Başbakan Davutoğlu'ndan Bank Asya açıklaması

Başbakan Davutoğlu'ndan Bank Asya açıklaması
Başbakan Davutoğlu'ndan Bank Asya açıklaması
Katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Davutoğlu "Bank Asya hukuki kriterlere uymamıştır. Bank Asya'ya el koyma siyasi bir karar değil" dedi.

RADİKAL - Başbakan Ahmet Davutoğlu, katıldığı bir televizyon programında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, Bank Asya ile ilgili soru üzerine "Bank Asya kararı tamamıyla bir hukiki karardır, siyasi bir boyutu yoktur. Hukuki kriterler herkes için her marka için geçerli olan kriterlerdir" dedi.

Kanal 7 ve Ülke TV ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Davutoğlu şunları söyledi:

Bank Asya yönetiminin TMSF'ye devriyle ilgili soruya karşılık Davutoğlu, toplumsal hayatta şeffaflığın çok önemli olduğunu, şeffaflığın en fazla önem taşıdığı hususlardan birisinin de finansal sistemle ilgili olduğunu söyledi.

Finansal sistemde şeffaf olmayan unsurlar varsa, çok ciddi hak ihlalleri oluşabileceğine ve o finansal sistemin istikrarı konusunda çok ciddi şüphelerin olabileceğine işaret eden Davutoğlu, "Şeffaflığı herkesten isteyip, bankacılık sektöründe şeffaflık istisnai bir durummuş gibi yansıtmak doğru değil. Şunu ifade etmek isterim; bu tamamen hukuki bir karardır, hiçbir siyasi boyutu yoktur, talimatla veya herhangi bir şekilde alınmış bir karar değil, hukuki boyutu ise objektif kriterlerle test edilebilir" ifadesini kullandı.

Davutoğlu, bu gelişmeler olduktan sonra verilen ve kamuoyuyla paylaşılan bilgilerden de çok açık hukuki kriterlerin ortaya konulduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bu hukuki kriterler yerine getirilmiş de el konulmuşsa, getirilmiş olmasına rağmen tartışma yapılabilir. Fakat herkes için geçerli olan bu hukuki kriterler yerine getirilmemiş ve el konulmuşsa, kimsenin buna siyasi bir boyut getirme hakkı yok. Nedir bu hukuki kriter? BDDK, bankacılıkla ilgili bütün düzenlemeler çerçevesinde Bank Asya'dan imtiyazlı ortaklık hisseleri yüzde 40'ının şeffaf bilgilerini istiyor. Herkesten istiyor bunu, sadece Bank Asya'dan değil. Yani ana kurucu üye niteliği taşıyan imtiyazlı ortakların bilgilerini istiyor, süre veriyor. O süre içinde sadece 185 imtiyazlı ortaktan 63'ünün ismi veriliyor. Onlar da tam verilmiyor, eksik veriliyor ama geri kalan verilmiyor. Tekrar süre veriliyor, yine verilmiyor. Yani karanlık gölge altında bir grup hisse var. Onun üzerinden bütün bu süre vermelere rağmen, bunlar verilemeyince bu 63 hisse, toplamda yüzde 37'ye tekabül ettiği için, onlar bilindiği için onlarla ilgili değil, yüzde 63 hissenin tasarruf yetkisi TMSF tarafından kullanılma kararı alınıyor."

"BAŞKA BİR BANKA DA YAPMIŞ OLSA AYNI İŞLEM YAPILIRDI"

"Burada 185 ortağın isimleri verildi de BDDK ve TMSF bu kararı aldıysa tartışılabilir" diyen Davutoğlu, "İsimler verilmemiş, şeffaflık ortaya konulmamış, hem bir şeyler saklanıyor hem de o yolla, oraya mevduat yatırmış, mevduatta bulunan tasarruf sahiplerinin hakları ihlal ediliyor. Böyle bir durum varken, açık bir ihlal söz konusuyken BDDK'nın TMSF'nin susup, beklemesi mi söz konusu olacaktı" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, hukuk devletinin işlediği ülkelerde herkesin hesap verilebilir durumda olduğunun kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Kimsenin baştan suçlu ilan edilemeyeceğini kaydeden Davutoğlu, "Ancak kimse de 'ben, şu veya bu gerekçeyle zaten kamuoyu gündemindeyim, dolayısıyla bana yapılan bir baskı görüntüsü verilirse ben bu zorunluluklardan azade olabilirim' deme hakkına sahip değil. Bunu başka bir banka da yapmış olsa aynı işlem yapılırdı. Dolayısıyla olayın hiçbir siyasi boyutu yok, hukuki boyutu var. Bu hukuki boyutuyla işleyen süreçle ilgili başka yorumlar, yani o çerçevede bunun neyi gösterdiği bütün bu olayın nasıl bir hastalığa, yanlışlığa tekabül ettiği ayrıca tartışılabilir" diye konuştu.

"KALAN 122 İSİM BİLİNMİYORSA ORTADA ŞÜPHELİ BİR DURUM VAR"

"Burada paralel yapı vurgusu öne çıkıyor. Bank Asya, paralel yapının ekonomik ayağını oluşturuyordu' diye tartışmalar var. Onun için siyasi bir karar mıdır?" sorusuna karşılık Davutoğlu, kimsenin, Türkiye 'de hukukun işleyişi konusunda şüpheli ifadeleri kullanmaması gerektiğini, kullanıldığı takdirde de delil getirilmesi gerektiğini vurguladı.

"Bu bankada 185 üyenin bir kısmının da ismi bilinmesin' diye biri söylüyorsa bunu tartışalım" ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Bu bir kuralsa, bu kurala herkes uyacak. Geri kalan 122 isim bilinmiyorsa ortada şüpheli bir durum var demektir. Bir hukuk kuralı varsa, bu hukuk kuralının gereği yapılır. Bu sürecin kendisinde herhangi bir sübjektivite, ayrı bir tutum, ön yargılı bir tutum söz konusu değil. Objektif kurallar işlemiştir, gereken yapılmıştır bu kurallar içinde. Başka bir bankayla da ilgili olsa aynı şeyler söz konusu olurdu. Fakat bunu dedikten sonra tabi ki şu soruyu sormak hepimiz için geçerli bir husustur: Niye dini cemaat mahiyeti taşıyan bir grubun bankası olsun, savcısı olsun, hukuk ayağı olsun, medya ayağı olsun?'

Herkes her faaliyeti yapabilir ama bütün bu faaliyetleri koordineli bir şekilde toplum hayatının, kendi istediği düzeni ya da yaklaşımını yapıyorsa bir hedef doğrultusunda o zaman   bunu sormak gerekir. Sivil toplum sivil toplumdur, banka bankacı işlevi yapar, medya medya işleri yapar. Onları doğasından çıkardığın zaman o banka, bankacılık yapmamaya başlar."

"TMSF TARAFINDAN ATILAN ADIM HUKUKİDİR"

Davutoğlu, eskiden bankacılık sektöründe olanların diğer sektörlerle ilişkilerinin hep tartışıldığını özellikle de 1990'lı yıllarda bu durumun yaşandığını dile getirdi.
Bankacılık faaliyeti dışına çıkan her türlü faaliyetin, finansal sektörü risk altına almasının söz konusu olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Ancak dün TMSF tarafından atılan adımın bütün boyutlarla da ilgisi olmayan tamamıyla objektif, hukuki bir adımdır. Bunu da konuşmak hepimiz için bir zarurettir. Çünkü neden? Niye ihtiyaç hissediliyor? Hangi motivasyonla?" diye konuştu.

Davutoğlu, eğer bir ekonomik güç sahibi olunmak isteniyorsa her bir şirketin kendisinin ekonomik güç sahibi olduğunu, ayrıca bir şeye ihtiyaç olmadığını ifade etti.
"Bu ayağı kurup, diğer tarafta finansal ayak, öbür tarafta bürokratik ayak... birçok ayaklar biraraya gelip eğer bir şey inşa edilecekse işte o zaman 'paralel yapı' denen şey ortaya çıkar" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Herkes işini yapmalı, taşları yerine koymanın vakti geldi. Sivil toplumlara bizim ihtiyacımız var. Türkiye'de din özgürlüğü var, herkes dini faaliyet yapar, kimseye bu konuda engel çıkmaz. Ancak, dini nitelikte olan bir faaliyeti oradan çıkarıp, bürokratik, finansal bir faaliyete dönüştürüp sonra da buradan devşirilen güçle belli bir siyasi gündemi ülkeye dayatmak isterseniz işte o zaman demokrasinin ve hukuk çizgisinin dışına çıkmış olursunuz. Diğer vatandaşları, dini toplulukları, seküler toplulukları, farklı düşüncelere sahip toplulukları mağdur eden bir başka hegemonya doğmaya başlar ki buna izin vermek hukuk devletinde de demokraside de mümkün değil."

"Bu kararın ekonomiye vereceği bir zarar var mı? Diğer bankalarda bir tedirginlik gözlemleniyor mu? Bir tetikleme olacak diye birtakım şeyler de var" sorusuna Davutoğlu, "Hayır, bunlar Türkiye'de kaos beklentisi, havası oluşturmak isteyenlerin karanlık rüyaları. Kendi rüyalarında yaşasınlar ama Türkiye'yi öyle bir karanlık dehlize, tünele kimse sokamaz. Herhangi bir olumsuzluk da bu anlamda olamaz. Çünkü herkes biliyor bunun objektif bir kural olduğunu, bu kuralın uygulandığını herkes biliyor. Kurallara uyan kişi hiçbir zaman tedirgin olmayacaktır. Kurallara uydun mu, kimse sana herhangi bir şekilde ön yargılı yaklaşmaz. Bu da sistem tarafından çok iyi bilindiği için ve bu bankanın zaten eskiden beri sistemi bypass eden çok uygulamalara herkes şahit olduğu için, bu bypassın da hukuka takılmasından kimsenin tedirgin olacağını zannetmiyorum" şeklinde cevap verdi.

AA