Irak krizinin perde arkası...(1)

Başbakan Ecevit'in, 16 Ocak 2002'de ABD Başkanı Bush'la görüşmesi öncesinde Beyaz Saray'dan açıklanan gündemde Irak yoktu. İki diplomat, "Bu aldatıcı, konu Irak" dedi, haklı çıktı.
Irak konusu, hem Bush, hem de ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüşmede ön sıradaydı. Cheney, "Diplomasi bitmek üzere" dedi.
Cheney, Türkiye'nin savaş istemediğini biliyor, "Kaygılarınız için önlemler alınabilir" diyordu. Ecevit, ciddiyeti Saddam'a bir mektupla iletti.
Saddam'ın yanıtı çok ağırdı. Cheney'yi bekleyen Ecevit, Irak'tan uzaklaşıyordu. Cheney, 19 Mart'ta destek bulabilmek için Ankara'ya geldi.
Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu ile de görüşmek isteyen Cheney açık konuşmuştu: Saddam devrilecek, gerekirse tek başımıza yapacağız.
Peş peşe gelen mesajlarla durum netleşmişti. ABD, bir yıl sonra 19 Mart'ta Bağdat'ı vurdu.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

BAŞLARKEN
Radikal'in Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'in yarın piyasada olacak
'Tezkere, Irak Krizinin Gerçek Öyküsü' adlı kitabı, Türkiye'de hâlâ
İncirlik etrafında süren tartışmaların gelişme sürecine ışık tutuyor. Remzi Kitabevi tarafından yayımlanacak olan Yetkin'in kitabı, 1991'de patlak veren Irak'taki Saddam Hüseyin rejimi sorununun 1997'de girdiği ve ABD'nin ülkeyi işgaliyle sonuçlanan dönemdeki Ankara-Washington ilişkilerine yoğunlaşıyor. Güncel haber bombardımanı altında olan bitenlerin karanlıkta kalan yüzünü görmek isteyenlerin ilgisiz kalamayacağı
bu çalışmadan bazı çarpıcı bölümleri Radikal okurları için dizi halinde sunuyoruz.
ABD ve müttefiklerinin müdahalesi henüz Irak'a vaat ettiği istikrarı getirmediği gibi, İncirlik ve Kuzey Irak'taki Kürt federasyonu tartışmaları da yoğun biçimde sürüyor. Çok sayıda aktörün rol oynadığı gelişmeleri iyi kavrayabilmek için sadece güncel bilgi akışına bağlı kalmak çoğu zaman yeterli olmuyor.
Kitap, Irak'ta olanları ve olacakları, 'tezkere krizi'yle özetlenen Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğini daha iyi izlemek isteyenler için son derece aydınlatıcı. Kitapta anlatılan, bilinmeyen ya da çok az bilinen olaylarla hazırladığımız dizinin de aynı amaca hizmet edeceğini umuyoruz.



Ecevit'in son çırpınışı

Başbakan Bülent Ecevit'in, ABD Başkanı Bush'la 16 Ocak 2002 tarihli görüşmesi öncesindeki Beyaz Saray açıklamasında Irak yoktu. Açıklamaya göre, bu 'sadık NATO müttefiki' ile Afganistan, AB ve Kıbrıs gibi sorunlar görüşülecekti.
Ziyaret öncesi Ecevit'in yönettiği değerlendirme toplantısında iki genç diplomat, Irak'ın ABD açısından bu görüşmenin asıl amacını oluşturduğu uyarısını yaptı. Bu diplomatlar, Washington Büyükelçiliği siyasi müsteşarlarından Mehmet Ali Bayar ve Dışişleri Bakanı Cem'in danışmanı Engin Soysal idi. Ne var ki Ecevit ve diğer ekip üyeleri tarafından fazla dikkate alınmayan sözler görüşmelerde doğrulandı.
Hem Bush, hem Cheney söyledi
Türk tarafının en çok hazırlık yaptığı Kıbrıs, yedinci gündem maddesi olarak açılırken, Irak, hem Bush, hem de ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile görüşmede ön sıradaydı. Cheney, Ecevit'e Saddam'ın uzlaşmaya yanaşmadığını, oyalamaları sürdürdüğünü anlattı. Saddam'ın kitle imha silahı, biyolojik ve kimyasal silahlar tedarik ettiği, terörist hareketleri
desteklediği kuşkuları da vardı. Diplomatik yollar tüketildiği zaman, ki bu zaman fazla uzak değildi, askeri harekât kaçınılmaz olabilirdi. Washington Ankara'nın yanı başında savaş istemediğinin farkındaydı ama, Türkiye'nin kaygılarını giderici önlemler alınabilirdi.
Ecevit sözü uzatmadı: Türkiye Irak'taki rejimi destekliyor değildi; ülkenin, Irak'ın toprak bütünlüğünü savunuyordu. Harekât Irak'ı parçalayabilir ve bu da Türkiye'yi istikrarsızlaştırırdı. Parçalanma engellenemezse, Türkiye, Musul ve Kerkük'ün Kürt bölgesinde kalmasını kabul etmeyecekti.
Aynı sıralarda Irak Kürtleri, Pentagon yetkilileriyle Irak'ta verecekleri askeri desteğe karşı kesinlikle Kerkük'ü ve tercihen Musul'u içerecek bir Kürt devleti pazarlığı yapıyordu. ABD, Irak'ın resmen parçalanmasına göz yummayacağını söylüyor, ama bir federasyon modeli giderek oluşuyordu.
Konu, Cheney'nin 19 Mart'taki Ankara ziyaretinde ele alındı. İngiltere, Türkiye ve dokuz Ortadoğu ülkesini kapsayan turun tek amacı vardı: Saddam'ı devirmek için destek arayışı. Washington'da bu ziyarete çok önem veriliyordu. Öyle ki, 11 Eylül saldırısından sonra 'başkana bir şey olursa'
kaygısıyla sürekli ondan ayrı sığınaklarda tutulan Cheney, ilk kez dünyaya açılıyordu. Cheney, 1991 savaşında baba Bush'un savunma bakanı, dolayısıyla
Genelkurmay Başkanı Colin Powell'ın amiriydi. Şimdi aynı ekip, küçük Bush'un başkanlık kabinesinde, 12 yıl aradan sonra Irak hesabını kapatmak üzere yine birlikte çalışıyorlardı.
10 cümlenin üçü aynı!
Ecevit'in Cheney görüşmesinde Irak'a dair duruşu, 16 Ocak'ta Beyaz Saray'da sergilediğinden farklıydı. Bush, 29 Ocak'taki ulusa sesleniş konuşmasında Kuzey Kore, Irak ve İran'ı dünyanın 'şer ekseni' ilan etmiş ve bu eksenle mücadele sözü vermişti. İlk hedefin Irak olduğu açıktı. Gelişmeler üzerine Ecevit, 1 Şubat'ta Saddam'a bir mektup yazdı. Ecevit mektubuna, "Irak şimdi yeni bir tehditle karşı karşıya" cümlesiyle başlıyor, "eğer durum çok ciddi olmasa size bu hatırlatmada bulunma zorunluluğunu duymazdım" diye sürdürüyordu.
Özenli Türkçesiyle bilinen Ecevit, 10 cümlelik mektubunda tam üç cümlede,
"her şeyden önce BM silah denetçilerinin önündeki engellerin ivedilikle kaldırılmasından" söz ediyordu.
Belki Ecevit de, Saddam'ın bu mektubu alır almaz kendine gelip ülkesini ve iktidarını yıkımdan koruyacağını düşünmüyordu ama, komşuluk görevini yerine getirip, son bir uyarıda bulunmak istiyordu.
Gelişmeler Ecevit'i haklı çıkardı. 2 Şubat'ta Eş Şark Al Avsat gazetesine konuşan Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, "Irak'ta Afganistan modeli denemeyeceklerini" söyleyerek, Irak'ta artık neyin yapılacağı aşamasını geçtiklerini, nasıl yapılacağını tartıştıklarını ilan etti. Bir gün sonra Powell, "Tek başımıza harekete geçeceğimizi söylemek istemiyorum. Ama zorunda kalırsak geçeriz," diyordu.
Saddam'dan uzaklaşma
Ecevit Saddam'ın bölgeyi savaştan sakınacak bir adım atmasını bekliyor, onun her hareketini hayra yormak istiyordu. Umutlar, 7 Şubat'ta Saddam'ın yanıtının ulaşmasıyla sona erdi. Saddam Hüseyin, Ecevit'in 10 cümlelik mektubuna tam yedi sayfalık ve son derece ağır bir yanıt vermişti.
Mektup Ecevit'i üzüntüye sevk edecek denli küstahlığın sınırında bir üslupla yazılmıştı ve içeriğinde üç temel mesaj vardı:
  • Silah denetçilerine izin verilmeyecekti. Zaten BM'nin bunu talep etmeye de hakkı yoktu. Türkiye de bunu isteyemezdi.
  • Birleşmiş Milletler'in talepleri hukuk dışıydı. 1991'de uluslararası koalisyonun saldırılarını durdurması karşılığında imzaladığı teslim anlaşmasını temel alan BM 687 sayılı kararı yok sayıyordu.
  • Türkiye sınır ihlali yapıyordu: 36'ncı paralelin kuzeyindeki uçuşları denetleyen Kuzeyden Keşif Harekâtı'na izin vererek Türkiye komşusu Irak'ın sınırlarına tecavüz ediyordu. Bu yüzden Bağdat tarafından BM'ye şikâyet edilecekti.
    Dolayısıyla Cheney ziyareti yaklaştıkça Ecevit, Saddam'dan uzaklaşıyordu.


    Rahşan hanımla 11 Eylül
    2001 Eylülü'nde güneşli bir öğleden sonraydı. Başbakan Bülent Ecevit'in 60 yıllık hayat arkadaşı ve DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit'le
    bir röportaj için sözleşmiştik. Ecevitlerin, Ankara'nın Oran semtinde, günlük çalışmaları için kullandığı bahçeli apartman dairesindeydik.
    Röportaj bitti, teybi kapattım, Rahşan hanımdan müsaade istedim; kapıya yönelecekken evin telefonu çaldı. Rahşan hanım açtı, "Hayır Bülent, Murat
    beyle konuşuyorduk, izlemiyoruz," dedi. Demek ki Ecevit karşıda
    "Televizyonu açın," diyordu ki Rahşan hanım "Peki açalım," dedi.
    Bir yandan TV uzaktan kumandasını ararken diğer yandan "Öyle mi? Hay Allah," diye şaşkınlığını belirtiyordu. Telefonu kapattı, TV'yi açarken "Amerika'da binalara uçaklar çarpmış. Terörist saldırı diyorlarmış.
    Bülent söyledi," dedi. İlk an anlam veremedim. Televizyon açıldığında henüz ikinci uçak, New York'taki ikinci kuleye çakılmamıştı.


    19 Mart: 1 yıl sonra aynı gün savaş
    ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, Dışişleri'ne şu talebi iletmişti:
    Cheney'nin 19 Mart 2002'de yapacağı ziyarette, Irak'a muhtemel askeri müdahale ve terörle ortak mücadele konuları görüşülecekti. Washington bu görüşmelerde Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun da bulunmasına özel önem veriyordu.
    Kıvrıkoğlu'nun önemi
    Türkiye'deki karar mekanizmalarında askerin rolünü dikkate alan ABD tarafı, açıkçası, Cheney'nin Kıvrıkoğlu'yla ikili görüşmesini ve Cheney-Ecevit görüşmesinde Kıvrıkoğlu'nun da hazır bulunmasını istiyordu.
    Görüşmeye, Ecevit ile Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in yanı sıra Kıvrıkoğlu ve Irak sürecini başından beri izleyen Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ile Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Büyükanıt katıldı. Daha sonra Ecevit'in yaptığı, "ABD, görülebilir gelecekte Irak'a askeri harekât planlamıyor," açıklaması, konuşulanları yansıtmıyordu. Evet, Ecevit "Türkiye askeri harekât istemiyor," demişti ama, Cheney bu toplantıda Washington'ın niyetini olabilecek en açık şekilde iletmişti:
    Saddam Hüseyin'i devireceklerdi. Bunu gerekirse askeri harekâtla ve gerekirse tek başlarına yapacaklardı. Ama Türkiye'nin desteğini istiyorlardı. Yakında bu talep somutlaşabilirdi.
    Amerika'nın Bağdat'ı vurmaya bir yıl sonra o gün başlayacağını henüz kimse bilmiyordu...


    Karar: 3 Kasım'a kalsın
    Türkiye'nin seçime hazırlandığı Eylül 2002'de bir cumartesi günü ABD'nin Ankara'daki Savunma İşbirliği Bürosu aracılığıyla Genelkurmay'a bir mesaj geldi.
    ABD Savunma Bakanlığı ve Genelkurmayı tarafından iletilen mesajda, Türkiye'den Irak harekâtına yönelik 'tam ve sonuna kadar işbirliği' (full and complete cooperation) çerçevesinde destek beklediği bildiriliyordu. Bu çerçevede Amerika'nın Türkiye'de kara, deniz, hava birlikleri konuşlandırmak istediği söyleniyor, bazı üslerin kullanımı için izin isteniyordu. Bunlar arasında İncirlik, İstanbul'daki Sabiha Gökçen, Diyarbakır, Gaziantep, Batman, Muş hava üsleri, İzmir, İskenderun, Mersin, Trabzon ve Samsun limanları, İskenderun Limanı'ndan Irak sınırındaki Silopi'ye dek uzanan yol üzerinde bazı noktalarda kara lojistik üsleri ve Silopi'de taktik harekât üssü de vardı.
    Talepteki tuhaflık
    Genelkurmay talepte bir tuhaflık saptadı. İsteklerin tamamının siyasi karar, bazılarının TBMM kararı gerektirdiğini ABD'lilerin bilmesi gerekiyordu.
    Aylardır devam eden temaslarda, Türkiye'ye askeri birlik kabulü ve birlik gönderilmesinin Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca Meclis kararına tabi olduğunu hem kendileri hem Dışişleri hem de hükümet yetkilileri defalarca dile getirmişlerdi. Dolayısıyla bu talebin askerden askere teknik bir yazışma şeklinde değil, Dışişleri kanalıyla devletten devlete yapılması gerekiyordu.
    Acaba Amerikan yönetimi Başbakan Bülent Ecevit'in artık gün sayan DSP-MHP-ANAP koalisyonunun siyasi karar alma gücüne güvenmediği için mi, yoksa Ecevit hükümetiyle temmuz ayından bu yana süren temaslarda hep, 'Irak'a
    askeri müdahaleye karşıyız' açıklamalarından dolayı mı askeri muhatap almak istemişti? Ne de olsa hükümet gidici görünüyordu ama, asker kalıcıydı.
    ----------
    YARIN:
  • DSP: Kıbrıs'ı tanıyın, destek verelim
  • Orgeneral Başer'in öfkesi