Gül: Artık yeni bir Türkiye var

  • Müzakereye başlamış bir Türkiye ile başlamamış bir Türkiye arasında büyük fark var. Türkiye'nin statüsü dünden bugüne değişmiştir. Türkiye'ye artık istikrar gelmiştir.
  • Türkiye, Avrupa'nın içine girmiştir. Artık kesilmeler, ara dönemler, müdahaleler olmayacaktır. Bunları ortaya çıkaracak gerekçeler olmayacaktır. Geleceğimiz parlak.
  • Umudumuzu kaybettiğimiz noktalar oldu. Sayın Başbakan da, ben de, bürokratlarımız da, 'Bu iş böyle olmaz, teşekkür ederiz' deyip masadan kalktık. Bu, blöf değildi.
  • İngiltere, Almanya, İtalya başbakanları gelip 'Konuşalım bu işi' dediler. Konuşuldu, sonunda arzu ettiğimiz netice çıktı.
  • İkinci statü, başka statü, özel statü... Hepsi devreden çıktı. Sonunda Türkiye Norveç gibi 'Ben katılmıyorum' diyebilir.
  • Kıbrıs Rum Yönetimi ya da Yunanistan'la bir şey imzalamayacağız. Komisyon'la görüşüp Konsey'le ek protokol imzalayacağız.
  • ANKARA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 17 Aralık'ta verilen tarihle birlikte Türkiye'nin statü değiştirdiğini ve önünde yeni bir istikrar döneminin açıldığını söyledi. CNN Türk'te dün yayımlanan Ankara Kulisi'nde Murat Yetkin, Sedat Ergin ve Fikret Bila'nın sorularını yanıtlayan Gül, Brüksel zirvesinin perde arkasını anlattı. Gül, zirve ve sonrasına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
    Umudumuz tükenmişti: Birkaç kez çok zorlandığımız noktalar oldu. Hatta hiç geri adım atamayacağımız bir nokta da çıktı. Umudumuzu kaybettiğimiz bir nokta. Artık 'Bu iş olmuyor galiba, takım yattı ve olumsuz bir sonuç gelip çattı' diye düşünmeye başladık. Bunu göze almıştık zaten.
    Hep beraber kalktık: Kıbrıs'ın çok dolaylı bir şekilde de olsa tanınmasını ortaya çıkarabilecek bir paragrafa 'Evet' dememizi istediler. 25 tane ortak var. Bu 25 ortaktan biriyle problem söz konusu. Biz 'Hayır' dedik. Onlar ısrar etti. Başbakan, ben, bürokratlarımız, 'Bu iş böyle olmaz, teşekkür ederiz' dedik, hep beraber masadan kalktık. Bu, bir blöf değildi.
    İkna süreci: Sonra İngiltere, Almanya ve İtalya başbakanları ve dışişleri bakanları geldi. 'Konuşalım bu işi' dediler. Gayet ciddi bir şekilde devreye girdiler. Konuşuldu ve sonunda arzu ettiğimiz bir netice çıktı.
    Kasımpaşalı Erdoğan: Başbakan, konuşurken meseleyi içinden yaşayarak konuşuyor. Böyle olunca işe hisleriniz de giriyor. Ne kadar soğukkanlılığınızı korumak isteseniz de onu bütün vücudunuzun her zerresinde duyarak konuşunca ve bazen de çok zor noktaya gelince o his dışarı vuruyor. İnsanlar bazen çok doğru bildiği bir şeyi karşıdakine anlatmak için yeri gelir sesini yükseltir, yeri gelir vücut diliyle konuşur. Öyle bir şey oldu.
    Olay çok büyük: Ortada büyük bir olay var. Müzakereye başlamış bir Türkiye ile müzakereye başlamamış bir Türkiye arasında büyük bir fark var. Türkiye'nin statüsü dünden bugüne değişti. Türkiye kimliği, pasaportu taşıyan herkesin konumu değişti. Bu değişiklik çok farklı bir istikamete gitme trendine girdi.
    Türkiye'nin bölgesinde, tüm komşularımızda, Ortadoğu'da, Kafkaslarda, Müslüman dünyası içinde yeri ve değeri çok farklı bir noktaya geldi. Türkiye artık beş sene giden, 20 sene duran, üç sene kavga eden ülke durumundan çıktı, istikrar geldi. Bunun neticelerini hem ülke, hem bireyler olarak kesin alacağız.
    Kıbrıs'la ek protokol yok: Kıbrıs, 17 tane istekle gelmişti. 17 isteğini 24 ortağına anlatmıştı. Sonra bir talebe indi o. Teke inen istek, bu protokün onların isteği gibi imzalanmasıydı. Ek protokolü onlar değil, Avrupa Konseyi istedi. Yani Rumlar olmasa bile bu imzalanacak olan bir şey. Bunun iyi anlaşılması gerekir.
    Kıbrıs Rum Yönetimi'yle ya da Yunanistan'la karşı karşıya oturup bir şey imzalamayacağız. Biz, 25 ülke adına komisyonla görüşüp Konsey'le ek protokol imzalayacağız.
    Derogasyon yok: Daha önce, 'Sonsuza kadar, ne şart altında olursa olsun kalıcı bir koruyucu tedbir alma hakkı' deniliyordu. Bugünkü haliyle, 'Eğer herhangi bir ihtiyaç ortaya çıkarsa koruyucu tedbir alma hakkı' haline geldi. Bu, büyük bir değişiklik.
    Annan Planı hâlâ gündemde: Rum Kesimi, Annan Planı'na 'Evet' deseydi sorun otomatik çözülecekti. BM Genel Sekreteri de Brüksel'deydi. Tebrik etmek için aradığında Başbakan, 'O rapor senin elinde, bir an önce sun, bir an önce gayrete geç, BM olarak üzerinize düşeni yapın' dedi.
    Cumhurbaşkanı'nın torunu Kıbrıs Rum Kesimi pasaportunu almak için vatandaş olma durumuna düşüyorsa -suçlamak için söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın- kalıcı bir çözüm için uğraşmak, Kıbrıs Türkleri'nin geleceği açısından şarttır. Rauf Denktaş, zirveden sonra 'Allah razı olsun, sıkı durdunuz, oyuna gelmediniz' dedi. Bundan sonra da hep beraber devam.
    Geleceğimiz çok parlak: Türkiye artık yapısal olarak Avrupa'nın içine girdi. Avrupa'nın tüm kriterleri artık Türkiye'de de uygulanacak. Bu ülkede artık kesilmeler, ara dönemler, müdahaleler falan olmayacak. Çünkü, bunları ortaya çıkaracak gerekçeler olmayacak. Onun için Türkiye'nin geleceğinin çok parlak olduğuna inanıyorum. AB ile birlikte Türkiye cazibe de kazanacak. Dış yatırımcılar Türkiye'ye akın edecek."