Brüksel lahanası, Türk bakanı

Brüksel lahanası, Türk bakanı
Brüksel lahanası, Türk bakanı
Türkiye'den göçün 50'nci yılındayız. Artık Avrupa'da bambaşka bir 'nesil' var. Bakan, milletvekili, patron ve Beçlikalı olarak vitrindeler.
Haber: ÖMER ŞAHİN / Arşivi

Brüksel denilince akla ilk gelenler NATO, Avrupa Birliği (AB) ve lahana oluyor. Burası demokrasi, güvenlik ve mutfağımız için önemli bir kent. Haydarpaşa’dan kalkan kara trenin yolcuları buraya adım attığında güçsüz ve çaresizdi. Tek amacı para kazanıp geri dönmekti. Şimdi ise bambaşka bir ‘nesil’ var. Eğitimli, donanımlı, varlıklı ve Belçikalı. Artık bakan, milletvekili, patron olarak Avrupa’nın vitrinindeler.
Türkiye ’den Avrupa’ya göçün 50’nci yılı farklı ülkelerde bir dizi etkinlikle kutlanıyor. Düzenleyen kuruluş Belçika Aktif Dernekler Federasyonu (Fedactio). Bünyesinde 52 dernek var. Yarım asrı bulan göçü 50 farklı etkinlikle kutlama kararı almışlar. Amaçlarını şöyle açıklıyorlar: “Birlikte yaşamanın zorluklarını fırsata dönüştürebilmek, toplumsal kaynaşmanın nasıl bir sinerji oluşturacağını göstermek, empati ve uyum kültürüne katkı sağlamak.” 

Başbakan’ın çocuk iması 
İşte bu 50 yılı 50 etkinlikle anma projesi için Brüksel’deyiz. Mekân olarak şehrin merkezindeki Fedactio Genel Merkezi seçilmiş. Tıklım tıklım bir salon. Önce tanıtım film seyrediyoruz. Kara trenle başlayan Avrupa macerası… Sonra sahneye sanatçı Pınar Türker çıkıyor. Yücel Arzen’in 50’nci yıla özel bestesi olan şarkıyla salonu dalgalandırıyor.
Geceyi ilginç kılan farklı şeyler vardı salonda. Ön koltuklarda oturan, kimlikleri kadar hikayeleri de dikkat çekici olan protokol mesela. Belçika kraliyet ailesinden Prenses Stephanie. Başında kalpağı andıran şapkasıyla sessiz sedasız bir şekilde oturuyor. Kişisel öyküsünde bize dair ayrıntılar var. Dedesi Osmanlı Sarayı’nda görev yapmış bir Ermeni paşası imiş. Prenses kürsüye çıkmıyor. Sağında oturan baş örtülü kadınla sürekli fısıldaşıyor. O kadın Avrupa’nın başörtülü ilk milletvekili olan Mahinur Özdemir. Sürekli gülümsüyor, etrafında ilgi halkası oluşturuyor. Hıristiyan Demokratlar’dan 27 yaşında milletvekili seçilmişti. İlk başlarda ‘kimliği’nin sorun olacağı söyleniyordu. Çalışmaları, diyaloglarıyla bunu aşmış; kendisini kabullendirmiş. Başbakan Tayyip Erdoğan ’ın ‘manevi kızı’ olarak görülüyor. Araları çok iyi. Türkiye’ye bildik gelen bir anekdot anlattı: İstanbul ’a geldiğinde Başbakan Erdoğan sormuş, “Bir şey var mı Mahinur?” diye. Önce anlamamış. Başbakan, tekrar sorunca bu sefer gülmüş Özdemir. Meğer, “En az üç çocuk” diye yola çıkan Başbakan, yeni evli Mahinur’a da dolaylı yoldan ‘çocuk’ hatırlatması yapmış.
Avrupalı Türklerin belki de en kariyerli siyasetçisi Brüksel’de. Emir Kır, Avrupa’da bakan olmayı başaran ilk isim. Mahinur Özdemir gibi, o da neredeyse Türkiye kadar bilinen Afyon Emirdağlı bir göçmen çocuğu. Emir Kır’ın babası Türkiye’de çerçilik yaparmış. 1965’te Brüksel’e geliyor. 13 yıl maden ocağında çalışıyor. 1968 doğumlu olan Kır, yüksek tercih oylarıyla seçilmeyi başarıyor. Brüksel hükümetinde çevre, sosyal işler, tarihi eserleri korumadan sorumlu bakanlık ona teslim ediliyor.
Simgesel isimlerin yanında üst düzey bir katılım vardı gecede. Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı İsabelle Durant, Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Joëlle Milquet, Belediye Başkanı Bernard Clerfayt, Flaman Meclis Başkanı Jan Peumans, Brüksel Bölgesi Ulaştırma ve Liman Bakanı Brigitte Grouwels, Türkiye’nin Brüksel Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa oradaydı. Konuklara ayrılırken “Ağzımızın tadı bozulmasın” dilekleriyle Türk lokumu hediye edildi. Avrupa ile ilişkilerimize ‘lokum gibi’ diyemeyiz ancak o salonda verilen mesajlar iyimserlik ötesiydi. Verilen birkaç mesajla bitirelim: 

Başbakan Yardımcısı Milquet: “Neredeyse 50 yıldır çok ama çok güzel bir hikâye yazılıyor. Bazen sorunlar yaşansa da Türk toplumu, günlük hayatı şekillendiren çeşitlilik zenginliğiyle ülkemizde gerçekten çok önemli bir yere sahip.”
AP Başkan Yardımcısı Durant: “Bu 50 yılda yaptıklarınız için teşekkürler! Kimlik arayışının olduğu zor zamanlarda da bizler sizin attığınız adımlara karşılık yolun kalan kısmını kat ederek, önümüzdeki 50 yılı birlikte inşa etmeliyiz.”
Senatör Philippe Moureaux: “Çifte kimlik, çifte teslimiyet değildir. Aksine çifte zenginliktir. Muhafaza edilmesi ve geliştirilmesi gerekir.”
Irkçılıkla Mücadele ve Eşit Haklar Merkezi Müdürü Jozef De Witte: “Bizler, birlikte yaşamaya mahkûmuz ve iyi ki öyleyiz!”