Erdoğan: BM Suriye'de aciz kaldı

Erdoğan: BM Suriye'de aciz kaldı
Erdoğan: BM Suriye'de aciz kaldı
Başbakan bu kez Batı ve BM'yi hedef aldı: Birleşmiş Milletler dünyayı 5 daimi ülkenin insafına bırakmış durumda. Olur mu böyle şey. Onlarda başka düşünce, başka bir dünya yok mu? Dünyara dengeler değişiyor. Batı artık tek merkez değil

İstanbul Kongre Merkezi'nde, Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü ile Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen ve ana teması “adalet” olan “İstanbul Küresel Forumu” başladı.


Forumun açılışına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, milletvekilleri ile İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, Basın, Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya katıldı.

Başbakan Erdoğan, İstanbul Küresel Forumu’nda adalet kavramının dinden siyasete, tarihten ekonomiye, bilimden sanata kadar günümüz dünyasını ilgilendiren her boyutunun tartışılacak olmasını önemli gördüğünü belirterek, "Forum, konusu yanında zamanlaması itibariyle de önem taşıyor. Bölgemizde ve tüm dünyada etkileri derinden hissedilen çok yönlü ve güçlü bir değişim, dönüşüm sürecinden geçiyoruz. İç içe geçmiş tarihi, sosyal, kültürel, ekonomik boyutları bulunan bu değişim dalgasını anlamak için dikkatle üzerinde durmamız gereken hususlardan birinin de adalet olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

"ADALET TARAFINDA YER ALMAYI ŞİAR EDİNDİK"

Sözlerine adaleti tanımlayarak devam eden Erdoğan, "Peki adalet nedir? Büyük mütefekkirimiz ve mutasavvıfımız Mevlana’nın adalet tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum. Diyor ki Mevlana; “Adalet nedir? Ağaçları ulamak zulüm nedir dikene su vermekö Devam ediyor Mevlana; “Adalet bir nimeti yerine koymaktır. Su emen her kökü sulamak değil. Zulüm ise bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır. Evet, adaletle zulüm arasında işte böyle ince bir sınır var. Bizler, bu sınırın adalet tarafında yer almayı şiar olarak benimsemiş kişiler olarak burada buluştuk. Hayatın her alanında bu ilkeyi hayata geçirmenin mücadelesini vermek durumundayız" dedi.

"42 BİN KİŞİYE SORDUK, ADALET ÖNE ÇIKTI"

Adaletin kelime anlamından da ahseden Başbakan, "Her şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletin tavır, davranış ve hükümlerde doğruluk, herkese hakkını vermek, haksızları terbiye etmek, eşit davranmak, insaflı, hoşgörülü olmak gibi anlamları da bulunuyor. Genel Başkanı olduğum partimizin adında Adalet ifadesi yer alıyor. Aynı şekilde, bugün dünyanın pek çok ülkesinde ismini adalet kavramından, adalet özleminden alan siyasi partiler, hareketler bulunuyor. Ve biz partimizin adına adaleti tespit ederken, koyarken ülkemizin genelinde 42 bin kişiyi kapsayan bir kamuoyu araştırması yaptık. Onun neticesinde partimizin adının Adalet ve Kalkınma olmasına karar verdik. Çünkü o özlem ülkenin adeta genelini kapsıyordu" dedi.

"GANDİ'DEN RACHEL CORRİ'YE"

Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanlık tarihindeki destansı mücadelelerin neredeyse hepsi, zulme başkaldırı için, adaleti tesis etmek için girişilen çabaların ifadesidir. Hiç uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle yakın tarihe baktığımızda Gandi’yi görürüz, Malkom X’i görürüz, Mandela’yı görürüz, Aliya İzzetbegoviç’i görürüz. Bu muhteşem mücadele adamlarının zulme baş kaldırmakla talep ettikleri şey, kendi toplumlarının nezdinde bütün insanlık için adalet değil miydi? Filistin’de İsrail buldozerlerinin paletleri altında parçalanarak katledilen Rachel Corri zulme karşı adaletin safında yer aldığı için orada değil miydi? Evet, insanlık var olduğu sürece dünyada zulüm eksik olmayacak, dolayısıyla adalet arayışı da asla son bulmayacak. Adaletin safında yer alanlar, daima hayırla, minnetle yad edilirken, zalimler, zulüm uygulayanlar lanetle, nefretle anılmaya devam edecek.

"BM, ADALET ÜZERİNE REFORME EDİLMELİ"

Günümüz dünyasında adaletsizliğin yapısal bir hüviyet kazandığını görüyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, pek çok uluslararası kuruluşun işleyişinde, bu yapısal adaletsizliği açıkça görebiliyoruz. Kimse BM’nin yapısının adil bir anlayış üzerinde bina edildiğini söyleyemez. 5 tane daimi üye, 10 tane geçici üye. 10 geçici üyenin bir anlamı var mı, yok. Daimi 5 üyeden biri hayır dediği zaman mesele bitiyor. Oradan karar çıkarmak mümkün değil. Öyleyse BM niye? BM’nin reforme edilmesi, adalet üzerine reforme edilmesi şart. Bunun çözülmesi lazım. Bu konuşmayı BM Genel Kurulu’nda da yaptım. 5 üye, onlar ne derse o oluyor. Demek ki dünyayı bu 5 üyenin insafına bırakmış durumdayız. Peki bu 5 üyenin etnik yapısından, inancından, düşüncesinden başka dünyada bakış yok mu? Var. Peki, bu küresel yapıyı, tüm insanlığı kapsıyor mu, hayır. Öyleyse BM’nin reforme edilmesi şart.

"GÜÇ DENGELERİNE MAHKUM"

Uluslararası barış ve güvenliği emanet ettiğimiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, maalesef geçtiğimiz yüzyıldan kalan güç dengelerine mahkum edilmiş durumda. Eski düzenin hamileri, sorumluluğu diğer ülkelere yüklemeye çalışırken, karar alma mekanizmalarını kendi kontrollerinde tutmaya devam ediyorlar. Dünyadaki siyasi ve ekonomik değişimlerde giderek artan sorumluluk üstlenen ülkelerin, bu süreçleri etkileyen karar alma mekanizmalarından ısrarla uzak tutulmalarını kabul edebilmemiz mümkün değil. Bilhassa yükselen güç olarak ifade edilen Türkiye, Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler açısından bu adaletsiz işleyiş, sürdürülebilir olmaktan çıktı.

"BM GÜVENLİK KONSEYİ’NİN DEĞİŞME ZAMANI GELDİ"

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere, uluslararası kuruluşların yapılarının değişme zamanı geldi. Daha geniş, daha adil, daha etkin bir temsil niteliği kazanmayan uluslararası kuruluşların, gelecekte varlıklarını ve işlevlerini sürdürebilmeleri giderek zorlaşıyor. Örneğin Suriye’de 20 aydır bütün dünyanın gözü önünde cereyan eden insanlık dramına, bütün çabalarımıza rağmen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi müdahale etmemiştir. Şu anda Suriye’de 30 bini aşkın insan öldürülmüştür. 7’den 70’e, kadın, erkek demeden. 250 bin insan ülkesinin dışında, bunun yüz bini Türkiye’de. Bu kardeşlerimiz bizim misafirlerimiz. Ülkesinin içinde 2,5 milyon Suriyeli evlerinden ayrı yerlerde kaçak göçek yaşıyor. Her an korku içindeler. Bu, Esed rejimine her gün onlarca, yüzlerce insanı öldürme konusunda cesaret veren, adeta yeşil ışık yakan bir tutum var ortada. Peki bu tutum ne, kaynağı nerede? Uluslar arası kuruluşların sesi ciddi anlamda çıkıyor mu? Maalesef çıkmıyor. Sıradan bazı ifadelerle günü kurtarmanın hiçbir anlamı yok. Olması gereken neyse bunun yapılması gerekiyor. Beş daimi üyeden bir iki tanesi ne diyecek diye bekleyecek olursak o zaman Suriye’nin akıbeti çok tehlikeli. İnsanlık bunu tarihe unutulmayacak ifadelerle kazıyacaktır. Ne acıdır ki, 20 yıl önce Balkanlar’da, Saraybosna’da, Srebrenica’da, Tuzla’da yüz binlerce insanın katline seyirci kalan Birleşmiş Milletler bugün Suriye’de de acizlik içinde.
20 yıl önceki bu gaflet, uluslararası toplumun Soğuk Savaş’ın bitimiyle ortaya çıkan sorunlarla baş etmekte hazırlıksız yakalandığı şeklinde izah ediliyordu. Peki bugün Suriye konusunda sergilenen acizliğin, adaletsizliğin nasıl bir açıklaması olabilir? Suriye’deki olaylar karşısında etkin bir politika ortaya koyamayan Güvenlik Konseyi’nin, dünyanın diğer bölgelerindeki mağdurlar, mazlumlar nezdinde hızla meşruiyetini kaybettiğinin bilinmesini istiyorum.

"ADALET SURİYE HALKININ DA HAKKI"

Adalet Suriye halkının da hakkıdır. Adaleti tayin yetkisi Esed’in değildir, Suriye halkınındır. Suriye’de yaşananlar, bu ülke halkının özgürlük, refah, hak mücadelesinden başka bir şey değildir. Türkiye, bölgeyi ve giderek dünyayı tehdit eden bu sorun karşısında, en başından beri, adalete, hakkaniyete, kardeşlik hukukuna uygun bir politika izlemiştir, izlemeye devam edecektir. Uluslararası kuruluşlardan da bir an önce aynı adaletli, hakkaniyetli, duyarlı tutumu benimseyip gereğini yapmalarını bekliyoruz. Suriye’deki kayıpları sadece istatistiki bir bilgi olarak gören anlayış değişmedikçe insanlığın vicdanı huzur bulamaz. Suriye’de her gün onlarca, yüzlerce insan ölürken, hala “bu durumdan nasıl bir çıkar sağlayabilirimö düşüncesiyle hareket edenler bulundukça insanlığın yüzü kızarmaya devam edecek. Masum çocukların, kadınların, insanların kanı, kirli siyasi hesapların üzerinden akıp gitmeye devam ettikçe kimse huzur bulamayacak.

"BATI ARTIK TEK MERKEZ DEĞİL"

Gelişmiş ülkeler diye ifade edilen karar mekanizmalarını ellerinde bulunduran devletler, dünyada ağırlık merkezlerinin artık değiştiğini, yeni ağırlık merkezleri ortaya çıktığını kabul etmek mecburiyetindedirler. Batı artık dünyanın tek merkezi değildir. Kuzeyiyle, güneyiyle, doğusuyla dünya çok merkezli bir yapıya dönüştü, dönüşmeye devam ediyor. Bu gerçek, sadece siyasi çerçeveyle sınırlı değil. Aynı şekilde ekonomik olarak da dünya yapısal bir dönüşüm içinde. Forumun konu başlıklarından biri de adalet ve tarih. Evet, tarihi de adil bir bakış açısıyla okumak zorundayız. Tarihi seçkinlerin tarihinden ibaret görmek, her şeyden önce insanlığın kendisine haksızlıktır. Geçmişte yaşanmış olayları, bütün yönleriyle ve bütün taraflarıyla ortaya koymayan bir tarih, insanlığın ortak hafızasına sırtını dönmüş demektir. Halbuki geçmişte kuvvetliler kadar zayıflar da vardır. Geçmişte zafer kazananlarla birlikte mağluplar da bulunuyor. İnsanlığın geçmişi Avrupa’dan, Amerika’dan ibaret değildir. Asya, Afrika, Ortadoğu, Balkanlar, Latin Amerika ve dünyanın diğer bölgelerindeki insanların da tarih anlatımında adaletli bir şekilde yerlerini almaya hakları var. 100 yıl, 200 yıl önce yaşanmış olayları, bugünün siyasi, ekonomik ve sosyal farklılıklarını aşan bir adil hafıza ile ortaya koymak gerekiyor. Aksi taktirde tarihi de adaletsizlikle malul bir hale getirmiş oluruz. Biz Türkiye olarak, tarihin adaletsiz yorumlanışının sıkıntılarını uzun zamandır yaşıyoruz. Bunun için tarihin adaletli anlatımı konusunda başlatılacak bütün girişimleri desteklemeye hazırız.” (dha)