BDP'li Önder'den hükümete sert eleştiri

BDP'li Önder'den hükümete sert eleştiri
BDP'li Önder'den hükümete sert eleştiri
BDP'li Sırrı Süreyya Önder, hükümeti yükelndi: Emekçilerin kıdem tazminatını ev peşinatına sayan, koca bir halkın ulusal demokratik kimliğini de seçmeli ders sadakasına indiren bir sığlık, aymazlık, danalardan özür dileyerek söylüyorum, olaylara bir dana ferasetiyle yaklaşmaktadır

Dilhun GENÇDAL

İSTANBUL - Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Yürütme Kurulu tarafından BDP Milletvekilleri Levent Tüzel, Sebahat Tuncel ve Sırrı Süreyya Önder'in katılımıyla Türkiye ve Suriye'de yaşanan olaylarla ilgili basın toplantısı düzenlendi.
HDK Yürütme Kurulu Üyesi Gençay Gürsoy, Türkiye'nin bugüne kadar çok kritik dönemlerden geçtiğini ifade ederek, "Ama herhalde şu yakın tarihimizde bunun kadar hem kritik hem de bir bakıma bir akıl tutulması içinde olduğu bir dönem yaşanmazdı. Savaş devam ediyor. Bugüne kadar 'terör eylemi' diye geçiştirilen olaylar süreklilik kazanmaya başladı. Kamuoyu doğru dürüst haberdar değil. Trabzon'dan bir aile tesadüfen bir telefon çevirerek, Güneydoğu'da, zannediyorum Batman'da ya da başka bir yerdeki bir telefonu açıp, 'Benim oğlum Güneydoğu'da askerlik yapıyor. Acaba durum nedir, çok ölü var mı?' bu soruları soruyor. Düşünebiliyor musunuz, kamuoyu, içi kan ağlayan anneler, babalar çocukları konusunda telefonlara sarılıp, sağdan soldan haber toplamaya çalışıyor. Milli Savunma Bakanı 'Mücadelemiz iyi gidiyor, güzel şeyler olacak' diyor. Başbakan kalkıyor, ölü adetlerini kıyaslayarak, Türkiye'de bu meselenin çözülebileceğine dair argümanlar ileri sürmeye çalışıyor. Dışişleri, İçişleri bakanları birbiri ardına akılalmaz gafları sürdürmeye devam ediyorlar. Bu ortam içinde biz hala bütün bu dümen tutmayan tekneyi yine de barışa yönelik bir eksene, rotaya sokmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Ama artık soyut bir barış talebinin de bu konuda çözüme yardımcı olacağı inancında değiliz, tek başına barış talebinin" diye konuştu.
Levent Tüzel de Şemdinli'de yaşanan çatışmaları hatırlatarak, "Bu, PKK tarafından bir yıldır muhatap alınmayan, tecrit sürdürülen, Kürt sorununda bildik antidemokratik uygulamalar yürüten, bütün halk güçlerini göz altına alan, tutuklayan, muhalefeti sindiren hükümete karşı bir uyarı anlamında bir savaş harekatı olduğu açıklanıyor. Ama sonuç itibariyle görevi, sıfatı ne olursa olsun, asker, gerilla, sivil yurttaş, güvenlik gücü, bunların ölümü, sakatlanması bölge halkının mağduriyeti, sadece bölgeye has bir sorun da değil, aynı zamanda savaş istemeyen ve bunu demokratik yollarla protesto eden insanlar da ve hatta çocuklar da mağdur oluyor" dedi.

YETMEDİ Mİ BU KADAR BEDEL


Sebahat Tuncel, HDK olarak barış kampanyası başlatma kararı aldıklarından söz ederek, kampanyanın 1 Eylül'den itibaren başlatılacağını söyledi. Tuncel şunları dile getirdi: "Irak'ta Federe Kürdistan'ın oluştuğu bir dönemde, yine Suriye'de özerk Kürdistan'ın inşa edildiği bir dönemde Türkiye'de 20 milyon Kürt'ün hak ve özgürlük taleplerini görmezden gelen, yok sayan, bunu terörist bir faaliyet olarak gören bir yaklaşımın artık devam etmeyeceği ortadadır. Kaldı ki bunu Başbakan da biliyor. İlk iktidara geldiği zaman hatırlarsınız 2005 yılında söyledi, "Diyarbakır'ta Kürt sorunu vardır. Benim de sorunumdur" deme noktasına gelmiştir. Bugün geldiği noktada 'Kürt sorunu yoktur' noktasına gelmiştir. Hakkari'de Başbakan hatırlarsanız 2011 genel seçimleri öncesinde 'Kürt sorunu benim için bitmiştir' dedi. Şimdi Hakkari'den Başbakan'a mesaj var, Hakkari'den Başbakan'a mesaj veriliyor, 'Sen Kürt sorunu bitmiştir dedin. Ama Kürt sorunu bitmemiştir'. Şimdi bu mesajı Türkiye kamuoyunun doğru okuması gerekiyor. Türkiye'de yeterince ölüm yok mu? 50 bin insanımızı kaybettik. Son bir yılda bakın bilançoya, son bir yıldaki kayıplarımıza baktığınızda bu ülkenin yoksul emekçi insanları yaşamını yitiriyor. Yetmedi mi bu kadar bedel? Daha barışa gelebilmek için ne kadar insanın ölmesi gerekiyor. AKP hükümetine soruyoruz. AKP hükümetini uyarıyoruz, bu ateş hepimizi yakar. Türkiye halklarını böyle bir savaşa, böyle bir ateşin içerisine atmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Başbakan kendisini padişah zannedebilir. Ama halklara, Türkiye'de demokrasi ve özgürlüklerden yana olan, halkların kardeşliğinden yana olanlara eşitliğinden yana olanlara bunu yapamaz. Biz bu politikaların karşısında olacağız. Açılım süreci başladığında ya da ondan sonraki süreçte, Başbakan da diğerleri de 'Biz 90'lı yıllara dönmeyeceğiz' dediler. Şimdi 90'lı yıllardaki politikalarını uyguluyorlar. Hakkari'de olağanüstü hal ilan edildi. Bugün tecavüzcüleri emniyet müdürü yapıyorlar ya da işkencecileri vali yapıyor bu hükümet. Topluma ne mesaj veriyorsunuz. Üstelik Başbakan o kadar pervasız ki, 'Onlar terörist. Onlara mı inanıyorsunuz?' diyor. Tecavüzcüyü korurken, 'Ben yedirtmem' derken, böyle bir yaklaşım içerisinde HDK olarak AKP hükümetinin sonunun geldiğini buradan ifade ediyoruz. Başbakan başaşağı gitmiştir. O yüzden bu kadar pervasız, o yüzden bu kadar saldırgandır. Türkiye halklarına, AKP'ye oy veren o yüzde 50'ye sesleniyoruz, Başbakan size yalan söylüyor. Bir kez daha Başbakan'ı uyarıyoruz, Kürt sorununun çözüm zemini parlamentodur. O yüzden 'Parlamentoda siz gidin toplanın' diyorsanız, sen halk iradesini bu kadar boşa sayamazsın. İşine geldiğinde halk iradesi diyeceksin, işine gelmediğinde o halk iradesi olan parlamentoyu siz gidin tek başınıza toplanın diyeceksin. Bu aymazlık, saygısızlıktır."

BUNLARI DELİ KOYUN GİBİ ORTAYA SALDILAR

Sırrı Süreyya Önder de şunları söyledi: "Hükümetin bu ülkedeki yapısal önem arz eden en büyük 2 meseledeki çözümü, yani emek sömürüsü ve Kürtler hakkındaki çözüm önerisine baktığımızda meseleye nereden, nasıl baktığı da gün gibi aşikardır. Emekçilerin kıdem tazminatını ev peşinatına sayan, koca bir halkın ulusal demokratik kimliğini de seçmeli ders sadakasına indiren bir sığlık, aymazlık, danalardan özür dileyerek söylüyorum, bir dana ferasetiyle yaklaşmaktadır. Ancak bir dana bu kadar yaklaşabilirdi. Bundan daha fazlasını hak edecek hiç bir zeka, derinlik söz konusu değil. Kendi halkıyla sorunlarına dair en ufak bir çözücü yaklaşım geliştirememiş bir hükümet gidip Ortadoğu'da kabadayılık taslıyor. Kuşkularına iman ediyorlar, temennilerini programa dönüştürüyorlar, insancıl bir yaklaşım geliştirmelerine de kibirleri mani kavak gibi devrilecekler. Çok uzak bir gelecekten söz etmiyorum. Askeri olarak test edilmeyen hiçbir siyasi güç, güç değildir. Bunlar bu şehvetle geldiler, geldikleri gibi gidecekler. İşbirlikçi, büyük sermaye bu savaşı istiyordu, bunları deli koyun gibi ortaya saldılar, şimdi 'nasıl toparlanıp da çıkacağız'ın telaşı içerisinde Kürt halkına saldırıdan başka ellerinde hiçbir seçenek yok. Bu zekanın bulup bulabildiği, geliştirip geliştirebileceği en parlak çözüm, Barzani'den diğer Kürtleri öldürmesini istemek. 2 dakika tefekkür eden, üzerinde düşünen herkes bunun ne kadar pespaye, paçoz bir düşünce yapısı oluğunu anlar. Bir Kürt'ten bir diğer Kürt'ü öldürmesini isteyerek kendi iç sorununu çözmeyi murad etmek. Akılları bu. Kapasiteleri de bugün bu ülkenin dört bir tarafında tel tel dökülerek ortaya çıkıyor."
HDK olarak başlattıkları barış kampanyası kapsamında bilgi veren HDK Yürütme Kurulu Üyesi Bircan Yorulmaz ise, 27-28 Ağustos tarihlerinde Uludere'yi ziyaret edeceklerini aktararak, daha sonra 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde tüm Türkiye'de mitingler ve etkinlikler düzenleyeceklerini dile getirdi. Eylül ayının ikinci ya da üçüncü haftasında da 81 ilden üçer kişinin katılımıyla Ankara'da halk buluşması gerçekleştireceklerini belirten Yorulmaz, uluslararası bir sempozyumunda düzenlenebileceğini söyledi.(dha)