Bülent Arınç'ı şaşırtan soru

Bülent Arınç'ı şaşırtan soru
Bülent Arınç'ı şaşırtan soru
Bakanlar Kurulu sona erdi. Yaklaşık 6 saat süren toplantının ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Fethullah Gülen 2013 yılında öldüğü iddia ediliyor" sorusuyla Arınç ile gazeteci arasında ilginç bir diyalog başladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yurtdışındaki okulların vakıf haline dönüştürülmesine ilişkin, "Kuracağımız sistem mutlaka vakıf olacaktır, ismini de tespit ettik. Mahkeme tescil edecek, mutlaka kamu desteğinde ama sivil bir yapılanma olacak. Kamu desteğinin bulunmadığı böyle bir ciddi vakfın ayakta durması mümkün değildir. Yüzde 70 sivil, yüzde 30 kamu desteğiyle olabilir" dedi.

Arınç'ın konuşmasından satır başları:

Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da, Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığında düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından, gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Toplantıda, Başbakan Davutoğlu'nun geçen hafta yurtiçinde yaptığı ziyaretler, katıldığı kongrelerin değerlendirildiğini belirten Arınç, yurtiçindeki bu çalışmaların başarılı ve verimli olduğu konusunda Bakanlar Kurulunda bir mutabakat oluştuğunu ifade etti.

TBMM çalışmaları hakkında, Bakanlar Kuruluna bilgi sunulduğunu kaydeden Arınç, "Yarın, bildiğiniz gibi Türk Silahlı Kuvvetlerine Aden Körfez'inde görev yapmasıyla ilgili bir tezkeremiz öncelikle görüşülecektir" bilgisini verdi.

TBMM'de, daha sonra Maden Kanunu'nda geri kalan sürelerin tamamlanacağını anlatan Arınç, şöyle devam etti:

"Ondan sonra da eğer kabul ederse TBMM gündemine bu iç güvenlik paketi dediğimiz, daha doğrusu emniyet teşkilatımızı ilgilendiren bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına yönelik kanun tasarımız görüşülmeye başlanacaktır. Onun bitirilmesini amaçlıyoruz. Gündem içerisinde, bu kanunun bir an önce yasalaşmasını arzu ediyoruz."

LODOSA KARŞI ÖNLEM

Arınç, toplantıda, bazı bölgelerde etkili olan lodos ve su baskınlarının da ele alındığını belirterek, şunları kaydetti:

"Son günlerde yaşanan lodos ve su baskınları, bunların getirdiği adeta afet haline dönüşmüş kötü hava şartları da gündemimizdeydi. Maalesef sadece Bursa'da, 3 yurttaşımız hayatını kaybetti. Balıkesir, belki başka illerimizde de hayatını kaybeden, yaralanan oldu. Kamu malları, özel mülkiyetler de zarar gördü, çatılar uçtu, sular bastı ve maalesef trafik felç haline geldi. Bundan dolayı çok üzgünüz. Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum. Yine bu tür afetin devam edebileceği endişesi, özellikle bazı bölgeler için, sağanak, aşırı yağışlar tehlikesine karşı da bütün valiliklerimiz, belediyelerimiz gerekli tedbirleri alıyorlar. Aziz milletimize bu vesileyle geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum, ölenlere rahmet diliyorum. Daha büyük zararlar oluşmaması için acilen alınması gereken tedbirlerin de yerine getirildiğini söylemek istiyorum."

Arınç, toplantıda ayrıca, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın, sosyal yardımlarla ilgili bazı projelere ilişkin sunum yaptığını, daha sonra da Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın da özellikle gençlere yönelik projelerin hayata geçirilmesi noktasında mevcut çalışmalarla ilgili Bakanlık sunumunu yaptığını bildirdi.
Başbakan Yardımcısı Arınç, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın da yurtdışındaki okullarla ilgili yürütülen çalışmalar hakkında Bakanlar Kuruluna bilgi verdiğini ifade etti.

KURU ÜZÜM DAĞITIMI BAKANLAR KURULU KARARI HALİNE GELİYOR
Arınç, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun, AK Parti Manisa İl Kongresi'nde, okullarda kuru üzüm dağıtımının yapılacağını açıkladığını anımsatarak, "Süt dağıtımı yaptığımız okullarımızda, kuru üzüm dağıtımının da yapılması Bakanlar Kurulu haline getiriliyor. İmzalanacak ve önümüzdeki süreçte gençlerimizin sağlıklı yetişebilmesi ve gıda takviyesi olarak da üzümden de yararlanılması konusunda Bakanlar Kurulu kararımız acilen çıkarılmış olacak" diye konuştu.
Arınç, toplantıda ayrıca iç ve dış gelişmelerin ele alındığını bildirdi.

"İSMİNİ DE TESPİT ETTİK"

Arınç, Bakanlar Kurulunun ardından, bir gazetecinin, yurt dışındaki okullarla ilgili nihai bir karar verilip verilmediğine ilişkin sorusu üzerine, geçen haftaki kurulda bu konuda ön görüşmelerin yapıldığını ifade ettiğini söyledi, üç konuyu öncelikli olarak tasarladıklarını belirtti.

Yurtdışındaki farklı ülkelerde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 66 okul bulunduğunu bildiren Arınç, birinci konunun, bunların çalışma şartlarının, eğitim kalitesinin daha da artırılması, fiziki şartlarının düzeltilmesi olduğunu anlattı. Arınç, ikincisi konunun, Türk okulları olarak bilinen ve dünyanın pek çok ülkesinde faaliyet gösteren okulların da şirket mi, dernek mi, vakıf mı, hangi şartlar altında çalışıyorsa çalışsın, Milli Eğitime veya kurulacak vakfa devredilmesi konusunda bir gelişme yaşanıp yaşanmayacağı olduğunu belirtti.

Arınç, üçüncü konunun ise bu ülkelerde yeni kurulacak sistem içerisinde yeni okulların, kursların veya burs imkanlarının verilmesinin sağlanıp sağlanmayacağı olduğunu aktararak, "Bunun gönüllülük ilkesine dayanması konusunda da bir mutabakat oluştuğunu ifade etmiştim. Bugünkü toplantımızda size müşahhas olarak sunacağım, 'Şöyle bir sistemi düşünüyoruz' şeklinde, dört dörtlük bir sunumu maalesef mümkün görmüyorum. Ancak şu konudaki kararlılığımızı tekrar ifade etmek isterim: Okullar konusunda yapabileceğimiz çalışmaların mutlaka elzem olduğunu, gerekli olduğunu, bunun Türkiye'nin menfaatleri açısından fevkalade açık ve yakın bir ihtiyaç olduğuna karar verdik" diye konuştu.

Ancak hukuk devleti olmanın ilkeleri içinde, bunun nasıl gerçekleştirilebileceğinin etraflı olarak düşünmek mecburiyetinde olduklarını söyleyen Arınç, şunları kaydetti:

"Şunu örnek vermek istiyorum: Geçtiğimiz toplantıdan sonra da açıkça ifade etmiştim, 'Yani biz kapattık, bu iş bitti.' Böyle bir mantığın dünyanın hiçbir ülkesinde geçerli olmadığını bilmenizi isterim. Bir şirket olarak, ticari faaliyet olarak kurulmuşsa bu okullar, onun sahibi o şirkettir ve onun ortaklarıdır. Bir dernek, bir vakıf veya o ülkedeki ortaklar aracılığıyla kurulmuşsa yine bir hükmi şahsiyete haizdir, onlara Türkiye'den hükmetmek, el koymak, elbette mümkün değildir."

Arınç, bazı gazete yazarlarının bu sistemi beğenmediklerini, "Kapansın", "El koyulsun" dediklerini dile getirerek, "Hatta savaş tamtamları içerisinde ellerinden, kalemlerinden kan damlıyor. Biz bunu yapamayız. Kendileri de yapamaz ama onlar yazılarında, köşelerinde veya televizyonlarında bazen bu sözleri söyleyebiliyorlar. Biz de hayretle dinliyoruz. Biz böyle bir şey yapmayacağız" dedi.

VAKIF SİSTEMİ

"Devletten devlete bir ilişki şeklinde eğitim konusunu düşünmediklerini" belirten Arınç, şunları söyledi:

"Bunun mutlaka bir gönüllülük, bir vakıf düşüncesi içinde olmasını arzu ediyoruz. Çünkü düşünün ki başka bir ülke, Türkiye'de belli amaçlarla bu tür okullar ve eğitim kurumları açmaya kalksa hepimiz kuşku içinde yaklaşırız. 'Bunun arka planında ne var acaba' deriz. Hükümetten hükümete ilişkilerde, ticari ilişkiler, siyasi ilişkiler, diplomatik ilişkiler vardır ama bir ülkenin, bir başka ülkede eğitim faaliyeti adı altında ne yapacağını, o ülkenin iç istihbaratının da devlet adamlarının da düşünmesi gerekir. Dolayısıyla açık ve şeffaf olmak zorundayız. Biz bir hükümetiz. Hükümetimiz de hukuk kuralları içerisinde faaliyetlerini devam ettirecek.

Bir defa, 'Buna ihtiyaç var mı' diye sorarsanız, evet, Sayın Cumhurbaşkanımızın da defalarca söylediği gibi, Sayın Başbakanımızın da bunu teyit eden ifadelerinden bildiğimiz gibi hükümetimizin de ortak kararı, Türkiye içinde ve dışında yeni, nitelikli bir eğitim faaliyetinin başlamasına ihtiyacımız vardır. Bu ihtiyacı gidermek mecburiyetindeyiz ve olabildiğince bunun bir vakıf sistemi içerisinde, örnekleri de vardır biliyorsunuz, Yunus Emre Vakfı vb. gibi. Nasıl kurabilir, nasıl kaynak temin edebilir, bunlar nasıl denetlenebilir? Bu sistem üzerinde çalışıyoruz.

Bizim bugün söyleyebileceğimiz elbette şudur: Kuracağımız sistem, mutlaka vakıf olacaktır. İsmini de tespit ettik ama bugünden ismini söylemeye herhalde gerek yok. Bir vakıf, yani vakıf senedi olacak, mahkeme tescil edecek ve örneklerinde görüldüğü gibi mutlaka kamu desteğinde ama sivil bir yapılanma olacak. Kamu desteğinin bulunmadığı böyle ciddi bir vakfın ayakta durması da mümkün değildir. Ama pay olarak sorarsanız, herhalde yüzde 70'inin sivil bir yapılanma olması, yüzde 30'unun da kamu desteğinin bulunması gibi belki bir oran düşünülebilir."

Arınç, kurulacak sistem içinde her ülke açısından bir esnekliği düşündüklerini kaydederek, o ülkelerdeki eğitim çalışmalarına nasıl katkısı olacağının, ülkelerin şartlarını dikkate alarak, yapmayı arzuladıklarını aktardı.

Bu çalışmaların misyonerlik düşüncesiyle değil, eğitim diplomasisi veya kültürel diplomasi açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Arınç, bu konularda fikir birliği içinde olduklarını vurguladı.

Arınç, "Şüphesiz böylesine büyük ve değerli organizasyonun hem altyapısını güçlü kılmalıyız hem de sistemini güçlü bir şekilde kurmalıyız, diye düşünüyorum. Çalışmaların devam etmesi ve Milli Eğitim Bakanımızın elindeki projeyi sonuçlandırması talimatını verdi, Sayın Başbakanımız. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kuruluna da ihtiyaç yok, bu konu üzerindeki görüşmeler, teknik anlamda sonuçlandığı takdirde, Sayın Milli Eğitim Bakanımızın sizlere dört dörtlük bir bilgi sunabileceğini şimdiden söyleyebilirim."

"KÖTÜ BİR ALGI OPERASYONU VAR"

Evrensel Periyodik İnceleme Mekanizması'nın Türkiye'ye yabancı bir unsur olduğunu, buna, 2010'da o dönemde İnsan Haklarından Sorumlu Bakan Cemil Çiçek'in de katıldığını söyledi.
Cenevre'deki toplantıların çok başarılı geçtiğini, çok tebrik, takdir aldıklarını belirten Arınç, bunların rakamsal veri olarak da ortada olduğunu kaydetti. "İnsan hakları karnemiz pekiyi deyince, bazılarının üzüldüğünü gördüm" ifadesini kullanan Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"280 sorudan, sadece yüzde 5'ini reddetmiş olmakla Türkiye, yüzde 95'ini zaten uygulayan bir ülke olarak, insan hakları konusunda bize soru soran ülkelerin pek çoğundan çok daha iyi bir durumda. Peki niye bu reddettiğiniz ülkelerin tavsiyeleri var? Bir kısmı mecburen... Mesela Güney Kıbrıs bize soru yöneltiyor, bizim diplomatik ilişkimiz yok Güney Kıbrıs ile. Dinliyoruz ama diyoruz ki 'kusura bakmayın, sizi tanımadığımız için, sizin sorularınıza bizim cevap verme imkanımız yok.' Mısır, maksatlı sorular sordu. Ona da oturum içerisinde cevap verdik. Mısır'ın konuştuğunu bilmese bir insan, kendi ülkesinde olanları anlatıyor diyeceksiniz. Bugün 185 tane idam kararı vermiş olan Mısır, 'insan haklarını ihlal ediyor' diye Türkiye'den şikayet ederse adama gülerler. Bir kısmı Yunanistan'ın sorusuydu, Kıbrıs ile bağlantılı olarak. Sanıyorum 2-3 ülke de böyle Türkiye'nin uygulamak durumunda olmadığı bazı konuları tekrar tekrar ısıtıp, gündeme getiriyorlar, Türkiye'deki bazı örgütlerle paralel işbirliği yapmak suretiyle. Sorularına hiçbir şey demiyorum, herkes her şeyi sorabilir. Ama Türkiye'nin insan hakları karnesinde, sadece yüzde 5'lik şu veya bu sebeple kabul edemeyeceği bir engel varsa bunu da herkesin anlayışla karşılaması lazım."
Kendilerini, 20'den fazla ülkenin kutladığını, Türkiye'nin başarılarından söz ettiğini belirten Arınç, sorulara internet ortamından ulaşılabileceğini, kayıtların alınabileceğini söyledi.
Arınç, bu işe merak duyanların 110 ülkenin temsilcilerinin neler konuştuğunu görmesini istediğini dile getiren Arınç, "Türkiye'de insan haklarının ihlal edildiğine yönelik öylesine kötü bir algı operasyonu var ki sanırsınız bütün dünya Türkiye'den şikayet ediyor. Oysa 100 ülkenin, Türkiye'yi tebrik ve teşekkür ettiğini görmek, bizleri ayrıca mutlu etti. Başarılı bir sonuçla ülkemize döndük" diye konuştu.

"BAKANLAR KURULU KARARINDA İMZAM VAR"

Birleşik Metal-İş işçilerinin grevinin ertelenmesi konusunda bazı bakanların imzalarının eksik olduğu yönünde haberlerin yapıldığını anımsatan Arınç, "Bunu, ben, bizzat imzaladım, Çünkü 29'unda biz geldiğimizde bunu imzaladık. Bütün kararnamelerin Bakanlar Kurulunda imzaya açılması diye bir kural yok. Bakanlar Kurulunda imzalayan olur, sonra elden dolaştırılır, onlar da imzalar. Sonra da Sayın Cumhurbaşkanımız, 30'unda imzayı atmış ve o gün mükerrer sayıda yayımlanmış. Cenevre'den döndükten sonra imza attığımı rahatlıkla söyleyebilirim, bir spekülasyona yol açmaması bakımından" dedi.

"IŞİD TERÖR ÖRGÜTÜDÜR"

"Terör örgütü IŞİD elindeki ikinci Japon rehineyi de infaz etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ürdünlü bir pilot son olarak IŞİD'in elinde. Türkiye'nin bu konuda Ürdün ile bir işbirliği, istihbarat paylaşımı yapması yapması söz konusu olabilir mi" sorusu üzerine, Arınç, şunları kaydetti:

"IŞİD bir terör örgütüdür. Bu örgütün insanlık dışı, böylesine alçakça, zalimane işlediği cinayetleri her zaman lanetliyoruz. Bütün bu cinayetler, bu örgütle ve bunun benzeri örgütlerle bütün ülkelerin ortak bir mücadele yürütmesi gerçeğini önümüze getiriyor. Bu sadece bir ülkenin tek başına yapabileceği, başarabileceği bir iş değil. Fevkalade üzgünüz, Japon halkının üzülmesinin yanında, Türk halkının da Japon halkıyla dayanışma içerisinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Başbakanlarının ifadelerini gördüm. Bu insanlık dışı bir harekettir. Vahşi hayvanlar, sırtlan dahil, böylesine cinayetleri kolay kolay işleyemez. Fevkalade acı bir olay. Evet, videonun gerçek midir, değil midir tartışması bir tarafa ama buna benzer cinayetlerin işlendiğini bildiğimize göre, bu acının gerçek olduğunu söylemek mümkün."

Ürdünlü bir pilotun kaçırıldığına dair bir bilgiye sahip olmadığını belirten Arınç, daha önce Türk Hava Yolları pilotlardan ikisinin, başka bir örgüt tarafından kaçırıldığını ve Türkiye'ye teslim edildiğini anımsattı. Arınç, "Türkiye'den bir rica olmuşsa Türkiye'nin yardımı istenmişse istihbarat örgütümüz başta olmak üzere bütün imkanlarımızı bu konuda kullanabiliriz ancak bunun doğru olup olmadığını doğrusu bilmiyorum" ifadesini kullandı.

"FETHULLAH GÜLEN'İN ÖLDÜĞÜ SÖYLENİYOR"

Bir gazetecinin "Fethullah Gülen'in 2013 Eylül ayında öldüğü söyleniyor. Bununla ilgili ciddi duyumlar var. Cemaat cephesinde çok büyük dağılma olacağı endişesiyle bu konunun gündeme getirilmediği söyleniyor. Bu konuyla ilgili bir duyum aldınız mı?" sorusuyla ilginç bir diyalog başladı.

Arınç: Çok şaşırttınız beni. Hani günlerden 1 Nisan olsaydı, herhalde belli bir amaçla soruyosunuz diye düşünecektim. İlk defa sizden duyuyorum, ciddi de bulmuyorum. Ciddisiniz dimi bu sorunuzda?

Gazeteci: Gazetelerde de çıktı.

Arınç: Hangi gazetelerde çıktı?

Gazeteci: Ege'nin sesi

Arınç: Ege'nin Sesi mi? O gazetenin muhabiri misiniz?

Gazeteci: Hayır

Arınç: Böyle bir gazete ilk defa duyuyorum. Yerel bir gazete mi?

Gazeteci: Yıllardır var bu gazete.

Arınç: Haber kaynağınıza bakınca ciddi olmadığını şimdiden hükmettim. Aman yarabbi. Allah'ım aklımızı korusun.

TOPLANTILARA ALINMAYACAK

Fethullah Gülen'in öldüğü iddialarını Bülent Arınç'a soran muhabir Nevin Çelik'in başbakanlık akreditasyonu ve Sarı Basın kartına sahip olmadığı öğrenildi. Muhabir Çelik'in bundan sonraki toplantılara da alınmayacağı bildirildi.