@hakki_ozdal

HDP nerede, neden kaybetti?

HDP nerede, neden kaybetti?
HDP nerede, neden kaybetti?
HDP iki seçim arasındaki 5 aylık sürede 6 milyon oyunun yaklaşık 1 milyonunu ve 80 milletvekilinden 21'ini kaybetti. Suruç ve Ankara katliamları, 'baraj' tartışmaları, çatışmalı sürecin geri dönmesi, bölgedeki özerklik ilanlarıyla hendek ve barikatlar... Belki de tüm bunlara da bakarak sormak gerekiyor: Bu sonuç net bir yenilgiye mi işaret ediyor?
Haber: HAKKI ÖZDAL - hakki.ozdal@radikal.com.tr / Arşivi

RADİKAL – HDP 7 Haziran seçimlerine oranla yaklaşık 1 milyon oy ve henüz kesinleşmemiş sonuçlara göre 21 milletvekili kaybetti. Oy oranı yüzde 13.1’ten 10.8’e geriledi. Bu, üzerinde durulmaya değer bir kayıp gibi görünüyor. Ancak 7 Haziran’dan 1 Kasım’a uzanan yaklaşık 5 aylık sürenin ‘olağanüstü’ koşulları düşünüldüğünde bunun büyük bir yenilgi olmadığı da ortada. Zira 6 Haziran günü tüm HDP’lilerin ‘razı’ olacağı bir oy oranı olan yüzde 10.8'in, yüzde 13’lük o beklenenin üstünde başarının ardından geçen 5 aylık sürede olanlar gözetilmeden değerlendirilmesi olanaksız.

HDP’nin aldığı sonuç üzerine çok daha kapsamlı ve derin analizler yapılacaktır elbette. Ancak ilk elden bazı parametrelerin şunlar olduğu düşünülebilir.

‘BARAJ SORUNU YOK’ REHAVETİ

7 Haziran seçimlerinin en çok tartışılan, üzerinde en çok konuşulan konusu "HDP’nin barajı aşıp aşamayacağı" sorusunun yanıtıydı. Bu konu, hem HDP’nin seçim stratejisinin merkezindeydi hem de diğer partilerin argümanını da bir şekilde etkilemiş/belirlemişti.

Ancak 7 Haziran’da HDP barajın çok üzerinde, yüzde 13 oranında bir oy aldı ve bu sonuç baraj tartışmasını bir anda rafa kaldırdı. 1 Kasım’da ‘yeniden’ seçime gidilirken seçmen kamuoyunda HDP’nin “baraj sorunu olmadığı” kanısı neredeyse kesin olarak hakimdi. HDP de gerek belli başlı sözcüleri gerekse sahadaki unsurları aracılığıyla, 1 Kasım’da bir baraj sorunu olmadığı işareti verdi. Oysa HDP, yüzde 10 oranının 0,8 puan üzerinde bir oy aldı. Elbette bu sonuç bir ‘baraj sorunu’na işaret etmiyor. Ama ‘baraj duyarlılığı’ üzerinden girilen 7 Haziran seçimlerinin ardından 1 Kasım’da oyların düşmesi en azından bazı ‘emanet’ oylar üzerinde rehavet etkisi yaratmış gibi görünüyor.

ÇATIŞMALAR ve SİYASAL GERİLİM

Ancak HDP’nin karşı karşıya kaldığı en önemli sorun bu “baraj denklemi” değildi. 21 Temmuz’da Suruç’ta 33 gencin can verdiği IŞİD katliamını izleyen günlerde, bölgede fiilen devam eden çatışmasızlık sürecinin sona ermesi ve sivil, asker ve polis çok sayıda can kaybının yaşandığı şiddet sarmalının tırmanması, HDP’nin siyaset zemini açısından çok zorlayıcı bir ortam da doğurdu. HDP oylarının omurgasını, “Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünü” talep eden Kürt seçmen oluşturuyordu ama onu 7 Haziran’ın parlayan yıldızı haline getiren şey, biraz da, barış talebini bir “Türkiye partisi” söylemiyle toplumun çok daha geniş bir kesimine benimsetmiş olmasıydı. Çatışmalı süreç bu noktada HDP’yi zorlu bir durumda bıraktı. Bir yandan, özellikle asker ve polis can kayıplarına karşı geleneksel söylemle tutum almasını bekleyen ve buna zorlayan siyasal ortam; diğer yandan bölgede kent ve kasaba merkezlerine sirayet ederek gündelik yaşamı olumsuz etkileyen çatışmalar ve sokağa çıkma yasaklarıyla seyreden olağanüstü koşullar… HDP hem ilişki kurduğu ve oyunu aldığı batılı seçmenlerin PKK eylemleri karşısındaki tepkisine yanıt yetiştirmek, hem de Kürt seçmenin karşı karşıya kaldığı uygulamalarla ilgili olarak sesini duyurmak gibi bir görevle karşı karşıyaydı. Buna, özellikle PKK’nın Dağlıca saldırısından sonra bizzat HDP binalarına ve HDP aday ve seçmenlerinin ev ve işyerlerine yönelen şiddet eylemleri eklendi. Batıda -özellikle de sol-sosyal demokrat seçmen nezdinde- büyük bir meşruiyet sağlamış olan HDP, bu şiddet eylemlerinin hedefindeyken ‘kriminal’ bir noktada olmadığını da anlatmak zorunda kalacaktı.

Bu yukarıda anlatılanlar, HDP’nin özellikle batıdaki oy kayıplarını belirleyen unsurlardan biri oldu.

Aynı esnada, medyanın bir bölümünün, HDP’yi adeta şeytanlaştıran bir yayın izlediklerini; bu çizginin sosyal medya mecralarında da sürdürüldüğünü hatırlamakta yarar var. Bu da muhafazakar Kürt seçmen nezdinde sınırlı da olsa bir etki yaratmış gibi görünüyor.

ANKARA KATLİAMINDAN SONRA…

10 Ekim günü Ankara’da DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından organize edilen Barış Mitingi’ne yönelik olarak gerçekleştirilen ve 102 insanın can verdiği büyük katliam, açıkça HDP ve başta EMEP olmak üzere, Halkevleri, ESP gibi onunla ittifak halindeki grupları hedef almıştı. Ankara’nın ortasında 102 insanın can vermesinden sonra ülkenin herhangi bir noktasındaki HDP mitingleri ya da seçim faaliyetleri için bir ‘can güvenliği’ sorununun doğduğu açıktı. Zaten parti yönetimi de tüm açık hava toplantılarını iptal etti. Elbette hiçbir parti sadece “miting yaptığı için” oy almıyor. Ama bu zorunlu kararın HDP’nin 'görünürlüğünü' azalttığını da kabul etmek yanlış olmaz.

‘ÖZERKLİK’ İLANLARI

Çatışmalı sürecin geri dönmesinin ardından özellikle bölgedeki birçok il ve ilçede “özerklik” ilan edilmesi de önemli tartışmaları beraberinde getirdi. Bölge halkında da kayda değer bir karşılığı olmadığı görülen bu girişimler, yerel yönetimlerde yer alan birçok seçilmiş HDP’linin tutuklanması gibi sonuçlar doğurdu. Yeniden başlayan çatışmaların en ağır yükünü taşımakta olan Kürt seçmenler, pratik bir karşılığı olmayan bu özyönetim/özsavunma ilanlarına da mesafeli durmuş gibi görünüyor.

HDP’nin, Şırnak dışındaki tüm bölge illerinde de yüzde 10’lara varan düzeyde oy kaybetmesinin arkasında bu gibi nedenlerin olduğu düşünülebilir. "Özyönetim" ilanları ve "özsavunma barikatları"nın en çok görüldüğü ilin Şırnak olması bu gerçeği değiştirmiyor. Bu etkinliklerin diğer kentlerdeki Kürt seçmen üzerinde daha çok etki (ve endişe) yarattığını gösteriyor.

MECLİS’TE ÜÇÜNCÜ PARTİ

Son olarak şunu da söylemek gerekiyor: HDP, MHP’nin yaşadığı dramatik çöküşün ardından Meclis’te 3. parti haline geldi. Oy olarak da MHP ve HDP arasındaki fark neredeyse 1 puana düştü. Bu, 7 Haziran’a oranla yaşadığı gerilemeye rağmen, HDP için Türkiye siyasetinde yeni ve önemli bir noktaya işaret ediyor.