Diyanet İşleri Başkanı eve yaya gitmiş!

Diyanet İşleri Başkanı eve yaya gitmiş!
Diyanet İşleri Başkanı eve yaya gitmiş!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanı Görmez'in makam aracıyla ilgili tartışmalara ilişkin, "Sosyal medyada sarığının üzerinde Mercedes resmini görünce üzülmüş, arabayı durdurmuş oradan inip eve yaya gitmiş" dedi

RADİKAL - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan , Arnavutluk’tan dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fikret Bila'nın bugünkü köşesinde yer alan habere göre, Erdoğan, HDP’nin baraj altında kalması halinde bölgede olaylar çıkabileceğine ilişkin beyanları değerlendirirken, “Devlet kendini baraja, altına veya üstüne şartlamaz. Yaparsa yanlış yapar” dedi. Erdoğan, Suriye başta olmak üzere bölgedeki gelişmeler nedeniyle zaten devletin jandarma dahil tüm güvenlik güçleriyle hazır olduğunu vurguladı. Güneydoğu veya diğer bölgelerde güvenlik güçlerinin olaylar karşısında gerekeni yapacağını belirtti.

Erdoğan’ın gündemdeki olaylara ilişkin görüşleri şöyle:

BALKANLARDAKİ ÜST AKIL: Bizim Arnavutluk’a her türlü desteği vermemiz lazım. Makedonya, Bosna Hersek, Kosova dahil bölgedeki tüm ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmamız lazım. Kumonova’daki olaylar da gösterdi ki bölgeyi karıştırmak isteyenler var. Benim Balkanlar’da bir şey çok dikkatimi çekiyor. Orada da bir üst akıl var. Malum Bosna Hersek’i baklava dilimine ayırdılar. 8 ayda bir, dönüşümlü olarak bir dönem başkanı Bosna Hersek’e komuta ediyor. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar. Şu son seçimler öncesinde nüfus sayımı yapılmış olmasına rağmen sonuçlar açıklanmadı. Boşnaklar nüfusun yüzde 54’ünü oluşturduklarını düşünüyor. Ve bu ülkenin halen güçlü bir ordusu yok. Allah rahmet etsin vefatından bir gün önce Aliya’yı (İzzetbegoviç) hastanede ziyaret etmiştim. Bir yurtdışı ziyaretinden dönüyordum. Durumunun ağır olduğunu duyunca ani bir kararla Saraybosna’ya iniş yaptık. Arkadaşları uçakta bırakıp, hastaneye ziyarete gittim. Kendisi ile biraz hasbi halde bulunduk. Bana, ‘Ben aslında Dayton’ı kabul etmezdim. Ama öyle bir noktadaydık ki dayanma gücümüz kalmamıştı. Kabul etmek zorunda kaldım” demişti.

Demek ki aslında Dayton kabul edilebilir bir anlaşma değildi. Çünkü ortada adil bir durum yok. Üst aklın böl parçala yönet yöntemi buralarda da devrede. Kosova’da da benzer bir durum söz konusu. Fakat öyle veya böyle ABD bu işi sıkı tutmuş olsa ben inanıyorum ki Kosova’nın tanınması hızlanır ve BM üyeliği gerçekleşir. Fakat sıkı tutmuyor. Makedonya’daki gelişmeler de çok enteresan. Arnavutluk’ta yaptığımız görüşmelerde Balkanlardaki genel sorunları konuştuk.

ARNAVUTLUK’TAKİ PARALEL YAPI: Arnavutluk’taki paralel yapılanmayı da konuştuk. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile konuştuk. Olumlu yaklaştılar. Avrupa demeyelim ama Balkanlar’daki merkezleri olabilir. Size ilginç bir şey anlatayım; malum yapıdan biri zamanında Diyanet İşleri Başkanımıza gelmiş. Paralelin ileri gelenlerinden, şu anda kaçak olan biri... Demiş ki, ‘Normalde biz cami işleriyle uğraşmayız ama Arnavutluk bir istisna. Burada müftülüğü biz halledeceğiz’... Tabi Mehmet hoca da (Görmez) şaşırmış. Bu benim görevim demiş, bana böyle bir şeyi hangi cüretle teklif ediyorsunuz’ diye itiraz etmiş... O zamanki Arnavutluk yönetimi de malum yapının telkini neticesinde, Arnavutluk’taki Diyanet İşleri Başkanlığı görevini, Boğaziçi Psikoloji mezunu birine vermiş. Kendisi Türkiye’de İmam Hatip’in sadece orta kısmını okumuş. Halen de aynı görevi yapıyor ama Balkanlardaki müftüler tarafından kabul görmüyor.

EVİNİ BİLE POLEMİK KONUSU YAPIYORLAR: (Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in makam aracı ile ilgili tartışmaların sorulması üzerine) Bir kere o Mercedes’in iddia ettikleri gibi 1 milyon TL falan olması için zırhlı falan olması lazım. O tür normal Mercedes’lerin fiyatları 300-320 bin TL civarındadır. Kaldı ki artık eski dönemlerde değiliz. O tür araçlara artık herkes binebiliyor. Üstelik Diyanet İşleri Başkanı’na tahsisli bir araçtan söz ediyoruz. Kendisine de ifade ettim:

‘O gazete böyle yazmış filanca şöyle yazdı diye o şekilde davranmanız pek doğru olmadı’ dedim. Ama sosyal medyada sarığının üzerinde Mercedes resmi iliştirildiğini görünce ciddi manada üzülmüş. Arabayı durdurmuş. Oradan inip eve yaya gitmiş. Gerçekten çok üzülmüş. Adamcağızın oturduğu evi bile yalanlar eşliğinde polemik konusu yapıyorlar. Ev zaten Diyanet’e ait. Zaten malum çevreler, Diyanet’ten hiç haz almadılar. Yani bunlar artık bir çok yerde dökülmeye başlayınca adeta buradan kendilerince bir rövanş alma gibi bir yola girdiler. Diyanet, TİKA’nın faaliyetlerinden rahatsızlar. Aynı şekilde tabii Yunus Emre Vakfı’ndan da rahatsızlar. Onların alanlarına girdiği için. Mesela DEİK. Onların yurtdışındaki tüm alanlarına giriyor.

DEVLET BARAJA ŞARTLANMAZ: (HDP’nin baraj altında kalması halinde bölgede olaylar çıkabileceğine ilişkin beyanların sorulması üzerine) Devlet kendini baraj altına veya üstüne şartlamaz. Yaparsa yanlış yapar. Nerede terör olursa olsun hazır olmak durumundadır. Şu anda da devlet tüm güvenlik güçleriyle, jandarmayı da dahil ediyorum. Güvenlik güçlerini valiler göreve çağırır. Güneydeki gelişmelerden dolayı zaten bir hazırlık var. Diğer bölgelerde de benzer şeylerin olması durumunda gereken yapılır. ‘Barajın altında kalınırsa şunu bunu yaparız’ diyenler bunun bedelini öder.


VAATLER SAĞLIKLI DEĞİL: (Bu seçimde ekonomi üzerinden kampanya yürütülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusu üzerine) Bu vaatlerin sağlıklı olduğunu düşünmüyorum, bana göre içi boş. Bunların baktığı Hazine’nin içinde ne var, şu var, bu nasıl olsa bizi bir yere kadar götürebilir. Nereden ne gelecek farkında değiller. Yap-işlet-devret işine girdiğimizde bir çok kişi karşı çıktı. Bir şeyler üretemezseniz, yapamazsınız. Havalimanı, 3. köprü vs. Bunlar böyle şeyleri düşünmüyor. Mesela ben ‘Kanalİstanbul’u kaldıracağım’ diyor. Bu doğru bir yaklaşım tarzı değil ki. Mesela biz Yassıada’ya Özgürlük ve Demokrasi Adası dedik. TOBB’a ‘gel yap. Şu kadar yıl işlet, sonra devret’ dedik. Ahmet Bey (Davutoğlu) temelini attı. Burada uluslararası tercih noktası olacak demokrasi adası.

ENGELLİYOR OLABİLİRLER: (“Yap-işlet-devret” modelini, daha önce devlete borç verenler engelliyor olabilir mi?’ sorusu üzerine) Olabilir tabii. Burada da karşılaştık. Mesela şehir hastanelerini yaptıracağız. Yapan firmadan kiralayacağız. Yatırım maliyetimiz olmayacak. Firmaya yaptırıp kira vereceğiz. Mesela 20 yılığına kiraladık 20 yıl sonra uzatabiliriz. Biz bunları yatırımcıya yaptırıp maliyetten kurutuluyoruz. Kiralayıp yüksek yatırım bedelinden kurtuluyoruz. Mesela 3. köprünün süresi 11 yıl. 11 yıl sonra devredecek bize. Bunun bir özelliği var şu kadar araç. Altta kalırsa devlet ödeyecek. Üste çıkarsa devlete ödeyecek. İş bilenin kılıç kuşananın.

TAKVİME ALINACAKTIR: (Seçimden Ak parti güçlü çıkarsa şu an var olan gergin ortam yumuşar mı? Size karşı ya da cemaate karşı tutumlar değişir mi?) Bir kere taşlar yerine oturacaktır. Burayı güvenli liman haline getirmiş olacaktır. Referandum sayısına ulaşırsak başkanlık sistemini takvimine alacaktır Ak Parti. Bunun takvimi 2019 mu olur daha mı erken olur bilemem. Tabii bunun artılarını eksilerini 12 yılda çok rahat görüyoruz. Gerek içeride gerek dışarıda ülkemin menfaati ne olursa onu yapmak durumundayım. Sorunun ikinci bölümüne gelince. Bunu içeride de dışarıda da çeşitli mahfillerde yapıyorlar. Koalisyon vs. gibi. Ben koalisyonun bu ülkenin zararına olduğuna inanıyorum. Bu çok açık ve net. Tarihte örnekleri var. Terörle mücadele noktasında da sıkıntılar meydana gelir. Biz gelemeden önce koalisyon hükümeti vardı. 5 yıl dayanamadılar. 3.5 yıl yapabildiler. Daha geriye gidelim. Tek partiden parlamentere çok partili sisteme geçildi. Ortalama 16 ayda bir hükümet değişmiş. İstikrar olmayınca bu tarz kaoslar olur. (Seçimden diğer ülkelerden sonra tutum değişikliği bekliyor musunuz? sorusu üzerine) Zaten hazırlanıyorlar. Bunu görüyoruz. Bunun sinyallerini alıyoruz.

MAARİF VAKFI GÖRÜŞECEK: Şimdi mesela biz Maarif Vakfı’nı kuruyoruz. Vakıf kurulduğu andan itibaren. MEB Maarif Vakfı herhangi bir ülkenin eğitim bakanlığıyla ilişkiye girip orada işleri ele alacak. Kurumların temsilcilerinin yanı sıra sanıyorum STK’lar da olacak. Yunus Emre Vakfı gibi ama daha çok eğitim öğretim alanında etkin olan kişilerin yer aldığı bir vakıf olacak. Bizim temaslarımızın ardından, bazı ülkelerde okullarda kapanmalar başladı. Mesela Azerbaycan başladı. Gabon buradaydı. ‘Size uyumsuzluk sağlayan bize de sağlar’ dediler. Senegal’den aldık. Peyderpey devreye sokuyoruz. 1 Eylül’den itibaren hızlanacak. Dershane meselesi kapanıyor biliyorsunuz. Maarif Vakfı da devreye girdiği andan itibaren biliyorsunuz orada okuyan çocuklar var, açıkta kalmaması lazım. Maalesef o ülkelerin devlet erkanının çocukları da var o okullarda. Mülkiyet meselesi dahil, tüm konular ilgili ülkenin eğitim bakanlığıyla konuşulacak. Gerekiyorsa mülkiyet devralınacak ya da bu hususta destek vereceğiz. Diyelim öğretmenleri Maarif Vakfı gönderecekse, o ülke de diğer masrafları üstlenecek. Destek vermemiz gerekiyorsa vereceğiz. Bu faaliyet Eylül’den önce de başlayabilir. Yurtdışı tabi. Yurt içinde dönüşebilenler dönüşecek dönüşemeyenler kapanacak. (Okula dönüşme ne durumda sorusu üzerine) Hakkını veremiyorlar ondan dolayı dönüşümde sıkıntı çekiyorlar.

PYD, PKK ’NIN EŞDEĞERİDİR: (Barzani’nin ‘Türkiye’nin yardımı olmasaydı Kobani kurtulamazdı’ sözlerinin sorulması üzerine) Barzani’nin söylediği doğru. Türkiye toprakların Peşmerge’nin geçişine açmasaydı girebilecek miydi, giremeyecekti. Özgür Suriye Ordusu da aynı durumdaydı. Tek sıkıntı Obama ile yaptığımız telefon görüşmesinde ‘iki gün içinde Kobani düşüyor PYD’ye destek vermemiz lazım’ sözüne ben ‘PYD, PKK’nın eşdeğeridir. Birlikte çalışıyorlar. Bu desteğiniz DEAŞ’a da gidebilir’ dedim. Öyle de oldu. Bir kısmı PYD’ye, diğeri DEAŞ’a gitti. Sıkıntı oldu. Kobani’de kimse kalmamıştı, bizim tarafa geçmişti. Şimdi 60 bin kişinin yeniden Kobani’ye geçtiğini arkadaşlar söyledi. Kobani’nin yeniden imar faaliyeti, olsa bile çok zor. Bu insanlar mali durumu müsait olan insanlar değil. Sağını solunu kapatıp girecekler. Dışarında yardım diyorlar. O tür yardımlar gelecekse ancak o zaman mümkün olabilir yeniden imar.

TAKVİMİ GENERALLER YÜRÜTÜYOR: (Suriye’ye karşı bir askeri operasyon ya da uluslararası koalisyon çalışması var mı? Körfez ülkelerinin ABD’den daha fazla talepte bulundukları söyleniyor’ sorusu üzerine) Tavrımız belli. Uçuşa yasak bölge, güvenli bölge ve eğit donat. ABD sadece eğit donata yanaştı. Geldiler gördüler. Özellikle Bayırbucak Türkmenleri noktasında buna önem veriyoruz. Buradaki takvimi onların görevlendirdiği, bizim görevlendirdiğimiz generaller yürütüyor. Camp David’den sonra nelerle gelirler bilmiyorum. Körfezden bazı ülkeler kendileri gitmeyip veliahtlarını gönderiyor. Orada da sıkıntı var. Bu sıkıntı, bazı ülkelerin kendi içindeki mezhebi yapılanmalarından da kaynaklanabilir.

TEPKİMİZ FARKLI OLABİLİRDİ: (Yük gemimize saldırılması ile ilgili olarak yeni bilgiler var mı?) Silah yüklü olduğunu zannetmişler. Bizimkiler henüz açıklama yapmadılar. Bahaneleri o. Türk bandıralı olsa tepkimiz daha farklı olabilirdi. Libya’da tam bir kaos var maalesef. Trablus var, Tobruk var, aşiretler var...