Davutoğlu: Milletvekilleri kadınlığı provokasyon unsuru olarak kullanıyor

Davutoğlu: Milletvekilleri kadınlığı provokasyon unsuru olarak kullanıyor
Davutoğlu: Milletvekilleri kadınlığı provokasyon unsuru olarak kullanıyor
Meclis'te yaşanan kavgaya ilişkin Başbakan Davutoğlu, "İki kadın milletvekili, Özgecan olayından sonra öyle bir intiba vermek istiyorlar ki kadın milletvekilleri gidip kürsüyü işgal ediyor. Kadınlığı neredeyse bir provokasyon unsuru olarak kullanıyorlar" dedi.

RADİKAL - Başbakan Ahmet Davutoğlu, Pakistan gezisi dönüşü uçakta kendisine eşlik eden gazetecilerin sorularını yanıtladı. Meclis’te yaşanan kavgaya ilişkin Davutoğlu, “Dün Meclis’te olan da sadece engellemek için. İki kadın milletvekili, Özgecan olayından sonra öyle bir intiba vermek istiyorlar ki kadın milletvekilleri gidip kürsüyü işgal ediyor. Kadınlığı neredeyse bir provokasyon unsuru olarak kullanıyorlar” yorumunu yaptı. Davutoğlu, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili olarak "Milletvekilliği önerisi için henüz erken" dedi. Hürriyet gazetesinden İsmet Berkan'ın haberine göre Davutoğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

Dün Meclis’te olan da, sadece engellemek için. Sürekli grup önergeleri veriyorlar. 10 saat grup önergesi tartışılıyor. Sonra bizim grup önergemiz de bu tartışmalar bitip, hani yasaya geçilecekken, iki HDP’li milletvekili hanım kadın milletvekili, Mustafa Elitaş’ın konuşmasında kürsüye geliyorlar. Yani Mustafa Elitaş, normal konuşmasını yapıyor. Onu itiyorlar. Ayşenur Hanım, Meclis Başkanvekili, onun kürsüsünü, daha yukarıdaki kürsüyü işgal etmek için oraya saldırıyorlar. Arbede orada çıkıyor. Ve CHP milletvekili Mahmut Tanal çıkıyor. Oraya saldırıyor. CHP–HDP arasında bir alanda işbirliği, MHP de destek veriyor.

İç Güvenlik Paketi’ni daha önce bir hafta erteledik ve ben Meclis’te grup toplantısında dedim ki bir hafta düşünme şansı, getirin söyleyin değiştireceğiz, yani biz dogmatik bir tavır içinde değiliz. Yalnız şunu söyleyeyim şu husus Avrupa Birliği’nin esaslarına aykırı, şu evrensel demokratik ilkelere aykırı, şu dünyada hiçbir yerde uygulanmıyor bize getirin biz bunu değiştirelim. Ama bulamadılar, bulamayınca işte gerginlik çıkarıyorlar ve öyle bir planlı bir şey ki... İki kadın milletvekili, Özgecan olayından sonra öyle bir intiba vermek istiyorlar ki kadın milletvekilleri gidip kürsüyü işgal ediyor. Kadınlığı neredeyse bir provokasyon unsuru olarak kullanıyorlar. Özgecan olayı dolayısıyla psikoloji yükselmişken Ak Parti kadına saldırdı olsun istiyorlar. Peki kürsüde konuşan AK Parti Grup Başkanvekili’ne sen niye müdahalede bulunuyorsun? Peki yerinden dinlemesi gereken kadın veya erkek milletvekilinin kürsüde ne işi var? Peki kürsüde Meclis Başkanlığı’nda oturan Ayşenur Bahçekapılı kadın değil mi? Çıkıyorsunuz ona saldırarak onun elindeki çekici almaya çalışıyorsun. Mahmut Tanal’ın bütün bu paralel yapıyla ilişkisi bilinmiyor mu? Her gün televizyonlara çıkıp, Bank Asya olayı oluyor o gidiyor konuşuyor, bilmem başka olay oluyor o gidip konuşuyor ve dün Ayşenur Hanım’a, o da kadın, peki ona niye erkekler gidip elindekini almaya çalışıyor? Ondan sonra arbede çıkıyor. Yani Meclis’in de bir adabı var, bir şeyi var, Meclis’in çoğunluğunu bir parti oluşturacak ama küçük bir azınlık Meclis kürsüsünü işgal edecek. Böyle şey olur mu? Dikkat edin nasıl bir algı operasyonu. Yani kadın milletvekilleri üzerinden tekrar şiddet uygulanıyor kadına Meclis’te gibi bir algı oluşturma çabası, tesadüf değil bu.
HDP ile MHP birlikte hareket ediyor. HDP ile CHP birlikte hareket ediyor. Yani kaostan medet umma, normal bir siyasi süreçten değil de kaostan siyaset üretmek. Normal siyasi süreç nedir? Seçime gidiliyor. O süreçte senin her türlü yöntemi barışçıl anlamda kullanma imkânın var. Yani önümüzde 3 sene yok. 3 ay sonra bir seçim, 4 ay sonra bir seçim var. O seçimde bile Türkiye’de varsa bir iddian bir değişim gerçekleştirebilirsin yani. Farklı bir iktidar oluşturma imkânın zaten var. Ama sen bunu denemiyorsun. Ve bir kaotik şeye yöneliyorsun. Aslında bu Gezi, 17–25 Aralık ve Kobani olayları farklı 3 kesimin kaos çıkarma denemeleriydi. Şimdi bunların bir zeminde, bunları bir araya getirmeye çalışanları görüyoruz.

İÇ GÜVENLİK PAKETİ
Şimdiye kadar Allah aşkına İç Güvenlik Paketi’nin hangi unsuruna, iç güvenlik ve özgürlüklerin korunması açısından hangi unsuruna niye muhalefet ediyorlar. Kılıçdaroğlu ’nun ağzından bir şey duydunuz mu? Yok. Otoriterleşme diye simgesel bir dil kullanırlar. Bir şekilde toplumda huzursuzluk çıkarırlar. HDP, neye karşısın sen? Hangi maddeye karşısın? 6-7 Ekim olaylarında ortaya çıkan tabloyu, benimsemediğini söyleyen veya buna karşı sert eleştiriler getiren MHP neye karşı? Yok bilinmiyor.

POLİS DEVLETİ ELEŞTİRİSİ
Bir tek söyleyebilecekleri şey var. Polisin gözaltı süresini 24 saatten 48 saate... Polisin değil, polisin 24 saat, savcı 48 saat. Avrupa’daki bütün uygulamalar bundan daha fazla. Bir tek Fransa bizimle aynı. Diğer bir şey işte polis araması denilebilir. Bu da dünyanın her yerinde olan ve ihbar üzerine arama, yolcu durdurmak değil. Yani bonzai taşıyan bir aracı arama imkânı yok şu an polislerin.

SAVCI BIRAKTI, ADAM MOLOTOF ATTI

Kobani olaylarında elimizde resimler var. Görüntüler var. Polis birini tutuyor, molotofkokteyli atmış, saldırmış falan. Polis tutmuş, savcıya sevk ediyor. O sırada savcı, şu veya bu gerekçeyle bu insanları bıraktığı zaman, ki olaylarda gördük bunu, paralel yapıdan başka faktörle, yüzlercesini anında bırakıyor. Tekrar aynı kişiler sokağa gidip, molotofkokteyli atmaya devam ediyor.

SEÇİM GÜVENLİĞİ ENDİŞESİ
Şimdi bu anlamda elimize bazı istihbaratlar var. Zaten istihbarata gerek olmadan da açıklamalar var. Şimdi HDP dün grup konuşmasında biz kilitleyeceğiz dedi. CHP Kılıçdaroğlu direnin dedi, MHP onların yanında olacağını ifade etti. Ortada böyle bir tablo var. Buradaki temel husus bence bunlara bu partiler seçimle bir netice elde edemeyeceklerini düşünüyorlar. Muhalefet seçime odaklanmak yerine gerginliğe odaklanıyor.

PEKİ İSTİHBARAT VAR MI?
Tabii istihbarat da var yani, işte belki basına yansıyan bazı şeyleri de gördünüz. CHP ile paralel arasındaki ilişkiler. Şimdi bunlar hep bizim önümüze geliyor. Herkesin takip ettiği olaylar. Perde gerisinde bir senaryo yazılmaya çalışılıyor. Bu senaryoda hep şu intiba var, toplumu geren AK Parti. Şimdi bakın toplumu geren kim? Kobani olayını kim çıkardı, HDP. Sokağa milleti kim çağırıyor, CHP. Bunlara kim destek veriyor, MHP. Toplumu geren benden şimdiye kadar muhalefete dönük olarak ortamı geren bir açıklama gördünüz mü?


ÇÖZÜM SÜRECİNDE SON DURUM
Çözüm süreci 2012 Kasım’ı, Aralık’ı gibi başladı, 2013 Mart’ında Nevruz’da yapılan açıklamayla da ivme kazandı. Peki bu açıklama ne diyor? Silahlı unsurlar Türkiye’den çekilecek ve silahlı mücadele bırakılacak anlamına geliyor. İki sene geçti, yapılmadı. Aksine 6-7 Ekim olaylarıyla şiddet kırsaldan kente indirilmeye çalışıldı, şiddet terör atmosferi. Peki hükümet ne yaptı? Bunun için yasa çıkardı, demokratikleşme paketleri ilan edildi. Talep edilen şey bir yasal çerçeve kazandırmaktı, o yapıldı.

BÖLGE DIŞI AKTÖRLER KÜRTLERİ KULLANMAK İSTİYOR

Suriye ve Irak’taki gelişmeler dolayısıyla Kürt kartı tekrar birileri tarafından kullanılmak isteniyor bölgeyi dizayn etmek için. Türkiye’de demokratik bir çözümle neticeye ulaşılması güzel bir örnek.

SEN NİYE VERDİĞİN TARİHE UYMUYORSUN
Dikkat edin tarih vermiyor denmeye çalışılıyor ki ben sürekli tarih ortaya koyuyorum. Peki kendi verdiğin tarihe niye uyulmadı. Mart 2013 Nevruz’da iki ay içinde unsurlar çekilmeye başladı dedin, peki nerede o unsurlar şimdi. İki yıl geçti şimdi yine silah bırakmayı şarta bağlamaya çalışıyorlar. Ya silahı bırakmak doğal bir parçası bütün bu sürecin. Efendim müzakere başlasaydı... Peki ne yapıyor bu İmralı’ya gidenler gelenler, bir süreç yürüyor. Eğer bir müzakere zemini denilmişse Meclis bir müzakere zemini. Getirirsin konuşulur demokratik siyaset içinde. İmralı’ya giden gelen heyetler, belli hususlar konuşuluyor hepsinin detaylarını biz biliyoruz. Bu sürecin doğası içinde bunlar paylaşılır. Ama mesele bir tehdit, bir şantaj dili üzerinden halkı baskı altında tutmak çabası ise buna izin vermeyiz. Çözüm sürecinin eğer istemiyorlarsa onun zeminini hazırlamaya çalışıyorlar.

TALİMAT GELDİ, OLAY ÇIKTI

Bakın çok ilginç (Kandil’den gelen) o talimat üzerine Meclis’te olay çıkarıyorlar ve bu olaya da CHP sahip çıkıyor, MHP destek veriyor, tablo bu. Ne zaman biz çözüm sürecini belli bir olgunluğa getirmişsek bir gerginlik çıkardılar. Habur olayını düşünün, Oslo görüşmelerini düşünün... Şu anda bu şeyi yapan ve bazı dış unsurlarla paralel yapı, örgüt içine sızmış unsurlar birlikte bu süreci sabote ettiler. Sonra tesadüf mü Allah aşkına, 2013 Nevruz’u sonrası biz Türkiye’de olumlu bir atmosferle çözüm sürecine gidilirken, hani silahlı unsurlar çekilecekken, Gezi üzerinden öylesine bir ajitasyon yapıldı ki ve oraya katılan aktörleri düşünün bu sefer. 17-25 Aralık bir anda ülkenin psikolojisi atmosferi değişti. Cumhurbaşkanı seçimi yapıldı, taşlar yerine oturdu devlette ve hiçbir gerilim yaşanmadı, bu sefer 6-7 Ekim olayları çıkarıldı tam bir çözüm sürecinde ivme beklerken. Şimdi aylardır sabırla yürütülen çalışmalarla bir yere gelindi, bu sefer bu iç güvenlik üzerinden gerilim oluşturulmaya çalışıldı. Burada doğal bir süreç yok, yönlendirilmiş bir tepki var.

BİLİNMİYOR ZANNEDİLMESİN

(Bu yönlendirilmiş tepkinin) Arkasında paralel unsurlar var; çünkü onu da biliyoruz, paralelle ilgili bazı unsurların nerede hangi örgüt mensubuyla konuştuğunu biz biliyoruz, kimse bunların bilinmediğini zannetmesin. Bu kadar gerginlik psikolojilerine giderken kimin kiminle konuştuğunu, CHP’nin paralelle ne yaptığını, örgütün paralelle ne ilişkiler kurduğunu biliyoruz.

ABDULLAH GÜL’E MİLLETVEKİLLİĞİ

Geçen hafta kendisiyle bir vesileyle görüştük Sayın Cumhurbaşkanımız da görüşüyor, ben de görüşüyorum ama öyle bir talep söz konusu olmadı. Yani bunun şu anda konuşulması için erken veya en azından böyle bir talep ve ortam oluşmuş değil. AK Partili kurucu kadroları her zaman bu siyasetin içindedirler, dışında değiller zaten. Yani hiçbir zaman Abdullah Bey’den AK Parti’nin dışında bir tavır, tutum sergilediğini görmediniz herhalde. AK Parti bu anlamda geleneği oturmuş, kültürü oturmuş bir parti. Kim emek vermişse yani bu konuya da o kadar çok milletvekili ve tabiri caizse bir siyasi tabaka oluşmuş ama hiç kimse de AK Parti’den ne gönül olarak kopuyor, ne fiilen siyaset anlamında kopuyor. O anlamda da Abdullah Bey AK Parti’nin önemli kurucularından birisi, bu hareketin kurucularından, dolayısıyla şu anda da eski Cumhurbaşkanı olarak hiçbir zaman AK Parti tabanından ya da kadrolarından uzaklaşmış, kopmuş değil. Ama siyasetin o kendi doğası var, onun içinde değerlendirmek lazım.