HAS Kapital

HAS Kapital
HAS Kapital
EMEP'ten Prof. Cem Somel ve Türkiye Birleşik İşçi Partisi'nden Prof. Zeki Kılıçarslan istifa edip Numan Kurtulmuş'un HAS Partisi'ne geçti. Yılların iki koyu sosyalisti, Milli Görüş kökenli bir hareketin içinde. Neden? Prof. Zeki Kılıçarslan anlatıyor.
Haber: EZGİ BAŞARAN / Arşivi

Siz Türkiye Birleşik İşçi Partisi başkanıydınız, şimdi HAS Parti’nin kurucularındansınız… Nasıl oluyor? Mehmet Bekaroğlu’yla Ertuğrul Günay’ın “Müslüman sol” diye bir girişimi vardı. O zamandan beri Bekaroğlu’yla hem o sıradaki partim hem de ben çeşitli defalar görüşüyorduk. Her kesimden 30’ar kişilik gruplar olarak toplantılar düşünün. 

Ne konuşuluyordu o toplantılarda? “Şimdiye kadarki sömürü düzenlerine karşı ayrı ayrı mücadele ettik, kula kulluğa ve adaletsizliğe karşı güçlerimizi birleştiriyoruz” cümlesi temelinde konuşmalar. 

Sosyalistler ve muhafazakârlar mı birleşiyor? Marksist sosyalistler ve Milli Görüş akımından gelen insanlar olarak buluşuluyordu. Kitlesel bir emek ve halk hareketi yaratmaya karar verdik. Son iki üç yıldır bunun etrafında dolaşıyorduk. 

Sosyal demokratlar yok mu hareketin içinde? CHP dışında kalan sosyal demokratlarla da konuştum, DSP filan. 

CHP’yi niye dışlıyorsunuz? Onu bir halk hareketi olarak görmüyorum galiba. Kılıçdaroğlu başkan seçildikten sonra ‘CHP’yi halka açıyoruz’ demişti. Şimdiye kadar kimin partisiydi öyleyse? Ben merkez sağı da, CHP’yi de sistem kaynaklı partiler olarak görüyorum. 

Milli Görüş nerede duruyor peki? Beğenirsin beğenmezsin ama sistem karşıtlığı içinden çıkan bir harekettir, aynı Türkiye İşçi Partisi gibi. Aslına bakarsanız klasik merkez sağ-merkez sol ekibine karşı mücadele veren bir sosyalistler var, bir de Milli Görüş. Soğuk Savaş sonrasında kitleleri harekete geçirmek için din ve mezhep çok önemli bir araç haline geldi. AKP , Milli Görüş hareketinin bir kolunu merkez sağa bağlayan partidir. 

Geri kalan Milli Görüş ise Erbakancılar ve Müslüman solcular olarak mı ikiye ayrıldı? Bekaroğlu’nun sözüyle anlatayım: Bu hareket Erbakan hocadan, geleneksel Milli Görüş’ten koptu. AKP de oradan koptu ama sistem partisi oldu. Biz Has Parti olarak bir boşluğu doldurmak istedik. 

Siyasi yelpazedeki o boşluk ne tam olarak? Sosyal talepleri dile getiren bir harekete ihtiyaç vardı. Evrensel olarak baktığınızda sol taleplerdir tabii bunlar. 

Toplumla sosyalistler uyuşmuyor 
Erbakan da adil düzen diyor, anti-emperyalizme vurgu yapıyor. Onunla yapamaz mıydınız?

Yapamazdım. Devletçi ve merkez sağa doğru çeken bir tarafı vardır onların. Has Parti ise daha rafine bir hareket. AKP nasıl sağa oturduysa, Has Parti sola doğrudur. CHP ve AKP emperyalist ve kapitalist sistemin dışına çıkmaktan söz etmiyorlar. AKP sadece vesayet rejimini yıktığı için oy almıyor elbette. Sol talepleri de karşılayacağını söylüyordu ama onlara sadece kömür yardımı yaptı. Sistemi değiştirmek bir yana, müthiş şekilde hizmet etti. 

Çevreniz, Has Parti’ye katılmanıza ne tepki verdi? Sosyalist mahalle baskısıyla karşılaştınız mı? Sosyalist çevreden dostlarım “Ya nasıl olur, şoke olduk” diyenler oldu. Ama Numan Kurtulmuş’un da söylediği gibi Has Parti muhafazakâr ve din temeline oturmuş bir parti değil. 

Nedir peki bu parti öyleyse, anlayamıyorum. Sağ değil, muhafazakâr değil, emek partisi deseniz değil?
Yelpazenin merkezinde değil, halkın merkezindeki bir parti. Ben hiçbir zaman dar anlamda sosyalistler birliğini savunmadım, kitle partisini savundum. Daha önceki partimde de bu konuyu hep tartışmaya açtım. Sadece sosyalistlerin taleplerini değil tüm emekçilerin taleplerini savunmamız lazım diyordum. 

Siz bu söylediklerinizi sosyalist ve işçi hareketi içinde niye yapamadınız? Bugünkü haliyle Türkiye’deki sosyalist hareketin büyük ve kitlesel bir mücadeleyi omuzlayamayacağını gördüm. 

Sebep? 19’uncu yüzyılın sonu, 20’nci yüzyılın başında dünyadaki büyük işçi siyasetleri sendikal ya da popülist hareketler üzerine kurulmuş. Son dönemdeki öncüleri Chavez, Morales. Türkiye’de ise sendikanın böyle bir gücü, toplumun her tarafına dokunan bir tavrı yok 1961’den beri. Sendikalar bugün bölünmüş ve yozlaşmış halde. Kitleleri sürükleyecek mecalleri yok. Türk-İş, zamanında bir parti kurup çok reformist bir program dahilinde işçileri ortak siyasete çağırmış olsaydı her şey farklı olabilirdi. Şahsen çok uğraştım ama olmadı. Olamaz da. 

Niye olamaz? Türk-İş partisi kurulsun mu tartışmaları yapılırken Hak-İş başkanı “Bu tutmaz” demişti. Haklıydı çünkü siyasal kimlikler sınıflar temelinde değil din ve mezhep kimlikleri üzerine oluşmuştur. 

Öyleyse İşçi Partisi’ni bırakıp Has Parti’ye geçmenizde, onun dini kimlikler temelinde siyaset yapması mı etkili oldu? Öyle demeyelim. Bakın Türkiye’de asıl sorun sosyalistler arasındaki bölünmüşlük değil. Toplumla sosyalistler arasındaki hastalıklı uyuşamama hali. Öte yandan sosyal taleplerin ciddi biçimde yükseldiği bir dönemdeyiz. Eskiden beri İslami hareket, Müslüman bir başbakan, Müslüman bir cumhurbaşkanı olsa her şey değişir diyordu. Kemalist bürokrasiye karşı savaş kazanıldı, ne değişti? Bütün bu kalkınmaya rağmen hâlâ yoksulluk, işsizlik aldı başını gidiyor. Vesayetçi rejimin baskısı ortadan kalktığı için şu anda uygulanan vahşi kapitalizme görülmemiş bir tepki olacak. Bunun karşılığı da Has Parti çünkü geçen seçimde AKP’ye oy verenlerin bu seçimde alternatif olarak CHP’ye oy vermesi beklenemez. 

Bu kadar kesin söylüyorsunuz… Vatandaş sol-sağ ayrımını bu ülkede başka türlü yapıyor çünkü. Türkiye’nin bugün en sol sendikasının tabanına kime oy verdiğini sorun; cevap CHP değil. Birleşik Metal’in kendi yaptırdığı ankete göre üyelerinin yüzde 90’ı AKP’ye vermiş oyunu. Halk, sol deyince ne anlıyor Türkiye’de? Dinden uzak, pek de makbul olmayan şeyler. Algısı böyle yani. 

Aslında talepleri sol talepler… Tabii. Sermayedarı mı düşünecek halk? Ama iç dünyasıyla ve inançlarıyla sol algısını bağdaştıramıyor. Türkiye’de bir insanın sol partiye oy vermesi günah gibi bir şey. 

Yok artık… Sizin için söylemiyorum, alt sosyal sınıflar için böyle. CHP oy verdim, günaha girdim diyen çok gördüm. Hele bir de sosyalist partiye oy verecek; imkân yok! Çünkü Soğuk Savaş’tan kalma öğretiler ortalama halkta “Sol benim inançlarıma uymaz” fikrini yerleştirmiş bir kere. 

Cipli Müslümanlar bize oy vermez
 
İslami sosyalizmin öncülerinden Ali Şeriati’den, Nurettin Topçu’dan alıntılar mı yapıyorsunuz siz Has Parti toplantılarında?

Evet aramızdaki sohbetlerde isimleri geçer. 

Sosyalizm, din referanslı siyasete pek hoş bakmaz değil mi? Marksist sosyalizm bakmaz ama hareket bundan ibaret değil. Dünyada birçok İslami sosyaslist yazar vardır. Hatta ‘Dindar Sosyalist Enternasyonel’ bile var. Ben Has Parti’yle bir politikada anlaşıyorum. Sağlık ve ekonomi sistemlerinde örneğin. Biri bu sistemleri Marksist olduğu için savunur, diğeri iyi Müslüman olduğu için. Zaten herhangi bir Müslüman vatandaş sosyalist politikayı kendi inanç sistemi içinde bir yere oturtmazsa ona yaklaşamaz ki zaten. 

Siz ve partiniz yıllardır boşa uğraştınız öyleyse… Müslümanlık sola karşıdır diye bir fikri varsa sol bir partiye oy vermesi mümkün değil. Biz şimdi tıkanıklığın önünü açıyoruz. Sol siyaset ancak böyle kitlelere ulaşıp büyüyebilir. 

Bunu Milli Görüş kökenli bir parti yapabilir yani? Türkiye’de son dönemde İslam’ın sol yorumu derinlik kazandı. İran, Tunus ve Mısır’da yıllardır var bu. Ama Türkiye’deki bu akım onlardan farklı olarak anti-emperyalizmin ötesinde çok net anti-kapitalizmi savunuyor. Milli Görüş’ün bir kanadı buraya doğru evrildi. Hem de nasıl bir ortamda? İktidarda Müslüman bir başbakan varken. O yüzden değerli ve kuvvetli. 

Bu akımın son dönemde güçlenmesinde İslami burjuvazinin büyümesi, Bekaroğlu’nun deyimiyle ciplerden inmeyen Müslüman kitlenin payı var mı? Olmaz mı? Müslüman kitle içindeki bu ayrım bugün çok daha net. Ciplere binenler tutup da Has Parti’ye oy vermez mesela çünkü AKP’den en çok onlar yararlandı. Gitsin istemezler. 

Peki Has Parti’nin söylemlerinde dini referanslar kullanması bir sosyalist olarak sizi rahatsız ediyor mu? O kelimeler; inşallah, Allah izin verirse filandır. Bunlardan hiç rahatsız olmam. Bir inanç ifadesi bu. Şimdi sosyalist partilere sorsan, hepsi ‘Tüm inançlardan herkese kapımız açıktır’ der. Ama beş vakit namaz kılan bir sosyalist parti lideri mümkün mü, değil. Sorun burada. 

Siz kendinizi politik olarak nasıl tanımlıyorsunuz şu anda? Kitlesel bir halk partisi içinde çalışan bir sosyalistim.



Prof. Cem Somel:
Solun ortak özelliği ‘Müslüman’dan uzak durmaktır
 

EMEP’teki dostlarınıza Has Parti’ye katılacağınızı nasıl açıkladınız?
İstifa ettiğim tarihte Numan Kurtulmuş’un kurmaya niyetlendiği partiye yardım etmek istediğimi, bunun için istifa ettiğimi söyledim. İstifa dilekçemi teslim ettiğim arkadaşla kucaklaşarak ayrıldım. 

”Müslüman sol” partinin tanımını yapmanızı istesem… Sol kelimesiyle neyi kastediyorsunuz? Sol kelimesi Türkiye’de halkın dilinde ve zihninde CHP’yi, İşçi Partisini, Bağımsız Cumhuriyet Partisini, ÖDP’yi ve daha birçok partiyi ve örgütü kapsayan bir kelimedir. Bunların tek ortak özelliği Müslüman kimliğinden rahatsız olmaktır, Müslüman kimliğini ifade edenlerden uzak durmaktır. Bu açıdan Müslüman sol kavramı çelişkili. Müslüman sol tanımı yapamam. Has Parti de böyle bir sıfatı kullanmıyor.
Türkiye’de solun geldiği noktada bir sosyalist olarak fikirlerinize uyan, isteklerinizi duyan bir parti kalmadı mı?
Ezgi Hanım, sol kavramının anlamı kalmadı. Solcu dediklerinizin içinde AB üyeliği taraftarları ve muhalifleri, Kürt sorununa demokratik, barışçı çözüm isteyenler ve istemeyenler, askerin siyasete müdahalesine sıcak bakanlarla soğuk bakanlar, neoliberal sosyal ve iktisadî politikalara karşı çıkanlarla bunlara bigane olan veya bunları kaçınılmaz görenler var. Bu çelişkili kavramı bir kenara bırakalım. 

Peki bırakalım… Son otuz yıl zarfında ulusçu, laik, sanayileşmeci, modernleşmeci siyasî proje, dünyanın ezilenleri için bir kurtuluş ideolojisi olmaktan çıktı. Proje uygulandığı ülkelerde kadınların, köylülerin, azınlıkların sorunlarını çözmedi. Proje iki kutuplu dünyanın dengesine dayanıyordu. Sovyetler dağılınca proje de çöktü. Şimdi zulme ve sömürüye karşı eşitlik, sosyal adalet, paylaşma ve dayanışma mücadelesinde oluşan yeni saflara bakmak lazım. Bundan sonra Türkiye’de bu mücadelede Halkın Sesi Partisi’nin etkili bir rol oynayacağına kaniyim. 

Sosyalistler ‘din kişinin özel sorunudur’ der ama din referanslı siyaseti de hiç hoş karşılamaz diye biliyorum. Yanlış mı? Hoş karşılamayanlar var. Bunun fikrî köklerini 19. yüzyılda, Avrupa’daki liberalizm, pozitivizm gibi akımlarda aramak gerekir. Ama “rahatsızlık”, “hoş karşılamamak” zaten fikrî duruş olmaktan ziyade psikolojik hâldir. Gerçekleri kafasındaki şablonlara uyduramayanların hâlidir. Bu gibilerin pozitivizmi de bir dindir.