ’lilerin oluşturduğu o tabloyu affetmeyeceğinin sinyalini verdi.

Mücahit Erdoğan
Başta CHP olmak üzere diğer partilere zeytin dalı uzatır mı diye bekleniyordu, o da olmadı. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik eleştirileri grup toplantılarında yaptığı konuşmaları aratmadı. Bunda muhtemelen birkaç gün önce kendisine ‘hain’ diyen Kılıçdaroğlu ’nun o açıklamasının da etkisi vardı.

Erdoğan’ın parti genel başkanı olarak yaptığı son kongre konuşması siyasette tansiyonu düşürmedi. Kutuplaşmayı azaltacak örgüden de yoksundu. Ama verdiği bir mesaj çok dikkat çekiciydi. Türkiye’de AK Parti’nin izlediği yolu tarif ederken işi Selçuklulara kadar götürdü, Melikşah’tan başladı, Atatürk , Menderes ve Özal ile devam etti. Sonra zikrettiği isimse kendisi açısından bir ilkti. Erdoğan yolunu takip ettiği liderler arasında Erbakan’ı da saydı.

AK Parti’nin kuruluş günlerinde Erbakan’lı eleştirileri, Milli Görüş gömleğini çıkardığını söyleyerek yanıtlayan Başbakan bu kez o gömleğe ve dolayısı ile Erbakan’ın mirasına sahip çıktı.

Tribünlerden atılan ‘Mücahit Erdoğan’ sloganları da Başbakan’ın bu söylemini destekledi. ‘Mücahit Erbakan’ sloganı Milli Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet dönemlerinin vazgeçilmeziydi ve o slogan bu kez AK Parti Kongresi’nde Erdoğan için yankılandı. Bütün sloganların daha önceden belirlendiği de hesaba katılırsa bunun yeni dönem için önemli bir işaret olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

Basın tribünlerinde Erdoğan’ın dini motiflerle süslediği konuşması ve Erbakan’a sahip çıkması, tıpkı HAS Parti’nin AK Parti’ye kabulü gibi Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilişkilendirildi. Başbakan’ın konuşması, belki de beklentiler çok yüksek tutulduğu için hayal kırıklığı yarattı. Ancak bu tribünlere ve delege sıralarına hiç yansımadı. Hem tribünlerde hem de delege sıralarında 10 yıllık iktidarın verdiği özgüven vardı. Partililer slogan atarken, Başbakan’a sevgi gösterisinde bulunurken, partinin kurulduğu ilk günleri hatırlayıp “Köprülerin altından çok sular aktı” der gibiydi. Bir de Erdoğan’ın peşini bırakmayacaklarının mesajını verir gibiydiler.

Liderlerinin gözlerinin içine bakan partililer, Erdoğan’ın sesi yükseldiğinde coştular, sesi titrediğinde ağladılar. İşte o partililerin duygularına Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Erdoğan ebedi genel başkanımız. Çankaya Köşkü’ne çıksa da bu değişmez” diyerek tercüman oldu.