Başbakan Erdoğan'dan en sert Uludere çıkışı

Başbakan Erdoğan'dan en sert Uludere çıkışı
Başbakan Erdoğan'dan en sert Uludere çıkışı
Başbakan Erdoğan, 34 kişinin yaşamını yitirdiği Uludere olayı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. BDP'yi 'kalleşlikle' suçlayan Erdoğan, yabancı basına da 'Sana ne, sana ne oluyor, sen nereden gocundun?' diye seslendi.

AK Parti Genel Başkanı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını'nın bu yıl çok daha farklı bir heyecan ve coşkuyla kutlandığına işaret ederek, “Bayramın anlamına, 19 Mayıs'ın ruhuna denk düşen ve bir haftaya yayılan etkinliklerle gerçekten ülkemize, milletimize, gençlerimize unutulmaz anlar yaşattık” dedi. 

Erdoğan, Partisinin TBMM grup toplantısında, milletvekillerine ve partililere hitap etti. İstanbul'un fetih yıl dönümünün milletçe coşkuyla kutlandığını belirten Erdoğan, “Bundan 559 yıl önce, 29 Mayıs 1453'te, 21 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet arkasında askerleri, yanında Akşemsettin gibi büyük şahsiyetler, üzerinde milletinin kalbi dualarıyla İstanbul'u fethederek bir çağı kapattı ve özellikle bizim tarihimizde yeni bir çağı başlattı. Fethi mübinin bu yıl dönümünde Sultan Fatih'i bir kez daha rahmetme, minnetle yad ediyoruz. Kendisine, tüm yol arkadaşlarına, tüm neferlerine Alah'tan rahmet niyaz ediyoruz” diye konuştu. Erdoğan, grup toplantısının ardından bir dizi program için İstanbul'a geçeceğini belirterek, İstanbul'da restorasyonu tamamlanan Fatih Camisi ve Birinci Mahmut Kütüphanesi'ni hizmete açacaklarını anlattı. 

Deprem felaketinde Fatih Camisi'nin “büyük sıkıntılar yaşadığına” dikkati çeken Erdoğan, “Adeta fay hattı Fatih Camisi'nin altından geçmek suretiyle orayı tehdit eder hale geldi. 2008'de onarım çalışmalarını başlattık. 4 yıl boyunca minarenin aleminden, inşaatta kullanılan çivilere kadar adeta her milimetresini büyük bir özenle, hassasiyetle elden geçirdik. Eski İstanbul depremlerinin de camiye verdiği hasarı tamir ettik. Yaklaşık 24 milyon bedelle gerçekleştirdiğimiz bu restorasyonu da İstanbul'un fetih yıl dönümünde açıyor olmaktan büyük gurur duyuyoruz” şeklinde konuştu. Erdoğan, Piriştine'de Fatih Sultan Mehmet'in bizzat yaptırdığı kendi adını taşıyan caminin restorasyonunu yaptıklarını anımsatarak, caminin açılışını yapmanın gururunu yaşadıklarını anlattı. 

'MİLLETİMİZİN DUASI İLE YÜRÜDÜK'
Önceki gün İstanbul'da Türk Telekom Arena'da partisinin il kongresini gerçekleştirdiklerini dile getiren Erdoğan, kongrenin muhteşem geçtiğini ve dünya siyaset tarihine örnek teşkil edeceğini vurgulayarak, emeği geçenlere ve stadyumu dolduran vatandaşlara teşekkür etti. Cumartesi günü Ankara'da AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Üçüncü Kongresi'ni gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, Türkiye içinden ve dışından kongreye gelen kadınlara teşekkür ederek, “Büyük bir heyecan içinde muhteşem bir kongreyi tamamladık. Kadın Kolları Başkanımıza, ekibine ve tüm Türkiye kadın kolları teşkilatına teşekkür ediyor, yeni görev alana ekibe buradan başarılar
diliyorum” dedi. 

Erdoğan, kongre konuşmasında verdiği mesajları hatırlatarak, şöyle devam etti: 

“Ben kongre konuşmamda da ifade ettim; diğer partiler büyük kongrelerini dahi küçük salonlarda yaparken, o küçük salonları dahi dolduramazken, biz Kahramanmaraş, Rize ve en son İstanbul İl Kongremizi stadyumda yaptık. Bu milletle aramızdaki gönül bağının ne kadar güçlü olduğunun en somut göstergesidir. Bu aslında bir aşkın, bir sevdanın, millete hizmetkar olmanın getirdiği son derece tabii bir sonuçtur. Elbette kıskananlar olacaktır. İşte onun için Allah nazardan saklasın diyorum; maşallah, mazallah diyorum. Birkaç arkadaş olarak çıktığımız bu yolda aşkla, sevda ile milletimizin duası ile yürüdük. Bundan sonra da aynı kararlıkta, aynı heyecanla durmadan yolumuza devam edecek, milletimizi ve ülkemizi hak ettiği seviyelere ulaştıracağız.” 

Erdoğan, son grup toplantısından bu yana yurtiçinde ve yurtdışında önemli temaslarda bulunduğunu ifade ederek, Bulgaristan ziyareti hakkında bilgi verdi. Erdoğan, Bulgaristan Başbakanı ile iki ülke arasındaki bazı konuları ele aldıklarını söyledi. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramını'nın bu yıl çok daha farklı bir heyecan ve coşkuyla kutlandığına işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: 

“Bayramın anlamına, 19 Mayıs'ın ruhuna denk düşen ve bir haftaya yayılan etkinliklerle gerçekten ülkemize, milletimize, gençlerimize unutulmaz anlar yaşattık. 19 Mayıs'ta Gençlik Şurası'nın kapanış töreninde 905 milyon lira tutarındaki, yani 905 trilyon lira tutarındaki 30 stadyum, gençlik merkezi ve spor kompleksinin, bunun yanında 32 yurt binasının temel atma törenini de gerçekleştirdik.” 

Pakistan'a yaptığı ziyaretle ilgili bilgi veren Erdoğan, Pakistan'da yaptığı temasları hakkında bilgi verdi. Türkiye-Pakistan Yüksek Düzeyli İşbirliği toplantısını gerçekleştirdiklerini söyledi. Erdoğan, Pakistan ve Kazakistan'ı kapsayan resmi ziyaretlerini hatırlatarak, Pakistan'da Milli Meclis ve Senato Başkanıyla görüştüğünü, Milli Meclis ve Senato Ortak Oturumu'nda Pakistanlılara hitap ettiğini anlattı. Bu ziyaretlerin ardından İstanbul'da BM Nüfus Fonu, Nüfus ve Kalkınma Programı 5. Parlamenterler Zirvesi'nin kapanış oturumuna katıldığını belirten Erdoğan, bu toplantıların ardından da 7. Ulusal Petrol Şirketleri Liderler Forumu'na katıldığını söyledi. 

'YENİLİR YUTULUR YANI YOK'
25 Mayıs Cuma günü Suriye'den aldıkları haberin yüreklerini dağladığını belirten Başbakan Erdoğan, top ve roketlerle gerçekleştirilen saldırıda 110 masum sivilin acımasızca, hunharca katledildiğini hatırlattı. “Çok daha vahimi, katledilenlerin yarıya yakını, elleri arkadan bağlanmak suretiyle öldürülmüş çocuklardı” diyen Erdoğan, Hama'dan katliam haberleri almaya devam ettiklerini ifade ederek, insanlık dışı saldırıları şiddetle kınadığını ve lanetlediğini bildirdi. Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Suriye yönetimine sadece el Huleli bu masum 50 yavrunun vebali dahi yeter. Bu gözü dönmüşlüktür. Bu; aklı, fikri, vicdanı, izan ve insafı tamamen terk etmektir. Bu insanlık dışı katliam, insanlığa ait her ne varsa, insanı insan yapan hangi değer varsa, onu artık ayaklar altına alıp çiğnemektir. BM Gözetim Misyonu Suriye'de incelemeler yaparken böyle bir katliam gerçekleştirmek, 50 masum yavruyu, 110 masum sivili alçakça katletmek, gözü dönmüşlüktür, acziyettir, zavallılıktır. Sabrın da bir sınırı vardır. İnanıyorum ki BM Güvenlik Konseyi'nin de inşallah sabrının bir sınırı vardır. Dünyanın ve gözlem heyetinin gözü önünde gerçekleşen bu katliamlar, açıkça dünyayla dalga geçmektir, bir nevi rest çekmektir. Zira akan her damla kan, Suriye yönetiminin olduğu kadar, bu yönetimin vahşetine çanak tutanların da eline, yüzüne bulaşmıştır ve tarih boyunca da o leke oradan çıkmayacaktır. Ben, el Hule'de hayatını kaybeden 110 masum sivile Allah'tan rahmet niyaz ediyor, tüm Suriyeli kardeşlerime buradan başsağlığı temennilerimi iletiyorum. "Bu olayın yenilir yutulur yanı yoktur. ülkemdeki bazı siyasi partilerin veya bazı STK'ların kalkıp da buradaki zalimlerin yanında yer almasının anlaşılır, anlatılır bir yanı yoktur. Zulme rıza zulümdür. Zalimle beraber hareket edenler de zalimlerdendir. Bu bir gerçektir.” 

Erdoğan, Mısır'da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun, huzurlu bir şekilde yapılmış olmasından büyük memnuniyet duyduklarını ifade ederek, “Sonuçların Mısırlı kardeşlerimiz için hayırlı olmasını diliyor; Mısır'ı, girdiği yeni süreçten dolayı Türkiyeli kardeşleri olarak tebrik ediyor, yolları açık olsun diyoruz” dedi. 

'MİLLETİM BİZİ ANLIYOR'
“Biz, ne kendi arasında, ne de aziz milletle aracılar vasıtasıyla konuşan bir kadro asla değiliz” diyen Erdoğan, kendilerinin partilerini kurdukları 14 Ağustos 2001'den itibaren, kendi aralarında da milletle de sadece gönül diliyle konuştuklarını kaydetti. Erdoğan, “Biz, medya aracılığıyla iletişim kuran bir kadro değiliz. Biz, kendi arasında da aziz milletle de devletin diliyle, bürokrasinin veya siyasetin diliyle konuşan, yapmacık ve göstermelik söylemlerde bulunan bir hareket değiliz” dedi. Neşet Ertaş'ın “dost elinden gel olmazsa varılmaz/rızasız bahçenin gülü derilmez/kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/gönülden gönülle gider, yol gizli gizli” dizelerini okuyan Erdoğan, kendilerinin kalpten kalbe, o görülmeyen yol ile iletişim kurduklarını söyledi. Erdoğan, “Biz aziz milletimizle, dilimizden öte gönlümüzle iletişim kurduk. Bakın ben bugün burada, bu kürsüden de medyaya veya siyasetçilere konuşmuyorum. Ben bugün buradan sadece ve sadece milletime hitaben konuşuyorum. Bugün burada bir kez daha, siyasetin dilinden öte, kalbimle, yüreğimle, bütün samimiyetimle ve gönülden konuşuyorum. Biliyorum ki milletim bizi anlıyor. Biliyorum ki milletim, bizim ne söylediğimizi, neyi kastettiğimizi, arzumuzu, maksudumuzu anlıyor. Daha en başından beri 75 milyonla gönül diliyle iletişim kurduğumuz için milletim bizim samimiyetimizi, hasbiliğimizi görüyor. Din üzerinden bize müdebbirlik yapanlara, dindarlığımızı test etmeye kalkanlara, kendince bize efendilik yapmaya kalkanlara zerre miskal kıymet vermeyiz” diye
konuştu. 

AK Parti olarak suyun akışına kapılan, reel politikanın dehlizlerinde kaybolan, kendisine ve milletine yabancılaşan bir hareket olmadıklarını belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Attığımız her adımda değerlerimizi kuşanırız, ilkelerimizi gözetiriz, milletimizin değer ve düşünce dünyasını esas alır, milletimizin rotasında yürürüz. AK Parti siyasi hesaplarla değil, insani hassasiyetlerle yol yürüyen bir iktidardır. Biz; iktidara gelmeyi ve iktidarda kalmayı amaç olarak görmeyiz, bizim için amaç, milletimiz için adaleti, hakkı, hukuku, refah ve huzuru sağlamaktır. İnsanımız mutluysa, huzurluysa, özgürse, müreffehse işte o zaman biz kendimizi başarılı görürüz. Biz başarıyı seçimlerde aldığımız oyla değil, milletimizin mutluluğuyla, ülkemizin refah ve selametiyle ölçeriz. Bunun takdirini yapacak olan ise sadece aziz milletimizdir.”

Erdoğan, 10 yıldan beri millete bir şey söylediğine işaret ederek, “Medyanın, siyasi partilerin bu tavrıyla terör meselesi çözülemez. Yapay gündemlere takılıp giderek, istismar siyasetlerine aldanarak, istismarcıların tuzağına düşerek akan kan durmaz, akan göz yaşı dinmez” dediğini hatırlattı. “İşte onun için biz her zaman gönül diliyle konuştuk. Biz doğru soruları sorduk, biz doğru sorulara doğru cevaplar aradık” diyen Erdoğan, istismarla, oy kaygısıyla, rant hırsıyla değil, anaların göz yaşını dindirmek, gençlerin akan kanını durdurmak için kendilerinin her zaman samimiyetin diliyle konuştuklarını vurguladı. “Bugün de aynı şekilde samimiyetin diliyle konuşuyor, hiçbir şeyi gizlemeden, hiçbir şeyin üzerini örtmeden, asla ve asla geçiştirmeden, sadece ve sadece gerçekleri milletimize aktarıyoruz” ifadesini kullanan Erdoğan, şöyle konuştu: 

“İşte şu salondaki kadro, Cumhuriyet döneminin en karanlık dönemlerini aydınlığa kavuşturmak için canını ortaya koymuş bir kadrodur. Dersim'in üzerindeki karanlığı siz kaldırdınız. 27 Mayıs'ın üzerindeki karanlığı siz kaldırdınız. 12 Eylül'ü yargıya siz taşıdınız. 28 Şubat'ı sizler yaşadınız, 28 Şubat ile yine sizler, bizler hesaplaştık. 27 Nisan bildirisi karşısında, milletin emanetine en güçlü şekilde sizler sahip çıktınız, biz sahip çıktık. Faili meçhullerin, karanlık cinayetlerin, karanlık suç örgütlerinin üzerine hep
birlikte gittik. Tabuları yıkan, Türkiye'yi evrensel standartlarla tanıştıran, hak ve özgürlükleri geliştiren parti, AK Parti'dir. Buna inanan AK Parti kadrolarıdır, sizlersiniz. Biz devletin diliyle değil, milletin diliyle konuşuruz. Ne milli iradeye gölge düşürmek ve bu gölge düşürmek gayreti içinde olanlara izin veririz ne de devleti şamar oğlanına çevirmek isteyenlere çanak tutarız.”

'HER ORDUDA OLUYOR'
Tarihten trajik bir hadiseyi hatırlatmak isteğini dile getiren Erdoğan, “çok anlamlı, çok manidar ve kendileri için bir çizgi olan” hadisenin, 98 yıl önce yaşandığını belirterek, şöyle konuştu: 

“1914 yılında Erzincan'da, Osmanlı 3. Ordusu, Doğu'ya doğru hareket ediyor. Sarıkamış'ı düşmandan kurtarmak, oradan Kafkaslar'a akmak için, yüzbinlerce Mehmet, yüzbinlerce nefer, heyecan içinde, iman içinde, şahadet arzusuyla Allahu Ekber Dağları'na doğru ilerliyor. Biz o dağlarda, soğuktan, maalesef on binlerce askerimizi şehit verdik. Rahmetli dedem de o dağlarda donarak şehit oldu. Ama Allahu Ekber Dağları'na ulaşmadan, Oltu yakınlarında 23 Aralık 1914'te çok talihsiz bir olay yaşanıyor. 31. Tümen, yan tarafından gelen saldırıya hemen karşılık veriyor. İki taraf tam 4 saat şiddetli şekilde çarpışıyorlar. Taraflar birbirine yaklaşınca, ortaya korkunç bir gerçek çıkıyor; Tarafların düşman olmadığı, 31. ve 32. Tümenlerin, 4 saat boyunca birbiriyle savaştığı anlaşılıyor. Mehmetçikler, silahı bırakıyor, birbirlerine koşuyor, sarılıyor, ağlaşıyorlar. Ne var ki geride iki bin şehit kalıyor. Dünyanın her ordusunun tarihinde buna benzer trajik hadiseler var. Bugün de bütün ileri teknolojiye rağmen, en modern teçhizata rağmen buna benzer hadiseler dünyanın her yerinde zaman zaman yaşanıyor. İşte daha 38 yıl önce, Kıbrıs Harekatı'nda, Kocatepe Muhribimiz, maalesef kendi uçaklarımız tarafından batırıldı.”

30 yıldan beri terörle mücadele edildiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: 

“Size çok sıradan gibi gelebilir. Ama, o bölgeyi bilmeyenlerin, tanımayanların, terör örgütünün nasıl kalleşçe vurup kaçtığını görmek istemeyenlerin; terörle mücadeleyi anlamalarına imkan da yoktur, ihtimal de yoktur. Terörle mücadele esnasında, kimi zaman çok vahim hatalar yapıldı. Daha yakın tarihlerde, Bingöl Karlıova'da, 'dur' ihtarına uymayan bir vatandaş, canlı bomba sanıldığı için maalesef vuruldu. 2010 yılında, Hatay'ın Hassa ilçesinde kekik toplamak için dağda bulunan yaşlı amcalarımız maalesef vuruldu. Mardin Nusaybin'de benzer olaylar yaşandı. Aydın, Antalya'da benzeri olaylar yaşandı. Şu anda, benzer olaylarda müdahalede bulunan onlarca polis, 'kasten adam öldürmek' suçundan, ömür boyu hapis cezasıyla yargılanıyorlar. Hatayla bu tür üzücü olaylara sebep olan görevliler hakkında her türlü işlem yapıldı, yapılıyor. Bir de kasıtlı olarak, kastı mahsusa ile yapılan yanlışlıklar oldu. 1980, 1990'larda, maalesef son derece sert, hukuksuz, özensiz müdahaleler nedeniyle, bölgedeki vatandaşıma ağır faturalar yüklendi. Terörle mücadelede yanlış politikalar, yanlış uygulamalar, vahim sonuçlar ortaya çıktı. Ama şu anda biz bir şey söylüyoruz; demokrasiden taviz vermeden, hukuktan taviz vermeden terörle mücadele ettiğimizi ifade ediyoruz. Valilerimiz, emniyet müdürlerimiz, komutanlarımız, altlarındaki ekiplerine, 'yüzde yüz emin olmadan müdahale etmeyin” diye kesin talimatlar verdiler ve veriyorlar. Ama mesele, bu kadar basit değil arkadaşlarım." 

"Şimdi burada, bu salonda erkek milletvekili arkadaşlarımın hepsi askerliğini yaptı. Hepiniz az ya da çok bu gerilimi yaşadınız. Ama ben bugün sizlerden bir şey rica ediyorum; Sizlerle birlikte, bizi ekranları başında dinleyen, izleyen vatandaşlarımdan bir şey rica ediyorum; kendinizi, lütfen, bir anlığına, Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine doğru ilerleyen aracı takip eden polis veya jandarmanın yerine koyun. Bir anlığına lütfen bunu düşünün. Önünüzde bir araç gidiyor. Jandarma kontrolünde durmamış, hatta orada bir askerimize çarparak yaralamış, Kayseri'ye, Ankara'ya doğru hızla ilerleyen bir aracı takip ediyorsunuz. Allah aşkına, orada nasıl bir gerilimin yaşandığını hissedebiliyor musunuz? Güvenlik güçleri o aracı yolda imha edebilir, uçaklar, helikopterler kalkıp vurabilir ama ya içinde sigara kaçakçısı varsa?" 

"Ya içinde uyuşturucu kaçakçısı varsa? Ya mazot kaçakçısıysa? Ya kaçan kişi, sadece arabanın ruhsatı, ehliyeti yanında olmadığı için kaçıyorsa? Ya o aracın içinde, babasından gizlice anahtarları alıp, dolaşmaya çıkmış, 15 yaşında, ehliyetsiz, haylaz bir çocuk varsa? Ya içindeki sadece bir araç hırsızıysa... Aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözünün önüne, bu arada kendi çocukları geliyor, başkalarının çocukları geliyor, hata ile öldürülmüş terör kurbanları geliyor. Aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözünün önüne, amirinin, komutanının söylediği, 'yüzde yüz emin olun' talimatı, ömür boyu hapisle yargılanacağı mahkeme geliyor. Güvenlik güçleri üzerinde öyle bir psikolojik baskı oluşturuluyor, öyle bir gerilim üretiliyor ki adeta hata yapmaları için ortam hazırlanıyor.”

'ANAFARTALAR ÇARŞISINA GİDİN'
Erdoğan, “(Çoban sandık) diyerek teröristi vurmayan generalle haftalarca alay edildiğini belirterek, vurgun yiyen karakoldaki gazilerin, yerden yere vurulduğunu, Aktütün'de 25, Taşdelen'de 27 şehit verildiğini hatırlattı. Kolunu bacağını kaybeden Mehmetçik'in, kendi derdini düşünmeden, yanıbaşında şehit olan arkadaşının üzüntüsünü atlatamadan medyanın eleştiri oklarıyla sorgulandığını, hesaba çekildiğini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: 

“Terörle mücadele edenin de insan olduğunu unutmamak gerekiyor. Teröristin üzerinde hukuk baskısı, yargı baskısı olmayabilir, ama güvenlik mensubu hukuk kurallarıyla hareket eden ve insaniyetini yitirmeyen kişidir. Yani bir tarafta öldürmeyi amaç edinen, diğer tarafta yaşatmayı amaç edinen iki taraf var. İşte insani hassasiyeti yitirmemiş olan aynı polisin, aynı askerin gözünün önüne bir başka şey geliyor. Ne geliyor biliyor musunuz? Kumrular Sokak'ta, bir telefon bayiinde, daha işe başladığı gün, yanında patlayan bir bombayla parçalanan Mustafa Bingöl geliyor. Patlayan bombayla can veren 60 yaşındaki Dürdane Beyhan geliyor. Ailesine destek olmak için orada bir dükkanda çalışan, daha 18 yaşındaki Orhan Güzel aklına geliyor. Terör örgütünün hunharca katlettiği canlar, masumlar, insanlar geliyor." 

"Bakın sizden bir kez daha ricada bulunuyorum; hafta içinde, mesai saatinin bitiminde, lütfen Ankara'da Ulus semtinde Anafartalar Çarşısı'nın önüne gidin. Akşam saat 6, 7, 8'de, orada otobüs duraklarında bekleyen vatandaşlarımıza, lütfen şöyle bir bakın. Orada yorgun, bitkin işçi kızlar göreceksiniz. Orada, ellerinden sıkı sıkı tutmuş, çocuklarıyla birlikte gecekondusuna gitmek için otobüs bekleyen aileler göreceksiniz. İşte bu alçaklar, o otobüs duraklarında canlı bomba eylemi yaptılar, 9 kişiyi katlettiler. Hangimizin aklında. Şu anda, unuttuk değil mi, şimdi hatırlamıyoruz. 26 yaşındaki Muzaffer Savaş, ertesi gün yapılacak düğünü için damatlık almaya Ulus'a gelmişti, ama orada öldürüldü. İsa Kalkır, Anafartalar Çarşısı'nda tezgahtarlık yapıyordu, 2 ay sonra askere gidecekti. Ağabeyi olaydan sonra aynen şunları söyledi: 'Biz onu iki ay sonra askere şehit olması için gönderecektik. Bizim gönlümüzde kardeşim şehittir.' Ferhat Kanat, o olaydan bir ay önce sözlenmişti, sonbaharda düğünü olacaktı, ama orada öldürüldü. 22 yaşındaki Tuba, aynı şekilde can verdi. 32 yaşında 2 çocuk babası Serdar Karayiğit aynı şekilde can verdi. Babası aynen şunu söyledi: 'Ben de Kürdüm. Terörün dini, insanlığı var mı, yavrumun hesabını kim verecek' dedi. İşte, Pınarbaşı'na doğru, şüpheli bir aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözüne bu canlar geldi.” 

'BUNLAR CESET AVCISI'
Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Pınarbaşı'na doğru, şüpheli bir aracı takip eden güvenlik görevlisinin gözüne daha önce öldürülen canların geldiğini belirtti. Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Hantepe'de şehit olan Üsteğmen Çetin Aylar'ı hatırladı. Belenoluk Karakolu'nda şehit düşen Önder Dursun'u hatırladı. Gediktepe'de, Üzümlü'de şehit olan askerleri hatırladı. Kastamonu'da bizim konvoyumuzda şehit edilen polis memuru Recep Şahin'i hatırladı. Aydın Nazilli'de, adeta bir barakada yaşayan, askerleri ve ambulansı görünce, 'Kara oğlum nerede?' diye feryat eden anneyi hatırladı. Isparta Yalvaç'ta, 'Yavrum, kuşum öldü mü? Şimdi bana kim kanat gerecek?' diye ağıt yakan anneyi hatırladı. Evine asılan Türk Bayrağı'nı görünce yere yığılan anneyi, 'eyvah ocağımız battı' diye feryat eden babayı, babasının ay yıldıza sarılmış tabutunu seyreden yavruları hatırladı." 

"Bakıyorum şimdi birileri diyor ki 'Uludere'de siz Türk Bayrağı mı götürdünüz de tabutlara Türk Bayrağı sarılmadı?' Lafa bak ya. Oranın bir kaymakamlığı var, böyle bir hassasiyet olduğu anda onlar sarılır ama siz bu yavruların Türk Bayrağı sarılmasına layık olduğunu düşünmüş olsanız, terör örgütünün bayrağını o tabuta sardırmazdınız.”
Başbakan Erdoğan, Şırnak'ta görev yapan şehit Astsubay Çavuş Serhat Gencer'in, bir akşam arkadaşına bir mektup uzatarak, “Ben dedemi çok severdim. Bugün rüyamda gördüm, beni yanına çağırıyor. Eğer ben şehit olursam, bu mektubu aileme gönderin” dediğini kaydetti. Şehit Gencer'in, aynı gece bir askerine, “Bugün Miraç Kandili, sen sivildeyken imamdın, hadi beraber iki rekat namaz kılıp, Yasin okuyalım' dediğini ifade eden Erdoğan, Serhat'ın o gece şehit düştüğünü söyledi.

Erdoğan, Serhat'ın şehit olacağını anlayarak yazdığı mektubunda şu satırların yer aldığını kaydetti: 

“Bu mektup, ancak ben öldükten sonra elinize geçecektir. Beni asla unutmayın, hep kalbinizin bir köşesinde saklayın. Şunu asla unutmayın: Allah'ın verdiği canı, Allah'tan başkası alamaz. Bu yüzden üzülmeyin. Yalnız size söylemek istediğim bir şey var: Ben Burcu'yu çok seviyordum ve bu sevgimi de mezara götürüyorum. Ben burada öldüysem Allah yolunda, vatan, namus ve millet yolunda öldüm. Benimle aslında gurur duyun ve gülün, asla ağlamayın. Eğer ağlarsanız ben yattığım yerde rahat edemem. Dedeme de hepinizin selamını söylerim. Sizleri çok seviyorum, hepinizi çok özledim. Yazacak başka bir şey bulamıyorum. Oğlunuz Serhat.” 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun “O araç Göksun'dan Pınarbaşı'na kadar nasıl gitti?” diye sorduğunu belirten Erdoğan, CHP Genel Başkanı'nın bu tavrının son derece manidar bir tavır olduğunu; bu tavrın, terör konusundaki cehaletin, terör konusundaki aymazlığın, vurdumduymazlığın ve istismarın tarihi nitelikte itirafı olduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'ndan bahsederken salondan yuh sesleri duyuldu.

'40 BİN CANI UMURSAMADILAR'
Erdoğan, şunları kaydetti: 

“Eğer o araç imha edilse, içinden siviller çıksa, aynı CHP Genel Başkanı çıkacak 'yargısız infaz' yapıldı diyecekti. Şimdi de çıkıyor, 'o aracı neden durduramadınız?' diyor. İşte bu dille, bu tavırla, terörle mücadele edilmez. Tam tersine bu dil, bu tavır; BDP ile birlikte teröre kan veren, can veren, güç veren bir tavırdır. Allah aşkına, buradan o medyaya, CHP'ye, MHP'ye, BDP'ye soruyorum ki MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli, bu düşünceleri aynen paylaştı. Daha 9 ay önce, Bitlis Güroymak'ta yaşanan acı hadiseyi kim hatırlıyor? En az Uludere kadar acı, en az Uludere kadar vahim, trajik o Güroymak saldırısını kim hatırlıyor? O saldırı neden unutuldu? Oradaki şehitler neden unutuldu? 5 Polis memurunu taşıyan zırhlı araca saldırdılar. 5 polisimiz de orada şehit oldu. Arkalarından gelen, bir ailenin tüm fertlerini taşıyan araç aynı şekilde tahrip oldu. 5 polisimizin yanında, 6 vatandaşımız hayatını kaybetti." 

"Şimdi bütün Türkiye'ye sesleniyorum: Ferit daha 13 yaşındaydı. Hiranur daha 4 yaşındaydı. Elif 12 yaşındaydı. Esra 14 yaşındaydı. Sadece vatandaşlar değil, şehit olan 5 polisin 3 tanesi de Kürt kökenliydi. Ben BDP'lilere farklı sıfatlar kullanınca, yaraları oldukları için gocunuyorlar. İstediğiniz yerde istediğiniz konuşun, tehditleriniz edebi adabı aşan, o kullandığınız diller hiç bir zaman AK Parti iktidarını yıldırmaz, yıldırmayacak. O sizin olmayan kalitenizi ortaya koyar. Güroymak'ta, Norşin'de 9'u Kürt 11 kişiyi katleden teröristin cesedi Malatya'ya gönderildi. Teröristin babası, Bitlis Valisi'ne gidip, 'Ben bu cesedi bu BDP'lilere vermek istemiyorum, alıp gizlice gömmek istiyorum, bana yardım edin' dedi. BDP'liler, biri de milletvekili, teröristin cesedini babasından almak için her türlü çirkinliği yaptılar ama o ceset babasına verildi ve babası da teröre lanet okuyarak gitti cenazesini gömdü. Bunlar ceset avcısı. Bunlar, Malatya morgunun önünden çıkan cesetleri; anaların, babaların, ailelerin elinden alıp kaçırmakla meşhurlar. Uludere'yi dillerinden düşürmeyenler, Norşin'deki bu olayı hatırlamazlar. Uludere ile yatıp kalkanlar, 15 kadın teröristi yalnız bırakıp kaçan korkakları hiç gündeme getirmezler. Uludere'yi istismar edenler, çoğu Kürt kökenli vatandaşımız olan, 30 yılda verdiğimiz 40 bin canı hiç ama hiç umursamazlar.”

'HASSAS VE GERİLİMLİ'
Başbakan Erdoğan, 24 Mayıs'ta, GATA'da uzman çavuş Burak Ulukaya'nın şehit olduğunu anımsattı. Ulukaya'nın, 19 Mayıs'ta Uludere'de Gülyazı Köyü'ne 5 kilometre, Uludere olayının gerçekleştiği yere 3 kilometre yakında teröristlerin döşediği el yapımı bombayla yaralandığını belirten Erdoğan, “O bölgede 16 el yapımı bomba daha ele geçirildi. Beyler, bu iş öyle anlatıldığı gibi kolay değil, çok zor. Fakat dikkat ederseniz, kaçakçıların hiç biri bu bombalara basmadı. Bu iş, çok büyük dikkat, çok büyük hassasiyet gerektiren bir iş. Harita kimlerin elinde? Bu haritayla beraber kaçakçılar bunların üzerine basmıyor, rahatlıkla gidip gelebiliyorlar. Bu iş siyasetin malzemesi olamayacak kadar, istismar malzemesi olamayacak kadar, medyanın elinde oyuncak olamayacak kadar hassas ve gerilimli bir iş” diye konuştu. Erdoğan, hep “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” dediklerini ifade ederek, bu sözün her zaman ilkeleri, rehberi, yollarının ışığı olduğunu söyledi. 

Masum canlar kadar kandırılan, aldatılan, kullanılan canlar için de üzüldüklerini belirten Erdoğan, “Devlet intikam duygusuyla, yok etme güdüsüyle hareket etmez. Biz böyle bir intikam duygusuna, böyle bir yok etme duygusuna asla müsamaha göstermeyiz. Daha başından beri Uludere ile alakalı olarak, burada bir hatanın olduğunu Genelkurmay Başkanımız da şahsım da ilgili arkadaşlarım da ifade etmemize rağmen hala Başbakan 'hata edilmiştir deseydi'... Dedik ya daha kaç kere diyeceğiz. Otomata mı bağlayacağız bu işleri. Kusura bakma bizim sürekli olarak sizleri arzularınız istikametinde hareket etmek suretiyle kaybedecek vaktimiz yok, bizim işimiz çok. Biz terörle mücadelede ne kadar kararlıysak, bu mücadeleyi insani ve hukuki hassasiyetlerde sürdürmekte de o kadar kararlıyız” dedi. Bütün zorluğuna, tehditlerine ve tehlikelerine rağmen, “Yüzde yüz emin olun” dediklerini belirten Erdoğan, “Terörle mücadele demokrasiyi, hukuku, insan haklarını çiğneyemez” dediklerini kaydetti. 

'GENÇLERİN KANIYLA BESLENEN BDP'
“Biz hiçbir hatayı örtmeye çalışmayız, ama hiçbir hata yüzünden de yargısız infaz yapmayız” diyen Erdoğan, bu yüzden soruşturmaların nihayete ermesini beklemek gerektiğini kaydetti. Uludere'nin terörle mücadelenin hassasiyetinden dolayı çok ciddi şekilde istismar edildiğini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Şimdi soruyorum: Silvan'da 13 şehit, Çukurca'da 26 şehit, Çukurca karayolunda 11 şehit, Reşadiye'de 7 şehit, Aktütün'de 15, Ulupınar'da 9, Güngören'de 18 - hani 'batı batı diyorlar' ya işte buyurun batıda da var - Dağlıca'da 12, 1990'lı yıllara gitmiyorum. Bu saydıklarımı niye konuşmuyorlar acaba? Niye bunlar gündeme getirilmiyor? Çünkü ucunun nereye dokunduğu belli de ondan. Ben milletimin hassasiyetine özellikle burada ifademle yaklaşmak istiyorum. Biz, terör örgütünün istismarını anlarız, işleri bu. BDP'nin de istismarını anlarız, çünkü onların zaten iradeleri yok, ipleri terör örgütünün elinde. Ama CHP'nin, medyanın, hatta uluslararası medyanın bu meseleyi istismar etmesi kabulleneceğimiz bir durum değildir. Bu işin uluslararası boyutu var. Neydi o, Wall Street Journal. Sana ne ya? Sana ne oldu? Seni kim rahatsız etti? Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek senin neyine? Biliyoruz ki şu anda ABD'de yaklaşan bir seçim var, bu seçimde o da bir yere çalışıyor. Bir yere çalıştığı için mevcut yönetimi sıkıntıya düşürmenin gayreti içerisinde. Niye? Mevcut yönetimin Türkiye ile münasebetleri iyiymiş de onun için, ondan rahatsız oluyorlarmış. Neden? Çünkü Yahudi lobisi de rahatsız. Bakın, tezgah içinde tezgahlar. Bunların hepsine evelallah Türkiye gerekli dersi, cevabı sandıkta her zaman verdi ve verecektir.”

Başbakan Erdoğan, devlet ve Hükümet'in Uludere'de şu ana kadar yapılması gerekenleri misliyle yaptığını söyledi. Uludere hadisesinin, hassasiyetiyle orantılı olarak son derece dikkatli şekilde takip edildiğini ifade eden Erdoğan, “Hiçbir şeyin üzerinin örtüldüğü yok, hiçbir şeyin üzerinin kapatıldığı yok” dedi. Televizyonlarda bu konuların tartışıldığını ifade eden Erdoğan, “Onlar çok şeyler biliyorlar. Ne olur ya bunları konuşacağınıza ilaç gönderiverin, derdimizin dermanını bulalım. Ona göre uygulamayayım, ne yapmamız lazım, bunları da bize anlatın. Sadece yaptıkları eleştiri, yargısız infazı onlar yaparlar. Genelkurmay Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı kendilerine göre orada esip gürlerler” diye konuştu. 

Başbakan Erdoğan, 136 yıl öncesine ait şu olayı anlattı: 

“Balkanlar'da, Vidin'de Osmanlı generaline bir köylü geliyor ve askerlerin köyü yağmaladığını, çitleri söküp yaktığını, zarar verdiğini söyleyerek şikayetçi oluyor. General, o zamanki ismiyle Müşir, köylüyü yanına alıp köye gidiyor ve anlatılanın doğru olduğunu görüyor. Hemen komutanı yanına çağırıyor, belinden kırbacını çıkarıyor. Kırbaç havadayken bir başka general elinden tutuyor ve 'Paşa hazretleri, karşınızdaki Devleti Aliyeyi Osmaniye'nin bir subayıdır. Onu sizin kırbacınız değil, ancak kanun cezalandırabilir' diyor. Ne demek bu? Yani yargısız infaz yapamazsınız. 'Onu senin kırbacın değil, ancak kanun cezalandırır.' Uludere konusunda adli, idari sorgu devam ediyor, yargı süreci devam ediyor. Türkiye, artık CHP dönemlerinde olduğu gibi, ne askerin sivilin kulağını çektiği, ne de sivilin askerin ensesine vurduğu bir ülke değildir. Ne de BDP'li kalleşlerin, PKK'lı kalleşlerin benim subayımı, askerimi gelip arkadan şehit ettiği bir ülke değildir. Türkiye hukuk devletidir, yanlış yapan bedelini öder, ödüyor ve ödeyecektir. Hata yapan, bedelini öder, ödüyor ve ödeyecektir. Ama güvenlik güçlerini her olayda yargısız infazla suçlayanların... Güvenlik güçleri bir şey yaptığı zaman hemen yargısız infaz. Ama terör örgütü tarafından yapıldığı zaman hepsi beraber saklıyor. Burada güvenlik güçlerimize yargısız infaza müsaade etmeyiz.”

'KİME YARAR SAĞLIYOR'
Başbakan Erdoğan, herkesin, “6 aydır Uludere'nin gündemde kalması, acaba kime yarar sağlıyor? Kime, neye zarar veriyor?” sorusunu sormasını istedi. “Bu konunun böyle istismar edilmesinden kim çıkar sağlıyor, kim rant elde ediyor. Bu konuyu sürekli gündemde tutanlar, faturayı bize kesmek isteyenler, acaba öbür taraftan kimin ekmeğine yağ sürüyorlar?” diyen Erdoğan, “Norşin Katliamını, 15 kadın teröristin kendi deyimleriyle - korkak tavuklar tarafından - yalnız bırakılmasını, mağarada infaz edilen teröristleri, 30 yılda ölmüş 40 binden fazla vatandaşı konuşmayanlar, sorgulamayanlar, acaba bugün Uludere'de neden bu kadar hassaslar? Eğer bu soruların cevabı verilirse Uludere anlaşılır” diye konuştu. 

Erdoğan, herkesin, medyanın, muhalefet partilerinin yargı sürecine saygı duymak zorunda olduğunu vurgulayarak, “Uludere üzerinden AK Parti'ye, Hükümete, terörle mücadeleye karşı son derece sistemli bir operasyon yürütülüyor. AK Parti'nin, Hükümetin, terör sorununu çözmemesi, Kürt kardeşlerimin sorunlarını çözmemesi için son derece planlı bir kampanya yürütülüyor. Ben bugün size konuştum, yani milletime konuştum. Bundan sonra da sadece ve sadece milletime konuşacağım. Biz, Kürt meselesiyle ilgili 2005'te Diyarbakır'da konuştuk ve üzerimize düşen ne varsa yaptık, yapıyoruz. Terör meselesinde sadece milletimizle hareket ettik, yine milletimizle yürüyeceğiz. Partimizin programında doğu, güneydoğu sorunu ile alakalı 2 sayfalık metin vardır. Oradan hareketle milli birlik ve kardeşlik projesini oluşturduk.
Bizi, birliğimizi, kardeşliğimizi hedef alan bu kampanyalara karşı çok dikkatli olacağız. Gençlerin kanıyla beslenen BDP'ye inat, akıl tutulması yaşayan CHP'ye inat, birilerinin elinde oyuncak olan medyaya inat, biz 14 Ağustos 2001'deki samimiyetimizle, cesaretimizle, gönül dilimizle fitneye, fesada mahal vermeden çözüm için mücadeleye devam edeceğiz. 14 Ağustos 2001'de, 3 Kasım 2002 akşamında neredeysek biz yine oradayız. Biz yine milletin partisiyiz, Allah'ın izniyle hep öyle kalmaya devam edeceğiz.”

Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından AK Parti'ye katılan belediye başkanlarına rozet taktı. AK Parti'ye katılan belediye başkanlarının isimleri şöyle: 

“Gümüşhane'nin Kelkit ilçesine bağlı Gümüşgöze Belediye Başkanı Ali Durmuş, Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine bağlı Alemdar Belediye Başkanı Mesut Kılıç, Elbistan ilçesine bağlı Izgın Belediye Başkanı Ömer Çolak, Nurhak ilçesine bağlı Kullar Belediye Başkanı İbrahim Kazan, Trabzon'un Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl Belediye Başkanı Abdullah Akgün, Trabzon'un Of ilçesine bağlı Bölümlü Belediye Başkanı İsmail Hakkı Mercan, Trabzon'un Of ilçesine bağlı Eskipazar Belediye Başkanı Mehmet Ayaz, Trabzon'un Of ilçesine bağlı Uğurlu Belediye Başkanı İsmail Hikmet Yalçınkaya.” (AA)