Fehmi Koru: Bence Erdoğan Saray'ı kendiliğinden boşaltmalı

Fehmi Koru: Bence Erdoğan Saray'ı kendiliğinden boşaltmalı
Fehmi Koru: Bence Erdoğan Saray'ı kendiliğinden boşaltmalı
Habertürk yazarı Fehmi Koru, koalisyon pazarlıklarının bir parçası haline gelen tartışmalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'yla ilgili konuşulacak bir öneride bulundu. Koru, "Bence Erdoğan Saray'ı muhaliflerinin şart koşması olmasa bile kendisi vermelidir. Bu geri adım değil. Başkanlık sistemi gündemden kalktı. Saray denilen yerin de yapılma amacına uygun olarak başbakanlık tesise dönüşmesinde yarar vardır" dedi.

RADİKAL - 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile olan dostluğu 1970'li yılların Milli Türk Talebe Birliği'ne dayanan ve İngiltere’deki üniversite yıllarında aynı evi paylaşan Habertürk yazarı Fehmi Koru, koalisyon pazarlıklarının bir parçası haline gelen tartışmalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’yla ilgili konuşulacak bir öneride bulundu. Fehmi Koru, “Bence Erdoğan sarayı muhaliflerinin şart koşması olmasa bile kendisi vermelidir. Bu bir geri adım değil. Başkanlık sistemi gündemden kalktı. Saray denilen yerin de yapılma amacına uygun olarak başbakanlık ve ilgili birimleri barındıran bir tesise dönüşmesinde yarar vardır” dedi.

Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun’a konuşan Koru, adı yolsuzluk iddialarına karışan dört eski bakanla ilgili yargılama sürecinin yeniden başlatılması konusunda Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun bu kez kararlı olduğunu söyleyerek, “O gün o bakanlar partinin içerisindeydi, Meclis'te birlikte oturuyorlardı. Bu konuda özellikle Ahmet Davutoğlu'nun özellikle kararlı olduğunu biliyorum. Engellendi. Ama bugün o bakanlar Meclis'te yoklar. Bu Meclis onlar hakkında daha rahat hareket edecektir. Kaldı ki o insanlar için de yararlı bu” ifadelerini kullandı.

Fehmi Koru, “Abdullah Gül siyasete dönecek mi?” sorusuna ise “Ahmet Davutoğlu'nun karşısına çıkayım’ gibi bir hevesi yok. Partinin başarılı olması en büyük temennisi. Seçim sonrasında, kitap yayımlanmadan hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı'yla görüştüğünü biliyoruz. Ne görüşmüş; ‘Aman hükümet dışı kalmayın, AK Parti mutlaka koalisyonda bulunsun’ diyor. O makamda gözü olsa o makamların sahiplerine bunları neden söylesin? Kurtarıcı olarak siyasete geri dönmenin planlarını yapar aksini düşünen biri” yanıtını verdi.

Selin Ongun’un Fehmi Koru’yla yaptığı söyleşinin bazı bölümleri şöyle:

Ahmet Sever'in kitabını siz nasıl buldunuz?

Bir gazetecinin önce Başbakan'ken ardından Cumhurbaşkanlığı'ndayken Abdullah Gül ile geçirdiği 12 yılın tanıklığını yazmasını elbette önemsiyorum. Kitabına aldığı tanıklıkları herhalde sadece bir bölümdür. Önümüzdeki günlerde Ahmet Sever'in yeni kitaplarıyla da karşılaşmak mümkün olabilir diye düşünüyorum. Ülkemizin kritik bir dönemine önemli ve değerli bir tanıklık bu kitap.

Diğer yandan AK Parti muhitinde kitabın “Gül'e zarar verdiği” de söylendi. Mesela Mehmet Barlas, “Bu kitapla Gül bozuk para gibi harcanmakta” yorumunu yapmıştı.

Yazabilirler, herkes bir şey yazabilir. Ağzı olan konuşuyor, dedim ben de.

Kitaptaki portre AK Parti'li olmayan çevrelerde, “Gül'ün hükümetin tasarruflarıyla ilgili rahatsızlıkları var. Üzüntü duyuyor fakat tayin edici müdahalesi yok” şeklinde karşılık buldu. Katılır mısınız?

Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığı görevi boyunca hükümetle ilişkilerini hep iyi tutma gayreti içinde oldu. Bu doğru. Kaldı ki bunu kendisi de her fırsatta ifade etti. “Ben bu parti tarafından seçildim, buradan ayrılınca da gideceğim adres orası” diye hep uyardı. Dolayısıyla hükümetle ya da o dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan 'la çatışma niyetiyle Cumhurbaşkanlığı yapmış biri değil. Ancak “Abdullah Gül önüne getirilen her şeyi imzaladı, hiç itiraz etmedi, itiraz etse de kaale alınmadı” gibi bir zan yanıltıcı olur. Bunun böyle olmadığını en başta o süreçte Başbakan olan Sayın Erdoğan ve o günün ilgili bakanları biliyor. İmzalama safhasının da dışında, daha henüz Meclis'te Genel Kurul'a inmemiş, komisyonlarda görüşülmekte olan kimi yasalara “Bunu böyle çıkartırsanız asla onaylamam” dediği için vazgeçilmiş, en az 10 yasa var.

Fakat hafızalardaki en kritik “onaylardan” biri Gül'ün internet yasasının altındaki imzası örneğin.

O süreçte defalarca bu yasanın mahsurlarını, getireceği yasakları yazılarına yansıtan biri olarak yakından izlediğim olayı paylaşayım. İnternet yasası Meclis'te görüşülürken Abdullah Gül, hukuken sakıncalı bulunan kısımları 14 maddeyle raporlaştırdı. Bakanla oturdular, o 14 maddenin değiştirilmesi üzerinde bir mutabakat sağladılar. Ancak yasa aceleyle, herkesten habersiz olarak Meclis'ten geçti. Yasa önüne geldiğinde mahsurların değiştirilmesini istedi. Bakan da yeni bir torba yasa içerisine o değişikliklerin konulacağı sözünü verdi. Onlar konuldu da.

Bu kitap, Abdullah Gül'ü kendi tabanında “Abdüllatif Şener'leştirir” mi?

Abdullah Gül, AK Parti tabanı denilen kitlede çok saygı gören, önemli bir isim. Bu, günlük tartışmaların değiştiremeyeceği bir gerçek. Diğer yandan şunu kayda geçirmekte yarar var. Kitapla ilgili tartışmaların gittiği yön onu mutlu etmemiştir. Nitekim açıklamasıyla bunu ifade etti. Abdullah Gül'ün en hassas olduğu konu kendi çevresi olarak gördüğü, yetiştiği siyaseti hareketin içinde yanlış anlaşılmaktır.

Erdoğan ile Gül arasında bu kitap “geçiştirilebilir” mi?

Konuşmamışlardır bile diye düşünüyorum. Biliyorsunuz daha önce Ahmet Sever'in bir çıkışı olmuştu. Ruşen Çakır'a verdiği söyleşiden söz ediyorum. Orada açık biçimde güncel siyasetin kahramanlarını rahatsız edecek unsurlar vardı. Rahatsız olabileceklerden biri de bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan'dı. O ne yaptı; hiçbir cevap vermedi. Onun adına başkaları cevap verdi. Hatırlayacaksınız, “Bu görüşler Cumhurbaşkanı Gül'ün değil, onun danışmanının fikirleridir” demişlerdi.

Ama kitaptan öğreniyoruz ki, Erdoğan Gül'den danışmanını işten çıkarmasını istiyor.

O dönemde hem Gül hem Sever ile görüşüyordum. Ne Gül'den ne de Sever'den Ahmet Sever'in görevinden atılmasıyla ilgili bir telkinin geldiğini duymadım. Ahmet Sever bunu başka kaynaklardan duymuş olabilir.

 Kitap seçimin hemen ertesinde yayımlanınca şunu söyleyenler oldu: “Düğmeye basıldı, Gül devreye giriyor, bu kitap da onun bir parçası.” Fikriniz nedir?

Gül'ün “yanlış anlaşılabileceği” ya da “etki edebileceği” endişesi ile kitabın seçimden önce yayımlanmamasını rica ettiğini biliyoruz. Peki seçim öncesinde yayımlansaydı ne denecekti?

 Yakın süreçte siyasette Gül'ü görecek miyiz?

Bence küçük harfle başlayan siyasetin içerisinde olmayacak hiçbir zaman.

Ne demek bu?

Kendiliğinden “Genel başkan olacağım, başbakanlığı elde edeceğim” gibi bir çabanın, böyle bir mücadelenin içinde Abdullah Gül'ü hiçbir zaman görmeyeceğiz. Abdullah Gül'ün yeniden siyasete dönmesi ancak AK Parti'nin ona ihtiyaç duyduğunu en belirgin ve kuvvetli şekilde ifade etmesi ile olur. Şu andaki halinden çok mutlu. Kendi adıyla bir vakıf kurdu. Orada Türkiye ile fikirlerini herkesle paylaşabileceği bir zemin yaratmaya çalışıyor. Sadece Türkiye değil yurtdışından da fikirlerine başvurmak isteyenlere o vakıfla hizmet sunacak. Neticede bundan sonra Abdullah Gül adını fikirlerini açıklarken daha sık işiteceğiz.

Parti kurmaylarından “Gül'ün dönmesini istiyoruz” çağrısı gelir ise?

Böyle bir şey olursa, ancak o zaman geri döner. “Ahmet Davutoğlu'nun karşısına çıkayım” gibi bir hevesi yok. Partinin başarılı olması en büyük temennisi. Seçim sonrasında, kitap yayımlanmadan hem Başbakan hem Cumhurbaşkanı'yla görüştüğünü biliyoruz. Ne görüşmüş; “Aman hükümet dışı kalmayın, AK Parti mutlaka koalisyonda bulunsun” diyor. O makamda gözü olsa o makamların sahiplerine bunları neden söylesin? Kurtarıcı olarak siyasete geri dönmenin planlarını yapar aksini düşünen biri.

AK Parti için ufukta en çok ne var?

Siyaset ölü partilerle dolu. ANAP'ın çöküşünü hatırlayın. Bir partide gerileme başladığında onu kolay kolay durduramazsınız. Seçim sonuçları AK Parti'nin ANAP'ın düşüşünün başlangıcını gösteriyor. Peki buradan dönemez mi AK Parti? Dönebilir ama zordur, çok zordur. Formül fabrika ayarlarına dönmektir. Ve AK Parti bir kadro hareketi idi. Ortak akıldan söz ediliyordu. “Kararlarımızı ortak akılla alıyoruz” diyorlardı. Bugün Tayyip Erdoğan'ın ya da Ahmet Davutoğlu'nun yanında “Geçmişin Abdullah Gül'ü, Bülent Arınç'ın bugünkü versiyonu” diyebileceğimiz isimler yok. Partinin bunları çok ciddi düşünmesi ve tedbirler alması lazım.

Gül'ün “akıllı koalisyon” formülü nedir?

AK Parti'nin mutlaka hükümette olmasını arzuluyor. CHP , MHP , HDP olmuş, onun açısından fark edeceğini düşünmüyorum. Ben AK Parti-HDP koalisyonun daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Bu benim fikrim. Diğerleri ile daha fazla sorun yaşayacaklardır. Neticede HDP ile başlattıkları bir çözüm süreci ve onun işbirliği var.

Erdoğan'ın gönlünden geçen koalisyon formülü nedir sizce?

Onun koalisyon düşündüğünü pek zannetmiyorum. Tayyip Bey herhalde yenilenmiş bir seçim, tekrar seçim, istiyor. Ama bu AK Parti açısından çok tehlikeli. Milletin uzaklaştığı AK Parti'ye şimdi birkaç ay içinde milletin dönmesi için sebep ne? Bunun için bir gelişme yaşanmadı. Ancak Davutoğlu'nun mesajları samimi bence. Gerçekten bir koalisyon kurulmasını arzu ediyor. CHP, MHP, HDP hepsi ile müzakere deneyecek. Neticede Tayyip Bey dışında Gül de Davutoğlu da herkes koalisyonun yararlı olacağını düşünüyor.

AK Parti daha sonra “şah-mat” diyebilmek için veziri, yani “sarayı” verir mi?

Bence Erdoğan sarayı muhaliflerinin şart koşması olmasa bile kendisi vermelidir. Bu bir geri adım değil. Başkanlık sistemi gündemden kalktı. Saray denilen yerin de yapılma amacına uygun olarak başbakanlık ve ilgili birimleri barındıran bir tesise dönüşmesinde yarar vardır. Bunun koalisyon pazarlıklarında Cumhurbaşkanı'nı rencide edecek şekilde yapılması yanlış olur. Erdoğan böyle bir adımın atılmasını kendisi sağlarsa bu ona zarar vermez.

Gül, Çankaya'dayken saray konusunda ne düşünüyordu?

Gül'ün bildiği buranın başbakanlık olacağıydı. Ama farklı bir noktaya vardı.

Koalisyon müzakerelerinin bir maddesi de yolsuzluklar. AK Parti'deki tutum ne yönde, izlenimiz nedir?

“Bu dosyalar kapatıldı, bitti” demenin yanlış olduğu kanaatindeyim. Meclis'in ilk yapacağı işlerden biri bu dosyaların açılması olacak. Mutlaka yolsuzlukların üzerine gidilecektir. Zaten bu konu çözülmezse Türkiye siyaseti daha da geriye gider.

AK Parti içinde bu konuda bugün görüş ayrılığı var mı?

Bence yoktur. O gün o bakanlar partinin içerisindeydi, Meclis'te birlikte oturuyorlardı. Bu konuda özellikle Ahmet Davutoğlu'nun özellikle kararlı olduğunu biliyorum. Engellendi. Ama bugün o bakanlar Meclis'te yoklar. Bu Meclis onlar hakkında daha rahat hareket edecektir. Kaldı ki o insanlar için de yararlı bu.