Demokrasimizin 10 yıllık bilançosu

Demokrasimizin 10 yıllık bilançosu
Demokrasimizin 10 yıllık bilançosu
10 yıllık dönemde, silahlı kuvvetlerin yasalardan ve fiili durumdan kaynaklanan olağandışı statüsü normale yaklaştı. Peki, demokrasimizdeki bu çarpıcı gelişmelere rağmen gelecek için umutlu olmak niçin bu kadar zor?
Haber: HAKAN ALTINAY / Arşivi

10 yıllık AK Parti iktidarı sırasında Türkiye birçok alanda çarpıcı ilerlemeler yaşadı. Ekonomi hızla büyüdü; bankacılık sektörü hepimizin kadim kaygı kaynağı olmaktan çıktı; okulöncesi eğitimde büyük, müfredatta mütevazı ilerlemeler oldu; sağlık sigortasının ve sosyal politikaların kapsamı genişledi ve gelir eştsizliği azaldı; ulaşım ve iletişim altyapısında dramatik iyileşmeler oldu; Türkiye’nin dünyadaki varlığı tahminlerin ötesinde arttı. Demokrasimiz de en azından benim umut etmeye cesaret edebildiğimden çok daha çarpıcı ilerlemelere sahne oldu.
Bu 10 yıllık dönemde, silahlı kuvvetlerin yasalardan ve fiili durumdan kaynaklanan olağandışı statüsü normale yaklaştı; tahayyül edilebilecek en geniş güvenlik tanımına ek olarak gizli bütçe ve personele sahip Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği normal bir işleve indirgendi; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde çok çeşitli hak ihlallerine imkân veren OHAL kalktı; ölüm cezası istisnasız olarak ceza sistemimizden çıkartıldı; gözaltı sürelerinin kısalması, avukata erişimin artması ve işkencecilerin yargılanmasının önündeki engellerin azaltılmasıyla birlikte uzun yıllar boyunca utancımız olan sistematik işkence son buldu; Kürtçe ve diğer dillerin kamu hayatında kullanılmasının önündeki engeller önemli ölçüde azaldı; köy boşaltma mağdurlarına tazminat ödendi; aile içi şiddetin kamu otoritesinin proaktif biçimde engellemesi gereken bir sorun olduğu kabul edildi; gayrimüslim cemaat vakıflarının mülk edinmesinin önündeki engeller kaldırıldı ve geçmişte el konulan malların iadesi ya da tazmini konusunda anlamlı adımlar atıldı; STK’ların uluslararası ilişkileri konusundaki kısıtlamalar kaldırıldı; uygulamada ciddi aksaklıklar olsa bile bilgi edinme hakkı yasallaştı; AİHM kararlarının Türkiye’de yargılanmanın yenilenmesine temel teşkil etmesi prensibi kabul edildi.
Bu dönemde başka hiçbir siyasi parti topluma bu kadar kapsamlı bir demokrasi paketi önermedi, bundan daha fazlasını yapabileceği konusunda da güven vermedi. Geçmişteki on yıllarla da bu on yılın paralel evrenlerdeki alternatifleriyle de karşılaştırıldığında özgürlükçü demokrasi cetvelinde çok önemli, sevindirici mesafeler kat ettik.
Umutlu olmak niye zor?
Peki, demokrasimizdeki bu çarpıcı gelişmelere rağmen gelecek için umutlu olmak niçin bu kadar zor?
Çünkü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargâh üyeliğinden, ÇYDD’nin PKK’ya yardımdan, Büşra Ersanlı’nın silahlı örgüt yöneticiliğinden, Nedim Şener’in Ergenekon’a yardımdan yargılanabildiği, sekreter Güllü Salkaya’nın darbeye eksik teşebbüsten 16 yıl hapis cezası alabildiği bir ülkede kimse ama kimse kendini güvende hissedemez. Çünkü otosansürün bu kadar yaygın olduğu bir medya ortamı geniş özgürlüklerin belirtisi değildir. Çünkü demokrasi sadece kanun, kural ve kurumlarla ilgili bir olgu değildir, demokrasi aynı zamanda kamusal alandaki tartışmalarda belli bir ton, belli bir vücut dili de gerektirir. Çünkü yukarıda sıralanan ilerlemelerde aslan payına sahip Başbakanımızın otoriter, azarlayan söyleminden tedirgin olmamak imkânsız. Eğer her eleştirinin zamanlamasını manidar, içeriğini kötü niyetli bulursanız, bir tanesinden bile yararlandığınızı açıklamazsanız, kimseye –muhafazakâr ya da değil- demokrat olduğunuzu anlatamazsınız. Epistemik bir alçakgönüllülüğü içermeyen bir demokrasi daha icat edilmedi.
Türkiye’de özgürlükçü demokrasinin kökleşmesinin önündeki tek engel Başbakan’ın asabiyesi değil. Son dönemdeki olumsuz gelişmelerden şikâyet edenlerin önemli bir kısmı, çok değil beş yıl önce Anayasa Mahkemesi’nin akıl almaz 367 kararı ya da 27 Nisan muhtırası gibi rezaletlerle karşılaştığımızda bugün gösterdiği tepkiyi göstermedi. Kendi başına gayet önemli ve değerli olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun 27 Nisan özeleştirisi dışında da bu derin hicap vesileleri konusunda daha bir muhasebeye şahit olmadık. Ergenekon sanıkları yakınlarının KCK davasında ya da adi suçlardan yargılananların tutukluluk ya da ceza usul yöntemleri konusundaki itirazlarına kulak vermeleri niçin hayal edilemez? Eğer bugün dahi dertleri olan başkalarına kulak veremeyeceklerse daha iyi bir demokrasi taleplerini kim niçin ciddiye alsın?
Önümüzdeki on yılda demokrasimizdeki ilerlemeler geçen on yıldakinden farklı bir koreografi gerektirecek muhtemelen. Belki geçen on yılda alınan mesafenin haklı gururunu yaşamakla başlarsak içimizde ilerisi için yeni cesaretler ve yaratıcılıklar bulabiliriz.