Demirtaş: Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz

Demirtaş: Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz
Demirtaş: Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz
HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ 1 Kasım seçimleri için hazırlanan parti bildirgesini açıkladı. Yüksekdağ yaptığı konuşmada "Dün başaramayacaksınız, sizi başkan yaptırmayacağız dedik. Bugün de yine başaramayacaksınız, sizi diktatör yaptırmayacağız. 1 Kasım'da, Saray'ı barış altında bırakacağız" diye konuştu. Daha sonra söz alan Demirtaş ise "Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz" dedi.

RADİKAL-HDP, 1 Kasım seçim bildirgesi açıklanıyor. HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Ankara'da düzenledikleri toplantıda 1 Kasım seçimleri için hazırlanan seçim bildirgesini açıkladı. HDP'nin seçim bildirgesinde, "Dikta yönetimine değil, halkın özyönetimine ihtiyacımız var. Her eve, her ay 10 metreküp su, 180kW/h ücretsiz elektrik kiracılara 250 TL kira desteği verilecek. Diyanet İşleri Başkanlığı Din ve İnanç İşleri Kurulu olarak yeniden yapılandırılacak. Eşbaşkanlık, eş muhtarlık olacak saraydaki ne yapacak? HDP olarak derhal silahların iki taraflı susturulması müzakere masasına dönülmesini istiyoruz. Özyönetim ya da yerinden yönetim. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacak. Kadın bakanlığı"nı kuracağız. Emeklilerde en düşük ücret asgari ücretle eşitlenerek 2.000 TL olacak. Ev kadınlarına" emeklilik hakkı sağlanacak. HDP "Başkanlık sistemi"nin anayasa değişikliklerinin temel koşulu haline getirilmesini kabul etmeyecek" gibi vaatler dikkat çekti. Seçim bildirgesinin açıklanmasından sonra Demirtaş ve Yüksekdağ,  "Halklarımızı böldürtmeyeceğiz, evlatlarımızı öldürtmeyeceğiz" diyerek kazasız belasız bir seçim dileğinde bulundu.  Toplantıda ilk konuşmayı Figen Yüksekdağ yaptı. Daha sonra ise kürsüye Demirtaş çıktı. "Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz" diyen Demirtaş " HDP olmazsa bu gemi batar"dedi. 

Yüksekdağ konuşmasında şunları dile getirdi:

İşte böyle başlamıştı her şey. Güzel başlamıştı, güzel devam etmişti. Siyasi iktidarın ve sarayın hırsı Türkiye’nin aydınlanan geleceğini karartmadan önce, savaş başlamadan önce, hırsızlıkların üstü kanla örtülmeden önce umut vardı, coşku vardı, neşe vardı. İnsana inanç, geleceğe inanç vardı. HDP büyük insanlığın o büyük yürüyüşünü başlattığında saflarımızda buluşan o büyük enerji, Türkiye’ye yeni bir ufuk açmıştı.  Karanlığın en yoğun olduğu bir aşamada ufukta beliren bir ışıktı ve umuttu HDP. HDP sadece bir kişi, bir lider, bir örgüt değildi. HDP, yani bizler bütün Türkiye Kürdistan halklarının çoğulluğunu temsil ediyordu. Yıllar boyunca birbirinden koparılan Türkiye halklarının nasıl bir araya gelebileceğini gösteriyordu. Türkiye toplumunun, halklarımızın yeni bir ışıkla aydınlanmasını istemediler. Çünkü karanlıkla beslenenler çünkü iktidarlarını zorbalık ve zulüm ve kan üzerinden kuranlar aydınlıktan ışıktan korkarlar.

HDP'nin 1 Kasım sloganı belli oldu: İnadına HDP

Ama bizler geride bıraktığımız dönemde 7 Haziran’daki büyük seçim başarısını elde etmeden önce bu ışığı görmüş ve etrafında buluşmuştuk. İşte tam da bu süre içerisinde biz 7 Haziran’a varmadan önce bütün Türkiye halkları değişimin öz gücü olduğunu gördüler.Sorun çözmek değil, sorun üretmekten başka hiçbir şey yapmayan siyasi iktidar vardı. Sonra bütün Türkiye halkları HDP ile birlikte bizler olarak değiştirme gücünü kuşandı. İşte HDP, 7 Haziran başarısıyla beraber Türkiye’de demokrasi geleceğinin adresi oldu. Her türlü saldırıya, kuşatmaya, ablukaya rağmen, HDP ve onun milyonlardan oluşan gönüllüler ordusu yani bizler, kadınlar gençler işçiler emekçiler köylüler LGBTİ bireyler ve tüm ezilen halklar ve inançlar…

Hiçbir zulüm saltanatının yıkılmaz olmadığını gösterdiler. Hiçbir saldırı aygıtının ve sonu gelmeyeceği, gitmeyeceği düşünülen hiçbir iktidarın yara almaz ve baki olmadığını gösterdiler. İşte 7 Haziran seçim sonuçlarının en büyük başarısı buydu. HDP’nin ve bizlerin en büyük başarısı buydu. Mümkündür ve başarabiliriz. Başka bir dünya, başka bir Türkiye mümkün. İşte esas korktukları da buydu. Onları çığrından çıkaran da Türkiye toplumunun bu kadar güçlü biçimde demokrasi kültürüyle buluşmuş olmasıydı. 7 Haziran’da ne gördüler biliyor musunuz? Karşılarında güdemeyecekleri, baskıyla yalanla yönetemeyecekleri bir halk olduklarını gördüler. Bu iktidar sahiplerini, saltanat sevdalılarını en fazla ürküten şey olmuştur. Bütün diktatörlerin en büyük korkusu budur, yönetemedi halk.

“YİNE BAŞARAMAYACAKSINIZ”

7 Haziran sabahından itibaren sanki o gün seçim sandıklarına gidilmemiş gibi davrandılar. Bugün de aradan 6 ay geçtikten sonra Türkiye halkları tekrar seçimle karşı karşıya. 7 Haziran seçim yenilgisini hazmedemeyen saray ve AKP iktidarı, 1 Kasım seçimlerinde iktidar hırsını tatmin edecek daha büyük ve başarılı bir sonuç elde etmeyi düşünüyor. Yine başaramayacaksınız. 7 Haziran günlerinde de söyledik. Bugün yeniden söylüyoruz. Sizin günleriniz doldu, sizin süreciniz bitti. Artık Saray ve AKP hükümetinin siyasi anlayışı Türkiye’nin tarihinde ve geçmişinde kalacak bir örnek ve süreç olacak. Türkiye kendi geleceğini 7 Haziran’da seçti. Çoğulculuğu seçti, yönetime katılmayı ve kendi özyönetim gücüyle yaşamın siyasetin toplumsal yönetimin bir parçası olmayı seçti. Türkiye toplumu 7 Haziran’da bu kadar güçlü bir seçimi yaptıktan sonra hiçbir saltanat bu seçimi değiştiremez.

Saray ve AKP hükümeti seçimle işbaşına geldiler. Ama seçimle gitmek istemediler. Seçimle iş başına gelenler bugün savaşla yeniden yönetime gelmek, yeniden tek başına iktidar olacakları bir sonuç elde etmek istiyorlar. 7 Haziran’dan itibaren başlatılan savaşın, halklarımızın itildiği çatışma kan ve ölüm gözyaşının tek nedeni vardır, Saray’ın iktidar hırsı ve o iktidarı sürdürmek için mevcut egemen siyasetin her şeyi göze alması.

HDP barajı geçerse eğer Türkiye’de kaos olur demişlerdi. Seçimlerden sonra da gözümüzün içine baka baka, eğer 400 vekili verseydiniz bütün bunlar yaşanmayacaktı dediler. Bütün bu savaş çatışma ölümler olmayacaktı dediler. İşte bu kadar yüzsüzce ilan edilmiş bir savaş var karşımızda. Yüzlerce insanımızın ölümüne yol açan sadece 7 Haziran seçim sonuçlarından sonra 22 çocuğun katledilmesine yol açan çok koyu bir karanlığa, savaşa ve ölüm siyasetine mahkum edilmiş durumda Türkiye. 400 vekili vermeyenlere, 400 vekil isteme yüzsüzlüğü gösterenlere ders verme cesareti gösteren halklarımıza bugün savaşla, zulümle ve çatışmalarla cevap veriliyor. Siyasi iktidar kaybettiği her yerde, Kürt illerinde yenilgisinin faturasını halklarımıza çıkartmaya çalışıyor.

“DÜN DE BARIŞ DEDİK, BUGÜN İNADINA BARIŞ DEDİK”

İşte bu karanlık koşullar içerisinde, bizlere dayatılan, bu savaş ve çatışma günleri içerisinde yine bizim sözümüz, bizim eylemimiz dün olduğu gibi gayet net ve güçlü olacak. Dün de barış dedik, bugün inadına barış dedik. Dün bizler ve HDP dedik, bugün inadına beraber inadına HDP diyoruz. Dün büyük insanlık dedik ve gelecek yürüyüşüne çağırdık. Bugün büyük insanlık ve büyük barış diyoruz.

Dün başaramayacaksınız, sizi başkan yaptırmayacağız dedik. Bugün de yine başaramayacaksınız, sizi diktatör yaptırmayacağız. Savaştan bu yana bütün Türkiye halkları acıyla ölümle sınandı yeniden. Suruç’ta Silvan’da Varto’da… Türkiye’nin dört bir yanında karanlık katliamcı saldırılarla karşı karşıya kaldık. Türkiye’nin umudu ve demokratik siyasi ekseni olan bir partiye, HDP’ye kıyıcı yıkıcı saldırılar gerçekleştirildi. İktidarı kazanamayanlar bütün Türkiye’de iç savaş çıkarmayı göze aldılar. Sadece Kürt olduğu için yurttaşlarımızın sokaklarda işyerlerinde evlerinde linç edilmesine yol açacak saldırıların talimatını verdiler. Hala da talimat vermeye devam ediyorlar. Basın kuruluşlarına, basın mensuplarına, kadınlara, gençlere, halklara, çocuklara kendilerinin karşısında duran onlar gibi olmayan, olmamakta direnen bütün halklarımıza savaş açmış bir iktidar var karşımızda.

“1 KASIM’DA, SARAY’I BARIŞ ALTINDA BIRAKACAĞIZ”

Bugün onlara en esaslı cevabımız şudur. Biz işte tam da bugünlerde 1 Kasım’da, Saray’ı barış altında bırakacağız. Halklarımızın barış ve çözüm iradesini kabullenmeyi öğrenecekler. Demokrasi kültürüne göre hareket etmeyi, çoğulcu siyaset yapmayı öğrenecekler. Bu iradeyi dikkate alacaklar. Eğer öğrenmiyorlar, dikkate almıyorlarsa gidecekler. Söylediğimiz her sözün arkasındaki irademizi, çabamızı, emeğimizi ve kararlılığımızı her koşul altında koruduk. Bugün de işte bize dayatılan bu seçim karşısında, 1 Kasım seçim sandıklarında da 1 Kasım seçim anından sonra da yeni bir yaşamı geleceği, hep birlikte inşa edeceğimiz sözünü veriyoruz. Bugün yeniden HDP, yeniden bizler olarak daha büyük kazanmanın sözünü veriyoruz.

DEMİRTAŞ: HDP OLMAZSA BU GEMİ BATAR 

Toplantıda daha sonra konuşan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise "HDP olmazsa bu gemi batar" dedi.

Demirtaş konuşmasında şunlara vurgu yaptı: 

Türkiye gibi bir cadı kazanı, Türkiye gibi bir kan deryası ve siyasetin bu kadar kirlendiği bir ortamda biz niye varız? HDP işte biraz önce sayın eş başkan ifade etti, bütün bu karamsar tabloyu aydınlatmak için yola çıkmış biricik halk partisi. Bizler varız, toplumsal bir ihtiyaç sonucu ortaya çıktık. Ezilen yığınların sesi olmak için yola çıktık. Ortak vatan olarak bellediğimiz bu topraklarda yepyeni bir yaşam kurmamız gerekir diyerek yola çıktık. Partimizi tıpkı Türkiye gibi, rengarenk bir çiçek bahçesine inşa ettik.

Bizi yönetenler hep iki seçenek sundular. Ya teklikte buluşacağız dediler yada terk edeceksiniz dediler. Sürgünle işkenceyle katliamla eziyetle bize ikinci seçenği dayattılar ve biz maalesef bu iki seçenek yani inkar ve isyan kısır döngüsü arasında çok uzun yıllardır büyük acılar çektik, evlatlarımızı kaybettik, emek kaybettik.

Şimdi HDP bu iki seçeneğe mahkum değiliz diyen üçüncü seçenek için yola çıktı. Biz birbirimizden farklıyız. Kürt olarak doğduk, Türk olarak. Ermeni, Azeri olarak. İnançlarımız birbirinden farklı olabilir. Bizler cinsiyet olarak birbirimizden farklıyız. Temsil ettiğimiz kültür medeniyet farklı. Son derece normal. Biz insanlığın ilk var olduğu coğrafyada yaşıyoruz. Kuzey kutbu değil burası, Mezopotamya Anadolu toprakları. Onlarca medeniyetin mirasçıları olarak buradayız. Bizi teklik etrafında birleştirmeye çalışmak, büyük bir hataydı. Ve bu hataya karşı direniş ortaya konulması da o kadar meşruydu.

Teklik politikalarına karşı birlik politikalarını savunduk. O nar gibi dediğimiz, bir kabuğun içinde binlerce tane, birbirini zorlamadan, bir arada nasıl yaşanabileceğini gösteren, nar tanesi gibi. Bir arada yaşayabiliriz dedik.  yer üstünde yer altında kültürel doğal zenginliklerimizle insan yapımızla eşsiz bir ülkede yaşıyoruz. Ama çok mutsuzuz, huzursuzuz. Ama biz bunlara mecbur değiliz. Yoksullar ordusu olarak bunu bir kader olarak belirleyemeyiz. Bütün bunları birbirimize karşı acımasız birer argüman olarak her gün suçlama aracı da yapmayız yapamayız. Siyasetin dilini de biçimini de değiştirmek zorundayız.

Siyaset bunun için siyasi partiler bunun için kurulmamıştır. İşte biz HDP olarak siyaset toplum için, toplumun mutluluğu için varsa anlamlıdır diyerek yola çıktık. Toplumdaki temel bütün mesele ve başlıklarda büyük bir değişim, tarihsel süreciyle karşı karşıyayız. Bir geçiş dönemi yaşıyoruz. Bunları yaşamak zorunda değildik elbette ki. ancak geçiş sürecinin demokratik bir kazanıma dönüşmesi için sabırla metanetle birlikte çalışmaya ihtiyacımız var. emin olun ki bugünler çok kısa süre içinde geçecektir.

'1 KASIM AKŞAMI DAHA BÜYÜK GÜNEŞ DOĞACAK'

1 Kasım akşamı 7 Haziran’dan daha büyük bir güneş doğacak. Bize oy versin yada vermesin bütün Türkiye’nin HDP’nin başarısıyla gurur duyduğu o anı 1 Kasım’da çok daha güçlü şekilde Türkiye’ye armağan etmek zorundayız. Biz bunun için yola çıktık. Bizler siyasetin bize sunduğu imkanları öç almak, intikam almak için kullanamayız.Siyasi gücümüzü ancak ve ancak toplumun temel sorunlarının çözümü için harcamak zorundayız. Siyaset bizler açısından hırsla kinle yapılacak bir iş değildir. Kendinden sonraki nesillere en az sorun bırakan siyasetçiler olmayı başarırsak ancak bir başarıdan söz edilebilir. Kendi hırsları uğruna, toplumdaki sorunların üstüne bir de kendisi sorun bırakan siyasetçiler tarih karşısında suçlu olmaktan kurtulamayacaklar. 

'HDP OLMAZSA BU GEMİ BATAR'

Türkiye’nin HDP’ye ihtiyacı var. Bu bir gerçek. Türkiye’nin en yalın, hakiki gerçeği. Halklar ne kadar gerçekse, halk otobüsünde omuz omuza işe gittiğiniz, bağda bahçede yan yana çalıştığınız emekçi kardeşleriniz, okuldaki sırada öğrenci arkadaşınız ne kadar gerçekse HDP o kadar gerçek bir Türkiye partisi. Bir an HDP’siz bir Türkiye düşünün. HDP’nin olmadığı bir Türkiye hayal edin. İşte öyle bir Türkiye tehlikeli sulara sürüklenen bir gemi gibidir. Bugün eğer bu gemi bu kadar saldırıya rağmen batmıyorsa, alabora olmuyorsa, HDP’nin bu gemide sağladığı dengeden dolayıdır. HDP’yi bu gemiden atmaya çalışanlar, HDP bu gemide olmazsa gemi batar. O yüzden Türkiye’nin HDP’ye ihtiyacı var. HDP’ye sahip çıkmak demek bugün Türkiye’nin aydınlık geleceğine sahip çıkmaktır. Tehlikelerden Türkiye’yi korumanın yoludur. Biz hırs ve kibirle donatılmış siyasetçiler değiliz.

TEKRAR UYANANLARIN PARTİSİNE HOŞ GELDİNİZ

Biz bugüne kadar halkların yararına her kim olumlu ne iş yaptıysa, taş üstüne kim taş koymayı başardıysa onlara ancak teşekkür edebiliriz. Ama yolun bundan sonrasına HDP ile devam edeceğiz. Doğru rejim değişecek kama adaletli bir rejim inşa edeceğiz. Eşitlikçi bir rejim inşa edeceğiz. Siyasetle akılla barış yoluyla devam etmeliyiz yoluyla. Gandhi’nin dediği gibi “Adaletsiz rejimi adaletle yıkınız ve alkışlar önüne kansız elle çıkınız” İnadına HDP, inadına barış. Tekrar uyananların partisine hoş geldiniz.

SEÇİM BİLDİRGESİNDE NELER VAR?

"BUGÜN YAŞANAN SAVAŞIN SORUMLULARI 'BAŞKANLIK SİSTEMİ' HAYALİ KURANLARDIR"

HDP’nin seçim bildirgesinde şu vaatlere yer verildi:

"7 Haziran seçimleri, HDP'nin barajı aşması ve Erdoğan AKP'sinin 13 yıllık tek parti hâkimiyetine son vermesiyle Türkiye'yi tarihsel bir yol ayrımının eşiğine getirmişti. 7 Haziran'ın ortaya çıkardığı yeni Meclis'in izlemesi gereken tek doğru yol, halklarımızın demokratik değişim talepleri doğrultusunda, Türkiye'yi yeniden kuracak bir 'toplumsal sözleşme' için kolları sıvamak olmalıydı. Yönünü demokratik değişime dönmüş bir Meclis, Erdoğan diktasına, yolsuzluk ve yozlaşma ile özdeşleşen AKP Hükümeti'ne son verebilir, 'Demokratik bir Cumhuriyet'in kapısını aralayabilirdi. Ne yazık ki, Erdoğan'ın 'Saray Darbesi'ne boyun eğen ve acze düşen 'Meclis çoğunluğu', yalnızca demokratik değişim yönündeki tarihsel bir imkânı heba etmekle kalmadı, bu kısa zaman diliminde kendi siyasi meşruiyetinin de sorgulanır hale gelmesine neden oldu. 7 Haziran sonrası, 'demokratik değişim' rüzgârının kendini de silip süpüreceğinden dehşete düşen Erdoğan, ikna edici ve inandırıcı hiçbir gerekçe olmaksızın ülkeyi savaş ve kaos ortamına sürükledi. Onlarca insanın yaşamını yitirmesine neden olan savaşın ve kaosun siyasi sorumlularını başka diyarlarda aramaya gerek yok. Sorumlular, 'Kürt sorunu yok, müzakere yok, masa yok' diyerek çözüm sürecini sona erdirenlerdir. '400 milletvekili olsaydı böyle olmazdı' diyerek ülkeyi yeniden şiddet ortamına sürükleyenlerdir. Halkların demokratik iradesine saygı göstermeyen ve 'Saray Darbesi'yle bu iradeyi ortadan kaldırmak isteyenlerdir. Seçimle işbaşına gelip seçimle gitmek istemeyen despotlardır. Bugün yaşanan savaşın sorumluları 'başkanlık sistemi' hayali kuranlardır. Halkları birbirine düşman kılarak, toplumsal kutuplaşmayı artırarak, kirli savaş yürüterek imha ve inkâr siyasetini yeniden canlandırma peşinde olanlar, bu savaşın ve savaşta yitirilen onlarca insanın kendilerine iktidarın kapısını açacağını sanıyorlar. Yanılıyorlar; halklar bu savaşın neden çıktığını çok iyi biliyor ve bunun hesabını 1 Kasım seçimlerinde 400 vekil hayali kuranlardan soracaktır.

"ÖZYÖNETİM ANLAYIŞI"

Bugün kaygısı ve yarın korkusu hepimizin hayatını çekilmez kılıyor. Devletin ve sermayenin iktidarı mutlak üstünlüğünü güvenlik çemberleriyle sarmalarken, doğayı, insanı ve toplumu güvencesiz hale getiriyor. Piyasayı ve siyasi iktidarı dokunulmazlık zırhına büründürürken, yaşam alanlarımızın tümü üzerinde engelsiz bir denetim kurmak istiyor. Gerçek demokrasiye ancak toplumun ve insanın, sermayenin ve siyasi iktidarın mutlak tahakkümü altında ezilmesine karşı etkili mücadele edenler erişebilir. Bütün bunlar ancak radikal demokrasiyle mümkündür. Radikal demokrasi, halkın kendi hayatı üzerinde örgütlü bir güç olarak gerçek iktidar haline gelebilmesidir. Toplumun güçlenmesi ve bunun özgürlüğün, adaletin ve eşit yurttaşlığın temeli haline gelmesidir. Radikal demokrasi, toplumun üretim ve çalışma koşulları üzerinde söz ve karar sahibi kılınmasıdır. Toplumun temelini ve geleceğini güçlendirecek güvenceli yaşam ekonomisidir. Radikal demokrasi, işçilerin ve emekçilerin işyerlerinde iş cinayetlerine karşı iş güvenliğini sağlama hakkıdır. İşçinin grev hakkıdır, kadının görünmeyen emeğinin görünür kılınmasıdır. İşsizliğin, yoksulluğun sona erdirilmesidir. Radikal demokrasi, ayrımsız bir biçimde bütün halkların kendi anadilleriyle, kendi kimliklerini ve kültürlerini özyönetim anlayışıyla var etmesi ve gelecek kuşaklara taşıyarak 'Yeni Yaşam'ı birlikte inşa etmesidir. Radikal demokrasi, kadınların erkek egemenliğine ve şiddetine karşı mücadelede desteklerinin çoğaltılmasıdır. Gençlerin bugün ve gelecek korkusundan kurtulmasıdır. Doğanın bir hammadde değil yaşamın kendisi olduğunun ortak kabulüdür. Parasız eğitim ve sağlıktır; nitelikli, kamusal, laik, bilimsel, anadilinde eğitimdir. İnsan onuruna yaraşır ulaşım ve barınma hakkıdır. Engellilerin toplumsal yaşama katılımının önündeki engellerin kaldırılmasıdır. 1 Kasım'a giderken, hepimizin yediğimiz ekmek, içtiğimiz su, soluduğumuz hava kadar barışa, demokrasiye, adalete ihtiyacı var. Toplumun her bir öğesinin varlık ve yaşam koşullarının toplumun tümü tarafından güvence altına alındığı 'Yeni Yaşam'ı inşa etmek için gerçek demokrasiye ihtiyacımız var. İnsanlık değerleri üzerinde birlikte inşa edeceğimiz büyük barışa ve adalete ihtiyacımız var.

"DİKTA YÖNETİMİNE DEĞİL, HALKIN ÖZYÖNETİMİNE İHTİYACIMIZ VAR"

Dikta yönetimine değil, halkın özyönetimine ihtiyacımız var. HDP koalisyon görüşmelerinde "Demokrasi, Adalet, Barış" programını ilan etmiştir. Türkiye'nin içinde bulunduğu krizden çıkışının yegâne formülü, bu programın uygulanmasıdır. Kalıcı bir barışı, köklü bir demokrasiyi, yerel demokrasinin inşasını, hayatın her alanında kadın-erkek eşitliğini, emekçilerin sosyal haklarının sağlanmasını, güvenceli çalışma ve yaşam koşullarını, ekolojik bir yaşamı, bütün ezilen kimliklerin özgürleşmesini sağlayabilecek halkçı, demokratik bir hükümetin inşası için HDP sorumluluk almaya hazırdır. 1 Kasım, eşit yurttaşlık temelinde farklılıklarımızla birlikte yaşayabileceğimiz Türkiye'de kendimizi de, kentimizi de, ülkemizi de birlikte yöneteceğimiz özyönetimlere dayalı 'Demokratik Türkiye'ye açılan yeni kapı olabilir.

"ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK İÇİN KADINLAR KAZANACAK"

7 Haziran genel seçimlerinde oyumuzu barıştan, çözümden, eşitlik ve demokratikleşmeden yana kullandık. Sandıktan çoğulculuk, eşit ve ortak yaşam, demokratikleşme ve özgürlük iradesi çıktı. Denetim kabul etmez, hak hukuk, muhalefet tanımaz tek parti egemenliğine dur dedik. Tek adam diktatörlüğüne, AKP'nin ülkeyi savaşa, gençlerimizi ölüme sürükleyen, kadın ve toplum düşmanı politikalarına hayır dedik. Oysa geldiğimiz noktada bir yandan; seçim sonuçlarının işaret ettiği birbirini dışlamayan, ortak noktalar bulmaya, diyalog ve uzlaşmaya dayalı yönetim tarzı toptan reddedilmiş durumdadır. Bir yandan da halkın çok açık ve net bir şekilde ortaya koyduğu barış, çözüm, eşit ve ortak yaşam, demokratikleşme ve özgürlük iradesini ayaklar altına almaya yönelik büyük bir saldırı başlatılmıştır.

"DİKTATÖRLÜK KURMAK İÇİN SİNDİRMEK, TESLİM ALINAMIYORSA DA YOK ETMEK"

Diktatörlük kurmak için sindirmek, teslim alınamıyorsa da yok etmek üzere oyuyla, tutumu ve mücadelesiyle ortaya koyduğu iradeye sahip çıkan başta kadınlar olmak üzere herkese savaş açılmıştır. Biz kadınlar, kadın iradesini tanımamakta ayak direyen, kadının özgürlük arayışlarını şiddet ve katliamla sindirme, yok etme geleneğine sahip erkek egemen sistemle bin yıllardır mücadele ediyoruz. İradeye saldırının varlığa saldırı olduğunu, kendi iradesini ve çıkarını dayatmakta kararlı erkek-devletin ne kadar kıyıcı olabildiğini kendi yaşamlarımızdan çok yakından biliyoruz. Ve hiç tereddütsüz diyoruz ki: "Biz bu saldırıları tanıyoruz; iradeye sahip çıkmak artık varlığına sahip çıkmak demektir."  Biz kadınlar; ölüme karşı yaşamın, savaşa karşı barışın, diktatörlüğe karşı eşitlik, özgürlük ve adaletin, köleliğe karşı onurlu yeni yaşamın mücadelesini veriyoruz. Sözümüzü ve irademizi bir kez daha ve hep büyüyen bir kadın dayanışmasıyla ve kararlılıkla ortaya koyuyoruz. Kadınlar hep birlikte başaracağız.

"DÜNYANIN VE YAŞAMIN YARISI OLAN BİZ KADINLAR DİYORUZ Kİ"

Dünyanın ve yaşamın yarısı olan biz kadınlar diyoruz ki: Bedenimiz, kimliğimiz, emeğimiz bizimdir. Anadilinde eğitim ve yaşam konusunda ısrarcıyız. Hayatın her alanında, siyasette istediğimiz an istediğimiz gibi var olacağız. Çocuk doğurup doğurmayacağımıza, kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl doğum yapacağımıza kendimiz karar veririz. Başörtümüze de, etek boyumuza da kendimiz karar veririz. Okulumuzu mesleğimizi kendimiz seçmekte kararlıyız. Düşüncelerimizi, inançlarımızı özgürce ifade etmemiz yasaklanamaz. İrademiz yok sayılıp ayaklar altına alınamaz. Savaş tezkeresine evet diyenlere geçit vermeyeceğiz. Barışa bir adım kala “Kürt sorunu da yok, masa da yok, taraf da yokö diyenlere geçit vermeyeceğiz. Başta kadınlar bütün halkın yaşamını cendereye alan özel harekât uygulamalarına, fiili sokağa çıkma yasaklarına, göç ettirme baskılarına boyun eğmeyeceğiz. Onlar bir diktatörlük, ekonomik, siyasal, toplumsal baskı rejimi kurmaya çalışıyorlar. Bizim yaratmak için mücadele ettiğimiz ise; Anadilimizde eğitim görebildiğimiz; savaşın ve şiddetin olmadığı; Evimizi, köyümüzü terk etmeden, istediğimiz yaşam alanını seçebildiğimiz; Şiddet görmediğimiz, kadına yönelik şiddeti daha gerçekleşmeden, tehdit ve fiziki şiddete yeltenme aşamasında ciddi bir suç sayıp, ağır şekilde cezalandıran; Şiddet uygulayanları indirimsiz, ayrımcılık yapmadan yargılayan mahkemelere sahip; Hiçbir yerde tacize uğramadan sokaklarda özgürce dolaşabildiğimiz; Erkek ve devlet şiddetiyle öldürülmediğimiz; Hakkımız olan ücreti ve sosyal desteği elde edebildiğimiz; Eşdeğer işe eşit ücret alabildiğimiz; Çocukların okulundan, dedenin sağlığına, ailenin beslenmesinden sağlığına ve huzuruna bütün sorumlulukların üstümüze yüklenmediği; Dünyanın bütün kirli çamaşırlarını, bütün kirli bulaşıklarını bizim yıkamadığımız; Bütün dünyayı kendi emeğimizle doyurmak zorunda kalmadığımız; Ev içi çalışmayı da, çocuk, yaşlı ve hasta bakımını da ortaklaştıran çözümler üretmiş; Çocukların koşuşturduğu yemyeşil parklara, her mahallede güvenle kalabilecekleri ücretsiz kreşlere sahip; Meclisi'nin yarısı kadın mücadelesini temsil eden kadın vekillerden oluşan; Başta erkek egemenliği olmak üzere, hiçbir egemenliğe tabi olmadığımız bir Türkiye, bir yaşam kurmak için mücadele ediyoruz. Kadınlar olarak tüm barajları yıkma yolunda önemli adımlar attık. 32 kadın vekilimizle bir kadın grubu kurduk. Seçim barajını da, kentlerimiz etrafındaki zulüm ablukasını da, erkek barajlarını da yerle bir etmeye 1 Kasım'da ve her zaman her yerde devam edeceğiz. Sonuna kadar savaş diyenlerin zulmüne ve adaletsizliğine inat, bütün neş'e ve coşkumuzla, sonuna kadar eşitlik, sonuna kadar özgürlük, sonuna kadar barış diyerek, kendimize, irademize ve sözümüze yani özyönetimimize sahip çıkarak yeni bir gelecek kuracağız.

 "KADIN BAKANLIĞI"NI KURACAĞIZ"

Ataerkil toplum yapısını, eril zihniyeti dönüştürmek için birlikte mücadele edeceğiz. Eşbaşkanlık sistemini her kurum ve kademeye yayacağız. Kadın eksenli yeni anayasayı birlikte yapacağız. 8 Mart'ı kadınlar için resmi tatil ilan edeceğiz. Savaşa entegre bütçe değil, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yapacağız. Kadın istihdamını arttıracak, işsizliği azaltacak, çalışma yaşamındaki cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, eşitsizliklere son vereceğiz. Mevsimlik kadın işçilerin çalışma ve barınma koşullarını iyileştirecek, mevsimlik gezici işçilere bulundukları yerde iş olanakları yaratacağız. Kadına yönelen şiddeti ortadan kaldıracak her türlü önlemi alacağız. Kadın yaşamdır, yaşamın katledilmesine izin vermeyeceğiz, öz savunmamızı örgütleyeceğiz. Kadın sığınma evi ve özgür yaşam alanlarının sayısını artıracağız. Kadınlarla ilgili tüm sorunlara doğrudan kadınların ve kadın kurumlarının çözüm geliştirdiği "Kadın Bakanlığı"nı kuracağız. Engelli kadınlara engelsiz özgür yaşamı birlikte kuracağız. Eğitimde ayrımcılığa ve cinsiyetçiliğe son vereceğiz. Ekolojik ve kadın merkezli bir yaşamı birlikte kuracağız. Kadınlara eşit, parasız, ulaşılabilir, nitelikli ve anadilinde sağlık hizmeti sağlayacağız. Sporda cinsiyetçiliğe son vereceğiz. "Kadınlar çözüm ve müzakere sürecinde taraftır" diyerek barışı birlikte inşa edeceğiz. Ev işleri, bakım emeğini toplumsallaştıracak, ev içi yükü kadın erkek arasında paylaştıracak yeni bir yaşam kuracağız. Ev işçisi kadınların iş yasası kapsamına alınmasını, ev işçilerine sosyal güvence için teşvik verilmesini sağlayacağız. Toplumsal cinsiyet eşitliğine hizmet eden sosyal destek mekanizmaları yaratacak, eşi vefat etmiş/boşanmış olan kadınlara ücret desteği vereceğiz.

Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, diktatörlüğe karşı eşitlik, özgürlük ve adaleti, köleliğe karşı eşit ve ortak yaşamı kazanacağız.

"KALICI BARIŞ VE DEMOKRATİK ÇÖZÜMDE ISRARLIYIZ"

Çözüm sürecinin kalıcı barış yoluna girmesine ramak kalmıştı. 28 Şubat'ta kamuoyuna açıklanan 'Dolmabahçe Mutabakatı' ile kısa zaman diliminde Kürt sorununun müzakere yoluyla çözüme ulaşmasını sağlamak ve Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünü açmak mümkün olacaktı. Ancak, 7 Haziran'da istediği 400 milletvekilini alamayan Erdoğan, 'Kürt sorunu yok, Dolmabahçe yok, masa yok' diyerek çözüm sürecine son verdi. Savaşı gerektirecek inandırıcı hiçbir gerekçe olmadığı halde, çeşitli bahanelerle yeniden savaş başlattı. Onlarca genç yaşamını yitirdi, ailelerin ocağına ateş düştü. Şimdi de 400 milletvekilini elde etmek ve 'tek başına iktidar' olmak için savaştan ve kaostan medet umuyor.

 "HDP OLARAK DERHAL SİLAHLARIN İKİ TARAFLI SUSTURULMASI, AKAN KANIN DURDURULMASI VE YENİDEN MÜZAKERE MASASINA DÖNÜLMESİNİ İSTİYORUZ"

HDP olarak: Derhal silahların iki taraflı susturulması, akan kanın durdurulması ve yeniden müzakere masasına dönülmesini istiyoruz. Yoksul, emekçi çocuklarının kanı üzerinden 'siyasi ikbalini' garantiye almak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. 'Sonuna kadar savaş' diyenlere karşı, 'sonuna kadar barış' diyeceğiz. Barışçıl yöntemlerle, müzakere yoluyla, özyönetim modeliyle hem Kürt sorununun çözüleceğine, hem de Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünün açılacağına inanıyoruz. Her koşulda silahsız çözüm ve demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Savaşın zararlarının saptanmasını, savaş yüzünden yerinden edilenlerin geri dönüşünü ve ekonomik açıdan desteklenmesini, tahrip edilen yaşam alanlarının ve mayınlanan tarım arazilerinin iyileştirilmesini, zararların telafisini ve tazminini sağlayacağız.

 "ÖZYÖNETİM YA DA YERİNDEN YÖNETİM"

Özyönetim 21. Yüzyıl Türkiye'sinin inşası bakımından yaşamsaldır. 21. Yüzyıl Türkiye'sinin ihtiyacı otoriter, bürokratik merkeziyetçi devlet yapısını pekiştirmek, yetkileri tek elde toplamak ve 'tek adam' diktatörlüğüne yönelmek değildir. Çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı bir 21. Yüzyıl Türkiye'sinin ihtiyacı merkezin yetkilerini yerel yönetimlere devretmektir. Halkların doğrudan yönetime katılacağı ve kendi kendini yöneteceği 'yerel demokrasi'yi geliştirmek, özerk yerel ve bölgesel bir modele dayalı adem-i merkezi yönetim sistemine geçmektir. Özyönetim, özerk ve demokratik yerinden yönetim modelidir. Türkiye'nin 'üniter devlet yapısı' ve 'demokratik parlamenter sistem' içerisinde gerçekleşmesi mümkündür. Valilerin ve kaymakamların eliyle uygulanan Ankara sultasına karşı özyönetim, yerel demokrasidir. Özyönetim gönüllü birliğin güvencesidir. Farklı kimliklere, kültürlere, dillere ve inançlara hem eşit yurttaşlık hukuku içerisinde bir arada yaşama imkânı sunacak, hem de kendi kimlik, inanç veya özgünlüklerine uygun yaşam alanları açacaktır. Hem Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barışın gerçekleşmesine katkı sağlayacak, hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi ve halkların gönüllü birliğinin sağlanmasında belirleyici rol oynayacaktır. Özyönetim, bugün 'bölünmüş' Türkiye'yi birleştirecek ve herkese farklılıklarıyla bir arada yaşama imkânı sağlayacaktır. Özyönetim demokratik çözümün adresidir. Tarihten devralınmış etnik kimlik, kültür, dil ve inanç eksenli sorunları çözmek, eşit yurttaşlık temelinde eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojik, sosyal ve demokratik bir anayasayla farklılıkları güvenceye almak ve kalıcı barışı sağlamak özyönetimle mümkündür.

"HDP OLARAK DİKTA YÖNETİMİ DEĞİL, ÖZYÖNETİMİ SAVUNUYORUZ"

HDP olarak dikta yönetimi değil, özyönetimi savunuyoruz. Yerel demokrasiyi ve yerinden yönetimi esas alan adem-i merkezi yönetim sistemine geçilmesini istiyoruz. Bu yaklaşıma uygun olarak; Merkezin yerel üzerindeki vesayetini ortadan kaldıracak anayasal adımlar atılacak. Vali dâhil yerel yöneticilerin seçimle işbaşına gelmesi için gerekli yasal, idari ve yapısal düzenlemeler yapılacak. Yerel kaynakların kullanımında yerel yönetimlerin yetkileri artırılacak. Yerellerdeki dil, kültür, inanç, hafıza ve ihtiyaç farklılıklarını gözeten çoğulcu politikalar geliştirilecek. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan şerhler kaldırılacak ve ilgili ek maddeler imzalanacak. Türkiye'nin tamamını kapsayacak şekilde sosyal, siyasal, kültürel, ekolojik, ekonomik ve coğrafi nitelikler göz önüne alınarak bölgeler belirlenecek ve bölge meclisleri oluşturulacak. Bölge meclisleri, Türkiye'nin geneli için özerk ve demokratik yerinden yönetim birimleri olacak. Demokratik anayasal ilkelere uygun olarak sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, trafik ve güvenlik hizmetleri hakkındaki kararların alınmasında, valilerin seçilmesinde, yerellerin bölgeleri, doğal varlıkları ve kaynakları üzerinde doğrudan söz, yetki ve karar sahibi oldukları yönetim birimleri olacaklar.

"HES'LERİN, İSTANBUL'A 3. KÖPRÜNÜN, YENİ BİR HAVALİMANINA O BÖLGENİN ÖZYÖNETİMLERİ KARAR VERECEK"

Karadeniz'e Yeşil Yol'un, HES'lerin, İstanbul'a 3. Köprünün, yeni bir havalimanının ya da yeni bir boğazın; Gezi Parkı'na Topçu Kışlası'nın; Sinop ve Mersin'e nükleer santralin; Yırca veya Soma'ya elektrik santrallerinin yapılıp yapılmayacağına Ankara değil, o bölgenin özyönetimleri karar verecek. Halkların yönetime doğrudan katılmasını sağlamak için en alt coğrafi birimden başlayarak köy, mahalle, ilçe ve kent meclisleri kurulacak, siyasi yönetim yapısı bir meclisler piramidi olarak inşa edilecek. Bu meclislere ek olarak ayrıca kadın, gençlik, ekoloji ve işçi meclisleri inşa edilecek ve tüm halk meclislerinin eşgüdümünü sağlayacak toplumsal ağlar, platformlar gibi gerekli mekanizmaların kurulmasının önü açılacak. İllerde, ilçelerde ve köylerde yerel yönetim politikaları bu halk meclislerince belirlenecek. Halk meclisleri o yerleşim biriminde yaşayan herkesin doğrudan katılımıyla oluşacak. Meclisler sadece "görüş sorulan" merciler değil, yerleşim birimlerindeki her türlü konuda karar alabilecek ve yerel yöneticileri seçtikleri gibi 'geri çağırma hakkı'na sahip olan, siyasi olarak yetkilendirilmiş birimler olacak. Kamusal hakların toplumsal haklar olduğu gerçeğinden hareketle, yerel yönetimler ticari hizmet üreten birimler olmaktan çıkarılacak. Yerel yönetimler, üretirken de tüketirken de ortaklaşmayı amaçlayan bir anlayışla yeniden yapılandırılacak. Kadınlar, yerelde eşit temsil ile oluşan kadın meclisleri aracılığıyla, yerel yönetimlere doğrudan katılacaklar. Kentsel hizmetlerin önceliklerinin cinsiyet eşitlikçi temelde örgütlenmesi sağlanacak ve taleplerin karşılanmasında kadın meclislerinin alacağı kararlar belirleyici olacak. Bu kararlar belediye, il genel meclisi gibi tüm yerel yönetim organlarınca uygulanacak ve uygulamalar kadın meclislerince denetlenecek.

 "TEKÇİ DEĞİL, DEMOKRATİK CUMHURİYET"

Cumhuriyet'in kuruluşundan beri farklı kimliklerin, kültürlerin, dillerin ve inançların varlığının ve temel demokratik hakların reddine dayalı inkârcı, asimilasyoncu ve tekçi devlet politikası 'Demokratik Cumhuriyet'in önündeki en büyük engeldir. Türkiye, 'tekçi cumhuriyeti' sürdürmek isteyen Erdoğan diktasına ve AKP hâkimiyetine mahkûm değildir. Emeğin temel haklarını ve özgürlüklerini güvenceye almış, halkların kendi kimlikleriyle, kültürleriyle, dilleriyle, inançlarıyla eşitçe, özgürce ve insanca birlikte yaşayabilecekleri 'Demokratik Cumhuriyet'e 'merhaba' demek mümkündür. 'Demokratik Cumhuriyet'te büyük insanlık değerleri üzerine inşa edilecek eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir 'Yeni Yaşam'ı kurmak mümkündür.

 "HDP; CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİNİ SINIRLANDIRACAK VE SEMBOLİK DÜZEYE ÇEKECEK"

HDP; Cumhurbaşkanı'nın yetkilerini sınırlandıracak ve sembolik düzeye çekecek. 'Çoğulcu yasama, bağımsız yargı ve demokratik yürütme' ile 'güçler ayrılığı' prensibi ve 'denge-denetleme' mekanizmalarının kurulması için gerekli yapısal düzenlemeleri yapacak. Demokrasiyi temsili meclisle sınırlı görmeyecek, yurttaşların tartışma, örgütlenme ve karar mekanizmalarına doğrudan katılımının önündeki tüm engelleri kaldıracak. Her düzeyde halk denetimini geliştirecek, halkın söz ve karar hakkını savunacak ve gerçekleştirilmesi için mücadele edecek. Demokratik özerklik, halkların yönetim ve karar süreçlerine katılımının sağlanması için hayata geçirilecek.

"EŞ BAŞBAKANLIK SİSTEMİNİ HAYATA GEÇİRECEK"

Parlamenter sistemi demokratikleştirecek ve eş genel başkanlık sistemini uygulayan partilerin iktidara gelmesi halinde, eş başbakanlık sistemini hayata geçirecek. Gösteri, yürüyüş, ifade ve örgütlenme hakkı başta olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri ve baskıcı yasaları kaldıracak. 12 Eylül darbesinin ürünü olan Milli Güvenlik Kurulu'nun anayasal ve yasal çerçevesini ortadan kaldıracak. TCK'nın evrensel demokratik ilkelerle uyumlu olmayan bölümleri, TMK, İç Güvenlik Yasası ve çeşitli isimler altında işleyen özel yetkilerle donatılmış mahkemeler kaldırılacak, bu mahkemeler tarafından uygulanan adaletsiz ceza sistemine son verilecek. Her türden işkence ve kötü muamele insanlık suçu sayılacak. Anadilinde eğitimi bir kamu hizmeti olarak almak herkes için bir hak olarak kabul edilecek, eğitimin tüm aşamalarında resmi dil olan Türkçe'nin öğretilmesinin yanında, anadilinde eğitimi bir kamu hizmeti olarak alma imkânı sağlanacak. Sivil toplum örgütlerinin amaçlarını gerçekleştirmelerini sağlayacak şekilde güçlendirilmeleri ve desteklenmeleri önündeki engeller kaldırılacak, sivil örgütlenmeler geliştirilecek.

"KÖY KORUCULUĞU JİTEM, KONTRGERİLLA KALDIRILACAK"

Bir özel savaş aygıtı olarak oluşturulan köy koruculuğu sistemi kaldırılacak, köy korucularının çeşitli işlerde istihdamı sağlanacak. Ayrıca diğer özel savaş aygıtları olan JİTEM, kontrgerilla vb. tüm uygulamalara son verilecek.

 "BARIŞÇIL DIŞ POLİTİKA"

HDP, başta Ortadoğu olmak üzere, tüm dünya halklarının kendi siyasi geleceklerini özgürce belirlemeleri ve halkların kendi kendilerini yönetecekleri demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yönetim anlayışını geliştirmeleri ve uygulamaları için çalışacak. Suriye'deki iç savaşın sona erdirilmesi, halkların kardeşliğine ve eşitliğine dayalı demokratik bir çözümün ortaya çıkarılması için çaba harcayacak. Rojava halkının açığa çıkardığı demokratik yönetim iradesi tanınarak Demokratik Suriye yönetiminin yaşam bulması için çalışacak. Cihatçı unsurların bölgeye geçerken Türkiye'yi köprü olarak kullanmasını kesin olarak engelleyecek önlemleri alacak. İsrail hükümetlerinin katliamcı, işgalci politikalarına karşı duracak. Filistin'in işgaline son verilmesi ve Filistin halkının kendi siyasi geleceğini belirlemesine imkân sağlayacak bağımsız devlet kurma hakkının tanınması için gerekli desteği verecek; uygulanan baskı ve zulme karşı Filistin halkının yanında olmaya devam edecek.

 "HDP "BAŞKANLIK SİSTEMİ"NİN ANAYASA DEĞİŞİKLİKLERİNİN TEMEL KOŞULU HALİNE GETİRİLMESİNİ KABUL ETMEYECEK"

HDP, açık bir biçimde karşı olduğu "başkanlık sistemi"nin anayasa değişikliklerinin temel koşulu haline getirilmesini kabul etmeyecek, başkanlık sistemine geçit vermeyecek.

 "SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM YASASI"

Siyasi Partiler Yasası demokratikleştirilecek, tabanın, seçmenlerin, üyelerin kararlara doğrudan katılabildiği düzenlemeler yapılacak. Partilere üye olma ve üyelikten ayrılma kolaylaştırılacak. Seçim barajı kaldırılacak, Meclis'te bütün partilerin aldıkları oy oranında temsil edilebilmesinin yolu açılacak. Cinsiyet kotası ile yönetimde temsil kademelerinde eşitlik sağlanıncaya kadar pozitif ayrımcılık yapılacak. Eş başkanlık sistemi siyasi partilerin, idari yapının, siyasi, sosyal ve kültürel yaşamın bütün kademelerinde yasallaştırılacak. Siyasi partilere yapılan hazine yardımı seçime girme yeterliliğine sahip bütün partilere oyları oranında eşit olarak dağıtılacak. Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılarak sadece ifade özgürlüğü çerçevesinde kürsü dokunulmazlığı korunacak.

 "YARGI REFORMU"

Adaletin hızlı, tarafsız, bağımsız, kamu vicdanını ve bireyleri tatmin edecek düzeyde gerçekleşmesi için adalet sistemi yeniden düzenlenecek, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve demokratikleşmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılacak. İddia ve savunma makamları yargı sistemi içerisinde eşit hale getirilecek. Savcılık ve savcıların çalışma büroları adliye binaları dışında ayrı bir kamu binasında oluşturulacak. Savcılığa bağlı adli kolluk teşkilatı oluşturulacak. Adli kolluk teşkilatı soruşturma sırasında avukatlara da hizmet sunacak. Ev, işyeri ve üst aramalarında, gözaltına alma ve tutuklamalarda keyfi uygulamalara son verilecek. HSYK'nın yapısı yeniden düzenlenecek, bu kurul aracılığıyla hâkimler/ savcılar üzerindeki siyasi baskıya ve atamalarda ideolojik tutum ve partizan yaklaşımlara son verilecek. Adalet Bakanı'nın vesayetine son verilip özerk bir kurum haline dönüştürülecek. Herkesin anadilinde hizmet alabileceği yargı koşulları oluşturulacak, mahkemelerdeki tercümanların parasının yargılananlar tarafından ödenmesi uygulamasına son verilecek. Özel yaşamın gizliliğini ihlal eden yasadışı telefon dinlemeleri engellenecek, mahkemelerde delil olarak kabul edilmeyecek.

 "BASIN, İLETİŞİM VE BİLİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ"

HDP, siyaset ve ticaret ilişkileri nedeniyle toplumun doğru haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasını ve medya aracılığıyla vatandaşın istismar edilmesini önleyecek. Medya kuruluşları sahiplerinin başka sektörlerde faaliyet göstermesine izin verilmeyecek. Yazılı, görsel ve dijital medyanın tümünde mesleki, etik ve özgür habercilik ilkelerinin desteklenmesi için basın etik yasası düzenlenecek. İletişim özgürlüğü korunarak, bu özgürlüğü kısıtlamaya yönelik dış müdahaleler, sansür ve özdenetim gibi her türlü girişimlere karşı durulacak. İnternete yönelik her türlü sansür uygulamasına son verilecek. Keyfi internet yasakları ve sosyal medyadaki düşünce özgürlüğü önündeki engeller kaldırılacak. Yerel radyo, televizyon ve gazeteler ile internet yayıncılığı yapan kuruluşları mesleki, etik ve özgür habercilik ilkelerine bağlı kalmaları ve bağımsızlıklarını korumaları için desteklenecek. RTÜK, demokratik ve özgürlükçü bir anlayışla yeniden yapılandırılacak, yasakçı, tutucu, ahlakçı bir konumdan çıkarılacak. HDP, yeni medya teknolojilerinin toplumun tüketime itilmesi için değil, kamu yararı için kullanılmasını sağlayacak. Açık kaynak kodlu özgür yazılım teşvik edilecek.

 "POLİTİK SUÇLAR" SUÇ KATEGORİSİ OLMAKTAN ÇIKARILACAK"

Herkesin nerede olursa olsun yaşam hakkının devlet güvencesi altında olması gerekirken, siyasi tutsaklar, devletin cezaevlerinde peş peşe yaşamını yitiriyor. Cezaevlerinde bulunan binlerce siyasi tutsağa "rehine" muamelesi yapılıyor. Cezaevlerinde çocuklara yapılan taciz, tecavüz ve kötü muamele açığa çıkmışken, hiçbir köklü ve kalıcı önlem alınmadığından insanlık dışı uygulamalar hız kesmeden devam ediyor. Hasta tutsaklar derhal serbest bırakılacak, dışarıda tedavi edilebilmeleri için tam teşekküllü devlet hastanelerinden alınacak raporlar yeterli görülecek. Cezaevlerindeki tecrit uygulamasına, temel hakların kısıtlanmasına ve idari baskılara son verilecek, Ceza ve İnfaz Yasası kökten değiştirilerek cezaevleri yeniden yapılandırılacak. Cezaevi idarelerine verilen "infaz yakma" yetkisi kaldırılacak. Nefret suçları ile insanlığa karşı işlenmiş suçlar dışında, hiç kimse politik görüşleri ve eylemi nedeniyle suçlanmayacak, "Politik suçlar" suç kategorisi olmaktan çıkarılacak.

 "SİYASİ TUTSAKLARA GENEL AF GETİRİLECEK"

Siyasi tutsaklara genel af getirilecek. Demokratik ve özgürlükçü bir anayasa hazırlanıncaya kadar, ivedilikle Terörle Mücadele Yasası, İç Güvenlik Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası ve Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu kaldırılacak; Temel Ceza Yasası'nda gerekli demokratik değişiklikler yapılacak.

 "ÇOCUK CEZAEVLERİ KAPATILACAK"

Çocuk cezaevleri kapatılacak. Suça itilmiş çocuklar için çocuk destek ve eğitim merkezleri açılacak. Cezaevleri sivil denetime açılacak. Bütün cezaevlerindeki uygulamalar insan onuruna yakışır şekilde olacak.

 "KORUCULUK SİSTEMİ KALDIRILACAK"

Koruculuk sistemi lağvedilerek suça karışmış olanların yargılanması sağlanacak. Bu gruplar tarafından el konulan mülklerin iadesiyle sebep oldukları zararın tazmini sağlanacak. Suça karışmamış eski korucuların silah kullanmayacakları ve güvenlik sektörü dışındaki işlerde istihdamı sağlanacak. Bu kişilerin özlük hakları korunacak. Devletin özel savaş aygıtlarının ve paramiliter grupların, HES ve baraj güvenliği gerekçesiyle, güvenlik kuvvetleri olarak işe alımlarına son verilecek.

 VİCDANİ RED HAKKI

Türkiye'nin imzasının bulunduğu uluslararası sözleşmeler, AİHM kararları ve aynı zamanda inanç ve vicdan özgürlüğü hakkını söz konusu eden Türkiye Anayasası vicdani red hakkının yasalaştırılmasını gerekli kılar. HDP, eline silah almak istemeyen, militarizme karşı olan gençlerin zorunlu askerlik yapmama hakkını güvence altına alacak. Vicdani ret hakkının yanı sıra, gençlerin askerlik yerine kamu hizmeti yapabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirecek.

 "DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI DİN VE İNANÇ İŞLERİ KURULU OLARAK YENİDEN YAPILANDIRILACAK"

Diyanet İşleri Başkanlığı Din ve İnanç İşleri Kurulu olarak yeniden yapılandırılacak. Devletin din ve inanç alanından elini çekmesi sağlanacak, din ve inanç işleri topluma, inanç sahiplerine bırakılacak. Din ve İnanç İşleri Kurulu, 'din siyaseti' üreten bir kurum olmayacak, inanç topluluklarının temsilcilerinden oluşacak, aralarındaki ilişkiyi düzenleyecek ve koordinasyonu sağlayacak. Diyanet İşleri çalışanlarının özlük hakları korunacak. İnanç topluluklarının örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılacak, kendi inançlarını istedikleri gibi yaşayabilecekleri koşullar yaratılacak.

 "ALEVİLER'İN BÜTÜN İBADET MEKÂNLARI "İBADETHANE" OLARAK TANINACAK"

Başta Cemevleri olmak üzere, Aleviler'in bütün ibadet mekânları "ibadethane" olarak tanınacak ve kamu güvencesi altında olacak. . Kapatılmış dergâh ve benzeri ibadet mekânlarının önündeki engeller kaldırılacak, bu konuda yerel yönetimlere inisiyatif tanınacak. Devlet tarafından el konulmuş vakıf malları ve taşınmazlar iade edilecek, benzer uygulamalara son verilecek ve devletin tasarrufundan doğan maddi zararlar tazmin edilecek. Dini inançların gereği olarak tercih edilen kılık ve kıyafete hiçbir alanda müdahale edilmeyecek. HDP, tarihte farklı halklara yapılan soykırım ve katliamlar karşısında, bu halklardan devlet adına özür dilenmesi için gerekli çalışmaları yapacak. Bir halkın diğerine üstünlüğünü empoze eden ırkçı, şoven ve milliyetçi politikalar karşısında eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir perspektifi geliştirmek için çalışacak.

 "HER EVE, HER AY 10 METREKÜP SU, 180KW/H ÜCRETSİZ ELEKTRİK KİRACILARA 250 TL KİRA DESTEĞİ VERİLECEK"

Temel Güvence Paketi ile her eve, her ay 10 metreküp su, 180kW/h elektrik ücretsiz verilecek, ısınma desteği sağlanacak. Mülkü olmayan kiracılara 250 TL kira desteği verilecek. 18 yaşına kadar çocuk ve gençlere, engellilere ve emeklilere toplu taşıma ücretsiz olacak. Kamusal toplu taşıma, ülke genelinde kâr amacı gütmeyecek şekilde yaygın bir hizmet olarak sunulacak. Yerel yönetimlerin de sunduğu bu kamusal hizmetler merkezi bütçe tarafından finanse edilecek. Tüketim kotalarının üzerindeki kullanımlar ücretlendirilecek. Maliyetler, vergi sistemindeki düzenlemeler sonrasında toplumun üst sınıflarından yapılacak kaynak transferi ile sağlanacak.

 "AZ KAZANANDAN AZ, ÇOK KAZANANDAN ÇOK VERGİ ALINACAK"

Borçlandırma değil reel gelir artışı ile geleceğin güvence altına alınması için; büyüme oranları refah payı olarak ücret artışlarına yansıtılacak. Kredi kartı borçları, borçlular lehine yapılandırılacak. Kredi kartı faiz oranları düşürülecek. Güvenceli yaşamın finansmanı vergi adaletinden geçer. Artan oranlı gelir vergisi tarifesi yeniden düzenlenecek. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınacak. Dolaylı vergilerin (ÖTV, KDV, ÖİV) vergi gelirleri içindeki payı düşürülerek emekçilerin üzerindeki vergi yükü azaltılacak. Bütçe disiplini ve denetimi sayesinde kamu kaynaklarının israf edilmesine son verilecek.

 "EV KADINLARINA" EMEKLİLİK HAKKI SAĞLANACAK"

Köy/kır/kent kooperatifleri ve işçi/emekçi özyönetiminde işletmeler ile dayanışma ekonomisi desteklenerek, kamu destekli bir toplumsal sektör geliştirilecek. Yerel yönetimler tarafından oluşturulacak işletmelerin "özyönetime" dayalı kooperatifler biçiminde örgütlenmesi sağlanacak. Kamu ihaleleri toplumsal denetime açılacak, toplumun kaynaklarının yolsuzluk ekonomisine akışı durdurulacak. Ataerkil sistem karşısında kadın ekonomik olarak güçlendirilecek. Ev içi emeği sosyal güvenlik içine alınacak, ücretsiz ev işçileri olan "ev kadınlarına" emeklilik hakkı sağlanacak. Kadın istihdamının artırılması için gerekli düzenlemeler yapılacak. Sosyal güvenlik sigortası olmayan yurttaş kalmayacak. İşsiz, yaşlı, engelli, eşinden ayrılmış/eşini kaybetmiş, yetim, öksüz, iş kazası geçirmiş, bakıma ve korunmaya muhtaç her yurttaş sosyal güvenlik sistemi içinde tanımlanacak ve gerekli sosyal destek, yardım ve koruyucu hizmetler sunulacak. Tüm yurttaşların eşit, parasız ve nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanması sağlanacak.

 "EMEKLİLERDE EN DÜŞÜK ÜCRET ASGARİ ÜCRETLE EŞİTLENEREK 2.000 TL OLACAK"

Emeklilerde en düşük ücret asgari ücretle eşitlenerek 2.000 TL olacak. Emekliler için gerçek anlamda intibak yasası çıkarılacak ve ücret eşitsizliği giderilecek. Emeklilerin örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılacak, sendikal örgütlenme özgürlüğünün önü açılacak. Emeklilerden hastane katkı payı alınmayacak. Hizmet akdiyle çalışanların esas kazançları üzerinden yapılan sosyal güvenlik destek primi kesintilerine son verilecek, kesilen prim maaşlara eklenecek. Bireysel özel sigortaya yönelik katkı payı uygulamasına son verilecek, kesintiler maaşlara yansıtılacak. Emekli olup esnaflık yapanlardan alınan yüzde 15'lik sosyal güvenlik destek primi kesintisine son verilecek.

 "4+4+4 UYGULAMASINA SON VERİLECEK"

Eğitim, kamu hizmeti olarak ücretsiz olarak sağlanacak. Okulun ve öğrencilerin temel ihtiyaçları okul bütçesinden karşılanacak, her ne ad altında olursa olsun velilerden asla para talep edilmeyecek. Eğitim müfredatı, ders kitapları ve diğer materyaller tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılacak. İdeolojik saiklerle ve özgürlükçü laiklik ilkesini ortadan kaldıran bir anlayışla okulları ayrıştıran 4+4+4 uygulamasına son verilecek. Eğitim sistemi en baştan başlayarak "Çocuğun Üstün Yararı" gözetilerek yeniden yapılandırılacak. Eğitim sistemi özgürlükçü, laik ve bilimsel bir içerikte yapılandırılacak, anadili temelinde çok dilli hale getirilecek. Dezavantajlı ve ezilen cinsiyet gruplarının, sosyal sınıfların, halkların ve engellilerin üniversite eğitiminden eşit olarak yararlanabilmeleri için pozitif ayrımcılık ve kota politikası uygulanacak.

 "ATAMASI YAPILMAYAN TÜM ÖĞRETMENLERİN ATAMASI GEREKLİ ALTYAPI KOŞULLARI SAĞLANARAK GERÇEKLEŞTİRİLECEK"

Ataması yapılmayan tüm öğretmenlerin ataması gerekli altyapı koşulları sağlanarak gerçekleştirilecek. İnsan onurunu zedeleyen ücretli öğretmenlik uygulaması lağvedilecek, tüm ücretli öğretmenler kadroya alınacak. Eğitim emekçilerinin insanca ve mesleğe yakışır bir ücret almaları sağlanacak. Eğitimin yerelden yönetimi teşvik edilecek.

 "HER AY 200 TL'LİK "GENÇ YAŞAM KARTI"

15-25 yaş arası istisnasız tüm gençlere, her ay 200 TL iletişim ve ulaşım desteği sağlayacak, "Genç Yaşam Kartı" uygulamasını hayata geçireceğiz. Gençler, ülkenin her yerinde geçerli olacak bu kart ile müzelerden ücretsiz, sosyal ve kültürel etkinliklerden indirimli yararlanacak. Tüm gençlerin vize ve pasaport işlemlerinin ücretsiz bir şekilde yapılması sağlanacak.

DHA

 

 

 

 


    ETİKETLER:

    Muhalefet

    ,

    Seçim

    ,

    Dünya

    ,

    İnternet

    ,

    Adalet Ve Kalkınma Partisi

    ,

    Selahattin Demirtaş

    ,

    nükleer santral

    ,

    İsrail

    ,

    Filistin

    ,

    Suriye

    ,

    Türkiye

    ,

    Ankara

    ,

    Mersin

    ,

    İstanbul

    ,

    12 Eylül

    ,

    Hidroelektrik Santral

    ,

    Anadolu

    ,

    YAŞ

    ,

    RTÜK

    ,

    Ortadoğu

    ,

    Milli Güvenlik Kurulu

    ,

    Anayasa

    ,

    4+4+4

    ,

    tecavüz

    ,

    çevre

    ,

    iç savaş

    ,

    milliyetçi

    ,

    şiddet

    ,

    Yeşil Yol

    ,

    KDV

    ,

    ÖTV

    ,

    28 Şubat

    ,

    koruculuk

    ,

    Terörle Mücadele

    ,

    8 Mart

    ,

    İntikam

    ,

    haber

    ,

    Gezi Parkı

    ,

    Dolmabahçe

    ,

    Topçu Kışlası

    ,

    direniş

    ,

    Politika

    ,

    Rojava

    ,

    diyanet

    ,

    kürdistan

    ,

    hdp

    ,

    hsyk

    ,

    Emeklilik

    ,

    Sosyal Güvenlik

    ,

    Kamu

    ,

    Diyanet İşleri

    ,

    Müzakere

    ,

    Demokrasi

    ,

    Belediye

    ,

    Medya

    ,

    Dijital

    ,

    Nefret

    ,

    Çiçek

    ,

    Armağan

    ,

    Vatan

    ,

    Bugün

    ,

    Çocuk

    ,

    Erkek

    ,

    Kadın

    ,

    Gemi

    ,

    Ulaşım

    ,

    Avrupa

    ,

    Tatil

    ,

    Yaşam

    ,

    Ceza

    ,

    Fırsat

    ,

    Köy

    ,

    İşyeri

    ,

    Tarım

    ,

    Para

    ,

    Kredi Kartı

    ,

    Kredi

    ,

    Soruşturma

    ,

    Tarih

    ,

    Parti

    ,

    Taraf

    ,

    Telefon

    ,

    Vergi

    ,

    Öğrenci

    ,

    Kapı

    ,

    Prim

    ,

    Hava

    ,

    Okul

    ,

    İddia

    ,

    radyo

    ,

    İlan

    ,

    Güneş

    ,

    toplum

    ,

    elektrik

    ,

    ilçe

    ,

    iletişim

    ,

    politik

    ,

    faiz

    ,

    örgüt

    ,

    suç

    ,

    göç

    ,

    emekli

    ,

    denetim

    ,

    koalisyon

    ,

    saldırı

    ,

    karadeniz

    ,

    eylül

    ,

    ülke

    ,

    sektör

    ,

    adalet

    ,

    hukuk

    ,

    kira

    ,

    siyaset

    ,

    sözleşme

    ,

    mahkum

    ,

    Demokratik

    ,

    eğitim

    ,

    yazılım

    ,

    ,

    adliye

    ,

    güvenlik

    ,

    sivil toplum

    ,

    sivil

    ,

    başkan

    ,

    zaman

    ,

    kültür

    ,

    yolsuzluk

    ,

    sosyal

    ,

    cezaevi

    ,

    kurum

    ,

    intibak

    ,

    Karanlık

    ,

    TCK

    ,

    Yargı

    ,

    bütçe

    ,

    kaynak

    ,

    ekmek

    ,

    Resmi

    ,

    kuzey

    ,

    kent

    ,

    Gösteri

    ,

    genç

    ,

    engelli

    ,

    siyasi

    ,

    vefat

    ,

    silah

    ,

    derece

    ,

    ders

    ,

    iktidar

    ,

    müdahale

    ,

    yönetim

    ,

    Birlik

    ,

    oy

    ,

    hizmet

    ,

    Karşı

    ,

    Yurttaş

    ,

    Enerji

    ,

    yalın

    ,

    Evrensel

    ,

    AİHM

    ,

    İnanç

    ,

    7 Haziran

    ,

    milletvekili

    ,

    rehine

    ,

    hafıza

    ,

    1 kasım seçimleri