Demirtaş: Dağa gitmek kolay, biz zor olanı seçtik!

Demirtaş: Dağa gitmek kolay, biz zor olanı seçtik!
Demirtaş: Dağa gitmek kolay, biz zor olanı seçtik!
HDP lideri Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisi için söylediği "Malum kardeşi dağda yetişmiş bir kişi. Kendisi de fırsatı bulduğu zaman oraya koşar" sözlerine yanıt verdi.

RADİKAL -  HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sözlerine "Dağın çözüm olduğuna inansaydım gitmiş olurdum. Merak etmesin, gidiş hiç zor değil. Burada seninle yüz yüze mücadele etmek daha zor ve biz zor olanı seçtik." açıklamasıyla yanıt verdi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş AFP muhabiri Fulya Özerkan’ın sorularını yanıtladı. Demirtaş söyleşide özetle şunları söyledi:

Er ya da geç barış olacak: Uluslararası deneyim göstermiştir ki bu tür çözüm süreçleri zaman zaman duraksar, zaman zaman geriler, zaman zaman gerginleşir, çatışmalı dönemler yeniden başlar. Ama bunların tamamı sürecin handikaplarıdır. Sürecin zorluklarıdır. Böyle dönemler için süreç bitti, artık bundan sonra süreç yoktur demek barış arayışının ruhuna aykırıdır. Çünkü barış arayışı bitecek bir şey değildir. Er veya geç barış olacaktır. Bu kesindir. Dolayısıyla şu anda yaşanan şey sürecin bittiği şeklinde tariflenemez. Süreç şu anda derin bir kriz yaşıyor, yeniden çatışmalı döneme girildi. Dolayısıyla bizim derhal sürece geri dönüş koşullarını yaratmamız ve yakalamamız lazım. Evet, süreç yeniden başlayabilir. Bu mümkündür ama bugün görünen o ki çok ciddi zorlukları var. Bu zorlukları konuşarak tartışarak aşmamız gerekiyor.

En önemlisi ateşkes: İlk yapılması gereken karşılıklı silahları susturmak. Ateşkes… Bu çok önemli. Bir yandan hava saldırıları, bir yandan PKK 'nin misilleme eylemleri ve bunun yarattığı ağır tansiyon, ağır gerilim ortamında konuşabilmek, müzakereye dönebilmek imkansızdır. O nedenle yapılacak ilk çağrı bizce karşılıklı derhal tarafların ateşkes pozisyonuna geri dönmesi ve ölümleri durduracak bir atmosferin yaratılması. O sağlandıktan sonra tabii ki yeniden müzakereye nasıl dönüleceği daha rahat konuşulabilir ... İnsanlar bizden tam kalıcı, köklü bir barış beklerken yeniden Türkiye ölümlerle karşı karşıya kaldı. O nedenle siyasetçilerin sorumluluğu çok ağırdır. Ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakan PKK'ye çok da karşılık bulmayacak boş çağrılar yapmak yerine bir an önce karşılıklı çatışmasızlığı sağlamalı ve ondan sonra derhal müzakereye geçilecek bir durum yaratmalı, ondan sonra PKK'ye silah bıraktıracak duruma getirmelidir.

PKK’nın yaptıklarından HDP sorumlu tutulmak isteniyor: Aslında çoğunlukla HDP'yi baskı altına almaya donük bir konsepte benziyor bu. Suruç’ta büyük bir katliam gerçekleştirildi. Aslında bizim acımızdan IŞİD eyleminden çok hükümetin veya devletin yönlendirmesi veya desteğiyle gerçekleşmiş bir katliam gibi görülüyor. Arkasından Ceylanpınar'da iki polis yataklarında uyurken infaz edildiler. Bunu da PKK'nin yaptığı söylendi ve bir anda Türkiye yeniden çatışmalı ortama dönmüş oldu. Bunu planlayanlar AKP 'den bağımsız değil diye düşünüyorum. Çünkü ülkeyi kaosa sürüklemek için gerginlik ortamında, çatışma ortamında toplumun AKP'nin "ne kadar kıymetli" olduğunu anlamasını sağlayacak diye düşündüler herhalde. Güvensizlik ortamında insanlar tek partili hükümetin ne kadar kıymetli olduğunu anlayacak diye hesaplıyor olabilirler. İkincisi, akan kandan HDP'yi sorumlu tutup PKK'nin bütün yaptıklarından HDP'yi sorumlu tutup HDP'nin oylarını düşürüp baraj altında kalmasını sağlamak ve tek başına AKP iktidarını erken seçimden çıkarmaktır bütün hesap. Ve biz bu hesapları bozmanın tek yolu silahların derhal susmasıdır diye düşünüyoruz.

IŞİD’in katlettiği gençlerin ailesine taziye iletilmedi:  Suruç katliamından sonra ... Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı IŞİD destekçisi bir hükümet algısından çıkıp IŞİD mağduru bir devlet veya hükümet pozisyonuna girmeye başladı. Bütün dünyadan taziye telefonları alan Sayın Erdoğan bu 32 gencin tek bir birinin dahi ailesini arayıp telefonla taziye iletmedi. Umurunda değil çünkü. 32 sosyalistin gencin IŞİD tarafından katledilmesi umurunda değil. Çünkü o bunu büyük bir fırsat olarak görüyor. IŞİD destekçisi bir hükümet algısından kurtulmanın fırsatı olarak görüyor. Bu gençlerin cenazesi üzerinden bir imaj yenileme, bir imaj tazele operasyonuna girişti. Hemen akabinde göstermelik IŞİD mevzilerine birkaç hava saldırısı düzenlendi Türkiye tarafından ve bitti. Türkiye'de de birkaç göstermelik operasyonla sözde IŞID'liler yakalandı, onlardan çoğu serbest bırakıldı zaten. Tutuklananlar da takip ederseniz bir ay sonra serbest kalacak zaten. Dolayısıyla asıl Kürtlere ve ağırlıklı olarak PKK'ya yapılan operasyonların bir kılıfı olarak bir örtüsü olarak kullanıldı IŞİD saldırıları. Tayyip Erdoğan (dünyadan) aldığı desteği PKK'ya karşı kullanmaya başladı… Oysa PKK dediği, terör örgütü olarak tarif ettiği ve şu anda IŞİD’den daha çok mücadele ettiği örgütle birkaç ay öncesine kadar masadaydı. Müzakere yürütüyordu ve örgüt neredeyse silah bırakma aşamasına gelmişti artık, bu iş çözülüyordu. O nedenle PKK'yle IŞİD’i aynı kefeye koyarak tüm dünyada böyle anlatması büyük bir çarpıtmadır.

(Ceylanpınar saldırısında HDP'nin reaksiyon göstermekte geç kaldığına dair eleştiriler oldu. Bundan pişmanlık duyuyor musunuz?) sorusu üzerine: Biz Suruç’taki cenazemizi doğru dürüst defin bile edememiştik... Yaşanan iki polisin infaz edilmesinin çok kirli bir iş olduğunu ilk etapta ifade ettik ama o kaotik ortamda çok görülmedi, anlaşılmadı. HDP'nin tepkisinin belki daha güçlü olması beklenirdi, ama HDP'nin saldırıyla karşı karşıya olduğu ve çok ağır bir travma yasadığı da görülmeliydi. Orada katledilenler bizim çalışma arkadaşlarımızdı. Parti meclis üyemiz, onun çocukları, ilçe başkanımız, ilk gençlik çalışanlarımız. Bunun da iyi anlaşılması lazım.

HDP ile PKK bambaşka iki farklı örgüt: Biz PKK siyasi kolu olarak kurulmuş olsaydık, bunu söylemekten çekinmezdik; çünkü belki bu kolaylaştırıcı olurdu bazı sorunların çözümünde. Belki PKK'yi demokratik siyasete çekme, ikna etme konusunda bir kolaylaştırıcı olabilirdi o zaman. Ama durumumuz öyle değil bizim. Sinn Fein ile IRA arasındaki ilişki gibi bir ilişki yok PKK'yle bizim aramızda. Biz kesinlikle PKK'nin partisi, siyasi kolu, kanadı değiliz. PKK de bizim askeri kolumuz, askeri kanadımız falan değil. Ayrı ayrı bambaşka iki örgütüz.

(Erken seçim yapıldığı takdirde HDP’nin aldığı oyları kaybetme korkusu var mı?) sorusu üzerine:  Bu savaş ülkemizin topraklarını korumak için yapılmıyor. Sarayın geleceği için yapılıyor. Sarayı korumak için yapılıyor. Ve biz bunu halka iyi anlatırsak savaşı durdurmak da o kadar mümkün olur ... Korkumuz ve kaygımız yoktur diye net ifade edebilirim. Derdimiz oylarımızı artırmak da değil. Ölümler dursun istiyoruz oyumuz ne olursa olsun.

(Hakkınızda açılan fezleke, dokunulmazlıklar kalktığında yasal süreçler başlarsa. Kaygınız var mı?) sorusu üzerine: 2000 yılında avukatlığa başladım, 15 yıllık avukatlık mesleğim var. Çok uzun süre yapamadım ama avukatlık yaptığım her dönemde insan hakları savunuculuğu yaptım ve bu süre zarfında hakkımda 500'den fazla soruşturma açıldı. Bunların önemli bir kısmı fezlekeye dönüştü, parlamentoya geldi. Hakkında düzenlenen ilk fezleke değil. Bunların hiçbiri cezayla sonuçlanmadı. Sadece konuşmalarımdan dolayı bana dava ya da soruşturma açıyorlar. Konuşmalarımın hiçbiri şiddeti, ırkçılığı teşvik etmiyor ... Ama siyaseten bunu bir baskı aracına dönüştürmek istiyorlar, yargı da buna hizmet ediyor. Biz de bütün bu şantaja boyun eğmediğimizi göstermek için dokunulmazlıklarımızın kaldırılması için dün parlamentoya başvuru yaptık. Dokunulmazlık zırhına sığınmak istemiyoruz. Herkesin bütün parlamenterlerin dokunulmazlığı kalksın diyoruz... Çağrı yaptık, gelin 550 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldıralım. Hatta Cumhurbaşkanı’nın yüreği yetiyorsa o da başvursun, dokunulmazlığını kaldıralım... Bizim savunamayacağımız hiçbir faaliyetimiz, hiçbir işimiz yoktur. Onlar da kendilerine güveniyorsa, yolsuzluk, rüşvet, ihaleler dahil olmak üzere güveniyorlarsa buyursunlar hep birlikte mahkeme huzuruna çıkalım. Biz korkmuyoruz.

Erdoğan’ın ‘dağa koşar’ suçlamasına yanıt:  Çok kişiselleştiriyor. Bunu doğru bulmadığımı belirtmek istiyorum. Benim Sayın Erdoğan'la kişisel bir husumetim yok, kişisel bir derdim de yok. Kendisi hatalı politikalar yapmazsa biz kendisine saygı duyuyoruz. Cumhurbaşkanı’dır. Yaptığı yanlışları eleştiriyoruz. İktidar hırsıyla ülkeyi ateşe atmasına karşı çıkıyoruz. Tek başına bu ülkede saltanat kurmasına karşı çıkıyoruz. Bu eğer kendisinde bir öfkeye, kişisel bir öfkeye dönüşüyorsa, bu onun sorudur. Psikolojik durumunun, ruh halinin iyi olmadığı anlaşılıyor.  Kendisi iyi bilmeli ki dağa gitmek için fırsat bulmak hiç zor değil, sadece o anlık karar verirsiniz ve gidişinizi hiç kimse durduramaz. Buradaysak buna inandığımız için buradayız. Eğer dağın çözüm olduğuna inansaydım ben de dağa gitmiş olurdum. Merak etmesin, gidiş hiç zor değil. Burada kalmak zor. Burada seninle yüz yüze mücadele etmek daha zor ve biz zor olanı seçtik. Buna inandığımız için buradayız ve burada kalmaya devam edeceğiz.