Erdoğan: Yeni anayasa için seçim sonrası gelin

Erdoğan: Yeni anayasa için seçim sonrası gelin
Erdoğan: Yeni anayasa için seçim sonrası gelin
Başbakan Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun 'Hemen yeni anayasa için çalışma başlatalım' çağrısına 'Seçim sonrası' yanıtını verdi. Tophane baskınından sonraki haberler için medyayı ağır şekilde eleştirdi. Erdoğan basın mensuplarıyla sohbet ederken genel seçim tarihi için 'Okullar kapanmadan önce olabilir" dedi, yeni anayasa için seçimden önce zamanlama bulunmadığını belirtti

İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , “demokratik açılım” çalışmaları kapsamında medya yöneticileriyle bir araya geldiği kahvaltıda CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun "Yeni anayasayı seçimlerden önce yapalım çağrısına cevap verdi. Erdoğan “Gelin hazırlıklarımızı yapalım bütün partiler olarak. STK'lar, medya hep birlikte bu konuda ne katabilirsek bu sürece bu konuyu parlamentoya getirelim. Bu işi bitirelim istiyoruz. Biz sabırlıyız ama 2011'den sonra bu adımı atalım. Yeni Anayasa metnini uzlaşma ile oluşturmak istiyoruz. Muhalefete, medyaya, STK'lara sesleniyoruz. Gelin hep beraber çalışalım. Çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok. Türkiye olarak buna daha çok inanıyoruz” dedi.

60’I AŞKIN YÖNETİCİ VE YAZAR KATILDI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Temmuz ayında kadın sivil toplum örgütleri temsilcileriyle yaptığı toplantıyla ara verdiği "Dolmabahçe Buluşmaları"nı medya yöneticileriyle bir araya gelerek sürdürdü. 12 Eylül gecesi, tüm partilere diyalog ve işbirliği çağrısı yaptıklarını belirten Erdoğan, "Üslubumuzu, yol ve yöntemlerimizi gözden geçirelim çağrısı yaptım. Biz, kapıları kapatan olmayacağız, kapımız da gönlümüz de herkese açık olacak. Temenni ederim ki, diğer partiler de bu iyi niyetimizi olumlu karşılar ve demokratik olgunlukla siyasetin seviyesini daha yukarılara çekeriz" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılımı anlattığı Dolmabahçe Buluşmaları’nda ulusal yayın yapan gazete ve televizyonların yöneticileri ile bazı yazarlarıyla Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi’nde bir araya geldi. Erdoğan, davete katılanların tek tek elini sıktı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç ve Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Genel Başkan Yardımcıları Hüseyin Çelik ve Ömer Çelik’in de katıldığı toplantıya Doğan Medya Grup Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, Doğan Haber Ajansı Genel Müdürü Uğur Cebeci, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Enis Berberoğlu, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu, Star Televizyonu Medya Grup Başkanı Uğur Dündar, Kanal D Haber Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Birand, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can, Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Hilmi Bengi, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Mehmet Atalay, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Murat Karakaya, RTÜK Başkanı Prof.Dr. Davut Dursun, Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekram Dumanlı, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı, Habertürk Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut, Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert, Ajanas Habertürk Genel Müdürü Ramazan Kurnaz, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya, Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici’nın da aralarında bulunduğu 60’ı aşkın yönetici ve yazar katıldı.

MEDYA, SİYASİ TARAF HALİNE GELMESİN
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz, medyanın bizim tarafımızı tutmasını istemiyoruz, ama siyasi taraf haline gelerek birilerinin psikolojik harekatının parçası olmasını da doğru bulmuyoruz" dedi. Münferit bir olay olarak gördüğü Tophane olaylarını, bir Türkiye tablosu gibi yansıtılmasını eleştiren Erdoğan, öldürülen gazetecileri de isimlerini sayarak andı. Manşetlerle çarpışarak bu günlere geldiklerini belirten Erdoğan, iktidar ve muhalefet ilişkileri kadar medya siyaset ilişkilerinin demokrasinin hassasiyet isteyen bir parçası olduğunu söyledi. Erdoğan, demokrasilerin sadece partilerin değil sivil toplumun ve tarafsız ve bağımsız medyanın varlığıyla anlam kazandığını söyledi. Medya yöneticileriyle iktidar-medya ilişkilerini ve son gelişmeleri değerlendirmek üzere bir araya geldiğini belirten Erdoğan şunları söyledi:

1982 ANAYASASI GÖLGESİ TAM OLARAK KALKMADI
Hiç şüphesiz 26 maddeden oluşan bu anayasa değişikliği 1982 Anayasası üzerindeki gölgeleri tam olarak ortadan kaldırmıyor, anayasa üzerindeki tartışmaları sona erdirmiyor. Ancak, bu 26 maddelik değişiklik 1982’den bu yana yapılan değişiklikler içinde çok müstesna bir yere sahip. İlk kez Anayasa’nın ruhuna, özüne dokunuluyor. İlk kez darbe zihniyeti ve vesayetçi anlayış bu kapsamda bir değişikliğe maruz kalıyor. Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının değişmesi, geçici 15’inci Madde'nin kaldırılması, yargıya ilişkin birtakım düzenlemeler olmak üzere bu 26 maddelik düzenlemeyle Türkiye çok farklı bir döneme adım attı.

SEÇİM SONUCU TÜRKİYE’Yİ BÖLMEDİ
Biz 12 Eylül’de ortaya çıkan sonucun Türkiye haritasını farklı renklere boyadığına, farklı kutuplara savurduğuna asla inanmıyoruz. Tam tersine ortaya çıkan tablo Türkiye’nin demokratikleşme yolunda önemli mesafe kaydettiğini, demokrasiyi içselleştirdiğini, her sorunu demokrasi içinde çözme kültürünü artık kazandığını gösteriyor. İleri demokrasilerden biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkanlık seçimlerinde, Türkiye’dekine benzer bir tablo, benzer bir harita oluşmasına rağmen, hiç kimse çıkıp da ABD’nin bölündüğünü, karpuz gibi ikiye ayrıldığını, kutuplaştığını ifade etmiyor. Neticeyi, çok küçük oy yüzdeleri belirlediği halde, kimse kazanan iradeyi küçümsemiyor, meşruiyetini, temsil kabiliyetini sorgulamıyor.

SEÇMEN, DUYGUSAL DEĞİL RASYONEL
Son dönemde Türkiye’de yapılan genel seçimlere, yerel seçimlere ve halkoylamalarına baktığınızda, seçmen tercihlerinin duygusal faktörlerle değil rasyonel gerekçelerle oluştuğunu, vatandaşların partizanca duygularla değil, eyleme, projeye göre hareket ettiğini görüyoruz. Türkiye, 12 Eylül’le birlikte artık yeni bir sayfa açmıştır, temiz bir sayfa açmıştır. Halk oylaması sürecinde, kampanya aşamasında yaşananlar geride kalmış, geçmişe göre çok daha özgürlükçü, çok daha demokratik bir Anayasa ile yeni bir başlangıç yapılması gerekli hale gelmiştir.

12 Eylül’de, evet oylarıyla birlikte hayır’ların da kazandığını, topyekün Türkiye’nin, hukukun, demokrasinin, topyekün milletin kazandığını belirttim. Yüzde 42 oranındaki hayır oylarının ne anlama geldiğini, nasıl okunması gerektiğini, halk oylamasından ne gibi dersler çıkarmamız gerektiğini tüm boyutlarıyla değerlendiriyoruz. Çıkan sonuç elbette bir başarıyı, somut bir neticeyi yansıtıyor. Ancak halk oylamasından sadece anayasa değişikliğinin onaylandığı sonucunu çıkarmıyoruz. Bölge bölge, il il, ilçe ilçe ortaya çıkan sonuçları doğru okumak, doğru anlamak, buna göre kendimizi gözden geçirmek durumundayız. Tüm partilere düşen, milletin mesajını doğru anlamaya çalışmaktır. Kanaatimce bu halkoylamasının önemli bir neticesi, ileri demokrasi konusunda milletimizin büyük bir özlem içinde olduğudur.

KENDİMİZİ ACIMASIZCA ELEŞTİRİYORUZ
Memnuniyetsizlerin bulunduğu bir ülkenin idaresi zordur. Biz, bize oy versin ya da vermesin, 73 milyonun tamamının hükümetiyiz, bu sorumlulukla hareket ediyor, bu anlayışla hizmet ve eser üretiyoruz. Gerektiğinde özeleştiri yapmaktan kaçınmıyoruz. Gerektiğinde kendimizi gerçekten acımasız sorguluyoruz. Hatalarımızı tespit ediyor, bunların tekrar etmemesi için azami hassasiyet gösteriyoruz. Bize oy verenleri anladığımız kadar, oy vermeyenleri de anlamanın, onların hissiyatını, onların kaygılarını anlamlandırmanın mücadelesini veriyor, empati kurmaya çalışıyoruz.

MUHALEFETSİZ BİR DEMOKRASİ MÜMKÜN DEĞİLDİR
Demokrasi, sadece iktidardan müteşekkil değildir. Muhalefetsiz bir demokrasi mümkün değildir. Muhalefetin, en az iktidar kadar demokrasi mücadelesinde yerini almadığı bir süreç, eksik bir süreçtir. Halk oylaması sürecinde, popülizmi, iftirayı, karalamayı, kutuplaştırmayı ve ne yazık ki kutsal değerlerin, hassasiyetlerin istismarını bir propaganda aracı olarak kullanan muhalefetin, 12 Eylül’ün hemen ardından bu alışkanlığını devam ettirmesini açıkçası biz bu yeni dönem adına bir talihsizlik olarak görüyoruz. Toplumdaki endişeleri, kaygıları gidermek, en az iktidar kadar muhalefetin de sorumluluğu altında olmalıdır. Gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanlar, her zaman kaybettiler, bundan sonra da kaybetmeye mahkum olacaklardır.

BİZ KAPILARI KAPATAN OLMAYACAĞIZ
12 Eylül gecesi, tüm partilere diyalog ve işbirliği çağrısı yapık. Üslubumuzu, yol ve yöntemlerimizi gözden geçirelim çağrısı yaptım. Biz, kapıları kapatan olmayacağız, kapımız da gönlümüz de herkese açık olacak. Temenni ederim ki, diğer partiler de bu iyi niyetimizi olumlu karşılar ve demokratik olgunlukla siyasetin seviyesini daha yukarılara çekeriz.

MEDYA BİZE AYNA OLSUN
Değişen ve dönüşen bir ülkede medyanın soğuk savaş parametreleriyle hareket etmesi Türk demokrasisi adına bir eksiklik. İktidar ile medyanın, her konuda yüzde yüz mutabakat içinde, görüş birliği içinde, uyum içinde olması beklenemez. Hiç bir demokratik ülkede bu yoktur. Esasen, demokrasinin güzelliği de kalitesi de iktidar ile medya arasındaki ilişkinin ölçüsü olmasından doğar. Mevlana’nın güzel bir sözü var. Diyor ki 'İyi bir dostu olanın, aynaya ihtiyacı yoktur.' Dost acı söyleyebilir, dost kıyasıya eleştirebilir, yerden yere vurabilir. Ama bunu, dostu için, dostunun iyiliği için yapar. Biz, medyanın, bize acı gerçekleri, çıplak gerçekleri gösteren, yapıcı eleştiride bulunan, yol gösteren bir ayna olmasını her zaman arzuladık ve arzuluyoruz.

SERT ELEŞTİRİLERİMİZ SİNDİRME AMAÇLI DEĞİL
Medyaya yönelik sert eleştirilerimiz bir sindirme ya da baskı niyetiyle değil, haksız eleştiriye, hakarete, iftiraya yönelik bir isyanın tezahürü. En son Tophane’de meydana gelen çirkin olaylar, medyada yer alış biçimiyle, üzerinde yapılan yorumlar marifetiyle, sınırlarını aşarak farklı bir boyut kazandı. Lokal bir olay, gereğinden fazla büyütülerek, abartılarak, yurtiçinde ve maalesef yurtdışında adeta bir Türkiye tablosu gibi sunuldu. Daha da öteye gidildi, bu lokal olayın, 12 Eylül halk oylamasında ortaya çıkan sonucun bir tezahürü olduğu dahi yazıldı, çizildi, söylendi. Medya, 4’üncü kuvvettir. Medya, yasamanın, yürütmenin, yargının yerini aldığında, sağlıklı bir demokratik süreç oluşmayacaktır. İktidarı körü körüne destekleyen, aynı şekilde kendisini muhalefet partilerinin yerine koyan bir medya yapısı da demokratik standartların yükseltilmesine katkı sağlamayacaktır. Biz bunun çilesini, bunun acısını çok çektik.

MUHTAR BİLE OLAMAZ
1994 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığımdan itibaren, adeta manşetlerle çarpışarak, manşetlerle mücadele ederek bugünlere geldik. Medya, 1960 darbesi, 12 Mart Muhtırası, 12 Eylül Müdahalesi ve 28 Şubat sürecinde takındığı tavrı ve bu süreçte medyanın içinden geçtiği sınavı hepimiz hatırlıyoruz. Şahsımla alakalı "Muhtar Bile Olmaz" manşeti atıldı. Ben mahkum oldum, cezaevine girdim. Ne yaptım da cezaevine girdim. Bir şairin şiirini okumaktan dolayı. Bunun dışında benim bir suçum yoktu. Ama atılan başlık buydu. "Muhtar bile olamaz." Bir sevinç çığlığı. Parlamento çoğunluğu ile geçen bir yasa için, "411 el kaosa kalktı" manşeti atıldı. “Topyekün savaş", “Rektörler endişeli", “Gerekirse silah bile kullanırız", “Muhtıra gibi tavsiye", “Genç subaylar rahatsız", “Tehlikenin farkında mısınız" gibi başlıklarla yayınlar yapıldı.

MEDYA TARAFIMIZI TUTSUN İSTEMİYORUZ
Biz, medyanın bizim tarafımızı tutmasını istemiyoruz, ama siyasi taraf haline gelerek birilerinin psikolojik harekatının parçası olmasını da doğru bulmuyoruz. Medya elbette demokrasinin tarafı olacaktır, hukukun tarafı olacaktır, insani değerlerin, hak ve özgürlüklerin tarafı olacaktır. Bu değerler üzerinden bir medya mücadelesi verilmesini de, siyaset yapmak olarak da görmüyor, tam aksine saygı duyuyoruz, alkışlıyoruz, destekliyoruz.

ÇETELERLE MÜCADELE ETTİK DESTEK GÖRMEDİK
Biz çetelerle mücadele ettik. Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukukun üstün kılınması, çetelerin deşifre edilmesi, medya tarafından çok güçlü şekilde desteklenmesi gerekirken, sessiz kalındı. Bu noktada sesini yükselten, haberleri cesaretle yayınlayan medya kuruluşları ise yandaş medya olmakla suçlandı. Demokrasi yoksa, özgür bir medya da yoktur. Bir dönem, gazetelerin, televizyonların nasıl baskı altına alındığını, toplumu kutuplaştırmak, germek için nasıl haberler tezgahlandığını bizzat o dönemin yayın yönetmenleri, yazı işleri müdürleri, köşe yazarları anılarında dile getirdiler.
Gazeteciler fişlendi bu ülkede. Karanlık odalarda hazırlanan andıçlarla, terör yandaşı gibi gösterilerek itibarları zedelenmek istendi. Darbelere, cuntalara direnen kimi köşe yazarlarının yine aynı çevrelerce yapılan baskılar dolayısıyla işlerine son verildiğini, ilk ağızdan dinledik, ilk elden okuduk. Halbuki, bu ülke ne zaman olağanüstü bir dönem yaşasa, ne zaman karanlık bir sürece girse bundan en büyük zararı gazeteciler, siyasetçiler hep birlikte gördü.

Hasan Fehmi’den Hasan Tahsin’e, Sabahattin Ali’den Abdi İpekçi’ye, Çetin Emeç’ten Musa Anter’e, Uğur Mumcu’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya ve son olarak Hrant Dink’e varıncaya kadar bu ülkede onlarca gazeteci terörün, mafyanın, çetelerin hışmına uğradı, faili meçhul cinayetlerin kurbanı oldu, karanlık dönemlerin bedelini hayatıyla ödemek zorunda kaldı. Yüzlerce gazeteci fikirlerinden, yazdıklarından ötürü o karanlık dönemlerde yargılandı. Şule Yüksel Şenler, Emine Şenlikoğlu gibi hanımlar da işkence gördüler, yıllarca hapishanelerde hayat sürdü. Birçok gazeteci yurdunu, evini terk etmek, bu diyarlardan göç etmek zorunda kaldı. Bugün biz, bu karanlığı aydınlığa çevirmek için yoğun bir mücadele verirken, ne yazık ki medyanın desteğini değil, eleştirisini alıyoruz.

Demokrasi dışı müdahalelere çanak tutan, alkışlayan, darbecileri yere göğe sığdıramayan, çetelerin üzerini örtenler, Türkiye’ye, demokrasimize haksızlık ettiklerinden daha fazla, kendi meslektaşlarına haksızlık etmişlerdir. Geçmişin küllerini kaldıracak değilim. Ancak, gelecek adına, bir özeleştirinin artık kaçınılmaz hale geldiği inancındayım. İşte Tophane olaylarının ardından yapılan yayınlar, bu özeleştiriyi daha da acil bir konuma getiriyor.

BAZEN FOTOĞRAF ALBÜMLERİYLE ANLATMAK ZORUNDA KALDIK
Yaşadığım çok acı bir tespiti paylaşmak istiyorum. İstanbul’umuzun belli bir semti. Çok önemli bir konuma gelmiş bir beyefendi tarafından öyle anlatılıyor ki. Orada hiç yaşamamış olsak ben de inanacağım. Oraya sadece belli giysiler içinde olan insanlar girebiliyormuş gibi bir takdim var. Başka kimse oraya giremiyor. Biliyorum ki o semti sadece gazetedeki fotoğraflardan tanımış, kendileri oraya hiç girmemiş. O semti fotoğraflayan o yayın organları ne yazık ki Türkiye’yi batıya öyle tanıttılar ve Türkiye’yi o resimle tanıyanlarla konuştuğumuzda bize hep onları anlattılar. Aslında biz bu muyuz? Biz onlara biz bu değiliz deme mecburiyetinde kaldık. Biz de onlar da var bunlar da var deme durumunda kaldık. Bazen fotoğraf albümleriyle gitme durumunda kaldık. Semt semt fotoğraflar çekmek suretiyle. Bazılarını özel olarak İstanbul’a davet ettim.

TOPHANE BENZERİ OLAYLARDA HASSAS DAVRANACAĞIZ
1960 sonrasının psikolojisiyle, refleksleriyle, manşetleriyle, 2000’li yılları inşa edilemez. Ne olur arşivlerinizi bir gözden geçirin ve 30-40 yıl öncesinin manşetleriyle bugün manşet atarken şöyle bir gözden geçirin ve hiç olmazsa birbirine uymasın. Aynı manşet olduğunda biz de buna çok üzülüyoruz.

Tophane’deki ve benzeri olayların hassasiyetle izleyeceklerini ve tekrar yaşanmaması için gerekli her türlü tedbiri alacağız. Ama, muhalefetin de medyanın da aynı olgunluk içinde bize destek vermesini bekliyor ve arzuluyoruz. Biz, toplumdaki kaygıları, endişeleri anlamak noktasında samimiyiz. Bunları gidermek noktasında da samimiyiz. Aynı samimiyeti muhalefetten ve medyadan da ekliyoruz.

AÇILIMA DESTEK İÇİN TEŞEKKÜR
Son dönemde milli birlik ve kardeşlik sürecinin desteklenmesi ve terör olaylarının yansıtılması noktasında takınılan sorumlu ve sağduyulu tavırdan dolayı medyaya teşekkür ediyorum. Böyle önemli bir meselenin çözümünde, medya kuruluşları üzerinde çok büyük bir sorumluluk var. Kasıtlı olmadığını biliyorum, ama terör olayları sonrasında yapılan yayınlar ve özellikle de bazı tiplerin ısrarla televizyonlara çıkartılması ve bu tiplerin terörün sona erdirilmesi noktasında değil adeta terörün yanmakta olan fitilinin ömrünü uzatmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiğini görüyoruz.

Toplumu bilgilendirmenin ötesine geçerek, maalesef terör örgütünün reklamının, propagandasının yapılmasına dönüşebiliyor. Ben, "ağlayan şehit annelerinin görüntüleri yayınlanmasın" dediğim için ağır eleştirilere maruz kaldım. Oysa eminim ki, burada bulunan hiçbir arkadaşımızın evinde, fotoğraf albümünde, ağlarken, hatta hüzünlüyken çekilmiş belki tek bir fotoğrafı bile yoktur. O annelerin acılı hallerinin ekranlara, sayfalara yansıması, bırakınız terörle mücadeleyi, insanlık adına, insan hakları adına bir haksızlıktır inancındayım.

Medyamızın, terör olaylarını, ya da terörle mücadeleyi yansıtırken, birçok parametreyi göz önünde bulundurması gerektiği aşikardır. Zira bundan sonraki süreçte terörle mücadeledeki etkinliğimizi çok daha farklı alanlara yaymak suretiyle sürdürmek azmi ve kararlılığı içindeyiz. Bu sorun sadece iktidarın sorunu değil, hepimizin ortak sorunu. Muhalefetiyle, medyasıyla, akademisyenleriyle hep birlikte bu mücadeleyi vermek durumundayız.

YENİ BİR SAYFA AÇMAK İSTİYORUZ
12 Eylül Halk Oylaması, Türkiye için bir milattır. Biz, yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Türkiye için yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz. Demokrasi standartları yükselmiş, demokratik olgunluğa ulaşmış bir ülkenin hükümeti olarak, her zaman yaptığımız gibi kucaklayıcı bir tavırla, hoşgörülü bir tavırla geleceğe yürümek istiyoruz. Daha önce söyledim, gelin hazırlıklarımızı yapalım. Bütün siyasi partiler, parlamento içi, parlamento dışı hazırlıklarımızı yapalım. Sivil toplum örgütleri olarak hazırlıklarımızı yapalım, akademisyenlerimizle, medya mensuplarımızla hep birlikte ne katabilirsek bu sürece hazırlıklarımızı yapalım ve 2011 seçimlerinden hemen sonra bu işi Meclis Başkanlığı’mıza getirelim. Onların koordinesinde aynen daha önce söylediğimiz gibi, bizim bu kadar sayımız var bu kadar üye verelim demiyoruz. Parlamentoda grubu olan her siyasi parti ikişer, üçer üye uzlaşma komisyonuna üye versin. Oturalım, çalışalım, ortaya metni çıkaralım. Genel Kurul’a sunmak suretiyle bu işi bitirelim istiyoruz. Daha önce Sayın Toptan’ın yazılı davetine CHP olumsuz yanıt vermişti. Biz sabırlıyız. 2011’in hemen ardından bu adımı atalım. Bu yürüyüşümüzde, muhalefetin de, sivil toplumun da, aydınların da, özellikle de medyanın da bize eşlik etmesini, bize ayna tutmasını istiyor ve arzuluyoruz. 12 Eylül akşamı startını verdiğimiz yeni Anayasa çalışmaları, işte bu yeni sürecin önemli adımlarından biri olacaktır. Biz şimdiden çalışmalarımıza başladık. Başta muhalefet olmak üzere, ilgili tüm kesimlerin de çalışmalar başlatmasını, 2011 seçimlerinin ardından da bu çalışmaların bir mutabakat içinde olgunlaşmasını, şekillenmesini bekliyoruz.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in mederatörlüğünde soru-cevap bölümüne geçildi.

YENİ ANAYASAYYA TAKVİM ENGELİ
Erdoğan, "Anayasa değişikliğiyle" ilgili soruyu cevaplandırırken, takvim itibarıyla 2011 seçimlerinden önce değişiklikleri yapmanın mümkün olmadığını ifade etti.

Bütçe görüşmelerinin yıl sonuna kadar yapılması gerektiğini belirten Erdoğan, ardından da milletvekilliği genel seçimi sürecinin başlayacağını bildirdi.
Erdoğan, "Seçimi bir ay kadar öne alırız. Okulların kapanışıyla birlikte haziranda yapabiliriz. Temmuza bırakmamak lazım" diye konuştu.

Bu arada Anayasa’nın 26 maddesindeki değişikliklerle ilgili yapılması gereken çalışmalar olduğunu, uyum yasalarının çıkarılması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, Meclis Genel Kurulu’nda bekleyen başka yasaların da olduğunu hatırlattı.
"Anadilde eğitim" ile ilgili bir soruyu cevaplandırırken, "eğitim ve öğrenimin" farklı şeyler olduğunu vurgulayan Erdoğan, anadili öğrenmenin önünü kurslarla açtıklarını belirtti.

Ancak çok dilli eğitimin Türkiye’deki iç barışın geleceği açısından sıkıntılı olacağını söyleyen Başbakan, Türkiye’deki etnik unsurların sadece Türkler ve Kürtlerden ibaret olmadığını ifade etti.

BDP’YE: ANTİDEMOKRATİK YAKLAŞIMI BIRAKSINLAR
Erdoğan, bir gazetecinin, bir BDP yöneticisinin "zihinlerde ayrılığın gerçekleştirildiği, bundan sonra fiziksel ayrılığın geleceği" yönündeki beyanına ilişkin sorusunu cevaplandırırken, şunları söyledi: "Bu bazı BDP’lilerin mantığı olabilir ama Kürt kökenli vatandaşın böyle bir yaklaşımı, böyle bir anlayışı yok. Bölge insanı, boykot çağrısına rağmen, tehditlere rağmen sandığa gitti, oyunu kullandı. Onlara en güzel cevabı verdi. Antidemokratik yaklaşımları bıraksınlar, o zaman aldıkları oy ne çıkacak görelim."

ÖCALAN’IN SÜREÇTE YERİ YOK
Başbakan Erdoğan, "Öcalan ile temas kurulup kurulmadığı" yönündeki soru üzerine, Öcalan’ın bu süreçte yerinin olmadığını ifade etti. Başbakan, PKK’nın Öcalan üzerinden liderlik mücadelesi yaptığını belirterek, dağdaki örgüt yöneticileri ile yurt dışındaki örgüt yöneticileri arasında devam eden bir mücadele olduğunu söyledi. Erdoğan, Öcalan’ın verdiği sinyallerin yer bulması diye bir şeyi görmediğini bildirdi.

GENEL AF SÖZ KONUSU DEĞİL
Başbakan Erdoğan, "genel af" ile ilgili soru üzerine de katillerin affı diye bir şeyin söz konusu olamayacağını, ancak düşünce suçlularının affı konusunda durulabileceğini söyledi.
Başbakan, olağanüstü halin kesinlikle söz konusu olamayacağını vurgulayarak, atılacak adımların bölge halkının barış sürecine katkı sağlayacağını ifade etti.

Erdoğan, Şırnak ve Hakkari’de yapılan yatırımların terör örgütünce engellendiğini belirterek, Yüksekova’ya havaalanı yapılmasını istediklerini, ancak terör örgütünün buna engel olduğunu bildirdi.

KİMSE TÜRKÜM DEMEKTEN RAHATSIZ OLMAMALI
Erdoğan, "kimlik konusu" ile ilgili bir soruyu cevaplandırırken de Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri üzerinde tasarrufta bulunmayı düşünmediklerini belirttikten sonra, şöyle devam etti:

"Üst kimlik olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında buluşuyoruz. Türküm demekten rahatsızlık duyulmamalı. Türkiyeliyim dediğim için yargılandım ama Genelkurmay Başkanı da aynı ifadeyi kullandı. Böyle dediğimiz zaman farklı jargonlara oturtuluyor. Ancak Türkiye bunları aşıyor. Buna medyanın da katkısı olacak."

BAŞÖRTÜSÜ TEKLİFİNİ BEKLİYORUZ
Başbakan, "başörtüsü" ile ilgili soru üzerine de ana muhalefet partisi liderinin sözlerine anında cevap verdiklerini hatırlatarak, "Meclis açılır açılmaz, tekliflerini bekliyoruz. Üç maddelik bir kanunla bu iş biter. Burada herhangi bir sıkıntı yok. Mecliste gündeme getirirlerse tamamlanır, getirmezlerse biz görüşüp değerlendirdikten sonra bir adım atarız" dedi.
Başbakan Erdoğan, başkanlık sistemi konusunu tartışılsın diye ortaya attığını belirtti.

CUMHURBAŞKANININ GÖREV SÜRESİ
Cumhurbaşkanının görev süresi konusunda da "Düşüncelerimizi söyledik. Bizim belirleyeceğimiz süreç değil. İster 5 yıl, ister 7 yıl olur" diyen Başbakan, nihai kararın Yüksek Seçim Kurulu tarafından verileceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, Ulusal Kanal temsilcisinin "kanallarının yöneticilerinin çoğunun Silivri’de olduğunu" ifade etmesi üzerine, "Onlar medya mensubu olduğu için Silivri’de değiller. Yargıda olan sürece müdahalemiz söz konusu değil. Dilerim adalet bir an önce tecelli eder" dedi.

Erdoğan, "Ergenekon davasının savcısı" olduğu iddiaları üzerine, "Benim söylediğim bu değil. Ben bu davanın savcısıyım demedim. Dönemin ana muhalefet lideri bu davanın avukatıyım demişti. Ben de o avukatıysa ben de milletin savcısıyım dedim" diye konuştu.

İRAN’DAN YARDIM İDDİASI
Başbakan Erdoğan, Daily Telegraph gazetesinde "AK Parti’nin İran’dan yardım aldığı" yolunda bir iddianın ortaya atıldığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Tek bir belge koyamadılar, Türkiye ve İngiltere’de dava süreci başlattık. Ağır olacak ama bu çok alçakça bir iftiradır. Benzer bir iftirayı da bir sivil toplum örgütünün başındaki bayan yaptı. O da Suudi Arabistan’dan para aldığımızı iddia etti. Örtülü ödeneğin referandumda kullanıldığını ifade etti. Bunları malzeme yaparak partimizin kapatılması için dava sebebi olabileceğini düşündüler. Biz Hazinenin yaptığı yardımı kullandık. Partimiz bütün teşkilatıyla imece usulünü başarıyla sürdürüyor. Amatör bir ruhla profesyonel bir uygulama yapıyoruz."

Başbakan Erdoğan, "devletin imkanlarının referandumda kullanıldığı" iddiaları üzerine de son 7 güne kadar yasaların izin verdiği imkanları kullandıklarını belirtti.  Erdoğan, kendilerine tahsis edilen araçların hizmet değil makam aracı olduğunu hatırlattı.  Başbakan Erdoğan, kampanya süreciyle ilgili yasal düzenlemelerin de kendilerinden önceki iktidarlar tarafından yapıldığına işaret etti.

Başbakan Erdoğan, "Turgut Özal’ın öldürüldüğü" iddialarının hatırlatılması üzerine, soruşturmaların başlamış durumda olduğunu belirterek, hükümet olarak üzerlerine düşen desteği vermeye ve katkıyı yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Erdoğan, emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun "cami yakıldığına" ilişkin sözlerinin hatırlatılması üzerine de bunun bir anlamda itiraf olduğunu, kendi kendine suç duyurusu da yaptığını belirterek, bu konunun takibinin savcıların işi olduğunu ifade etti.

BEDELLİ ASKERLİK
Başbakan Erdoğan, "bedelli askerlik" ile ilgili soruyu cevaplandırırken de konunun Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmayda değerlendirilme aşamasında olduğunu, henüz hükümetin önüne gelmiş bir teklifin olmadığını söyledi.
Başbakan, sözlerini tamamlarken, 2023 hedefleri istikametinde çalıştıklarını, 2023’te Türkiye’nin ilk 10 büyük devlet arasına girmesi yolunda yürüdüklerini tekrarlayarak, "El ele verip Türkiye’yi 2023 hedeflerine kavuşturacağız" dedi. (dha, aa)