Davutoğlu: Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem var

Davutoğlu: Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem var
Davutoğlu: Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem var
Başkanlık sistemi ile ilgili konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu "Parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi tercihini ortaya koyamamış bir sistem var. Ortada problem var. Bu problemi yaşıyorum. Mesele Sayın Cumhurbaşkanızın yetkisi meselesi değil. Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem var" dedi.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, TRTTürk'te canlı yayında soruları cevapladı.  Seçim sonuçlarıyla ilgili "Son derece açık ve net bir zafer kazandık. Kimse bu zaferin üstünü örtmeye kalkmasın. Bir çekilsinler, otursunlar düşünsünler. Korku siyaseti falan değil. Kendilerinin yüreğinin sinmiş olan siyaset korkusu. Siyaset yapmaktan korkmasalar bizle koalisyon kurarlardı. Türkiye'de korku siyaseti değil, siyaset korkusu var" dedi. Başkanlık sistemi tartışmalarına değinen Davutoğlu parlamenter sistemin, Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem olduğunu söyledi.

Davutoğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

"SİYASET YAPMAKTAN KORKUTLAR"
"Korku siyasetini egemen kılmak isteyenlerle mücadele ettiğimiz için bölgede oylarımız arttı. Son derece açık ve net bir zafer kazandık. Kimse bu zaferin üstünü örtmeye kalkmasın. Bir çekilsinler, otursunlar düşünsünler. Korku siyaseti falan değil. Kendilerinin yüreğinin sinmiş olan siyaset korkusu. Siyaset yapmaktan korkmasalar bizle koalisyon kurarlardı. Türkiye'de korku siyaseti değil, siyaset korkusu var.

SEÇİM GÜVENLİĞİ
Birileri oturdukları yerlerden Türkyie'yi suçlamaya hazır. Ankara saldırısı sonrasında birkaç gün hepimiz yas tuttuk. Baskıyı yapan kim, paralel lobiyi yapan adamlarından birisi 'Davutoğlu'nun mitinglerinde saldırı yapılacak' dedi. Bu mitinglerden bazılarını yapmayabilirdim. Biz meydanlara çıktık, diğer parti liderleri oturmayı tercih etti. Biz mi engel olduk? Türkiye'de en çok satan 5 gazetenin 4'ü hükümete karşı kampanya yürüttü. Biz şikayet ettik mi? İsteyen eleştirir, isteyen karşı çıkar. Herkesin yakın olduğu televizyon kanalları olabilir. Halkın sizi nasıl gördüğü, size nasıl baktığı önemli. Türkiye'de seçimlerim adil olmadığı yönünde tek bir gerekçe gösteremezler. Seçim ortamından oluşmasından biz sorumluyuz, ama seçimleri yapmaktan YSK sorumludur. Yüzde 85 gibi bir katılım baskı altında sağlanabilir miydi?

7 HAZİRAN SONRASI
Ben her dönemde kendime ev ödevi listesi çıkarırım. Genel Başkan seçildiğim zaman kendime 3 görev tanımladım:
1- Partinin birliğini koruyacağız
2- Devam eden projeleri sürdüreceğiz
3- İç barışı sağlayacağız.
7 Haziran'da bir yenileme, değişime ihtiyacımız olduğunu gördük. Ülkeyi hükümetsiz bırakmayacağız dedik, öyle de yaptık. Terörle mücadele de devam ediyor.

"3 GÖREV BELİRLEDİM"

1 Kasım'dan itibaren de 3 görev belirledim. Bunlar:
1- Bütün gerilim alanlarını, kutuplaşmadan uzaklaşıp, ortak ilkeler etrafında bir araya getirmek. Son dönemde farklı kaderlerimiz varmış gibi ayrışma içine girenler oldu. Gezi olayları bize ne öğretti? Gezi olayları, gösteri ve diğer hak fikir özgürlüğü kutsaldır. Bunlara dokunulamaz ama kamu düzeni içinde yapmak lazım. 17-25 Aralık çok önemli. Sivil toplumu desteklek lazım. Devlet içinde devlet kuran olursa ona da karşı durmak lazım. Kobani olayları bize ne gösterdi? Demokratik olarak tüm tartışmaları yapmak esastır ama terör konusunda zaaf gösterilemez. Her kesimle konuşarak, bu tansiyonu düşüreceğiz. Tansiyon artırıcı hiçbir psikolojiye izin vermemek.
2- Biz bir söz verdiysek bunu yapmak için veririz. Unutmak için değil. Beyannamede söylediklerimizi yerine getirmek. Dediklerimiz 3 ay içinde yerine getirilecektir. 3 aylık, 6 aylık ve 1 yıllık programlar çıkarıyoruz. 3 ayda kanuni düzenleme gerektirmeyen tüm düzenlemeler yapılacak. Asgari ücret, öğrenci bursları, asker, polis, esnafa verilen sözler bunların hepsi 3 ay içinde yapılacak.
3- Uzun dönemde reform süreci başlatmak. Dünya şartları değişirken, her gün reform ihtiyaçtır. Teknoloji, ticaret değişiyor. Siyasi ve ekonomik reformlar. İlk aşaması yargı reformu olmak üzere birçoğu ilk 6 ayda bitecek. Özgürleşecek, sosyalleştirici reformlar yapacağız. Cemleri statüsü olmak üzere. Daha fazlası 1 yıl içinde olacak.

YENİ ANAYASA ÇALIŞMALARI
Herkesin bu ülkede eşit vatandaş olduğu içinde davranmasını sağlamak. Yeni Türkiye sözleşmesinde 100 madde özetlemiştirm. Çok dalgalı bir dünyada yaşıyoruz. Hepimizin bu dalgalar karşısınacağı tek yer bu ülke. Kimse kendi geleceği ile kaygı duymamalı. 7 Haziran'dan sonra ortak deklarasyon çağrısına cevap alamadım. Terörle mücadele konusunda ortak bir deklarasyonda bulunabiliriz. Önyargılarla anayasa tartışması yapılamaz. Hep beraber bunu yapacağız. 1982'de hayır dediği ve içime sinmeyen anayasa hala yürürlülükte. Bunu içime hala sindiremiyorum. Bu anayasanın miyadı doldu. Ama niye konuşamıyoruz. Kısa dönemli önyargılar buna engel oluyor.
Sakin bir ortamı sağlamalıyız. Seçimleri gölgede bırakmak isteyenleri de görüyoruz. Siyaset olarak, "bu ülkede ister 27 Mayıs'da, 12 Eylül'de, ister 17-25 Aralık'ta olduğu gibi hiç kimsenin siyaset kurumunun sorumluluğuna girmesine izin vermeyeceğiz. İster bu KCK olsun, ister paralel yapı olsun, ister Ergenekon olsun. Bunlara karşı biz siyaset kurumunu koruyacağız.
Yolsuzluklarla ilgili bir şikayet varsa, her şeyi tartışırız. İster laik, ister dini istismar olan sistem olsun... Yargının tarafsız ve bağımsız olması konusunda hassasiyet göstermemiz lazım. Yargı kurumunun bütün siyasi tartışmaların dışına çıkması. bunun olması için reformun ele alınması lazım.

BAŞKANLIK SİSTEMİ
94 yılında yayınlanan kitabımda "Medeniyet Dönüşümü", mekanizma değişebilir, önemli olan değerlidir diyordum. O kitapta bunu ele aldım. Başkanlık sistemi mekanizmadı. Önemli olan siyasi felsefedir. Mekanizmalar dönemlere uygun veya aykırı düşebilir. Özgürlükçü bir anayasa olmalı, güçler ayrılığına dayanmalı, evrensel değerlere uyumlu olmalı. Bunun içini dolduralım, sonra siyasal sistemi tekrar konuşalım. Anayasayı salt başkanlık sistemi olarak göstermek sakıncalıdır. 12 Eylül bir darbe anayasası olması itibariyle, 'bunlar her an hata yapabilir, denetlenmeli' deniliyor. Milli iradeyi sınırlayan bir anayasa. Evren gibi bir cumhurbaşkanı düşünüldüğünde bir mantığı var bu sistemin. Ama Özal, Demirel ve daha daha Sayın Cumhurbaşkanımız görev aldığında bazı sıkıntılar yaşanmış. Parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi tercihini ortaya koyamamış bir sistem var. Ortada problem var. Bu problemi yaşıyorum. Mesele Sayın Cumhurbaşkanızın yetkisi meselesi değil. Başbakan ile cumhurbaşkanı arasında problem çıkarmaya yönelik bir sistem var.

Sayın Cumhurbaşkanımız ile benim ilişkim doğası dolayısıyla sistem yürüyor. Birinci madde bu değil. Önce gerilimin düşmesi ve her şeyin konuşulabilmesi. Mesele cumhurbaşkanlığının gücünün artırılması değil. Devletin ve demokrasinin restore edilmeye ihtiyacı var. Yeni anayasa devletin ufkunu açar. Nasıl bir anayasa öngöreceğiz? Devlet değil, insan diyen anayasayı nasıl ele alacağız? Bunları konuşalım. Sonra da uygun mekanizmayı birlikte geliştirelim. Dayatacak değiliz.
258 milletvekilimiz vardı, 18 milletvekilimiz olsa tek başımıza iktidar olabilirdik. O gün 'pazarlıkların partisi değiliz' dedim. O gün o konuşmasa olmasa şimdi bu güveni sağlayamazdık. Şahsi hesaplarımızı bir yana koyalım. Siyasi rekabeti millete hizmet olarak tanımlayalım, 50 sene sonranın anayasasını birlikte yazalım. Birlikte bir şey oluşturursak doğru yere gideceğiz. Güçler ayrılığı prensibine bağlı başkanlık sistemi diyoruz. Ama bu acil değil. Acil olan tansiyonu düşürüp, reform hamlesini başlatmak.

ÇÖZÜM SÜRECİ
Seçimin ardından yaptığım ilk resmi toplantı güvenlik ile ilgiliydi. Seçimlerin ardından bu mücadelenin bitmeyeceği görüldü. Ceylanpınar ve Suruç olaylarının ardından operasyon başlatma kararı aldığımızda, 'Bu dağlar teröristlerden temizlenecek' dedim. Vatandaşlarımızın canı tehdit altındaysa en kararlı tutumla giderim. Kimse bu konunun müzakere edileceğini düşünmesin. Onların dağlardan, şehirlerden temizlenene kadar mücadele devam eder. Siyasal alanda ne kadar esnek bir dil kullanacaksam terörle mücadele konusunda da öyle bir dil kullanacağım. Adları değişebilir ama demokratikleşme ve özgürleşme üzerinde vatandaşlarımızın sorunlarını tartışırız. Eline çakıl taşı alanı da hukuka teslim ederiz. Artık yaz-kış da yok. Her yerde bu mücadele devam edecek. Silahlar bırakılır, Türkiye terk edilirse bu operasyonlar biter. Hükümeti kurduktan sonra kanaat önderleriyle görüşmleri sürdüreceğiz. Bu yolda bir siyasi parti değil, bütün vatandaşlarımızla temaslarımız artacak. Terörle mücadele kavramımız sürerken, etnik ve mezhep temelli provakasyona izin vermeyeceğiz.
TBMM çatısı altında tartışır, konuşuruz. 'Ben sırtımı terör örgütüne yaslıyorum' diyen olursa hala kapımız kapalı. Bütün şehirlerden, dağlardan, baskı yapan, haraç toplayan her kimse tedbir alınacak ve mücadele kararlılıkla sürecek.

IŞİD'İ İLK 2014 OCAK'TA VURDUK

IŞİD vatandaşımızı, askerimizi katleden bir örgüttür. IŞİD'le yürüttüğümüz mücadele PKK ile aynıdır. 2014 ocağında DEAŞ konvoyuna ilk operasyonu yaptık. Suriye'den kaçanlar rejimden dolayı kaçtı.
Suriye konusunda da Türkiye'nin elini taşın altına koymaktan çekinmeyecektir. Hem Suriye, hem bölge, hem Türkiye'nin huzuru ve güvenliği için. Türkiye’deki terör saldırılarına başlamasını PKK’nın yönelten faktörlerden bir tanesi Suriye’deki durum dolayısıyla YPG’nin PKK’nın Suriye kanadının meşruiyet kazandığı algısıydı. PKK şöyle düşündü, Türkiye’ye saldırmanın zamanı geldi neredeyse ABD ve diğer Avrupa ülkeleri tarafından, tek parti iktidarı kaybetti, vurmanın vaktidir. Onlar meşruiyet kazanırken, bizi gayri meşru gösterme çabası içine girdiler. Çocukça bir oyun. Böyle bir şeye kalkıştılar. Biz ne yaptık? Aynı anda hem DEAŞ’ı hem PKK’yı vurarak dedik ki ikisi de terör örgütüdür ve aynı cevabı alır. Amerika başta olmak üzere tüm müttefiklere söylüyoruz, Türkiye’yi tehdit eden kim olursa olsun bizim için hasımdır. Yani YGP ayrı PKK ayrı demenin çizgisi aşıldı. Ha çözüm süreci devam ediyor olsaydı, silahları bırakmış olsaydı bu yapılar bu tablolar farklı olurdu. 2013’te biz o yüzden PYD ile konuşmanın yolunu açmıştık. YPG artık bizim için PKK’nın uzantısıdır. Bu anlamda da tedbir alınması gerekiyorsa ona tedbir alırız. YPG’ye verilen silahlar PKK’ya geçmeyecek diye garanti yok. Kandil’i vurduğumuzda PKK liderlerinin suriye’ye geçip kendilerini emniyete aldıklarını biliyoruz. İnsanların geçtikleri koridordan silahlar da gider. DEAŞ’a karşı kullanacağım diye alınan silahlar PKK tarafından Türkiye’ye karşı kullanılabilir.Peki DEAŞ’a karşı mücadeleyi zayıflatır mı? Hayır. DEAŞ’ karşı mücadele eden özgür suriye ordusu, peşmerge güçleri var. Dolayısıyla yardım edilecekse onlara edilebilir.