'Çift dilli Türkiye niye olmasın?'

'Çift dilli Türkiye niye olmasın?'
'Çift dilli Türkiye niye olmasın?'
Almanya'da geçen hafta dokunulmazlığı kaldırılan Sol Parti Milletvekili Sevim Da?delen'le Almanya'dan görünen Türkiye'yi konu?tuk.
Haber: PINAR ÖĞÜNÇ / Arşivi

Almanya Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili Sevim Dağdelen’in ailesi Erzincanlı. Geçen yıl 32 yıl sonra ilk kez gitmiş Erzincan’a. Bu senenin başında da vefat eden babasını defnetmeye...
Dağdelen, hem doğal olarak Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerle hem de Türkiye siyasetiyle yakın temasta olan bir isim. Dokunacak başlık çok. Kendisi geçen hafta bir de dokunulmazlığını kaybettiği haberini aldı. Savcılık, 2010’da nükleer atık taşıyan trenin durdurulması yönünde çağrı yapan dört Sol Parti’li milletvekilinin ‘halkı suça teşvik ettiği’ suçlamasında bulunmuştu. Dağdelen’le açlık grevine, Fazıl Say’la ilgili mektubuna da dokunarak, dokunulmazlık meselesini konuştuk. 

Türkiye’de ‘bazı’ milletvekilleri, her an dokunulmazlıklarının ellerinden alınacağı tehdidi hatırlatılarak işlerini yapar. Milletvekili dokunulmazlıkları her daim masada durur. Almanya için dört milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması ne anlama geliyor? 
Parlamenterlerin dokunulmazlıkları Türkiye’de ve birçok ülkede siyasi şantaj ve tehdit aracıdır. Dokunulmazlıkların kaldırılması, egemen anlayışa karşı demokrasiyi ve insan haklarını, sermayenin saldırılarına karşı işçi ve emekçi haklarını savunan; tekellerin daha fazla kâr hırsıyla doğayı tahrip etmesine karşı çıkan milletvekillerine karşı bir sopa olarak kullanılmaya çalışılır. Benim ve üç arkadaşımın dokunulmazlığının kaldırılmasını da bu çerçevede değerlendiriyorum. Karar Federal Meclis’teki CDU/CSU/FDP koalisyon hükümetiyle, güya muhalefet partileri olan SPD ve Yeşiller’in atom koalisyonu oluşturduklarını gösteriyor. Almanya’da halkın ciddi çoğunluğu nükleer enerjiye karşı ve bir kesim bununla sivil itaatsizlik kapsamında mücadele ediyor. Biz de bu mücadeleyi desteklediğimiz için cezalandırılmak isteniyoruz. Gerçekte cezalandırılmak istenense nükleer karşıtı harekettir. Dokunulmazlığımın kaldırılmasını ‘demokrasi ayıbı’ gibi sözlerle eleştirme yanlısı değilim. Sonuçta bu kararı alanlar atom tekelleri lehine sürdürdükleri somut çıkar politikasının gereğini yerine getirdi. 

Almanya’da ne sıklıkta vekil dokunulmazlıklarına dokunulur? 
Daha bu yılın başında yine Sol Parti’li iki arkadaşımın, Caren Lay ve Michael Leutert’in, dokunulmazlıkları siyasi nedenlerle kaldırıldı. Nazilere karşı bir yürüyüşe çağrıda bulunmuşlardı. Nazilerin, yani dazlakların yürüyüşlerini engellemek amacıyla da sivil itaatsizlikte bulundular. Bunun yanı sıra adli suçlarla ilgili başvurular olduğunda dokunulmazlıklar kaldırılıp yargının yolu açılabiliyor. 

Kişisel olarak bu karara çok şaşırmadınız o zaman? 
Doğrusu bunu bekliyordum. Ama Yeşiller Partisi’nin destek vermesine şaşırdım. En azından kendi seçmen tabanlarını gözetip çekimser kalırlar diye düşünmüştüm, yanılmışım. Atom lobisinin Yeşiller Partisi içindeki etkisinin bu kadar güçlü olduğunu beklemiyordum. Diğer yandan ne ben ve ne de dokunulmazlıkları kaldırılan diğer milletvekili arkadaşlarım şüphesiz bu yola, “Nasılsa dokunulmazlığımız var” diyerek çıkmadık. Mecliste ve dışarıda attığımız her adımı, yaptığımız her eylemi siyasi görüşlerimiz çerçevesinde bilinçli olarak ve her şeyi göze alarak yapıyoruz. Bunun bedelini de göğüslemeye hazırım. 

Tayyip Erdoğan ’ın Türkiye’deki açlık grevlerine dair tavrını en net koyduğu, en katı çıkışı yaptığı yer Berlin oldu, gerisi geldi. O gün Alman basını, dünya basını ne düşündü sizce?
Erdoğan’ın gerçekleri ifade etmediğini, açlık grevini aklıselim bir tarzda, yani tutsakların taleplerini kabul ederek çözmek yerine ölümleri göze aldığını düşünmüşlerdir. 

Almanya’nın birçok farklı şehrinden açlık grevlerine destek eylemi haberleri geldi. Homojen bir tavır beklemek gerçekçi olmaz ama Almanya’da yaşayan Türkiyeliler nasıl baktı açlık grevlerine? 
Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerle sürekli irtibatta olduğumdan objektif bir değerlendirme yapabilirim. Öncelikle artık Türkiye’nin bu tür olaylarla gündeme gelmesini istemiyorlar. Aşırı milliyetçi çevreleri bir yana bırakırsak bugün Almanya’da çocuğuna anadilde eğitim verilen Türk kökenli bir işçi, geldiği ülkede hâlâ belli kesimlerin anadillerini diledikleri gibi kullanmamalarını, bu dillerin okulda öğretilmemesini anlayışla karşılamıyorlar diye düşünüyorum. Almanya’da mahkeme önüne çıkan ister Türk, ister Kürt kökenli olsun “Anadilimde ifade vermek, savunmamı yapmak istiyorum” dediğinde ona tercüman sağlanıyor. Bunu bilen biri çok doğal olarak, “Türkiye’de bunu neden yapmıyorlar” diye soruyor. Veya İsviçre’ye, Belçika’ya gezmeye giden insanlar tek bir ülkede birden fazla dilin konuşulduğunu, trafik levhalarının iki, üç dilde yazılı olduğunu, bunun zararlı değil, aksine faydalı olduğunu görüyorlar ve bunun Türkiye’de de mümkün olduğunu düşünüyorlar. Türkiyelilerin açlık grevlerine bakışlarının belirttiğiniz gibi homojen olduğunu düşünmüyorum. Ama ölümlerin yaşanmasını kimsenin istemediğini ve Türkiye hükümetinin bu konuda daha aklıselim bir politika izlemesi gerektiğini düşündüklerini rahatlıkla söyleyebilirim. 

Fazıl Say’ın duruşması öncesinde 110 milletvekilinin imzasıyla Tayyip Erdoğan’a bir mektup yollamıştınız. Herhangi bir karşılık aldınız mı? 
Maalesef henüz karşılık alamadık. 

Bunların üzerine son günlerin idam tartışmasını da eklersek, Türkiye size dışarıdan nasıl görünüyor? 
Erdoğan’ın idamı uygulayan ülkelere örnek olarak ABD, Çin ve Rusya’yı göstermesi ilk etapta ilginç tabii. Demek istiyor ki “Biz de böyle güçlü bir ülke olmak istiyorsak insanları ceza olarak öldürmekten geri durmamalıyız”. Erdoğan ve AKP , Türkiye’yi Ortaçağ karanlığına götürmek istiyor. Bugün idamı bir ceza yöntemi olarak tartışanlar yakında ceza olarak insanların ellerini kesen, insanları taşlayarak öldürten şeriat hukukunu gündeme getirirlerse şaşmamak gerekir. Ama işlerin bu kadar ileri, daha doğrusu geri gideceğini düşünmüyorum. Emek, barış ve demokrasi güçleri bugün giderek daha fazla oranda ortak hareket ediyorlar. Halkların Demokrasi Kongresi’nin kurulması ve şimdi partileşme çalışmalarını sürdürmesi, geniş halk kitlelerine seslenmeleri, geniş emekçi kitlelerinin taleplerini bayraklarına yazmaları bana umut veriyor. 

Bütün bu gündemde Türkiye’de milletvekili olmak kulağınıza nasıl bir fikir gibi geliyor? 
Zor. Ama bir o kadar da önemli bir görev… Eğer siyasi mücadelemi Türkiye’de sürdürseydim emek, barış ve demokrasi güçleriyle birlikte hareket ederdim. Bu da fena bir fikir değil.

'Alman askerleri Türkiye-Suriye sınırına gönderilmesin’ 
Sevim Dağdelen ve HDK İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, iki gün önce ortak bir açıklama yaptı. “Alman askerlerinin Türkiye’ye gönderilmesi planlarını reddediyoruz. Türkiye halkının, Türkiye-Suriye sınırına Alman askerlerinin yerleştirilmesine ihtiyacı yoktur. Bölgeye gönderilecek yeni bir askeri güç, Suriye’ye karşı savaşı körükleyecektir” diyen milletvekilleri, Merkel ve Erdoğan’ın barışa, demokrasiye ve insan haklarına aykırı şekilde işbirliği yapmasına karşı çıktıklarını belirtti.