Çiçek: O eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz?

Çiçek: O eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz?
Çiçek: O eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz?

arşiv

Çiçek: "Zaman zaman bazı kanunsuz eylemlerin içerisinde oluyoruz, ondan sonra da bir kısım sıkıntılar olunca, 'Biz milletvekiliyiz, nasıl olur?' İyi de o eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz"

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, milletvekillerinin, kendi koydukları kurallara öncelikle kendilerinin uyması gerektiğini belirterek, “ Zaman zaman bazı kanunsuz eylemlerin içerisinde oluyoruz, ondan sonra da bir kısım sıkıntılar olunca, 'Biz milletvekiliyiz, nasıl olur?' İyi de o eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz” dedi.

TGRT Haber 'de Batuhan Yaşar'ın sorularını yanıtlayan Çiçek, terörle mücadelenin partiler üstü bin mesele olarak algılanması ve herkesin bu konuda katkı sunması gerektiğini ifade etti.

Dünyada terör olaylarının yaşandığı hemen her yerde, başlangıçta konuya asayiş olayı olarak bakıldığını ve bu yönde önlemler alındığını dile getiren Çiçek, ancak bunun tek başına, sorunun çözümüne yetmediğinin görüldüğünü söyledi.
Diğer tedbirlerin eş zamanlı alınamaması nedeniyle terörün varlığını sürdürdüğünü kaydeden Çiçek, bu kez başkaca tedbirlerin alınması ihtiyacının ortaya çıktığını vurguladı. Çiçek, “Bu tedbirler nelerdir? Bu sadece teröre mahsus tedbirler de değil. Bu, Türkiye 'nin tamamı için aldığınız bir tedbir. Sanki terör örgütü istedi de bu tedbir alındığı gibi nitelediğinizde, o zaman terör örgütü 'bu, benim aldığım bir haktır' diyor” diye konuştu.

Terörün bir sektör olduğunu vurgulayan Çiçek, bu nedenle, terörün bitmesi sonucunu doğurabilecek demokratik adımların hepsinden, en fazla terör örgütünün kendisinin rahatsız olduğunu bildirdi.

“BİZİM ORADA NE İŞİMİZ VAR? "

Çiçek, fezlekeler konusunda, “1994 ile 2012 Türkiye'si paralelinde bir değerlendirme yapar mısınız?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çok farklı iki Türkiye. Bugün tartıştığımız konuların yüzde birini o gün gündeme getirme imkanı var mıydı? Demokratik standartlar açısından 94 ile 2012, birbiri ile mukayese kabul etmeyecek derecede farklıdır ve Türkiye çok mesafe almıştır.

Evvela örgüt açısından fark var. O zaman terörist başı Abdullah Öcalan henüz yakalanmamıştı. Yargılama süreci olmamıştı ve onunla ilgili mahkumiyet kararı verilmemişti. Kuzey Irak'taki gelişmeler o tarih itibariyle yoktu.
Türkiye'deki gelişmeler açısından bakarsanız, Türkiye'de, 1994'te demokratik standartlarla 2012'deki arasında mukayese edilemeyecek kadar fark var. Bugün Türkiye'de konuşulmadık ne kaldı? Eskiden konuşulması riskli olan ne varsa bugün konuşuluyor. Bugün konuşuluyor ve toplantılar, paneller yapılıyor. Müzakereler yapılıyor, bildiriler yayımlanıyor.

2012 Türkiye'sinde her şey usulüne uygun olmak kaydıyla, cebir ve şiddete yönelmeden konuşma imkanı var. Ama burada da özelikle milletvekilleri açısından bir şeye herkesin dikkatini çekmek isterim. Biz milletvekiliyiz. Halkın önünde, halk adına görev yapan insanlarız. Sade vatandaşa nazaran bizim birinci derecede bir sorumluluğumuz var. Konuştuğumuza, oturup kalktığımıza, katıldığımız faaliyetlere dikkat etmemiz gerekiyor. Biz bu toplum adına siyaset yapıyorsak, toplumun hassasiyetlerini göz ardı edemeyiz. Biz kamu düzenini bozan insanlar olamayız. Kamu düzenine karşı baş kaldıran insanlar olamayız, olmamamız gerekir. Çünkü biz milletvekilleri olarak bu ülkede kural koyan bir kurumda görev yapıyoruz. Bu ülkede kuraları Meclis koyar. Hem kuralı biz koyacağız hem de koyduğumuz kuralı tanımamazlık edeceğiz, o kurala karşı baş kaldıracağız ve o kuralı yok sayacağız...Bu, milletvekili ile bağdaşacak bir husus değildir.

Zaman zaman bazı kanunsuz eylemlerin içerisinde oluyoruz, ondan sonra da bir kısım sıkıntılar olunca, 'Biz milletvekiliyiz, nasıl olur?' İyi de o eylem kanunsuz; biz orada ne geziyoruz, bizim orada ne işimiz var? Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na uygun olarak yapılan her toplantıya herkes, milletvekili de katılabilir. Belki de katılması gerekir. Ama onun dışına çıkıldığında, milletvekili sıfatımız orada, o kanunsuzluğu devam ettirecek bir sıfat olamaz. 'Herkes, her istediğini, her yerde yapacak' diyorsak, o zaman Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nu ona göre değiştirmemiz lazım. O kanunu değiştirecek biziz. Bu kanunu değiştirmediğimiz sürece en önce bizim uymamız gerekiyor. Bu hassasiyetlere dikkat etmediğimiz zaman, şimdi tartıştığımız konular da dahil, hepsi Türkiye'nin gündemine geliyor, oturuyor. Kendi koyduğumuz kuralara uymamanın bedelini, iç siyasette bir tartışma konusu haline getiriyoruz. Ben de rica ediyorum ki biraz daha bu konuda biz hassas olmalıyız. Topluma örnek olmalıyız.”

“DOKUNULMAZLIK KONUSUNU YERLİ YERİNE OTURTMAMIZ LAZIM"  

Bir kaç ay önce, Avrupa Konseyi'nde, konseye üye 47 ülkenin parlamento başkanlarının katıldığı bir toplantı yapıldığını anımsatan Çiçek, toplantıda temsili demokrasinin, dokunulmazlığın da gündeme geldiğini söyledi.

Dokunulmazlık konusunun sadece Türkiye'de değil bu ülkelerin de gündeminde olduğunu belirten Çiçek, şöyle devam etti:

“Dokunulmazlık meselesi ciddi bir mesele olarak gündemde duruyor ve dokunulmazlığın kanuna karı gelmede bir imtiyaz olmadığı, olmayacağı, bunun böyle anlaşılmış olmasının demokrasiye zarar verdiği noktasında genel bir yaklaşım var.

Dokunulmazlık meselesini ilk defa bugün tartışıyor değiliz. Uzunca bir zaman tartışıldı. Anayasa taslakları hazırlandı, değişiklik taslakları hazırlandı. Ama maalesef dışarıda konuştuk, içeride karar almaya gelince...292 imzayla bir değişiklik teklifi verdik biz, zannediyorum 21. Dönem'de, içeride kabul çıkan 212'dir. Altına imza atanlar bile vermedi. Onun için bu dokunulmazlık konusunu yerli yerine oturtmamız lazım. Dokunulmazlık kişiye, Cemil Çiçek'e verilmiş bir imtiyaz değil. Milletvekili sıfatıyla bu görevimi layıkıyla yapabilmem için verilmiş olan bir imkandır. Her istediğimi her yerde yaparım tarzındaki sorumsuzluk anlamında dünyanın hiçbir yerinde dokunulmazlık anlayışı yok.

Türkiye'de göz ardı edilen şey şu: Bir şeyi tartışıyoruz ama sonuçta bu bir hukuki zemine oturmalı. Biz dün kurulmuş bir devlet değiliz. Türkiye'nin iyi kötü bir Anayasası var. Beğenmiyorsak değiştirelim. Bir an önce değiştirelim. Anayasayı kuralları değiştirmeyeceğiz, netice almayacağız, sonra kuraların dışında uygulama bekleyeceğiz. Bu nasıl olacak?” (AA)