Erdoğan: AB ile çelik çomak oynamıyoruz

  • Bize hep '17 Aralık'ta tarih verilecek' denildi. Başka şart kabul etmeyiz
  • PKK konusunda ABD beklediğimiz desteği vermedi. Bu doğru değil
  • Bürokrat masaya yumruk vurmadan iş yapmıyor. Yönetim problemi var

  • AB kurumları ve liderler bize defalarca şunu söyledi: Kopenhag Kriterleri yerine getirilirse Türkiye ile müzakerelere gecikmeksizin başlanacaktır. Berlin toplantısında Başbakan Schröder ve Cumhurbaşkanı Chirac da dünyanın gözü önünde 'tam üyelik' dediler.
  • Çelik çomak oynamıyoruz. 17 Aralık'ta müzakerelerin adının da tarihinin de konulması lazım. Bundan sonra önümüze konulacak başka şartları kabul etmeyiz. 17
    Aralık zirvesinden çıkacak sonuca göre 'Hayır, teşekkür ederiz' deme ihtimalimiz de var.
  • Kıbrıs konusunda Türk tarafı üzerine düşeni yaptı. Ancak KKTC'ye uygulanan izolasyon politikalarının gevşeyeceğini söyleyen Avrupalı dostlarımız bugüne kadar hiç adım atmadı. Siz verdiğiniz sözleri yerine getirin, biz yine çözüm için çalışırız.
  • Irak'ta 70'e yakın vatandaşımız öldü. ABD'ye bu konuda ne yapacaklarını sorduk ama hâlâ gerekli adımlar atılmadı. PKK konusunda da beklediğimiz desteği görmedik. Bunu doğru bulmuyoruz. Bize sorunları farklı bir formülle çözeceklerini söylüyorlar.
  • Bütün bakanlıklarda icraatın önünü tıkayan bürokratlar var. Masaya yumruk vurmadan kimseye iş yaptıramıyorsun. Bürokratik oligarşiden Türkiye'yi hemen kurtarmalıyız. Ciddi bir yönetim problemimiz var.
  • Avrupa Birliği ne yaparsa biz teşekkür ederiz, kalsın deriz?
    Uluslararası siyasette, diplomaside açık kartla oynamak da tabii yanlış olur. Bunu o gün görmek, zaten kendi hafıza kayıtlarımıza da geçirmiş olduğumuz düşüncelerimizi orada tekrar müzakere edip, tavrımızı ortaya koymamız daha isabetli olur. Kaldı ki bizim birçok AB liderine, "Biz medya aracılığıyla asla açıklama yapmayacağız" diye sözümüz var. Bu nedenle zaman zaman medya aracığıyla verilen mesajlara da itibar etmiyorum. Asıl nihai tavır 17 Aralık'ta belli olacak. Orada görüp bildirge çıkınca biz de gerçek değerlendirmemizi yaparız.
    Ama teorik olarak, 'Hayır, teşekkür ederiz' deme ihtimalimiz de var mı?
    Her şey olabilir.
    1997 Lüksemburg'da Türkiye aday sayılmayınca dönemin hükümeti görüşmeleri askıya almıştı. Bunun sonucunda sürecin 1999'da hızlanarak döndüğünü gördük. Benzeri bir şey söz konusu olabilir mi?
    Şu anda bu konuyla ilgili yapılacak çalışma kalmadı. Biz şu anda 2002 Kopenhag zirvesindeki metne bakıyoruz. Bu metinde 'Aralık 2004'te Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin yerine getirilmesi halinde, Türkiye müzakerelere gecikmeksizin başlar' ifadesi kayda girdi. Sözlü bir şey değil, yazılı. Ve son 6 Ekim raporunda da Türkiye'nin açık ve net olarak artık Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdiği, dolayısıyla müzakerelere başlamasının gerekliliği vurgulandı. Görüştüğümüz hemen hemen bütün siyasi liderler bize şunu söyledi: '6 Ekim raporunu gördükten sonra tavrımızı çok açık, net ortaya koyarız.' Son Berlin toplantısında, dünya basınının önünde Schröder ve Chirac çok açık, net ifade kullandı. 'Tam üyelikle sonuçlanacak bir müzakere süreci' dediler. Aynen bu ifadeyi kullandılar. Orda medyanın önünde söylenmiştir bunlar. Bunlar söylendikten sonra, doğrusu Almanya Şansölyesi Schröder'den daha başka bir şey beklemem mümkün değildir. 'Bunu bekleyecek hangi gerekçeler doğdu ki?' sorusunu ben de sorarım. Bütün dünya da sorar. İnanıyorum ki, 17 Aralık'ta bizler Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin yerine gelmesi sebebiyle Türkiye'nin müzakerelere başlamasına yönelik o 'gecikmeksizin' ifadesine uyularak bir neticeyi alacağız.
    Hollanda Dışişleri Bakanı birtakım laflar etti. Basına sızan metne ilave olarak yeni şartların gündeme geleceğine ilişkin sözler söyledi. Bazı ülkelerde yan çizme havası seziliyor. Ne düşünüyorsunuz?
    Bunlar, kalan kısa sürede bizleri yorar. Bence bunlarla yorulmamıza hiç gerek yok. Ayın 9'unda sayın Balkenende ile bir akşam yemeğim var. Kendisiyle beraber bu süreci değerlendireceğiz. Bundan sonra siyasi kriterler dışında yeni bir şart kabul etmemiz mümkün değildir.
    Açık uçlu müzakere deniyor?
    Onları da çok fazla önemsemiyoruz. Açıkçası 10-15 yıl sonra neyin, nerde olacağı, belli şeyler değil. Şu anda öncelikle müzakere sürecini başlatmaktan yanayız. Zamanlama çok önemli. Geriye döndüğümüzde de 41 yıl var. Nasıl bir Türkiye, nasıl bir Avrupa?
    Açık uçlu olması o kadar önemli değil dediniz, ama bir önceki cümlenizde de mevcut siyasi kriterler dışında da hiçbir şey kabul etmediğinizi söylediniz. Nedir orda siyasi kriterlerin dışında gördüğünüz?
    Şu anda konuşulan şeyler, taslak gibi şeyler. Bunlar bir yerde karalama, müsvedde. Dolayısıyla ben müsveddeler üzerinden bir değerlendirme yapamam. Komisyon'un değil Konsey'in önüne geleni görmemiz ve bunun üzerinde değerlendirme yapmamız ciddi olur.
    Şu ay, şu gün müzakereler başlayacak denmesini bekliyor musunuz?
    Biz bütün görüşmelerimizde "17 Aralık'ta tarih alacak mıyız?" diye sorduk. Kendileri de evet dediler. Çelik çomak oynamıyoruz. Adını koyacağız. Tarihini koyacağız. Biz de programımızı ona göre yapacağız. 2005 ise, hangi ayda başlayacak? Bunları bilmemiz lazım. Ona göre kendimizi programlayacağız. Ona göre çalışmalarımızı süratlendireceğiz. Çünkü çok daha ciddi, belki daha hassas bir süreç olacak. Başmüzakerecisiyle, müzakerecilerle, çok iyi bir ekibin çok yüksek bir performans sergilemesi lazım. Türkiye'ye yakışır olması lazım.
    Bizim başımız dik, onlarınki eğik
    Müzakere tarihinin çok yakın olması, örneğin şubat ayında başlaması Kıbrıs konusunda Türkiye'yi sıkıntıya sokabilir. Müzakere masasına oturmadan önce, Kıbrıs'la ilgili bir inisiyatif planlıyor muyuz?
    Bu konuyla ilgili kendimiz ortaya olumlu tavırlar koyduk. Karşı taraftan olumlu tavırlar görmedik. Davos'ta sayın Annan'la görüşme yaptığım zaman, "Biz her zaman Rumlardan bir adım önde olacağız" derken çok iddialı bir ifadeyle kendisine yaklaştım. O da, "Bu işte dördüncü defa yanılmak, başarısız olmak istemiyorum" dedi. Biz, "Türkiye olarak elimizden gelen desteği vereceğiz hiç endişeniz olmasın, Kuzey Kıbrıs'taki soydaşlarımız her zaman önde olacaklar bunu da göreceksiniz" dedik. Çözüm sürecini biz başlattık. Süreçle ilgili her şey tarih kayıtlarına geçti. Avrupalı dostlarımız da "Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyon politikalarının değiştiğini göreceksiniz" demişlerdi. O günden bugüne hiçbir şey değişmedi. "Bu iş çözülürse bu yol çok kolaylaşır" demişlerdi. Tamam da, Kuzey Kıbrıs Annan Planı'na sizin dediğiniz istikamette "Evet" dedi. Rumlar da tersini yaptı. Başları öne eğik. Bizim başımız dik.
    Biz diyoruz ki, "Siz orda bize verdiğiniz sözleri bir yerine getirin, görelim." Biz sorun üretmekten değil, çözüm üretmekten yanayız.
    Adımların sizin tarafından atıldığını görürsek, bu adımlara katkıda bulunuruz. Bu katkıda Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimizin payı da olur.
    Ama Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kalkmasına Rumlar onay vermiyor.
    Biliyorsunuz, bunların Gümrük Birliği üyeliği yoktu. Türkiye ise üye. Dolayısıyla biz veto kullanmadık. Ters hareket etmedik. Rum Kesimi'nin Gümrük Birliği'ne onay verdik. Bunlar, bu olaya nasıl yaklaştığımızın açık ifadesi. Karşı taraftan da bir şeyi görmemiz gerekiyor. Bu da 17 Aralık'ı bizim görmemiz lazım. Ondan sonra da otururuz, tüm yetkili kurumlarımızla, Genelkurmay Başkanımızla, Cumhurbaşkanımızla konuşup, buna göre adımlarımızı atarız.
    ABD nedense destek vermedi
    ABD'yle Irak'la ilgili bazen sertleşen görüşmeler var? Nasıl görüyorsunuz?
    Irak'ta bizim şu ana kadar 70 civarında vatandaşımız hayatını kaybetti. Bunlardan hareketle ABD'li dostlarımıza 'Bunlara yönelik neler yapabiliriz? Müşterek mi yapabiliriz? Eğer bizim girmemizi istemiyorsanız siz neler yaparsınız?' dedik. 'Biz elimizden geleni yapacağız' diye birçok şey söylendi. Kısmi bazı tedbirler aldılar. Ama zaman zaman söylenenlere uyulmaması da söz konusu. Şimdi yeni bir şey geliştiriliyor. Konvoylar devreye sokuluyor. Bu konuda geçici hükümetle görüşmeler yaptık. Onlar da gereken desteği vereceklerini söylediler. En önemlisi Kuzey Irak'taki PKK/Kongra-Gel konusunda beklediğimiz desteği görmedik. Bekliyoruz. Burada nedense hâlâ bir belirsizlik söz konusu. Bunu doğru bulmuyoruz.
    Sizce neden?
    Burada Amerika'nın düşüncesini öğrenmiş değiliz. Herhangi bir niyet okuyuculuğuna girmek istemiyorum. Bize hep söyledikleri, 'Farklı bir formülle çözmeyi düşünüyoruz.' Nedir o farklı formülünüz? Bunu tabii açıklamıyorlar. Çok farklı formüllerini bekliyoruz.
    Cheney'yle yaptığım görüşmede de söyledim. Bizim hassasiyetimiz, sıkıntılarımız var.
    Ama hâlâ burada, adım atılmış değil. Ondan sonra da Felluce'deki, Musul'daki olaylar sebebiyle halkımızın, bizim hassasiyetlerimizi söyledim. Kendisi de 'Haklısınız. Sizi anlıyorum. Başkanıma ileteceğim' dedi. Bu da basına farklı yansıtıldı. Yok çok sert konuştular. Böyle bir şey yok. Bunlar kayıtlarda da var. Özellikle Türkiye'nin muhataplarıyla gerilim politikası içinde olmasından medyamız da bazen hoşlanıyor. Buradan bir şey çıkmaz, elde edemeyiz.
    Rusya'yla yeni projeler
    Rus gaz şirketi Gazprom'un başkanıyla gizli bir görüşme yaptığınız belirtiliyor. Putin'in ziyareti sırasında Boğazlar'daki petrol trafiğiyle ilgili gelişmeler gerçekleşebilir mi? Trans Trakya veya Samsun- Ceyhan hattı mı olacak. Rusya ile başka siyasi yakınlaşma arayışı var mı?
    Bizim Rusya'yla bu ziyaret sırasında yedi tane anlaşma var. Anlaşmaların hepsi o gün açıklanacak. Bunların içerisinde tabii enerji de var. Bunların dışında diğer bakanlıkları ilgilendiren anlaşmalar var. Rusya ile şu anda bizim ciddi manada yatırımlar konusunda atılmış adımlar var. Yeni yeni atılmakta olan adımlar var. Bizim de Rusya'da ciddi bir turist payımız var. Ortak yatırımlar gündeme gelebilir. Enerji ile ilgili konuda kesinleşen, netleşen imzayı koyduk, koyacağız denilen bir noktada değiliz. Sadece ön çalışmaları bakanımız, Gazprom yöneticileri yaptılar. Sayın Putin'le görüşmemiz esnasında bunlar gündeme gelebilir. Gündeme gelmesi halinde bir mutabakata varmayı arzu ederiz. Birinci önceliğimiz Samsun-Ceyhan arası olacaktır. Şu andaki etütler orayı daha sağlıklı, daha olumlu gösteriyor. Kıyıköy-Saros'la ilgili çalışmalar sürüyor. Olumsuz bazı yaklaşımlar alınıyor. Ama bizim için en hayati önem Boğazlar'ın çevre açısından tehdit altında olmasını ortadan kaldırmak. Bunun için Batılı ve diğer ülkelerden petrol şirketleri bir gönüllü ilkeler anlayışı geliştirdiler. Eğer bu anlayış oturursa, o zaman boru hattını kullanmayı tercih edecekler.
    Filistin'de duygusallığa yer yok
    Suriye'ye gideceksiniz. Filistin'deki durum ve İsrail'le ilişkiler nasıl görünüyor?
    Sorumluluğun bilinci içinde çalışmalarımızı sürdürme niyetindeyiz. Duygusallığa yer yok. İsrail-Filistin sorununda arabuluculuğa hazır olduğumuzu söyledik. Şu anda İsrail'de yeni gelişmeler var. Nasıl netilecelenir bilemiyorum. Filistin'de 9 Aralık'ta seçimler var. Yeni durum ortaya çıktıktan sonra yeni bir plan içerisinde çalışmalara katkıda bulunacağız.
    Planlanan İsrail ziyareti var mı?
    Öncelikle Abdullah beyi İsrail'e göndermeyi düşünüyorum. Ama şu anda uygun olmaz.
    Yumruğu vurmayınca bürokrasi işlemiyor
    Tüm kesimlerin iradesi Meclis'e yansımıyor. Parlamenter sistem değişebilir mi? Başkanlık sistemi doğru bir çözüm mü?
    Biz bu konuyu birkaç kez gündeme getirdiğimizde malum bazı çevrelerde çok ciddi rahatsızlıklar ve farklı yerlere çekmeler oldu. Ben huzurlu giden bir süreci bu tür gündemlerle meşgul etmek istemiyorum. Parlamentoda temsil noktasına gelince, benim burada aslında çok güzel projem var. Biliyorsunuz şu andaki sistemi 1987'de Turgut bey hazırladı. Kim için hazırladı? Kendini zayıf gördü ve güçlendirmek için böyle bir seçim sistemini getirdi. Seçim sistemi maalesef o günden bugüne bu şekilde. Ama ne oldu? Onu hazırlayan ANAP, bugün işte o seçim sistemiyle boğuldu gitti.
    Ben istikrar için bu (yüzde 10) barajının ülkemizde devamından yanayım. Ama burada parlamentoda temsili getirebilmek için ben diyorum ki, 550 parlamenterimiz mi var? Bunun 450'si yüzde 10 barajına bağlı olsun. 100 tane kalıyor. Bu 100 tane de baraja tabii olmasın. Bu 100 taneden de her parti hangi oyu almışsa, o oy nispetinde parlamentoda temsil edilsin. Yani, yüzde 1 oy almış bir parti bile bir milletvekiliyle parlamentoya girsin. İstikrarı nerden sağlayacaksınız? O 450'nin, 100'ün içinden alınacaklarla sağlanmış olur.
    Eninde sonunda iki parti oluyor tabii... O da tartışılır.
    Yürütmede de ciddi sıkıntılar oluyor. Yürütmedeki sıkıntıları aşmak için de bu sistemin yardımı olur. Türkiye gibi genç nüfusun çok olduğu bir ülke bu durumda büyük sıçrama yapar. O nüfusun önünü açacak kaynakların yaratılması gerekiyor. Kaynaklar noktasında çekilen sıkıntılar var. Niye? Bakıyorsunuz, gerek yasama, gerek yürütme, netice alamıyor. 2B olayını anlatamadık. Bu konuda adım atmış değiliz. Konunun üzerindeyiz.
    Hastanelerin devriyle ilgili adım atıyoruz. Sessiz devrim dediğimiz olaylardan biridir bu. Bunu farklı yerlere kanalize ediyorlar. SSK işçilerin olsun. Eyvallah, Sağlık Bakanlığı satın alıyor. SSK, kanuna göre kamu tüzel kişiliğidir. Böyle bir özelliği var. Ahmet'e, Mehmet'e ait hastaneler olarak göremezsiniz. Özelleştirilip, satılacağı meselesi gündeme getiriliyor. Bunların hepsi kaçamak yaklaşım tarzları. Türkiye'de genel sağlık sigortasını çıkarmaya hazırlanan bir hükümet, hastanelerin özelleştirilmesine nasıl yaklaşır? Kendimize sormamız gerekiyor: Doğu, Güneydoğu, Karadeniz gibi yerlerde, özel sektör gider sağlık hizmeti verir mi? Vermez. Köy hizmetleri çok önemsediğim bir konu. Şu anda 3 bin 500 köyün yolu var, ancak ham yol. Modernleşmeleri lazım. Köy hizmetlerini il özel idarelerine devrederek demokratik süreç başlatıyoruz. İl genel meclisleri hesap soracak, takip edecek. Halk hizmet gitmezse il genel meclisi sayesinde hesap soracak.
    Kamu yönetimi reformunu ne zaman getireceksiniz?
    Burada da beklenen destekler bulunamadı. Önce sağlıkla, köy hizmetleriyle ilgili düzenlemeyi tamamlamak istiyoruz. Sonra reformla ilgili yeni bir kampanyaya gitmek istiyoruz.
    Geldiğinizde devleti nasıl buldunuz? Çok tanımıyordunuz, işleyişi nasıl?
    Bir özel sektör mantığı bir de kamu mantığı var. Bunu Ankara'da net görüyorsunuz. Bürokratik oligarşiden ülkemizi ne yapıp yapıp kurtarmamız lazım. Bunun için bürokratlarımıza ben tüccar siyaset anlayışı diye bir ifade kullanmıştım. Şimdi bürokratlara şunu söylüyorum: Arkadaşlar tüccarca düşünün ama tüccarlığınız T.C. için olsun. Bugün devletime kaç kuruş kazandırdım diye düşünün. Çünkü bu devlet güçlendikçe halkını da güçlendirme imkânını bulacaktır. Yatırımları ona göre yapacaktır. Öyle oluyor ki, 'tıkama' diye bir anlayış var.
    En çok hangi bakanlıklarda
    Her bakanlıkta. Şunda çok bunda az diye bir şey diyemem. Ama maalesef A'dan Z'ye her bakanlıkta var. Türkiye'de bizim devlet yönetiminde üç şeye çok iyi bakmamız lazım. Birincisi, bilginin yönetimi. İkincisi, belki bilgiyle birlikte de düşünülebilir, insanın yönetimi, üçüncüsü de paranın yönetimi. Buna baktığımız zaman çok ciddi sıkıntılar yaşadığımızı görüyoruz. Tıkanınca yollar bir defa paradaki başarısızlık meydana geliyor. Tıkayan kim? Bilgi yönetiminden mahrum olanlar. Konuşmaya başladığımızda 'Efendim mevzuat şöyle' diyor. Peki bu mevzuat aşılamaz mı, burada bir düzenlemeye gidilemez mi? 'Hayır gidilemez'. Yahu niye gidilmesin? Bunu da insanoğlu yapmadı mı? Hazırla yeni bir mevzuat getir, parlamentonun yüzde 65'ine sahip bir hükümet var. Bu işi buna göre düzenleyelim. Çünkü aslolan kanundur. Onu kim yapıyor? Biz yapıyoruz. O zaman bunları düzenleyelim. Çünkü hedef insanımızın mutluluğudur. Bunu başarmamız lazım. Ama zaman kaybediyoruz. Yine hâlâ sağdan soldan manevralar var. Ne zaman ki sertleşiyorsunuz 'Hazırla getir diyorsun', bakıyorsun ki önüne hemen alternatifler geliyor. Demek ki yapılabiliyormuş. Demek ki sertleşmek gerekiyor. İlla vuracaksın, bu gerekiyor.
    Geldiğimizden bu yana birçok şey yaşadık. Duble yola 'Olmaz, olmaz' diyen bürokratlar çıktı. Yahu arkadaş niye olmasın? Sağ olsun bakanımızın bu işteki ısrarı fellik fellik Anadolu'yu dolaşması sayesinde oldu. Öyle yerler var ki... Erzurum-Pasinler yolu için bakanımız beş defa oraya gitti. Sonunda geçenlerde açtık.
    Zirvede Baykal da olabilir
    17 Aralık zirvesi öncesi CHP lideri Deniz Baykal'la görüşeceğiniz ve zirveye birlikte gideceğiniz kulislerde konuşuluyor. Bunlar doğru mu?
    Baykal'la Brüksel'e beraber gidebiliriz. Bu konuda sıkıntımız yok. Önümüzde TOBB'un Brüksel'de etkinliği var. Bu etkinlikle ilgili
    olarak beraber gidip gitmeyeceğimiz konusu TOBB tarafından bize teklif edildiği zaman, "Niçin olmasın, gideriz" dedik. Fakat, Hollanda kraliçesinin annesinin vefat haberi geldi. 11'inde cenaze merasimi var. Bizim de 11'inde Balkenende ile yemeğimiz vardı. 9'una almak istediler. Benim 9'unda gidip yemek yemem gerekiyor. Biz bu arada Abdullah beyle birlikte sayın Baykal'ı ziyaret edip, ona göre bir yol haritası belirleriz diye düşünüyoruz. Abdullah beyle görüştükten sonra sayın Baykal'la da görüşürüz.
    Yol haritasını birlikte belirlemek için mi görüşeceksiniz?
    Hayır, son durumu değerlendirmek için. Biz ayın 15'i akşamı Brüksel'de olacağız. Sayın Baykal gelmek ister mi, istemez mi bilmiyorum. Gelmek isterse, gelebilir.
    Müzakerelerde gençler sahaya
    Esas yapılacak iş 18 Aralık'tan itibaren başlayacak. Bu aşamadan sonraki AB stratejisini sizin hükümetiniz oluşturacak, 10-15 yıl kullanılacak stratejiyi. Bir hazırlığınız var mı?
    Tabii. Aramızda zaman zaman bu tür şeyleri çok dar çerçevede müzakere ediyoruz. Burada tabii, yıllarını bu işe vermiş tecrübe ile dinamizmi bir araya getirmemiz lazım. Bu tecrübeyi asla bir kenara koyamayız. Bunlardan istifade edeceğiz. Bunları isimlendirme noktasına gelince açıklarız; şu anda erken. Öte yandan genç, dinamik bir yapı var. Bu dinamik yapıyı bizim kazanmamız gerekiyor. Bu ülkemiz için bana göre en önemli kazanç
    olacak. Chapter'lar aynı anda devreye girmeyecek. Bunlarla ilgili
    olarak araziye süreceğimiz gençler, Türkiye'nin özellikle uluslararası diplomasideki müzakere kadrosunu güçlendirecektir. İlk defa böyle bir müzakere takımında bu gençler yer alacaktır. Bunu önemsiyorum.
    Bu, devleti gençleştirme operasyonu olmuyor mu?
    Bir yerde öyle. Özellikle Dışişleri'nde. O camia dinamik bir yapıya kavuşacak ve şu anda Brüksel'deki müzakere süreci içinde orada yüzlerce genç çalışacak. Onlara yol gösterici olmak noktasında tecrübeyi devreye sokmak gerekiyor. O bütünleşme Türkiye'nin en önemli kazancı olacak. Ama önce 17 Aralık'ı bir geçmemiz lazım. Geçtikten sonra, bakalım nasıl bir süreç? Ne diyecekler, kaç ay diyecekler? "Gecikmeksizin" diye parantez açıp, kapaması ne anlama gelecek?
    Özkök ülke için kazanç
    Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün varlığı hükümet için bir şans deniyor, bu doğru mu? Aranızdaki uyum nasıl? Ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz?
    Özkök Paşa bu işlere demokratça bir yaklaşım göstermek suretiyle, demokratik bir zeminde müzakereleri yapmaya çok açık bir paşamız. Bu noktada ülkemiz için de bir kazanç. Müzakerelerimizi de şu ana kadar bu çerçeve içerisinde götürdük. Biz de, kendileri de çok rahat, onlar da aynı şekilde dinlediler. Geçen yıl bu ihalelerin iptali konusunda rahat değerlendirmeler yapıp gerçekleştirdik. Bu noktalarda sağlıklı bir işleyiş var. Her şey güzel konuşulunca neticeye varmamak gibi bir şey söz konusu değil.