Başbakan Erdoğan'dan futbol eleştirisi

Başbakan Erdoğan'dan futbol eleştirisi
Başbakan Erdoğan'dan futbol eleştirisi
Başbakan Erdoğan, sadece kadın taraftarların alındığı maçta da küfür edildiğini belirterek, "Nevrim döndü" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti hükümetinin uyguladığı “sıfır sorun” politikasının muhalefet tarafından yanlış anlaşıldığını belirterek, “Sıfır sorun, boyun eğmek değildir. Sıfır sorun görmezden gelmek değildir. Sıfır sorun, haksızlık karşısında susmak, mazluma, mağdura, haksızlığa uğrayanlara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak demek değildir” dedi. Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında gündemdeki konulara değindi. 

Başbakan Erdoğan, konuşmasının başında, trafik kazası sonucu hayatını kaybeden 22 ve 23. dönem AK Parti Trabzon Milletvekili Mustafa Cumhur'a başsağlığı dilerken, kazada yaralananlara Allah'tan acil şifa dileğinde bulundu. Erdoğan ayrıca, Şanlıurfa Milletvekili Kasım Gürpınar'ın babası Eyüp Caner Gürpınar'ın da vefat ettiğini hatırlatarak, Gürpınar ailesine Allah'tan sabır temenni etti. 

Geçtiğimiz hafta önemli açılış törenlerine ve programlara katıldıklarını belirten Erdoğan, Ankara ve İstanbul'da çok sayıda misafiri ağırladıklarını anlattı. Almanya'dan, Ürdün'den, Kosova'dan, Irak'tan önemli konukları olduğunu dile getiren Erdoğan, ikili ve bölgesel meseleleri ele alma fırsatı bulduklarını kaydetti. Slovenya ve İtalya'ya yaptığı resmi ziyaretleri hakkında da bilgi veren Erdoğan, İstanbul'da Yatırım Danışma Konseyi toplantısına katıldığını ve uluslararası yatırımların daha fazla çekilmesi amacıyla, dünyanın en önemli firmalarından 17'sinin İstanbul'a geldiğini söyledi. 

'BORCU KAPATACAĞIZ'
Türkiye'de 1954 yılından itibaren küresel yatırım çekebilmek için çalışmalar yapıldığını anımsatan Erdoğan, “Ancak bizim dönemimize kadar bazı istisnalar dışında Türkiye'ye gelen uluslararası doğrudan yatırım miktarı 1 milyar doları aşamadı. Biz 2007 yılında 22 milyar dolar ile tarihi bir seviye yakaladık, bu söylediğim yıllıktır. 2008 ve sonrasında ekonomik kriz nedeniyle uluslararası yatırımlarda belli miktarda azalma oldu ama TÜrkiye 2008 yılında 18.5 milyar dolar, 2009 yılında 8.4 milyar dolar, 2010 yılında 9 milyar dolar yatırım çekti. Geçtiğimiz yıl ise yeniden bir toparlanma ve 2011 yılında Türkiye'ye 16 milyar dolar tutarında uluslararası yatırım yapıldı” diye konuştu.
Uluslararası kuruluşların yatırımlar konusunda tahmininin yüzde 18,5'lik bir artış olduğuna dikkati çeken Erdoğan, yüzde 76 oranında bir artış kaydedildiğini söyledi. Erdoğan, “İstanbul'u bir yandan uluslararası finans merkezi haline getirirken, bir yandan da uluslararası bir yönetim merkezine dönüştürüyoruz. Şu anda hedefimiz bu, çalışmalar başladı” dedi. Bazı büyük firmaların bölge operasyonlarını İstanbul üzerinden yaptığını belirten Erdoğan, IMF'ye olan borcun da AK Parti Hükümeti döneminde 23,5 milyar dolardan 2,3 milyar dolara düşürüldüğünü anlattı. Erdoğan, “Borcu tamamen ödeyeceğiz ve inşallah kapatacağız” diye konuştu. 

Erdoğan, yurtdışında yaşayan vatandaşların bulundukları ülkelerde oy kullanabilmeleri için gerekli çalışmayı yaptıklarını ve yasal değişikliğin gerçekleştiğini söyledi. Erdoğan ayrıca yurtdışındaki vatandaşların haklarını kaybetmemesi için “Mavi Kart” uygulamasına başladıklarını belirterek, söz konusu uygulama ile ilgili bilgi verdi.

Erdoğan, dış politikada “sıfır sorun” politikasının bazı muhalefet partileri tarafından yanlış anlaşıldığına dikkati çekerek, şunları söyledi: 

“Biz sıfır sorun dedik ve sıfır sorun politikamız son derece tutarlı ve ilkeli bir şekilde ilerliyor. Sıfır sorun politikasını yanlış anlayanlar elbette bugün meseleyi farklı noktalara çekiyor ve ucuz polemiklere malzeme yapıyorlar. Onlar zaten Gazi Mustafa Kemal'in 'yurtta sulh cihanda sulh' sözünü de yanlış anladılar. Dış politikada, on yıllar boyunca sıfır ilişki, sıfır icraat, sıfır politika ortaya koydular. Tepkisiz, etkisiz, tavırsız kalmayı bir siyaset zannettiler. Pasif kalmayı sulhten yana olmakla karıştırdılar. Sıfır sorun, boyun eğmek değildir. Sıfır sorun görmezden gelmek değildir. Sıfır sorun, haksızlık karşısında susmak, mazluma, mağdura, haksızlığa uğrayanlara karşı sessiz ve tepkisiz kalmak demek değildir. Biz dünya üzerindeki her ülkeyle istisnasız, önkabulsüz, önyargısız iletişim ve işbirliği kurmak, bölgesel, küresel barış için birlikte mücadele etmek isteriz. Bunu sağlamak için de elimizden ne geliyorsa samimi şekilde yaparız. Ama biz zulmü görmezden asla gelmeyiz.” 

Dış politikada hem aktif hem “sıfır sorun” politikasının birlikte yürüdüğünü belirten Erdoğan, “Biz haksızlığı, biz korsanlığı, biz kendi halkına silah doğrultan zalimleri görmezden gelmeyiz, gelemeyiz. Biz iyi günde dost ve kardeş bildiğimiz halkların kötü günde de dostu ve kardeşiyiz. Biz krizi görünce sıvışan, sırtını dönen, fırtınanın dinmesi için fırsat kollayanlardan, duyarsız kalanlardan da değiliz. Bunlar sıfır sorunu yanlış anladılar. Bunlar sıfır sorunu, tıpkı kendilerinin yıllar boyunca yaptığı gibi, 'adam sendecilik', fırsatçılık olarak anladılar. Daha da ileri, her koyun kendi bacağından asılır olarak anladılar. Her koyun kendi bacağından asılır ama çok kısa süre sonra da kokusundan geçemezsiniz, hepiniz kaçar gidersiniz” diye konuştu.

'BÖYLE BİR ŞEY OLABİLİR Mİ?'
Erdoğan, Fenerbahçe-Galatasaray arasında oynanan şampiyonluk maçından sonra yaşanan olaylara değindi. Hafta sonunda oynanan maçlarda bazı sıkıntılar yaşandığını belirten Erdoğan, 2011-2012 sezonunun fair playden, nezaketten, centilmenliklikten, tahammülden, hoşgörüden ziyade, şiddetle, kavgayla, çatışmayla anılan bir sezon olduğunu ifade etti. Erdoğan, özellikle son haftalarda saha, tribün ve stat dışında hiç arzulamadıkları, görmek istemedikleri ve asla tasvip etmedikleri olaylar yaşandığına işaret ederek, “Dayanışmanın, paylaşmanın, kardeşliğin sevilesi olması gereken ve tatlı bir rekabet içinde yürütülmesi gereken futbolun, bu tür terörü andıran manzaralarla anılması, düşündüren, en önemlisi de ibret ve tedbir almayı gerektiren bir tablo olduğunu” anlattı.
 
“Sadece taraftarı suçlayıp, sorumluluğu taraftara atıp kimse tabii ki bu sorumluluktan sıyrılamaz” diyen Erdoğan, olaya biraz daha farklı yaklaşmak istediğini vurguladı. Erdoğan, şöyle konuştu:

Kulüplerin yönetimleri, kulüplerin gerçekten samimi bu konularda oraya bir eğelence, adeta haftalık stresini atmaya gelen taraftarlarını tenzih ediyorum. Ama dünyada olduğu gibi ne yazık ki bizim içimize de holiganlar sirayet etmiş. Bu holiganlar ne yazık ki buraları adeta terör alanına çeviriyorlar. Bunlar bakıyorsunuz farklı yerlerdeki eylemleriyle de bunu gösteriyor. 'Şu kulüpde, bu kulüpte var' demiyorum, ne yazık ki büyük bir çoğunluğunda var. Herkesin, sporun, futbolun tüm taraftar ve aktörlerinin bu şiddeti, kötü tezahüratı... Hanım dediğim zaman farklı bakarım. Ama seyirciye kapalı, hanım ve çocuklara açık bir maçta bile bayanların nasıl küfrettiklerini görünce şahsen nevrim dönüyor. Bayanların futbolda özellikle tribünlere teşviki bile erkekleri yola getirsin, onların kötü tezahüratını önlesin diye yapıldı. Ama sadece bayanların olduğu futbol maçında ben bayanların o küfürlerini görünce hicap duydum. Yarabbi nedir bu hal? Böyle bir şey olabilir mi, böyle bir şey kabullenilebilir mi? Onun için ülkemin bu noktada hanımlarına sesleniyorum; lütfen bu çirkin alışkanlıklardan bir defa kendinizi arındırın. Bir başbakan olarak herhalde bu bizim sorumluluğumuzdur. Bu hatırlatmayı yapmamız gerekiyor. Ayrımcılığı, tahammülsüzlüğü dikkate almak, bunun için ne gerekiyorsa tüm yöneticilerle yapmak durumundayız.”

'IŞIKLARIN SÖNDÜRÜLMESİ SAÇMALIK'
Erdoğan, futbolda ve diğer kolektif yarışmaların galibiyet, beraberlik ve muğlubiyet olarak üç neticesi olduğunu hatırlatarak, “Bunun üçüne da katlanacaksın. Ben bir Fenerbahçe taraftarıyım, hatta kongre üyesiyim. Şimdi kendi stadımızda Galatasaray berabere kalmak suretiyle şampiyon oldu. Sen şimdi bunu alkışlayacaksın, tebrik edeceksin. Trabzon'da da söyledim; o akşam bizzat Teknik Direktör Sayın Tarim'i, Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Albayrak'ı arayarak tebrik ettim, aynı şekilde Fenerbahçe Başkan Vekilini de arayıp durumdan duyduğum üzüntüyü anlattım. Eğer burada müşterek gayretin içine girmezsek yanlış olur. Yani Şampiyonun oluyor kupasını soyunma odasında vermek, böyle saçmalık olur mu? Işıkları söndürülmesi böyle bir saçmalık olur mu? Bu işin hepsinin stadın ortasında mertçe, dürüst olarak yapılması gerekir. Bunu görmemiz lazım” dedi. 

Meclis Gurubu ve Hükümet olarak yetki ve sorumluluklarının belli olduğuna işaret eden Erdoğan, “Biz bunu tamamen tarafsız, tamamen objektif şekilde şekilde yerine getiriyoruz ve getireceğiz. Şiddeti Önleme Yasasıyla yaptığımız düzenlemelerle biz her zaman futbolu aslına, özüne, ruhuna döndürmenin mücadelesi içinde olduk. Aynı samimi tavrı tüm kulüplerden, futbolculardan ve özellikle da taraftardan da bekliyoruz” diye konuştu.

Erdoğan, 1967 yılında Pele'yi seyredebilmek için Afrika'daki bir savaşta 48 saat ateşkes imzalandığını ifade ederek, “Niye, Pele'yi seyredecek. Savaşları durdurabilecek güçte olan futbolun, bir savaş, çatışma, ayrışma aracı olmaması için herkes üzerine düşeni samimiyetle yerine getirmeli” diye konuştu. Pele'nin, “Dünyada futbol oynayan her çocuk Pele gibi oynamak istiyor. Benim çok büyük sorumluluğum var. Onlara sadece nasıl iyi futbol oynanacağını değil, nasıl iyi bir insan olunacağını da göstermek zorundayım” sözlerini hatırlatan Erdoğan, “Mesele, anlayış bu. Bu olmalı” dedi. 

'SPORSEVERLERDEN RİCAM...'
Efsanevi Boksör Muhammed Ali'nin tarihe geçmiş “Keşke insanlar beni sevdikleri kadar birbirlerini sevseler. Eminimi ki dünya o zaman çok farklı bir yer olur” sözü söylediğini hatırlatan Erdoğan, spordaki futboldaki bu ruhu kendilerinin bugüne hep birlikte taşımaları gerektiğini anlattı. Futboldaki rekabetinin özellikle şehir takımları için ne kadar önemli olduğunu, şehirlerin gündemini nasıl şekillendirdiğini, kulüplerin ne kadar büyük kitleleri peşinden sürüklediğini de iyi bildiğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu: 

“Şu hususun herkesin dikkat etmesi gerekir; fanatizme varan her hareket, her tarafgirlik büyük sorunlar üretir. Birliği değil bölünmeyi, kardeşliği değil düşmanlığı besler. Fanatizm her alanda büyük felaketler doğurur, telafisi mümkün olmayan sorunlar üretir. Sporda şiddetin, tahammülsüzlüğün temeli fanatizmdir. Sporseverlerden ricam; toplumsal dokuyu sarsacak, birlik ve kardeşliğimizi zedeleyecek eğilimlere geçit vermemeleridir.” 

Futboldaki olumsuz manzaraların dışında sporun diğer dallarında çok sevindirici haberler aldıklarını belirten Erdoğan, Voleybol Kadın Milli Takımının ülke tarihinde ilk kez kota müsabakalarını geçerek olimpiyat oyunlarına katılmaya hak kazandığını, Buz Hokeyi Milli Takımının dünya şampiyonası üçüncü klasmanında Erzurum'da namağlup şekilde şampiyon olarak Dünya Şampiyonası ikinci klasmanına yükseldiğini hatırlatarak, kendilerini kutladı. Erdoğan, partisinin kongre sürecinin heyecan ve coşku içinde demokratik ortamda diğer tüm partilere örnek teşkil edecek şekilde devam ettiğini hatırlatarak, 59 il kongresinin tamamlandığını, 22 il kongresinin kaldığını, onları da tamamlayıp ardından Büyük Kongreyi gerçekleştireceğini söyledi. Erdoğan, yarın yapılacak genişletilmiş il başkanları toplantısında kongre sürecini değerlendireceklerini ifade etti. 

'SIFIR SORUN PASİFLİK DEĞİL'
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin dış politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, “sıfır sorun” politikasını pasiflik olarak algılamadıklarını ifade ederek, şöyle konuştu: 

“Sıfır sorun, hoşgörü olduğu kadar, tahammül olduğu kadar, iletişim, işbirliği olduğu kadar dik durmaktır, mert durmaktır, yiğit davranmaktır. Her zaman söylüyorum; biz Yunus'un diliyle, Mevlana'nın diliyle konuşan bir milletiz. Ama biz gerektiğinde Köroğlu'nun diliyle de konuşmasını çok ama çok iyi bilen bir milletiz. Dünyada da Türkiyede de bizi, bu milleti ve bu milletin tarihini yanlış anlayanlar, yanlış değerlendirenler varsa, bunu lütfen gözden geçirsinler. Biz ülkelerle, milletlerle sıfır sorun temelinde ilişki kurarız, samimi ve dostane davranırız. İnsanlık hukukunu, kardeşlik hukukunu çiğneyen yönetimlerle de hak ettikleri şekilde muamelede bulunuruz. Hiçbir ülkeye, millete kin ve nefret beslemeyiz. Ama fesat peşinde koşan yönetimlere karşı da anladıkları dilden konuşmasını biliriz.” 

Suriye'de şiddetin bir türlü durmadığına dikkati çeken Erdoğan, “Suriye'de maalesef geçtiğimiz hafta ve bu hafta içinde yine onlarca insan hayatını kaybetti. Şam'da meydana gelen patlamada 50'nin üzerinde ölü, 370'in üzerinde yaralı var. Bu canlı bomba olayını tasvip etmemiz mümkün değildir. Yapılan, kim tarafından olursa olsun yanlıştır. Bunu tasvip etmek, teşvik etmek asla mümkün değildir ve biz bunu kınadığımızı da açıkladık zaten” şeklinde konuştu. Yaşanan olaylarda masum insanların, kadın ve çocukların hayatını kaybettiğini, acı çektiğini dile getiren Erdoğan, Suriye'deki kriz sebebiyle Lübnan'da mezhep temelli bazı acı hadiselerin ortaya çıktığını hatırlattı.
Erdoğan, şöyle devam etti: 

“Lübnan'ın Trablus kentinde maalesef mezhep çatışmasında masum insanlar hayatını kaybetti. Şimdi burada şu çok önemli hatırlatmayı, hem bölge ülkelerine hem dünyaya yapmak istiyorum: Suriye'deki krizi mezhepsel bir çatışma olarak değerlendirmek son derece yanlıştır. Bu değerlendirmeyi yapanları da yanlış yerlere götürür. Buradaki mesele insani bir meseledir, vicdani bir meseledir. Yüreğinde insanlık ve merhamet olan, insaf sahibi herkes Suriye meselesine mezhep gözlüğüyle değil, insan gözlüğüyle, kalp ve vicdan gözlüğüyle bakmalıdır. Bunu bölgedeki tüm ülkeler için söylüyorum. Bölgedeki tüm kardeş bölge halkları için söylüyorum. Bunu aynı zamanda Türkiye'den Suriye'ye bakanlar için söylüyorum. Suriye krizine mezhep boyutuyla bakanlar, mezhep yandaşlığı ya da altını çiziyorum mezhep karşıtlığı boyutuyla bakanlar insanlık dersinde sınıfta kalırlar, bunu böyle bilsinler.” 

'İNANANLAR KARDEŞTİR'
Kendilerinin sadece hakkı ve hukuku, insani değerleri öne çıkardıklarını vurgulayan Erdoğan, “Kim olursa olsun mazlumdan yana tavır takınırız, kim olursa olsun zalime karşı çıkarız” ifadesini kullandı. Mazlumun dinini, mezhebini, etnik kökenini, rengini, sınıfını asla görmediklerini, karşılarında sadece 'mazlum bir insan' gördüklerini kaydeden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Meseleleri mezhep ve etnik köken veya ideoloji penceresinden görenler, ona göre tavır takınanlar, çok büyük bir yanlış yaparlar. Böyle bir bakış açısı, yangına körükle gitmektir ve Allah korusun bölgedeki kıvılcımı da tahribatı da çok büyük bir yangına çevirir. Yüreğinde Kerbala'nın acısından zerre kadar ateş olan herkes bu meseleye kardeşlik hukuku penceresinden bakmak zorundadır. Hz. Hüseyin'in, Ehli Beyt'in sevgisini yüreğinde taşıdığını iddia eden herkes, Suriye meselesine sadece ve sadece kardeşlik gözüyle bakmak zorundadır. La İlahe İllallah diyen, aynı kıbleye dönen herkes, inananların kardeşliği ilkesini birbirine hatırlatmalıdır.”

CHP Genel Başkanı'nın Suriye konusundaki tavrını da eleştiren Erdoğan, “Biz CHP'nin tarih boyunca nasıl bir dış politika vizyonu olduğunu, daha doğrusu biz dış politika vizyonuna ve ufkuna sahip olmadığın biliyoruz. Bugün de CHP dış politikada ortaya bir vizyon koyamıyor. Sağlıklı bir dış politika tavrı belirleyemiyor. Suriye konusunda CHP Genel Başkanı içinden geçeni söyleyemiyor. Krizin etrafında dolanmayı tercih ediyor. Bir kere buradan CHP Genel Başkanı'na açık açık söylüyorum; Suriye konusunda dilinizin altındaki baklayı çıkarın. Hiç korkmayın, hiç çekinmeyin burası özgür bir ülke. Çıkın mertçe Suriye konusunda ne demek istediğinizi açık açık söyleyin. Suriye konusunda ne demek istediğinizi açık açık söyleyin. Suriye yönetimine neden sempati duyduğunuzu, bu yönetimin zulümlerine niçin gözünüzü yumduğunuzu ima etmeden, üstünü örtmeden, kıvırmadan, çark etmeden cesaretle söyleyin” diye konuştu. 

Erdoğan, şöyle devam etti: 

“Bakın CHP'nin bir dış politika vizyonu yok ama CHP Genel Başkanı'nın zihin kıvrımlarında, bilinçaltında gözettiği farklı hassasiyetleri var. Biz bunu çok iyi biliyoruz. CHP Genel Başkanı'nın, CHP'ye, CHP teşkilatına, CHP seçmenine dahi açıklamakta zorlandığı bir dış politika anlayışı var. Önceki gün CHP Genel Başkanı, partisi içindeki kavgaları, tartışmaları, kongre çatışmalarını örtmek amacıyla dış politikaya ilişkin bazı cümleler sarf etti. Aynen şu ifadeyi kullandı... Bu zat Türkiye'de siyaset yapıyor, yapıyorum zannediyor. Ne diyor: “Recep Tayyip Erdoğan'ı rahat gideceği bir ülke bırakmayacağım' diyor. Avrupa'ya bile gidemeyecek diyor, Arap ülkelerine de gidemeyecek diyor. Doğrusu Sayın Kılıçdaroğlu'nu ortaya koyduğu siyasi akıl ve söylem düzeyi ile muhatap almak insana gerçekten çok ağır geliyor." 

"Ama hasbelkader ana muhalefet partisinin genel başkanı olmuş. İster istemez bu muhataplık payesini kendisine vermek zorunda kalıyoruz. Ey CHP Genel Başkanı, senin kalibren ne kapasiten ne? Cürmün kadar yer yakarsın, daha fazla değil. Sen bizi CHP sanma. Biz 9.5 yıldır dünyanın her ülkesine gittik ve gideriz. Sizin sırtını döndüğünüz, yüzünüzü çevirdiğiniz Arap diyerek, hatta bu ülkelerde sokaktaki köpeklere 'Arap Arap' diye çağrıştıran zihniyetin altında da siz varsınız.”
 
'HAKKARİ'YE PKK DESTEKLİ GİTTİ'
Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Kılıçdaroğlu'na, “Arap, Müslüman diye yüz çevirdiğiniz, unuttuğunuz her ülkeye gittik ve gideceğiz” diye seslendi. CHP'nin kendi içine kapattığı bu ülkeyi büyütmeye, 21. yüzyılı da Türkiye yüzyılı yapmaya devam edeceklerini belirten Erdoğan, “Sizin çarpık Türkiye algınızla, dünyanın Türkiye algısı arasında dağlar kadar fark var. Bugün bütün dünya Türkiye'yi konuşuyor, Türkiye'yi alkışlıyor, Türkiye'nin başarılarını örnek olarak gösteriyor” dedi.
Başbakan Erdoğan, “CHP'ye gönül vermiş kardeşlerimin burayı iyi dinlemesini rica ediyorum” diyerek, şöyle konuştu: 

“Recep Tayyip Erdoğan'a gideceği bir ülke bırakmayacağım, dedikten sonra devam ediyor Kemal Kılıçdaroğlu; 'Avrupa'dan insan hakları ödülü alacaktı, aldı mı? alamadı, gidemedi' dedi. Mesele ne? Bu sözlerle, ifadelerle CHP Genel Başkanı neyi kastediyor? Biz 17 Martta Almanya'ya ziyaret yapacak, Köln'deki gençlik ve spor çalıştayına katılacak, ardından da Bonn kentinde şahsıma tevdi edilecek Steiger Ödülü alacaktım. Bu programı son anda iptal ettik. Maalesef bir gün önce, 16 Martta Afganistan'da bir helikopter kazasında 12 askerimiz, subayımız şehit oldu. Biz ülkede böyle bir acı varken, Almanya programını yapamazdık ve yapmadık, iptal ettik, burada şehitlerimizle birarada olduk. Fakat Sayın Kılıçdaroğlu burada başka bir şeyi kastediyor." 

"Hatırlarsanız bizim katılacağımız o ödül törene esnası sırasında, Almanya'da bazı protesto gösterileri organize edildi. Kimler organize etti bu protesto gösterilerini? Avrupa'daki PKK yandaşları, Ermeni örgüt ve yandaşları. Alevi kardeşlerimi, tüm Alevileri tenzih ediyorum, Almanya'da PKK ve Ermeni örgütleriyle birlikte, isminin başında Alevi sıfatı olan bazı dernek ve federasyonlar o gösteriyi birlikte organize ettiler. CHP Genel Başkanı, aylardır bu baklayı dilini altında saklıyor, mesele bu. CHP Genel Başkanı, bizim oraya gösterilerden dolayı gitmediğimizi ima ediyor, bunu da adeta bir zafer gibi CHP'nin başarısı gibi sunmaya çalışıyor. Bu son derece tehlikeli bir tavırdır, bu tavrı ayrımcı bir tavırdır, bu tavır PKK yandaşlarına, Türkiye düşmanı bazı Ermeni örgütlerine cesaret veren bir tavırdır." 

"CHP Genel Başkanı kusura bakmasın, onun aklı almıyor olabilir ama bizim o programı iptal etme sebebimiz şehitlerimizdir. Biz gösteri yapılacak, PKK ve Ermeni örgütleri gösteri yapacak, CHP Genel Başkanı da onlara destek verecek diyerek, hiç bir ülkeye gitmemezlik etmedik, etmeyiz. Daha dur bakalım Sayın Kılıçdaroğlu, sen Sivas'ın ötesine yeni gitmeye başladın, Hakkari'ye PKK destekli gittin, bir tane Türk Bayrağı açamadın orada, bize neyi anlatıyorsun. CHP Genel Başkanı'nın hayal dünyası, ufku çok küçük olabilir ama Türkiye çok büyük bir ülke."
 
"Türkiye kendi vatandaşına sahip çıktığı kadar, başka ülkelerin de vatandaşlarına sahip çıkar, kol kanat gerer. Her yere barış mesajlarını ileten, yardım götüren bir ülkedir. Türkiye artık alan el değil, veren eldir. En son Suriye'de alıkonan, uzun süre kendilerinden haber alınamayan 2 genç gazeteci arkadaşımız, yoğun girişimlerimiz neticesinde İran'ın da desteğiyle Anneler Günü'nde annelerine, babalarına teslim edildi. Türkiye'yi gazeteci düşmanı ülke gibi dünyaya haksız yere karalayan ama İsrail'i öven, öldürülen gazeteciler için, Türk gazeteciler için Suriye yönetimine ses çıkaramayan CHP Genel Başkanı, elbetteki Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu anlayamaz.
Bakın CHP demiyorum, CHP Genel Başkanı diyorum. Zira, Suriye politikasıyla, sürekli ima ettiği Almanya'daki ödül törenine ilişkin tavrıyla, biliyorum ki CHP kitlesi ile CHP Genel Başkanı farklı yerdeler. Bir kez daha açık açık söylüyorum. CHP de böyle bir genel başkan, CHP seçmeni için büyük bir talihsizliktir, bizim için talihtir. Kendi teşkilatının belediye başkanlarının arkasında kalan, her fırsatta posta konulan biri Genel Başkan olabilir ama hiç bir zaman lider olamaz.” 

'BİZİM SÜTÜMÜZ AK'
Başbakan Erdoğan, konuşmasında süt tartışmalarına da değindi. CHP Genel Başkanı'nın, İzmir'le ilgili yalan yanlış bilgiler verip kamuoyunu yanıltmaya, 7 milyon 200 bin çocuğu ve onların ailelerini istismar etmeye çalışırken, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın “süte siyaset karıştırmasak iyi olur” dediğini anlatan Erdoğan, dün Dünya Çiftçiler Günü'nde, kendisi konuşmayı yaptıktan sonra Kılıçdaroğlu'nun konuştuğunu anımsattı. Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun “ben bu olaya karşı çıkmıyorum, daha kaliteli süt kullanılabilir demek istiyorum” anlamında sözler söylediğini kaydetti. 

Erdoğan, şunları söyledi: 

“Televizyonlarda senin ifadeleri duyduk, dinledik. Diyorum ya boşuna 'çarkçı Kemal' demiyor bu millet. Zihinleri bulandırmak için, çocukların süt içmesini engellemek için ne gerekiyorsa yapıyor. CHP ve MHP Genel Başkanı'nın, bu istismarcı söylemlerinden dolayı, çocuklar, öğretmenler ve aileler tereddüt yaşıyor. Bunların muhalefet anlayışı bu kadar çirkin ve sorumsuz. Çocukların elindeki sütü dahi almaya yeltenecek kadar bunları gözü donmuş. Biz çocukların eline şeker versek, inanın bunlar gider o şekerleri de ellerinden alırlar. İmkanları olsa her şehirde yavrularımızı sevindirmek için dağıttığımız oyuncakları bunlar çocukların ellerinden alırlar. Şimdi diş macunu ve diş fırçası dağıtıyoruz, inanın buna da göz dikerler. Herhalde farkında değiller, daha duymadılar. Bilimsel raporlar sütün zehirlenmeye yol açmadığını söylüyor. Bilim insanları zehirlenme olmadığını, bazı çocuklarda - toplamda 2 bine ulaşmadı - 7 milyon 200 bin süt dağıttık. O süt hassasiyeti sebebiyle böyle bir neticenin doğduğunu söylediler.”

Erdoğan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın bu tür rahatsızlıkların normal olduğunu söylediğini, ancak CHP Genel Başkanı'nın geri adım atmak, hatasını kabullenmek yerine, pişkinlikle kızarmaz bir yüzle hala sağda solda süte siyaset karıştırmaya devam ettiğini ifade etti. “CHP Genel Başkanı'na, MHP Genel Başkanı'na 'akşam ne yedin?' diye sorsanız, hatırlamaz, 10 yıl öncesini nasıl hatırlasın” diyen Erdoğan, 2002'de DSP-MHP-ANAP Hükümetinin Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır'da süt dağıttığını kaydetti. Aynı hadisenin o illerde de ortaya çıktığını ve 500'den fazla çocuğun rahatsızlandığını belirten Erdoğan, dönemin devlet bakanının, “bunun zehirlenme olmadığını, çocuklarda hassasiyet olduğunu” açıkladığını kaydetti. Erdoğan, 10 yıl önceki bu olayı unutan MHP'nin bugün CHP'nin süte karşı kampanya başlattığını söyledi.
“Bizim sütümüz aktır. Süt, kalitesiyle, fiyatıyla, ambalajıyla, ihalesiyle aktır. Bu ak sütü hiç kimse kirletemez” diyen Başbakan Erdoğan, ailelere, öğretmenlere, çocuklara, “ Ananızın ak sütü gibi bu sütleri için, hiç tereddüt etmeyin, hiç çekinmeyin. Eğer çocuklarımızın hassasiyeti yoksa sütü rahatlıkla içirin. 7 milyon 200 bin yavrumuza her gün bu sütü dağıtmaya devam edeceğiz” söleriyle seslendi. (AA)