scorecardresearch.com

'Benim ülkemin dili tektir'

'Benim ülkemin dili tektir'
26/12/2010 18:50
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 'Ortak dil Türkçe'dir, bu gerçeği değiştirmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez.' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , "Ortak dil Türkçe’dir, bu gerçeği değiştirmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez. Zira bu mesele sosyal barış ve sosyal bütünlük meselesidir" dedi.


Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bazı konu başlıkları şöyle:

- "Ortak dil Türkçe’dir, bu gerçeği değiştirmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez. Zira bu mesele sosyal barış ve sosyal bütünlük meselesidir. Bu meseleyi tartışmaya dahi açmak, bu meseleyi getirip Türkiye’nin gündemine taşımak ne demokrasiye, ne özgürlüklere, ne toplumsal barışa ne de kardeşliğe asla hizmet etmez."

-"Terör örgütünün ve onun uzantılarının, her seçim öncesinde olduğu gibi yeniden taşeronluk üstlenerek, iç politikayı dizayn etme girişimlerini karşılıksız bırakmayız."
-"Demokratik sistemlerde siyasi partiler aykırı projeler, teklifler getirme hakkına sahip olabilir, ama bu hakkın kötüye kullanılması, demokratik siyaseti zayıflatır, ülkenin gündemini gerer. Sonuçta millet destek vermez, bu partiler de marjinal kalmaya mahkum olurlar. Ama zarar gören siyaset kurumu olur, ülke olur."
-"Özerklik tartışması, demokratikleşmeyi, Türkiye’nin ileri demokratik standartlara kavuşmasını hazmedemeyenlerin çirkin bir tezgahı. Bu millet, bu tür tezgahlara evet der mi, bu tür taslakları alır bağrına basar mı, bu tür projelere onay verir mi? Millete rağmen, milletin kurumlarına rağmen, anayasal düzene rağmen, kim hangi projeyi hayata geçirebilir?"

-"Hiçbir ciddiyeti ve derinliği olmayan bu projeleri, benim Kürt kökenli kardeşlerimin talebiymiş gibi takdim etmek, çok büyük bir haksızlıktır. Bu bildirileri yayınlayanlar, bunun siyasetini yapanlar benim Kürt kökenli vatandaşımın ne kadarını temsil ediyorlar? Bunlar, Doğu ve Güneydoğu’nun ne kadarını temsil ediyorlar?"

-"Ben her fırsatta defalarca söyledim, bugün de söylüyorum: Ne terör örgütü, ne de onun uzantıları, hiç bir zaman benim Kürt kökenli vatandaşımın temsilcisi, sözcüsü olmamıştır. Bundan sonra da asla olmayacaktır."

-"Demokratik hak ve özgürlüklerden bahsedenler, benim bölgedeki vatandaşımın haklarını kullanmasını engelliyor, tehditle, baskıyla engelliyor."

-"Milletim müsterih olsun, biz kimseye bu ülke üzerinde ameliyat yaptırmayız, kimseyi bu milletin hissiyatıyla oynatmayız."

"ÜLKENİN HER TARAFI GELİŞİYOR"
Erdoğan, AK Parti iktidarının en büyük başarılarından birisinin, milletin kendisine ve ülkesine olan güvenini yeniden tesis etmesi, devletle millet arasına örülen duvarları yıkması, büyük bir sosyal restorasyon sürecini başlatması olduğunu söyledi.

''Biz, 8 yıl önce bu toprağa tohumlar attık. Zaman içinde bu tohumlar filizlendi ve fidana dönüştü'' diyen Erdoğan, istikrar ve güven zemininde ilerledikleri, o fidanları korudukları, gözettikleri ve üzerlerine titremeye devam ettikleri müddetçe, o fidanların boy atacağını, köklerinin toprağı çok daha güçlü kavrayacağını, toprağa çok daha güçlü biçimde tutunacağını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, destansı bir kahramanlık örneği sergileyerek 1923 yılında bu topraklara Cumhuriyet tohumunu ektiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Cumhuriyeti kuran aziz milletimizin iradesi büyük badireler atlattı. Hep birlikte o tohumun bir filize, bir fidana dönüşmesini sağladık. O fidan, ne zaman boy atmak istediyse boynu vurulmak istendi. O fidan ne zaman kök salmak istediyse kökü kurutulmak istendi. O fidan ne zaman dal budak salmak istediyse dalları, kolları, kanatları kırıldı. Ne zaman ekonomi atılıma geçtiyse, krizler ülkenin önünü kesti. Ne zaman demokrasi güçlenme iradesine kavuştuysa, müdahalelerle engellendi.

İstikrar ve güven, sağlam bir zemin, sağlam bir mecra bulduğunda her seferinde bozuldu, bozguna uğratıldı. Şuraya da dikkatlerinizi çekiyorum: Cumhuriyet çınarı, sadece dışarıdan değil, içindeki kurtçuklar tarafından da kemirilmek, çürütülmek, zayıflatılmak istendi. İşte 8 yıl boyunca, hükümet olarak, o çınarı büyütmek, güçlendirmek, her türlü saldırıya, tehdide, tehlikeye karşı o çınarı korumak, kollamak için var gücümüzle çalıştık. Dışarıda Türkiye'nin itibarını yükseltirken, içerde de kurtçuklara karşı, çetelere, mafyaya karşı amansız bir mücadele verdik. Türkiye'yi karanlığa çekecek her türlü senaryoyu, her türlü tuzağı cesaretle boşa çıkardık. Türkiye'nin büyümesini, güçlenmesini, kalkınmasını engelleyecek her provokasyonu, her hukuksuzluğu etkisiz kıldık.

AK Parti hükümeti, 8 yıl boyunca bu toprağa sevgi tohumları ekti, kardeşlik tohumları ekti. Demokrasiyi güçlendirerek, hukuku yücelterek, hak ve özgürlükleri geliştirerek, ekonomiyi büyüterek, aziz milletimizin selameti için, Türkiye'nin bekası için ter döktü, gecesini gündüzüne kattı, büyük bir mücadele verdi.''
''ANKARA'NIN BİR İLÇESİNE GİDER GİBİ KONYA'YA GİDECEĞİZ''
Başbakan Erdoğan, 11 Aralıkta Mardin'de 78 eserin, ertesi gün de Siirt'te 32 eser ve hizmetin toplu açılışını yaptıklarını hatırlattı.

Önceki hafta da Konya'da bazı açılışlar yaptıklarını ifade eden Erdoğan, ''Aynı gün, Ankara-Konya Hızlı Tren Hattı'nda başlayan test sürüşlerini inceledik. Şu anda, 10 saat 30 dakikada ulaşılan Ankara-Konya etabı, 1 saat 15 dakika olacak. 2011'de bu proje devreye girince Ankara'nın bir ilçesine gider gibi Konya'ya gideceğiz'' dedi.

Erdoğan, Konya'dan Muş'a geçtiklerini ve orada 106 eserin resmi açılışını gerçekleştirdiklerini de hatırlattı. Bitlis'te 71 eserin, hizmetin toplu açılışını yaptıklarını anlatan Erdoğan, Bitlis-Muş arasına inşa ettikleri bölünmüş yol üzerindeki bin 900 metre uzunluğundaki tünelin de açılışını yaptıklarını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, ''Bu işleri yapmak için dertli, aşık, milletine sevdalı olmak gerekiyor. Bizim için fark etmiyor, ha batı ha doğu, ha kuzey ha güney. AK Parti iktidarı batıda nasıl varsa doğuda, kuzeyde nasıl varsa güneyde de o şekilde var'' diye konuştu.

Sadece 2 hafta içinde, 5 ilde 300'e yakın eser ve hizmetin toplu açılışını gerçekleştirdiklerini kaydeden Erdoğan, ''Aydın'da, İstanbul'da, Elazığ'da, Ankara'da, Sivas'ta, Balıkesir'de, Şanlıurfa'da açılışlar yaptık. 81 vilayetle de kalmadık. Ortak bir kültürü, ortak bir tarihi paylaştığımız Priştine'de, Prizren'de, Mamuşa'da, Lübnan'ın Aydamun köyünde, Sayda şehrinde açılışlar yaptık'' dedi.

Erdoğan, en son İstanbul'da iki uluslararası zirveye ev sahipliği yaptıklarını, EKO Zirvesinde, 7'si Devlet ve Hükümet Başkanı olmak üzere 12 ülke temsilcisini ağırladıklarını belirtti.

''TİKA'NIN YARDIMLARI 128 MİLYON DOLAR''
8 yılda Suriye, Irak, Yunanistan ve Rusya Federasyonu ile ikili; Suriye, Lübnan ve Ürdün'le dörtlü stratejik işbirliği mekanizmaları kurduklarını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Kazakistan'la stratejik ortaklık; İtalya, İspanya, İsveç'le Hükümetler Arası Zirve; Pakistan, ABD, Hollanda ile benzeri mekanizmaları tesis ettik. Uzak-yakın demeden, dünyanın tüm ülkeleriyle, bölge ülkeleriyle, komşularımızla, Türk dünyasıyla ilişkilerimizi geliştirdik ve geliştiriyoruz. Geniş Türk coğrafyası ile her alanda ticaretimiz büyüdü, ihracatımız kat kat arttı. 1992-2002 yılları arasındaki 10 yılda, Kafkasya ve Türk Cumhuriyetlerine TİKA'nın yapmış olduğu yardımların miktarı 52 milyon dolar. İktidarda olduğumuz 2003 ile 2009 yılları arasındaki 6 yılda ise TİKA'nın yapmış olduğu yardımlar 128 milyon dolar, fark bu.

TİKA'yı 37 ülkede faaliyet gösterebilecek bir konuma yükselttik. Türk Cumhuriyetlerinde, akraba ve soydaş toplulukların yaşadığı ülkelerde TİKA aracılığı ile yaptığımız proje sayısı 6 bin 714'e ulaştı.''


Başbakan Erdoğan, Türk Dili Konuşan Ülkeler Konseyi toplantısının onuncusunun Türkiye'de yapıldığını belirterek, Türkiye'nin, kısa adı CICA olan Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı Teşkilatının dönem başkanlığını da yaptığını bildirdi.

Yaylalara, mezralara kadar okul, yol, su götürürken, 5 kıtada işbirliği arayışını, 5 kıtada barış ve adalet mücadelesini sürdürdüklerini ifade eden Erdoğan, ''Arkadaşımız çıkıyor 'önce izan olacak' diyor. Ben de o arkadaşıma diyorum ki 'ama biraz da insaf olacak.' Bizde insaf dinin yarısıdır. Bir şeyi eleştirirken, yargılarken insaf edin. 8 yıl içerisinde bu kadar şeyler yapıldığı içindir ki milletimiz gerek yerel gerekse genel seçimlerde AK Parti'yi sürekli olarak iktidarda tutmuştur. O zaman siz milletimizin ferasetine güvenmiyor musunuz? Kendinizi milletimizden çok daha akıllı mı zannediyorsunuz? Gerçeği göreceksiniz'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, ''Yüzde 10 barajını kaldırmadınız'' sözleri üzerine, ''Yüzde 10 barajını biz koymadık. Bu barajla biz 16 ayda iktidara geldik. Gücünüz varsa siz de gelin'' dedi.

''ORALARDAN GEÇERKEN 'YAV NELER BAŞARMIŞLAR' DİYOR''
Dönemin padişahının, 5 Eylül 1792'de, Bağdat Valisi Kadir Süleyman Paşa'ya Mardin Kalesinin tamir edilmesini emrettiği belgeyi gösteren Erdoğan, 218 yıldır onarılmayan, tamir edilmeyen o kaleyi tamir etmeye başladıklarını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, kendisine laf atan BDP'li milletvekillerine, ''Şimdi burada laf atıyor ya oralardan geçerken de 'yav neler başarmışlar be' diyorlar. Geçerken öyle diyorsunuz onu biliyorum, orada takdir ediyorsunuz ama burada farklısınız'' yanıtını verdi.

Tunceli'ye de üniversiteyi kendilerinin yaptığını belirten Erdoğan, ''Tunceli'de üniversite var. Ama haberi yok görmez, bilmez, anlamaz. Mesele göz, kulak, dil meselesi'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:

''Türkiye'nin yıllarca hizmet almamış, yatırım almamış, bir çivi dahi çakılmamış illeri, ilçeleri bugün yeniden hayat buluyor, kalkınma yarışında yeniden yerini alıyor. Algı ile gerçek arasında çok büyük fark var değerli arkadaşlarım. Doğu ve Güneydoğu'nun, diğer bölgelerdeki imajıyla, gerçek durumları arasında çok ciddi bir uçurum var. Oralarda kaos varmış gibi, oralarda huzursuzluk varmış gibi, oralarda sokağa çıkılamıyormuş gibi bir görüntü oluşturulmak isteniyor. Oysa tam tersi... Edirne, Kırklareli, Muğla, Çankırı, Giresun, Antalya nasıl gelişiyorsa, oralar da aynı şekilde gelişiyor. Batı'da umut ne kadar çoğalıyorsa, Doğu'da da o kadar çoğalıyor. Kuzey ve Güney nasıl kalkınıyorsa, Doğu ve Güneydoğu da aynı şekilde kalkınıyor. Türkiye topyekun kalkınıyor, geleceğe koşuyor.''
"ÖZERKLİK ÇİRKİN BİR TEZGAH"
2011 yılı bütçesinin son gün görüşmelerinde eleştirileri yanıtlayan Erdoğan, lügatlarında ayrımcılık, imtiyaz dağıtma, bölgeleri ayırma, toplumu sınıflara, etnik gruplara, mezheplere, kimliklere bölmenin olmadığını söyledi.

''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' anlayışıyla hareket ettiklerini belirten Erdoğan, insanları dinine, mezhebine göre ayırt etmediklerini vurguladı.

Erdoğan, ''Partimizi kurduğumuzda 'Üç tane kırmızı çizgimiz var' dedik. 'Etnik milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik, dinsel milliyetçilik yapmayacağız' dedik. Şu ana kadar bunu yapmadığımız içindir ki 8 yıldır milletimiz, halkımız bizi iktidarda tutuyor. Oylarımızı sürekli olarak artırarak iktidarda tutuyor. Bir şey daha söyledik. Diyarbakır'da değil Afyonkarahisar'da. Tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet, dedik'' diye konuştu.

Etnik kökeni, inancı, dili, kültürü ne olursa olsun, 73 milyon insanın Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında bir ve tek millet olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Yine aynı şeyi söylüyorum: Alt, kimlik, üst kimlik... Üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır. Bunun altında birçok etnik unsur vardır. Hepsi bizim kardeşimizdir. Ve hepsini Yaradan'dan ötürü severiz.

Bu ülkede Başbakan olarak Kürt sorununu savunuyorum ve savunmaya da devam edeceğim. Ama Kürtçülüğün karşısındayım. Aynen Türkçülüğün de karşısındayım. Çünkü, bizim medeniyetimizde, bizim değerlerimizde ırkçılık yok, ama kavimlere saygı var. Biz buradan geldik böyle de devam ediyoruz.

Şunu da söylüyorum: Milletimin dili tektir. O resmi dili Türkçedir. Fakat bu ülkede devletin kademeleri ile belediyeleri birbirinden ayırt eden anlayış devlet kurumlarını anlayamamış anlayıştır. Belediyeler de devletin resmi kurumlarıdır, diğerleri de resmi kurumlarıdır. Orada da Türkçe kullanılır. Birisinde farklı, birisinde farklı olmaz.

Bir diğer konu: Ben belediyecilikten geldim. Ademimerkeziyetçiliği savunan birisiyim. Ama ademimerkeziyetçiliğin üç tanımı vardır. Bir siyasi tanımıdır, iki idari tanımıdır, üç hizmet tanımıdır. Biz siyasi tanımına karşıyız, idari tanımına da karşıyız, hizmet içerikli olanın yanındayız.''


''TÜRKİYE'Yİ BU SEVİYELERE BİZ GETİRDİK''
Köy boşaltmaların, faili meçhullerin, işkencelerin, suikastların, darbe girişimlerinin, karanlık senaryoların sorgulandığı, karanlık noktaların aydınlığa kavuştuğu bir Türkiye var olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Olağanüstü Hal'in kalktığı, Çekiç Güç;ün gönderildiği, anaların hapisteki çocuklarıyla kendi ana dillerinde konuştuğu, farklı dil ve lehçelerin öğretildiği, öğrenildiği, devlet televizyonlarından farklı dil ve lehçelerde yayınların yapıldığı, kontrol noktalarının azaltıldığı bir Türkiye var.

Türkiye'yi bu seviyelere biz getirdik. Kardeşliği yüceltmek, toplumsal barışı pekiştirmek adına bu demoktarikleşme adımlarını biz attık. Herkes ana dilini istediği gibi, dilediği gibi konuşuyor. Farklı dil ve lehçelerde yayın da yapılıyor, kurs da açılıyor. Üniversitelerde enstitü kuruluyor. Ancak tekrar ediyorum Türkiye'nin resmi dili Trükçedir. Ortak dil Türkçedir. Bu gerçeği değiştirmeye yönelik hiçbir girişim kabul edilemez. Zira bu mesele sosyal barış ve sosyal bütünlük meselesidir. Bu meseleyi tartışmaya dahi açmak, bu meseleyi getirip Türkiye'nin gündemine taşımak ne demokrasiye, ne özgürlüklere, ne toplumsal barışa, ne de kardeşliğe asla hizmet ekmez. Bu tartışmaları gündeme taşımak da, bu tartışmaları gündemde tutmak, sabah akşam bununla ilgili yayınlar yapmak da milli birliğimize ve kardeşliğimize destek olmaz, tam tersine köstek olur.''

''TEMCİT PİLAVI...''
Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nin bir birlik ve kardeşlik projesi olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi, bu ülkeyi dayanışma, paylaşma zemininde büyütme, yüceltme projesidir. Bu proje, istismarcıların elinden oyuncaklarını alıp, istismarcıları hayal kırıklığına uğratma projesidir. Bu proje, milletin her bir ferdinin kendisini birinci sınıf vatandaş hissetmesini sağlayacak, millet-devlet kaynaşmasını sağlayacak bir projedir'' diye konuştu.

Demokratik bir ülkenin onurlu bir vatandaşının sahip olması gereken hak ve özgürlükleri geliştirmenin mücadelesini verirken, birilerinin de gerilim üreterek, afaki taleplerle toplumu gererek, milletin sinir uçlarına dokunarak gelişme sürecini baltalamaya çalıştığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

''Biz, iyi niyetle meselelerin üzerine giderken, sorunların çözümü için çaba gösterirken, toplumsal mutabakatı sağlamak üzere samimiyetle çalışırken, birileri de bayat senaryoları devreye alıyor, çözüm süreçlerini sabote edecek yaklaşımlar sergiliyor. Milletin defalarca izlediği, art arda izlediği, temcit pilavı gibi sürekli sofraya sürülen o tezgah yeniden kuruluyor. Türkiye seçime giderken, Türkiye istikrar ve güven zemininde kararlı şekilde ilerlerken, karanlık odaklar tarafından aynı oyun yeniden kuruluyor, yeniden kurgulanıyor. Biraz önce ifade ettim, o fidan kök salmaya, o fidan dal budak salmaya başlamışken, yeniden budanmak, yeniden kurutulmak, yeniden dalları, kolları kırılmak isteniyor. Bu senaryo çok çirkin bir senaryo. Bu tezgah çok kirli bir tezgah. Bu tuzak çok bildik bir tuzak. Benim milletim bu oyunları defalarca gördü, bu senaryonun aktörlerini çok iyi tanıdı ve kim ne yaparsa yapsın, benim milletim bu tezgaha gelmeyecek, bu tuzağa asla ve asla düşmeyecek, buna inanıyorum.

Şunu da buradan açık açık söylüyorum. Bu tezgahın içinde terör örgütü var. Bu tezgahın içinde, terör örgütünün vesayeti altında hareket edenler var. Bu tezgahın içinde, can çekişen çeteler var, mafya var. Senaryo çok ama çok açık. Seçim öncesinde su bulandırılacak. Seçim öncesinde milletin zihni karıştırılacak. Seçim öncesinde kaos oluşturulacak. Seçim öncesinde farklı gündemler oluşturulacak ve milletin tercihleri böylece etki altına alınacak. Soruyorum size: Toplumu gerecek, milletin hissiyatını galeyana getirecek, siyaset kurumunu etkisizleştirecek, güven ortamını sarsacak bu yaklaşım tarzı hangi amaca hizmet ediyor? Yapılan işlerin çözüme bir faydası var mı? Sorumsuz ve afaki taleplerle hassasiyetlerin kaşınması, sorunları çözüm yoluna mı koyuyor, yoksa daha mı derinleştiriyor? Ateşe benzin döken bu siyaset tarzının kime ne faydası var?''


Sorunların konuşulmasından, tartışılmasından, özgürce ifade edilmesinden yana olduklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, hayata geçirdikleri reformlarla, yıktıkları tabularla, bozdukları ezberlerle Türkiye'yi ileri demokrasiye taşıdıklarını söyledi. Erdoğan, ''Hiç kimseden demokrasi dersi almaya ihtiyacımız yok. Bize demokrasi dersi vermek isteyenler, 12 Eylül'de benim vatandaşımın oy verme hakkını nasıl tehditle gasbettiler, önce bununla yüzleşsinler. Demokrasiden bahsedenler, Doğu ve Güneydoğu'da sivil toplum örgütlerine, yazarlara yapılan baskılarla, tehditlerle yüzleşsinler. Gelişen özgürlükleri çözüm için kullanmak yerine, ajitasyon için, provokasyon için kullanmak bu millete reva mıdır? Milletin zihnini bulandırmanın, korkularını kaşımanın, huzurunu kaçırmanın hangi sorunun çözümüne faydası var? Bu ülke sahipsiz değildir. Bu millet çaresiz değildir'' diye konuştu.

''AMELİYAT YAPTIRMAYIZ''
Milletin müsterih olmasını, kimseye ülke üzerinde ameliyat yaptırmayacaklarını, kimseyi milletin hissiyatıyla oynatmayacaklarını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Çözüm için nasıl bir mücadele verdiysek, çözüm süreçlerini sabote edenlerle de aynı şekilde mücadele ederiz. Terör örgütünün ve onun uzantılarının, her seçim öncesinde olduğu gibi yeniden taşeronluk üstlenerek, iç politikayı dizayn etme girişimlerini karşılıksız bırakmayız. Ne milletin duygularını sömürerek rant hesabı yapanlara eyvallah ederiz, ne milletin korkularını kaşıyarak oy hesabı yapanlara eyvallah ederiz. Bakın buradan hem Doğu'daki, hem Batı'daki, hem Kuzey'deki, hem Güney'deki bütün vatandaşlarıma, bütün kardeşlerime sesleniyorum. Dağdaki teröristle, geçmişte, devletin koridorlarına kadar sirayet etmiş çetelerin nasıl bir işbirliği içinde olduklarına lütfen dikkat edin. Her seçim öncesinde, terör örgütünün nasıl devreye girdiğini, milletin hissiyatını etki altına almak için ne tür tezgahlar yapıldığını çok iyi anlayın. Artık bu oyunu yutmazlar. Ne biz yutarız, ne de milletim bu hileyi yutar.''
''TEHLİKELİ BİR OYUN BU...''
Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'da bir toplantı yapıldığını, ardından bir bildiri taslağının tartışıldığını belirterek, şöyle devam etti:

''Dikkate dahi alınmayacak, ciddiye dahi alınmayacak bu bildiri taslağı, günlerdir çarşaf çarşaf sayfalara, boy boy ekranlara taşınıyor. Bu bildiri taslağı son derece yapay bir şekilde, son derece kasıtlı bir şekilde gündeme taşınıyor ve geliyor gündemin tam ortasına yerleşiyor. Her akşam saatlerce bu konuşuluyor, köşe yazarları her gün bunu yorumluyor. Sağ olsunlar işleri güçleri yok. Sanırsınız ki, Mecliste bir Anayasa değişikliği oldu, yarın Türkiye farklı bir idari yapıya kavuşacak, farklı bir yönetim şekline geçecek. Açık söylüyorum: Tehlikeli bir oyun bu. Burada ortaya konan veya örtülü olarak ifade edilen hususları çok yanlış, son derece kabul edilemez buluyorum. Özerklik tartışması, demokratikleşmeyi, Türkiye;nin ileri demokratik standartlara kavuşmasını hazmedemeyenlerin çirkin bir tezgahıdır. Bu millet, bu tür tezgahlara evet der mi, bu tür taslakları alır bağrına basar mı, bu tür projelere onay verir mi? Millete rağmen, milletin kurumlarına rağmen, anayasal düzene rağmen, kim hangi projeyi hayata geçirebilir? Demokratik sistemlerde siyasi partiler aykırı projeler, teklifler getirme hakkına sahip olabilir, ama bu hakkın kötüye kullanılması, demokratik siyaseti zayıflatır, ülkenin gündemini gerer. Sonuçta millet destek vermez, bu partiler de marjinal kalmaya mahkum olurlar. Ama zarar gören siyaset kurumu olur, ülke olur.''

Erdoğan, BDP sıralarından laf atılması üzerine, ''Partimizi kurduk, 16 ay sonra yüzde 10 barajıyla geldik, yüzde 34 oy aldık. Aynısını sen de yap. Ama gelip de etnik bir unsurun partisi olma, oradan çık'' dedi.

''ÇOK BÜYÜK HAKSIZLIKTIR''
''Terör örgütünün gündeme taşıdığı konuları, siyasete taşımak, bunları medya sayfalarında abartmak hangi amaca hizmet eder? Soruyorum arkadaşlar: Bu, terör örgütünün propagandasını yapmak değil midir? Bu terörün ekmeğine yağ sürmek değil midir?'' diye soran Erdoğan, ''Hiçbir ciddiyeti ve derinliği olmayan bu projeleri, Kürt kökenli kardeşlerinin talebiymiş gibi takdim etmenin, çok büyük bir haksızlık olduğunu'' ifade etti.

Erdoğan, ''Bu bildirileri yayınlayanlar, bunun siyasetini yapanlar benim Kürt kökenli vatandaşımın ne kadarını temsil ediyorlar? Bunlar, Doğu ve Güneydoğu;nun ne kadarını temsil ediyorlar? Ben her fırsatta defalarca söyledim, bugün de söylüyorum: Ne terör örgütü, ne de onun uzantıları, hiçbir zaman benim Kürt kökenli vatandaşımın temsilcisi, sözcüsü olmamıştır, bundan sonra da asla olmayacaktır. Demokratik hak ve özgürlüklerden bahsedenler, benim bölgedeki vatandaşımın haklarını kullanmasını engelliyor, tehditle, baskıyla engelliyor'' diye konuştu.

12 Eylül referandumunda, bütün tehditlere, baskılara, sindirmelere rağmen Doğu Anadolu Bölgesi'nde katılım oranının yüzde 66, ''evet'' oyu oranının yüzde 81, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise katılım oranının yüzde 57, ''evet'' oyu oranının yüzde 84 olduğunu belirten Erdoğan, ''Benim Kürt kökenli vatandaşlarımı terörle, terör örgütüyle özdeşleştirmeye hiç kimsenin hakkı yoktur ve olamaz. Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü zaafa uğratmaya çalışmak, milletimizin kardeşliğini zedelemeye çalışmak, kimsenin haddi değildir, olamaz'' dedi.

Erdoğan, herkesin sağduyuyla, ferasetle ve iyi niyetle hareket etmesi gerektiğini belirterek, özellikle siyasetçilerin daha büyük bir sorumluluğun sahibi olduklarını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Gererek, kırarak, dökerek, kaşıyarak, tahrik ederek, hiçbir şey yapılamaz, hiçbir hedefe ulaşılamaz. Siyasi partiler, medya, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, herkes ama herkes bu süreçte sağduyuyla hareket etmeli, ideolojiler üstü, çıkarlar üstü bir tutum sergilenmelidir. Biri çıkıp provokasyon yapacak, bir başkası çıkıp bundan rant toplayacak. Biri 'dağdan cenazeler gelsin' diye elini ovuşturacak, bir diğeri çıkıp şehit cenazelerini istismar için fırsat kollayacak. Bu gaddarlık değil mi, bu istismar değil mi? Bu vicdana sığar mı? Bırakın vatan sevgisini, millet sevgisini, kendisine saygısı olan, şu kadarcık vicdanı olan biri buna göz yumabilir mi? Türkiye kaybetmiş, milletimiz kaybetmiş, kardeşlik zedelenmiş, huzur, istikrar yara almış, bunların hiç ama hiç derdi değil. Biz bu oyunu bozacağız. Biz bu kirli senaryoyu bertaraf edeceğiz. Bu kirli ittifakın, bu çirkin işbirliğinin gerçek yüzünü gösterecek, bütün o maskeleri tek tek indireceğiz.

Anayasa ve yasalar çerçevesinde, başkasının özgürlük alanına müdahale etmeden isteyen istediğini söyler ve konuşur. Her mesele hukuk çerçevesinde, demokrasi kuralları altında, bu parlamentoda çözüme bağlanır. Hiç kimsenin kendisini yasaların, Anayasa'nın, parlamentonun üzerinde görme hakkı yok. Yetkilerini aşarak demokratik sürece müdahale hakkı yok. Biz ne tahriklere geleceğiz, ne de bu kirli tezgahlara göz yumacağız. Bir kaşık suda fırtına koparmanın, durumdan vazife çıkarmanın, hükümeti topa tutmanın hiçbir siyasetçiye faydası yoktur, olmayacaktır.''


"ANAMUHALEFET PARTİSİ GENEL BAŞKANI, NABZA GÖRE ŞERBET VERİYOR"
Bütçe görüşmelerinin, bir yıllık muhasebenin yapıldığı, gelecek vizyonunun ele alındığı, ekonomiyle birlikte diğer bütün konuların enine boyuna tartışıldığı bir zemin olduğunu söyleyen Erdoğan, demokratikleşme, dış ve iç politikaların, ekonominin, birbiriyle doğrudan ilişkili, bağlantılı konular olduğuna işaret etti. Erdoğan, ''Ekonomideki bir aksama, doğrudan doğruya dış politikayı da etkiler. Demokratikleşmedeki bir sorun, doğrudan doğruya ekonomide aynı şekilde olumsuz tesir meydana getirir'' dedi.

Başbakan Erdoğan, 8 yıl boyunca bütçe disiplinini koruduklarını, mali disiplinden, para politikalarından taviz vermediklerini, enflasyonla kararlı şekilde mücadele ettiklerini ve tek haneli oranlara kadar düşürdüklerini, faizleri yüzde 63'ten yüzde 7'lere kadar çektiklerini anlattı. Erdoğan, ekonomideki büyümeyi, enflasyonun çok çok üzerinde ücretlere yansıttıklarını, eğitime, sosyal politikalara ayırdıkları bütçeyi, her yıl katlayarak artırdıklarını dile getirdi.

''BOL KESEDEN DAĞITANLAR''
''Anamuhalefet partisi genel başkanı, nereye gitse, kiminle görüşse, kime hitap etse, nabza göre şerbet veriyor, Kafdağı'nın arkasındakileri de vaat ediyor'' diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''CHP Genel Başkanı'nın, sadece kurultayda dile getirdiği bazı vaatlerinin en mütevazı hesapla maliyeti, on katrilyonlarca lirayı buluyor. Umut simsarlığı karlıdır. Ama hayal kırıklığının faturası da o derece ağırdır. Umut tefeciliği yapanlar, sadece kendileri kaybetmezler, millete de kaybettirirler. Milletimiz bugüne kadar ne çektiyse, hesabını kitabını bilmeyen, ne konuştuğunu bilmeyen, umut simsarlığı yapanlardan çekti. Böyle bol keseden dağıtanlar, kaşıkla verenler, çok kısa süre zarfında kepçeyle bütün kazanımları geri aldılar. Tıpkı 1990'lı yıllarda, tıpkı 2001 krizinde olduğu gibi, enflasyon anında fırlar, yeniden yüzde 60'lar, 70'ler seviyesine çıkar. Faizler anında yükselir, yüzde 7 bin 500'lere çıkar. Türkiye yeniden borç-faiz sarmalına girer, yatırım, üretim, ihracat geriler, vergiler, faiz giderlerini dahi karşılayamaz hale gelir. Türkiye bunu geçmişte maalesef çok yaşadı. Türkiye bunu CHP'nin koalisyon ortağı olduğu dönemlerde defalarca ve en ağır şekilde ödedi. Şimdi, CHP çok uzun süredir iktidara gelemediği, iktidar ortağı dahi olamadığı için, CHP'li hükümetlerin ne anlama geldiğini vatandaşım unutmuş vaziyette. Özellikle 40 yaş altı vatandaşlarım, CHP'li hükümetler dönemini bilmiyor, bilmiyor olmaları da gayet tabiidir.''

''HER SEFERİNDE ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRDİ''
Erdoğan, Hazine ne zaman belini doğrultsa, hemen ardından CHP'nin koalisyon ortağı olduğu iktidarlarca boşaltıldığını belirterek, Adnan Menderes'in büyüttüğü ekonominin, ardından gelen CHP tarafından küçültüldüğünü, kasaların boşaltıldığını söyledi.

Turgut Özal tarafından ekonomide dengenin kurulduğunu, ardından CHP'nin koalisyon ortağı olduğu dönemlerde o dengelerin tamamının bozulduğunu belirten Erdoğan, CHP'nin hükümet ortağı olduğu her dönemin, yüksek enflasyonla, yüksek faizle, ekonomik krizle vatandaşın en büyük bedelleri ödediği dönem olduğunu ifade etti.

Erdoğan, CHP'nin hükümet ortağı olduğu her dönemin, kuyrukların, karnelerin, kısıtlamaların, zamların rekora koştuğu dönem olduğunu savunarak, ''Hesapsız, kitapsız, popülizmle, bol keseden vaat ederek iktidar ortağı olan CHP'nin, her seferinde ülkeyi uçurumun kenarına getirdiğini, telafisi zor faturaları bu millete ödettiğini'' söyledi.

HABERLERDEN ALINTILAR
Anadolu Ajansı'nın başlıklarından, CHP dönemlerine ilişkin bazı haberlerden örnek veren Erdoğan, şöyle devam etti: ''24 Şubat 1974: İstanbul'un da bulunduğu bazı illerde elektrik kısıtlaması başladı. 26 Şubat 1974: Şekere yüzde 25, akaryakıta yüzde 65-79, çimentoya yüzde 52, Sümerbank ürünlerine yüzde 20-70, gazete kağıdına yüzde 36,5 zam yapıldı. Türkiye'de yerli motorlu taşıt almak izne bağlandı. İstekliler bir dilekçe ve istenen belgelerle birlikte kaymakamlıklara başvuracak.

CHP'nin koalisyon ortağı olduğu bir başka Hükümet; 42. Hükümet. Size o günlerden birkaç haber veriyorum: 5 Ocak 1978: Hükümet kuruldu. 6 Ocak 1978: Akaryakıt sıkıntısı tüm Türkiye'de doruk noktasına ulaştı. Rafinerilerde 2 günlük stok kaldı. Yakıt olmadığı için hastane, otel ve işyerleri kaloriferlerini kapatmak zorunda kaldı. 1 Mart 1978: Türk parasının değeri yüzde 31 ile yüzde 38 oranında düşürüldü. 3 Mart 1978: PETKİM ürünlerine yüzde 60 zam yapıldı. 11 Haziran 1978: ATAŞ Rafinerisi'nde üretim tamamen durdu. Nedeni, işleyecek ham petrol kalmadığı için... 20 Eylül 1978: Türk parası tekrar devalüe edildi. 7 Aralık 1978: Türkiye'nin çeşitli yerlerinde mazot sıkıntısı başladı. Fuel-oil darlığı da kaloriferlerin yakılmasını önlüyor. Bu yüzden birçok işyerinde palto ile çalışılıyor. 26 Aralık 1978: Bakanlar Kurulu sabaha kadar çalıştı, saat 03.30, bu toplantı sonunda 13 ilde olağanüstü hal kararı alındı. CHP, ülkeyi olağan şekilde yönetemediği için olağanüstü yollara başvuruyor ve sıkıyönetim ilan ediyor. 16 Şubat 1979: Stokta mazot kalmadı, Rusya ile yapılan görüşmelerde petrol ithali konusunda anlaşmaya varılamadı. Irak borcumuzu ödemediğimiz gerekçesiyle mazot vermiyor. Döviz yokluğundan spot alım da yapamıyoruz. PETKİM dünden itibaren ürünlerine yüzde 65 oranında zam yaptı. 12 Nisan 1979: İstanbul'da tüpgaz sıkıntısı giderek büyüyor, kuyruklar uzuyor. Bağlantısı yapılan tüpgazın, döviz yokluğu nedeniyle yurda getirilemediği, sıkıntının bundan kaynaklandığı bildirildi. Petrol yokluğu nedeniyle İzmir rafinerisinin ham petrol üretim ünitesinin faaliyeti durduruldu. 29 Nisan 1979: İstanbul'da 1 Mayıs nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sizin geçmişiniz sokağa çıkma yasağı ilan ediyor; biz de 1 Mayıs'ı bayram ilan ediyoruz, farkımız bu. 6 Kasım 1979: İstanbul'da elektrik kesintisi 3 saatten 4,5 saate çıkarıldı.''


''CHP KLASİĞİ''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin CHP dönemlerinde 70 cente muhtaç hale getirildiğini, bütün CHP hükümetlerinin klasiğinin bu olduğunu belirtti.

CHP'nin iktidar olduğu 1994'de, doların 19 bin liradan 38 bin liraya çıktığını, enflasyonun üç haneli oranlarla tanıştığını, yüzde 400 faizli borçlanma kağıtlarının piyasaya sürüldüğünü ifade eden Erdoğan, uluslararası rezervlerin 3 milyar dolara düştüğünü, bugün ise altın hariç 80 milyar dolar olduğunu kaydetti. Erdoğan, ''Nereden nereye'' dedi.

Genel Kurulda, ''21. yüzyıl Türkiye'nin yüzyılı olacak'' denildiğine işaret eden Erdoğan, bunun temellerini attıklarını anlattı.

Bugün bol keseden savrulan vaatlerin, Türkiye'yi nereye taşıyacağını görmek için falcı olmaya gerek olmadığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

''Ben bunları anlatıyorum, hep soruyorlar kaynak nedir diye. Ortaya yeni bir şey çıktı; 'kaynak Kemal' diye. Acaba Sayın Genel Başkan'ın adı o zaman farklı mıydı? Sayın Genel Başkan'ın adı o zaman Hıdır mıydı? 'Benim adım Hıdır, elimden gelen budur'; böyle mi diyeceğiz. Bunları artık ciddi olarak ele alalım. Bir siyasi lidere, siyasi parti genel başkanına herşeyden önce ciddiyet yakışır, laubalilik değil. 'Genel af' diyeceksin çark edeceksin, 'başörtüsü' diyeceksin 'U dönüşü' yapacaksın, 'Havuzlu villa' diyeceksin, kendi havuzlu villası ortaya çıkacak. 'Çarşaf liste' diyeceksin, blok liste. 'Ben genel başkan adayı değilim' diyeceksin, ertesi gün genel başkan adayı olacaksın. Bunlar çok enteresan şeyler.

Biz bu yola çıkarken, kaynak Türkiye'dir dedik, kaynak Tayyip Erdoğan'dır demedik. Biz, kerameti kendinden menkul olanlardan değiliz, Türkiye'ye inananlardan, Türkiye'nin gücüne, potansiyeline güvenenlerden olduk. Bizim farkımız bu.''
''İSTİKRARLI BÜYÜME SÜRECİ''
Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi, güvenle, özgüvenle, istikrarla sağlam bir zeminde yoluna devam ettiğini dile getirerek, Türkiye için çok daha büyük hayallerinin olduğunu anlattı.

Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıl dönümünde, 2023'te, bugünkünden çok farklı, çok daha kalkınmış bir Türkiye'ye ulaşacaklarını belirten Erdoğan, ''2023'te uluslararası alanda, daha etkili, daha güçlü bir Türkiye; AB üyesi olmuş, komşu ve çevre ülkelerle maksimum düzeyde ilişkilerini geliştirmiş, G-20 başta olmak üzere, üyesi olduğu uluslararası oluşumlarda ve dünyada etkinliğini artırmış ve 2023'de dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmiş bir Türkiye... Makroekonomi alanında, daha istikrarlı ve daha müreffeh bir Türkiye'yi inşa ediyoruz. Türkiye'nin dışa açık bir ekonomi olma özelliğini koruyacak, daha fazla uluslararası yatırım çekecek, gelen sermayenin daha uzun süre kalmasını sağlayacağız. Mali disiplinle, ihtiyatlı para politikalarıyla, yapısal reformlarla, serbest kur rejimi ve makro ihtiyati tedbirlerle küresel krizin bütün etkilerini geride bırakacak, Türkiye'yi istikrarlı bir büyüme sürecine kavuşturacağız'' diye konuştu.

Erdoğan, 2023'te 82 milyonu aşan bir nüfusla, kişi başına gelirin 25 bin dolar seviyesine yaklaşacağını, ihracatın 500 milyar dolara, dış ticaret hacminin ise 1 trilyon dolara ulaşmış olacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, 4 yıllık program değil; Cumhuriyetin 100. yılının programını ve hedeflerini açıkladığına işaret etti. Erdoğan, istihdam oranını yaklaşık 10 puan artırarak çalışan nüfusu 30 milyona çıkaracaklarını, işsizlik oranını yüzde 5'lere kadar çekeceklerini, tarım dışı kayıtdışılığı yüzde 15'e kadar düşüreceklerini, her yıl 400 bin kişiyi işgücü yetiştirme kurslarında eğiteceklerini, bunların işe yerleştirme oranını uluslararası oranlara, yüzde 40'a çıkaracaklarını, hayat boyu öğrenme oranlarını yüzde 2'den yüzde 8'e yükselteceklerini, sağlık sigortası sistemi dışında hiçbir vatandaşın kalmayacağını, engellilerin, kadınların ve gençlerin daha çok çalışma hayatına katıldığı bir Türkiye inşa edeceklerini anlattı.

''KAYNAK TÜRKİYE'DİR''
İlköğretimde yakaladıkları yüzde 100'e yakın okullaşma oranına, 2023'te okul öncesi eğitim ve ortaöğretim kademesinde de ulaşılmış olacağını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle devam etti:

''Derslik başına öğrenci sayısı ilköğretim ve ortaöğretimde 30 öğrenciye... Kaliteli sağlık hizmetine herkesin eriştiği bir Türkiye olacak. Son yıllarda hızla düşen bebek ölüm oranları ve anne ölüm oranlarını 2023'te tek haneli rakamlara indiriyoruz. 10 bin vatandaşa düşen hekim sayısı en az 21 seviyesine ulaşacak. 11 bin kilometrelik demiryolu ağı 2 katına çıkacak. Edirne'den Kars'a, İzmir'den Diyarbakır'a, Trabzon'dan Adana'ya, Bursa'dan Antalya'ya yüksek hızlı tren hatları inşa edeceğiz. Bu hatlarda yerli işgücünün yerli mühendislerin yaptığı trenleri çalıştıracağız. Asrın Projesi Marmaray'ı, İstanbul-İzmir otoyolunu, Körfez Geçişi'ni tamamlamış olacağız. 8 yılda 13 bin 555 kilometre bölünmüş yol inşa ettik. 2023'e kadar 15 bin kilometre daha bölünmüş yol buna ilave edeceğiz. Dünyanın en büyük 10 limanından biri Türkiye'de olacak. Kendi uçağımızı, kendi uydumuzu yerli tasarımla, yerli teknolojiyle kendimiz üretiyoruz ve üretmeye devam edeceğiz. Kendi savaş gemimizi, kendi tanklarımızı, kendi insansız hava uçaklarımızı üretmeye başladık, çok daha büyük projelerin altına imza atacağız. Kendi savunma uydumuzu, Türk mühendisleri tasarlıyor, imal ediyor ve Göktürk uydumuzu uzaya gönderiyoruz. En az 3 nükleer enerji santrali tamamlanmış olacak. 2009'daki 2 bin 565 kilovat saat olan kişi başına elektrik tüketimi 2023'te 4 bin kilovat saat seviyesini aşacak. GAP, DAP ve KOP gibi bölgesel projelerini tamamlamış, dünyanın tahıl ambarına, tarım merkezine dönüşmüş bir Türkiye inşa edeceğiz.''

Demokratikleşme adımlarını kararlılıkla sürdüreceklerini Türkiye'yi bölgenin en ileri demokratik standartlara sahip ülkesi haline getireceklerini bildiren Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Özgürlükleri daha da ileri standartlara kavuşturacağız. Yeni bir anayasayla, katılımcı, özgürlükçü bir anayasayla, büyük Türkiye vizyonuna denk düşen güçlü bir anayasayla geleceği kucaklıyoruz, kucaklayacağız. Kardeşlikle, birlik ve beraberlikle, istikrar ve güvenle, barış ve huzurla bütün hayallerimizi, tüm hedeflerimizi gerçeğe dönüştüreceğiz. Kısa vadeli değil, uzun vadeli bir Türkiye vizyonu çizdim. Kaynak Türkiye'dir. Türkiye bütün hayallerini gerçeğe dönüştürecek güce, potansiyele, dinamizme sahiptir.''

http://www.radikal.com.tr/1034088103408823

YORUMLAR
(23 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

1973 Petrol Krizi ve Cehalet - Satriani

Birileri Başbakana CHP dönemleri ile ilgili verdiği verilerin 1973 dünya petrol krizi döneminde gerçekleştiğini söylemeli..Aslında suç CHP'de..Ben olsam büyük bir basın toplantısı yapar arka planda sine-vizyon gösterisi sunumuyla Başbakanı tek tek çürütürdüm..Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan borçlanmadan fazla borçlanmayı 8 yılda nasıl neye yapmış hesap sorardım..

Radikal´deki en uzun haber, 10. yil nutkunu solladi! - bensenonlar

Siz Kürtce ögrenmeyeceginize göre ortak dil Türkcedir:-) / Eyalet sistemi tartismasini gündeme atan kisi ilk kendisiydi, bu da unutuldu / Benim bölgedeki vatandasim nasil bir hitaptir? / Yüzde 10 Barajindanda vazgecildi, bu da kendi önerileri arasindaydi / Asil mesele, ALT kimlik, ÜST kimlik ne demek, kim alt kim ÜST? Eh yani, bu kadar olur... gerisi zaten tamamen celiski dolu!

Ha söyle beri gel - yusuf eryigit

Her ülke sisteminin arkasinda bir tanri vardir,bu tanri ahir zamanda o ülkenin kralidir ve tebasiyla zamanda bir dogar,bir dalisa gecer.Dogdugu zaman bir gezegende yahutta ortaklasa kullanilan gezegende halkini kendi programi dogrultusunda yasama sokar,dalisa gectiginde ise ruhsal anlamda ekibiyle gelecegin projesini hazirlarken halkini uykuya yatirir,yani onlari dondurur.Daha sonra yeni bir yasamla donan hücreleri uyardiginda doganlar aksamla sabah gibi bir zaman gecti sanirlar,oysaki binlerce belkide milyon yil sonra uyanmislardir.Ortaklasa kullanilan gezegenlerde devleti cekip ceviren en etkili bedensel yapilar aynen medyum bedenleri gibidir ve tanrinin ekibinde calisan uzmanlar bu bedenlere rahatlikla girer ve cikarlar.Yasam esnasinda birde bedenin edindigi bir benlik vardir ve bedenin adi neyse kisi ben oyum der.Ben Türkiye politikasini analiz ettigimde gördümki konusmalarin tümüde palavra,yani ne kürtler kendi devletlerini kuracak kadar akilli,nede onlara türk tarafindan akil vererenler cünkü bunlar konusmanin ötesinde evrensel yasalarin nasil islediginden habersizler.Kafalarina göre birseyler yapmak istiyorlar ama yapamiyorlar cünkü bunlari tanrilari getirip dar bir sokaga sikistiriyor.Buradan geriye cikamadikca biribirlerinin sirtlarina basip sadece bagiriyorlar,zamanda bu gürültüyü yemiyor tabi.Nitekim Erdoganin icinde birden cok ses var ve bunu daha öncede yazdik.Bugünkü konusan ise saniyorum sistemin basi oluyor,yani kesin noktayi koyuyor ve diyorki,yorgan gitti,kavga bitti.Bagimsiz kürdistan falan yok,her kimki böyle bir hak iddia eder alir yere calarim.Bu ben Erdoganim diyen bedendeki seslerden sadece birisi,fakat etkili birisi olmali.Ben Erdogan denen beden sürekli celiskiler sergiliyor ve konusmalar biribirini tutmuyor,bunlardan bazilari karsi tarafa ümit veriyor fakat asil olan kesip bicmekten yana.Ben buradan acikca söyliyeyim milyonlarca Türk veya Kürdün kirilmasi birsey ifade etmez,o kirilanlar zaten enerji olarak sisteme aninda dönüs yapiyor ve sistem onlari aninda geriye kodluyor,dogan cocuklar ölen cocuklar oluyor.Türkiye standartlarinda kiyametin gelisine kadar ne kürtler birsey cikarir nede Türkler,karsilikli vurusarak zamani tüketirler.Akli basinda olansa kendisini bu catisma disinda tutar.Nitekim Erdogandaki son ses noktayi koydu,savasirim diyor,ben bu sese inanirim iste cünkü Türkiyenin yazgisinda parcalanip dagilmis bir ülke yok,savasan Türkiye var.Erdoganda icindeki sesleri azinliga düsürüp onlari kontrol altina almali,yoksa yalpaklayarak politika yapilmaz.Birde o bedenden su kasimpasali kabadayiyi defetmeli,eger yer bos kalirsa oraya Yunusu tasimali.Demekki neymis,herkes günlerdir bosuna egzersiz yapmis ve herkes cenesinden bir veya iki vidayi düsürmüs.Simdi o vidalar yeniden yerlerine oturtulup,cok fazla hareket etmemeleri saglanmali yoksa yine düser,o zamanda dil disari sarkar.Böylede yola gidilmez.

Bambo tohumu mu ektınız! - omeriyan

Pehh peh ''Biz, 8 yıl önce bu toprağa tohumlar attık. Ektiğiniz tohumlar civcivler, Bahçeli ve Baykala beraber yediler. Bambo ağacın tohumu mu ektın 8 yılda hala görünürde bir şey yok. Ne ektin sayın başbakanım helle Allahını seversen ulusa seslenişinde anlat da ne tohum ektiğinizi. Bu ektiğin tohum 8 yılda çıkmadıysa yeraltında ya çürümüştğr. Siz yine de yere bir tohum daha attın.

Ne bekliyordunuz ki, Pasasinin basbakani tabikiki tekildir... - ERIL

Recep Tayip Erdogan'nin amaci demokratik bir Turkiyr degildir. Onun esas emeli seriattir. Kurdleri de, sol liberaleri de sivil toplum orgutlerinide kulanarak esas amacina ulasmak istiyor. Onun hocasi Fetullah ne diyor "kutsal davaniz için seytan ile bile itifak yapin" diyor. (bkz Ugur Mumcu'nun seriaat ve irtica kitabina) Tarihi bilmeyen, gelecegi ongoremez.

Siz nerenin Başbakanı oldunuz ? Halkın kanacak hali yok artık ! - rehaaltan

Başbakan sonunda niyetini açıkladı ! Amerikan gizli servislerinin taktiği gibi kendisi tarafsızlık yaptığını ima ediyor. Ama yaptıkları hiç de öyle değil ! Aklı olan insanlar yapılana bakar sözlere ve vaadlere ancak cahiller aldanır. Başbakan Kürtçe televizyon açmadımı ? Kürt açılımı yapmadımı ? Dağdan elinde suç delili olarak gelenleri 6 dakkada ayaklarına mahkeme götürüp beraat etmedimi ? Kuzey Irağı rahat bırakıp pkk nın devlet kurmasını sağlamadımı ? Pkk nın bir tane bile üst düzey yetkilisini yakaladımı ? Tüm bunları yaparken Türklere ne yapıldı ? ulusalcıları tutuklatıp içeri atıldı. Türk ordusunun kozmik odasına ajan oyunlarıyla girildi. Generaller görevi başında tutuklanmaya kalktı. Topraklar en önemli stratejik yerler satıldı. Türkiye İhracaattan ithalata çevirildi. Et ve tarım dahi ithal oldu. Maliyeden yargıya her işgal edildi. Her kesimle kavga edilip ülke içinde yolsuzluklar patlatıldı. Sorum Şu Türklerimi tutuyorlar yoksa saidi kürdi haraketiyle asıl amacı İsrail olan devletmi kuruluyor. Bu oyunlar hep oynandı ama her seferinde berteraf oldu. Türkçülüğe karşıyım diyen bir başbakanın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığında ne işi var ? İsraille neden barışmak için çabalıyorlar acaba ? O insanlar için özür ve binlerce dolar yeterlimi bu kadar çaba neden ?

4. dunya ulkesine dogru,TURKIYE - Kamil Kemàl

bu tursu'ya,bu sirke...ne de guzel yakismis,kezap'tir olmus ilkesizlere bilge...