'Davutoğlu'nun söylemi Erdoğan'dan bir iki adım ileri'

'Davutoğlu'nun söylemi Erdoğan'dan bir iki adım ileri'
'Davutoğlu'nun söylemi Erdoğan'dan bir iki adım ileri'

Fotoğraf: Berge Arabian.

Agos gazetesinde bayrağı Rober Koptaş'tan devralan Yetvart Danzikyan, ilk röportajını Radikal'e verdi. 11 Şubat'ta Başbakan Davutoğlu ile yaptıkları görüşmenin detaylarını da anlatan Danzikyan, Başbakan danışmanı Etyen Mahçupyan'ın Agos'a eleştirilerine de yanıt verdi. Danzikyan, "Davutoğlu ile Erdoğan farklı bir dil kullanıyor. Erdoğan'ın söyleminin daha eski olduğunu, Davutoğlu'nunkinin bir iki adım daha ileride olduğunu söyleyebiliriz" dedi.
Haber: SERDAR KORUCU - serdarkorucu@hotmail.com / Arşivi

Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeliği görevini Rober Koptaş’tan devralan Yetvart Danzikyan ilk röportajını Radikal’e verdi. Danzikyan 11 Şubat’ta düzenlenen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun gayrimüslim azınlık temsilcileri ile buluşmasındaki açıklamalarını değerlendirdi. Başbakan’ın “Bu toprakların asli çocuklarısınız” mesajını topluma vermesi gerektiğini söyleyen Yetvart Danzikyan, Agos’un eski genel yayın yönetmenlerinden, Başbakan’ın Başdanışmanı Etyen Mahçupyan’ın eleştirilerini de ilk kez yanıtladı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 2015’te azınlıklarla ilk teması dini temsilcilerle oldu. Siz bu kararı eleştirdikten sonra Başbakan daha kapsamlı bir toplantıyı geçen hafta düzenledi. Bu “açılımda” eleştiriler etkili oldu?Sadece dini temsilcilerle görüşmenin doğru olmadığını, bu toplumların dinin dışında da sorunlarının bulunduğunu söyleyen yazılarımız, eleştirilerimiz belki etkili oldu. Yazımın ardından ilk olarak AKP ’ye yakın medyada bu toplantıya yönelik kulis haberler çıktı. Ancak katılımcıları uzun zaman bilemedik. Toplum içinde birbirimize sorarak davetlilerin kim olduğunu öğrendik. Konuşma düzeniyle ilgili de oraya gidene kadar bilgi verilmedi. Bu da bir tuhaflıktı. Konuşabilecek miyiz, konuşamayacak mıyız, kimler nasıl bir sırayla konuşacak gibi soru işaretlerimiz vardı.

“OTORİTE OSMANLI’DAN BERİ DEĞİŞMEMİŞ GİBİ BİR HAVA VARDI”

İçeride nasıl bir atmosfer vardı? Merkezi otoriteye sorunlarını aktaran azınlık temsilcileri gibi mi, yoksa eşit vatandaş olarak mı hissettiniz?Başbakan Davutoğlu’nda Osmanlı dünyasını idealize etme durumu var. Sanki merkezi otorite Osmanlı’dan beri değişmemiş, bu çerçevede azınlık toplumları ile de görüşmeler yapıyorlarmış gibi bir hava bulunuyordu. Bu da tartışılması gereken bir konu. Eşit vatandaşlık üzerinden konuşmamız gerekse de onlar bu durumu seviyor.

Basına kapalı bölümde verilen mesajların ilki nefret söylemine yönelikti. Bu kapsamda bir özeleştiri geldi mi?Musevi cemaatinin temsilcileri, Gazze gündeminde ve İsrail ile yaşanan gerginliklerde yükselen nefret söylemini gündeme getirdiler. Davutoğlu nefret söyleminin yanlış olduğunu söyledi. İki örnekle de karşı durduklarını ifade etti. Holokost anma gününde – isim vermediler ancak Cemil Çiçek’i kastettiklerini anlıyoruz – Gazze meselesinin gündeme getirilmesinin yanlış olduğunun farkındaydılar. “Bununla ilgili bir uyarıda bulunduk” dediler. Edirne Valisi’nin şehirdeki sinagogun açılmasıyla ilgili eleştirilerinin de hatalı olduğunu belirttiler.

Ermeni toplumunun sorunlarına yaklaşımları nasıldı?
Argümanlar olarak bakarsanız eski devlete göre bir nebze dilin yumuşadığını görsek de simgesel hamlelerle bildiğimiz çerçevenin değişmediğini görüyoruz. İsviçre’deki dava için hükümetin kendisine karşı bir kalkışmaya girişmekle yargılanan Doğu Perinçek’in yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması, bu davaya Egemen Bağış ile Deniz Baykal’ın beraber davaya gitmesi, 24 Nisan hamlesi, Ermenistan ile “kontrollü gerginliğin” çıkartılması, lobilerle ilgili söylemin yeniden dolaşıma sokulması gibi.

“24 NİSAN AÇIKLAMASINI İNANDIRICI BULMADIM”

Başbakan “24 Nisan” için Çanakkale çıkışını nasıl savundu?
Anzakların anmasının 25 Nisan olduğunu biliyoruz. Tam da 100. yılda Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ı çağırmalarının şüpheli olduğunu da belirttik. Bize “kastımız yok” denildi ama inandırıcı bulmadık, en azından ben inandırıcı bulmadım. Fakat yine de “Ermeni toplumu yanlış anlamasın” mesajı verildi.

Ankara’nın Ermeni diasporası ve lobilerle ilgili de sert mesajları var. Başbakan bu konuda nasıl bir bakış açısı ortaya koydu?
Katılımcıların bazıları olarak lobiler konusunun dolaşıma sokulmasının eski devleti andırdığını belirttik. Karşı taraftansa diaspora ve lobileri ayırmak yönünde bir izlenim aldım. “Diaspora bizim diasporamız” denildi ancak yine lobiler yine “kötü” bir izlenimle sunuldu. Yani o dil değişmedi.

Halbuki Erdoğan Bogota’daki konuşmasında “diaspora samimiyse, dürüstse” diye bir çıkışı vardı. Devletin zirvesi ile başbakan arasında diaspora konusunda farklı fikir mi var?
Ben yazılarımda da ve Agos’un başyazısında da dikkat çektik. Davutoğlu ile Erdoğan farklı bir dil kullanıyor. Erdoğan’ın söyleminin daha eski olduğunu, Davutoğlu’nunkinin bir iki adım daha ileride olduğunu söyleyebiliriz. Erdoğan, aynı konuşmasında “1. Dünya Savaşı’nı, 1915’in tarihini egemenler yazmıştır” dedi. Cumhurbaşkanı bunu Batı ile Ortadoğu denklemine getirmek için söylüyor. Aslında Ermeniler de aynı cümleyi tam tersinden kuruyor. Evet, 1915’in tarihi egemenler yazdı ancak bu egemenler devletin egemenleriydi.

“ASLİ VATANDAŞ SÖZÜ BİZE DEĞİL TOPLUMA SÖYLENSİN”

Başbakan ile görüşmenin ardından Agos’un manşetine çıkan “Bu toprakların asli çocuklarısınız” mesajıydı. Siz “asli çocuk” olduğunuzu hissediyor musunuz?
“Siz bu ülkenin asli çocuklarısınız” sözü bize değil topluma söylenmeli. Özellikle de AKP medyasına. Yine de bunu duymak duymamaktan daha iyi.

Sizce devlet zaten “asli çocuk” olarak gördüklerine “asli çocuksunuz” der mi?
Bizim bu toplantımız bile hala problemlerin sürdüğü ve asli çocuk olmadığımızı gösteriyor. Evet, bu açıdan baktığınızda, biz hala bu toprakların değişik, farklı çocuklarıyız. Davutoğlu bunu demek durumunda kalıyorlarsa sorun var demektir.

AK Parti iktidarları döneminde yaşanan Dink suikastı aydınlanmadan iktidardan gelen bu mesajlar karşılık bulur mu? Ermeni toplumu kendini “asli çocuk” hisseder mi?
Sadece Dink davası değil. Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi ve Samatya cinayetinin karanlıkta kalması da var. Bu konuların hakkınca ele alınmadığını görüyoruz. Daha da önemlisi Dink cinayeti devlet içi vuruşmaların enstrümanı olarak kullanılıyor.

Son dönemde iktidarın ifadesiyle “paralel yapı” denilerek Gülen cemaatinin işaret edilmesi gibi mi?
Evet. Beş yıl önce cinayet “Ergenekon işi” deniliyordu. Bizse cemaate yakın polislerin de işin içinde görüldüğünü ifade ediyorduk. O zaman bize “Ergenekoncuları mı koruyorsunuz?” deniliyordu. Şimdi resim değişti. Ergenekon ve klasik devlet unsurları dışarıya çıktı. Gülenciler hedefte. Bu kez de tam tersi bir tepkiyi alıyoruz. Yani beş yıl içinde hem Ergenekoncu hem Gülenci olduk. Halbuki bizim olduğumuz yer belli. İktidar ve çevresi değişiyor. Hala Ermenilerin çok kolay öldürülebildiği, öldürenlerin de yargı korumasında olduğu belli oluyor.

“1915 ZİHNİYETİ İLE DİNK SUİKASTI ZİHNİYETİ BENZER”

Dink suikastı ile yüzleşilmeden 1915 mümkün mü?
Devlet Dink suikastını aydınlatmazsa 1915’ten bu yana çok fazla şey değişmediğini kanıksamış olacağız. 1915’i planlayan, uygulayan ve sorumlularını saklayan zihniyet neyse Dink cinayetini planlayan, uygulayan ve sorumlularını koruyan zihniyetle benzerlik taşıyor. Biz bu işi çözemezsek ilerleyemeyeceğiz.

Soykırım Agos’un ilk dönemlerinde açıkça yazılamıyordu. Cezai yaptırımlar geliyordu. Bu değişim nasıl geldi?
Soykırımı rahat konuşuyoruz ama büyük bir bedel ödemek zorunda kaldık. Benim biraz içim sızlayarak soykırım diyorum çünkü bu Hrant Dink’in öldürülmesi ile oldu. Bu bir kırılma noktasıydı. Onu öldürenler ne hedefliyor idiyseler tam tersi bir sonuca ulaştılar. İnsanlar daha fazla konuşmaya başladılar.

Dink döneminde gazeteye destek verenlerden biri, suikast sonrası Agos’un genel yayın yönetmeni olan bugünse Başbakan’ın Başdanışmanı olan Etyen Mahçupyan. Mahçupyan’ın “Agos giderek daha az bir Ermeni gazetesi” olduğuna yönelik eleştirisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu eleştiriye katılmıyorum. Agos’un manşetlerinde işlediği konular Ermenilerle ilgilidir. Bu hafta da manşetimiz Başbakanlıktaki görüşmede Patriklik seçimi üzerine konuşulanlar üzerine. Yani Ermeni cemaatindeki sorunlarla yüzleşme pozisyonunu hala koruyor. Agos her zaman hem toplumu içindeki küçük iktidarlaşmalara hem de devlete eleştirel bir pozisyonu vardı.

“AGOS KURULDUĞUNDA DA SOLA YAKINDI”

Mahçupyan Agos için “Bence daha çok sol görüşlü laik- aydın gazetesi” dedi. Sizin de içinde bulunduğunuz kuruluş yıllarında farklı mıydı?
Bu eleştirisini anlamadım. Ne olabilirdi ki? Agos zaten kurulduğunda da sola yakındı. Zaten kurucusu Hrant Dink solcuydu. Eğer laikliği İslamcılık denkleminde konuşuyorsak Ermeni cemaati elbette laik olacak. Eski laik devlet - yeni muhafazakar devlet ikilemi üzerinden ilerlememiz mümkün değil.

Mahçupyan “Sokaktaki Ermeni, son 10 senenin Cumhuriyet tarihinde olmadığını ve böyle bir dönemi yaşamadığını kabul ediyor.” diyor. Sizce Ermeni toplumu AK Parti iktidarlarına böyle mi bakıyor?
Ermeni toplumu içinde iç güvenlik paketinden, otoriterleşmeden, Erdoğan’ın sert üslubundan, eğitimin dindarlaşmasından rahatsız olan Ermeniler muhakkak var. Ama unutmamak gerekir ki Ermeni toplumu içinde Özal döneminde ANAP’a da oy verenler vardı. Elbette AK Parti’ye de oy verenler olacaktır. Ama bu muhafazakarlık üzerinden olmaz. Yoksa Ermenilerin Osmanlıca eğitim ya da 16 Türk devleti için oy verecek hali yok. Bir kısmı ekonomik nedenlerle, bir kısmı da eski devlet kalıntılarının geride kalması, vakıflar yasasının çıkması üzerinden destekliyordur. Ama sonuçta bütün Ermeni toplumu için “malınız mülkünüz geri veriliyor, derin devletin gücü de devre dışı kaldı, size kalan AKP’ye destek vermek” gibi bir elbise biçiliyorsa bu olmaz.

Etyen Mahçupyan’ın bir başka eleştirisi ise söylemlere odaklanılması yönünde. CNN Türk yayınında Şirin Payzın’ın sorularını yanıtlayan Mahçupyan, Erdoğan’ın “affedersin bana çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyenler oldu” sözlerinin yanlış anlaşıldığını savundu, icraatları özellikle de vakıf mallarının iadesini hatırlattı.
“Söyleme bakmayalım” diye bir şey söyleyemeyiz. Düşmanlıkların, önyargıların hepsi söylemler üzerine kuruluyor. “Affedersiniz Rum” çok net bir çıkıştı ve Rum derken başına “affedersiniz” konuluyorsa bu bir rahatsızlığı gösterir. Ermeni çıkışına gelirsek, ben asla “affedersiniz bana çok daha çirkin şeylerle Türk diyenler oldu” demem. Bu hakim millet söylemidir. Bana bugün “Türksün” deseler neden rahatsızlık duyayım? “Değilim ama olsam ne olurdu?” derim. Asıl mesele bunun mesele yapılması. Tabi bu yeni değil. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu konuda dava açma gereği duymuştu.

Son olarak temsiliyet tartışmasına gelirsek. Mahçupyan’a göre “Agos’un, Ermenileri temsili asgari seviyede” Ermenileri temsil eden bir mecra olabilir mi?
Şunu sormak gerek: Türkleri kim temsil ediyor? Ya da Kürtleri? Her şeyi millet üzerinden kurgulamak doğru değil. Ermenileri kimse temsil edemez. Patrikhane de temsil edemez, herkes o kadar da dindar değil. Vakıflar zaten bir yönetim, onların da temsiliyeti sınırlı. Agos, Jamanak ya da Marmara da Ermenilerin tamamını temsil edemez. Temsiliyet sorunu üzerinden bir yere varamayız. Ermenilerin bir bölümü muhafazakar, bir bölümü burjuva, bir bölümünün gelir düzeyi bozuk, bir bölümüyse “hiç tartışmalı konulara girmeyelim” diyor. Ama sonuçta Agos'un arkasında duran anlamlı bir kesim var, bize de bu güç veriyor zaten.

Özellikle tartışmalı konulara girmek istemeyen kesimde baştan beri Agos’a karşı eleştiri yok muydu?
Agos ilk çıktığında tek kaş havada karşılayanlar hep oldu. Hrant Dink bu çizgiyi sürdürürken Ermeni cemaatinin hepsinin onun arkasında olduğunu düşünmeyelim. Bu kadar sert konuşulmaması gerektiğini düşünenler vardı. Sadece işinde gücünde olan bir kesim, “bu konular gündeme geldiğinde bize dönüşü kötü oluyor” diye düşünüyor. Onların temsiliyetini ne yapacağız? Mahçupyan farklı bir şey görse de ben kuruluşundan bu yana takip eden biri olarak Agos’un Ermeni cemaati için anlamının çok da değişmediğini düşünüyorum.

“DAVUTOĞLU ‘HOCALI ANMASINDAKİ O BAKAN ŞİMDİ NEREDE?’ DEDİ”

Ermeni toplumu içinde de dışında da gözler 24 Nisan’a kilitlenirken öncesinde Hocalı anmaları var. Ermeni toplumuna karşı ırkçı sloganların atıldığı bu mitingler Başbakan ile görüşmede gündeme geldi mi?
Başbakan ile görüşmemizde de dile getirdik, “Hocalı mitinglerinin Ermeni cemaati üzerinde baskı olarak kullanıldığına yönelik kanaat var” dedik. 2012 yılındaki anmalarda, AKP’nin bir bakanının, dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ırkçı pankartlar eşliğinde yer aldığını hatırlattık. Davutoğlu “O bakan şimdi nerede?” diye sordu.

“Bireysel karar” imasında mı bulundu?
Sonuçta o dönem AKP bu işe girdi. Bu bir kabahatti. Pankartlarla, billboardlarla Taksim’deki eylem desteklenmişti. Anlaşılan o mitingin sonuçları o kadar kötü oldu ki sonradan bu işten çekildi. Bu yılki miting Kadıköy’de yapılacak.

Bu süreçte size baskı geliyor mu?
Bize sürekli “kınayın” baskısı geliyor. Halbuki biz zaten biz kınıyoruz. Türkiye'deki Ermeni cemaatinin bu konuda hiçbir zaman sıkıntısı olmadı ki!

Son Dink anmasında ilk kez soykırım bu kez öndeydi. 100. yıl Agos için ne anlama geliyor?
100. yıl son değil. 101. yıl da olacak. Soykırım daha fazla konuşuluyor görülse de yüzleşme farklı bir şey. Fatih Akın’ın filmi “The Cut” / “Kesik” bile tartışma yaratmadı. Benim artık merak ettiğim “AKP ne yapacak?” değil. DİSK, TMMOB ve TÜSİAD gibi binlerce üyesi olan kuruluşlar ne diyecek? Bu kesimlerden bir hamle gelse iyi olur. Yoksa bu yıl yapılacak siyasi hamlelerin tamamı taktik amaçlı olacak AKP de, devlet de 24 Nisan’ın geçmesini, Mayıs ayının gelmesini istiyor. Biz hükümetin tavrını – eğer seçimi kazanırlarsa – 2016’da göreceğiz. Bu sorunun bugün hala konuşamayan Ermeniler için çözülmesi gerekiyor. Üstlerindeki 99 yıllık yükün kaldırılması lazım.