Çerkes Ethem kendini savunuyor: Vatan için ilk ben yola çıktım

Çerkes Ethem kendini savunuyor: Vatan için ilk ben yola çıktım
Çerkes Ethem kendini savunuyor: Vatan için ilk ben yola çıktım
Çerkes Ethem'in hatıratı 2009 yılında ilk defa ortaya çıktı. Ethem hatıratında kendi ağzından 'hain' iddialarına yanıt verirken, Kuvvayi Seyyare ile yaptığı işleri de anlatıyor. Hatıratında Ethem, "Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim" diyor.

RADİKAL - Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın "Kimse Çerkes Ethem'e hain diyemez" sözleri yıllardır döne dönem gündeme gelen, tarihçilerin dahi ikiye bölündüğü 'Ethem olayına' dair ilginç bir tartışma başlattı.

Türkiye 'deki Çerkesler için de bu olay 'sessiz ama sitemle' karşılanan bir vaka. Peki Ethem gerçekten hain miydi? Atatürk ile yaşadığı sorun nereden kaynaklandı? Elbette konuyu tarihçiler önümüzdeki günlerde yeniden enine boyuna ele alacaklar.

2009'da Nokta Yayınları tarafından ilk defa basılan Çerkes Ethem'in Hatıratı'nda kendi durumunu anlattığı bölümü, bu tartışmalara meraklı okur için hatırlatalım. İşte Ethem'in kendi ağzından "Çerkes Ethem hainmiydi?" sorusunun yanıtı:

Bülent Arınç: Çerkes Ethem hain değildir!

'BEN KİMİM?'

“Ben kimim? Ben emlak ve arazi sahibi, mesut ve rahat yaşayan cömert bir ailenin evladıyım. Merhum babam Ali Bey, malikanesinin bulunduğu Bursa vilayetinde şeref ve haysiyetiyle tanınmış bir kimseydi. Ben, babamın çok sevdiği en küçük oğlu, ağabeyimin de evlatlarına tercih ettiği bir kardeşiydim.

Subay değilim. Askerlik mesleğine girmeyi çocukken çok istedimse de rahmetli babam iki büyük kardeşimin asker olmalarını yeterli görmüş olacak ki, beni bu şereften mahrum etti. Bununla beraber ben aynı hevesle on dokuz yaşımda İstanbul ’a kaçmış, er olarak süvariliğe girmiş, okuryazar olduğumdan dolayı talimhanelerde staj görmüştüm. Terhis tezkeremi başçavuş olarak aldım. Daha sonra Balkan Savaşı sırasında İstanbul’a geçerek Makriköy’de (Bakırköy) bulunan süvari subay okuluna ayrılmış ve bir müddet geçince de süvari subay vekili olarak Çürüksulu Mahmut Paşa kolordusunun karargah muhafız bölüğünde bulunmuştum, Bu kolordunun Bulgarlarla Çongri’de yaptığı muharebeyi yakından görerek, o kargaşalık arasında bağlı olduğum karargahla Çatalca’ya dönmüştüm. Daha sonra bölüğümle tekrar tatbikat okuluna gittim. Orada birkaç ay kalarak Bandırma’da olan ailemin yanına geldim. Fiili olarak askerlik hayatım bundan ibarettir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ilk senesinde, büyük kardeşim Raşit Bey’in kendi başına askeri ve siyasi bir maksadı hedef tutan, Kürtlerden ve başka milletlerden toplanmış Teşkilatı Mahsusa kuvvetleri ile önce Ruslara karşı, daha sonra da İran’ın güneyindeki ingiliz bölgesinde ve Afganistan sefer heyetinde bulundum.

Ben kuvvetlerim için eğitim fırsatı bulamadım. Fakat onları kahramanca dövüşmeye alıştırdım ve devamlı olarak silah elimde yaşadım. Askerlerim de her zaman silahlıydılar. Hele Birinci Dünya Savaşı bozgunundan sonraki silah azlığı dikkate alınırsa, şahıslan seçmekte ne kadar isabetli olduğum meydana çıkar.

Bana karşı iki itham ileri sürülmüştür: İdam cezalan vermek ve haraç almak. Kuvvetlerimin bulunduğu yerlerde irtikap, rüşvet, gasp, hırsızlık pek az olurdu. Bunun sebebi, suçluları ara sıra idam ettirmemdi. Ne gibi hallerde nasıl cezalar verdirdiğimi Yozgat ve Düzce isyan hareketleri sırasında anlatacağım. İsyan olan yerlerde vazifeye yolladığım bazı müfreze kumandanları uygunsuzluk yapmış olabilirler. Bunu da kaydederim.

Seyyar haldeki kuvvetlerimin iaşelerim kendi usulüm üzere temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden Önce Müdafaa i Hukuk ve işgalden sonra da Reddi İlhak ve daha sonraları Müdafaai Milliye cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi beslerdim.

Maaşlarımı da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği vakit İzmir Valisi Rahmi Bey’den elli bin lira ve isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden elli bin lira, bir de Karacabey eşrafından birisinden beş bin lira almıştım. Cepheleri teşkil etmek, kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalleri altındaki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazımdı..."

Mustafa Kemal Paşa (beyaz paltolu) ve Çerkez Ethem (Atatürk'ün yanında) birarada.

 

Genelkurmay 'Ethem sansürünü' 2013'te kaldırdı

 'SUÇLULAR AFFEDİLMEYİ KABUL EDER...'

Ethem kendine dair 'eşkıyalık' iddialarına böyle yanıt veriyor. Hainlik ile ilgili suçlamalara ise şöyle diyordu:

“Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim, vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı tespit etsinler.”