Irak krizinin perde arkası...(2)

Dışişleri Bakanlığı, Irak'ta destek verilmesi karşılığında ABD'nin KKTC'yi tanımasını önerdi. Ancak bu istek gerçekçi değildi. ABD bunun yerine tarih vermesi için AB'ye telkinde bulundu.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Irak'a karşılık Kıbrıs
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz, Temmuz 2002'de, Türkiye'deki
hükümet krizinin tam ortasında gelmişti. Savunma Bakan Yardımcısı Marc Grossman da Ankara'daydı. 17 Temmuz 2002 sabahı Dışişleri Bakanlığı'ndaki görüşmelere iki taraftan askerler de katıldı. Türkiye'nin Irak için destek koşulları BM imkânlarının sonuna dek denenmesi, Türkiye'den habersiz harekâta başlanmaması, Kürt devleti ya da federasyon kurulmasına yol açmaması, Türkiye'nin ekonomik, siyasi, güvenlik risklerini karşılaması olarak ilan edildi. Türkiye AB ve ekonomik program konusunda da destek istiyordu. Wolfowitz, Ankara'dan ayrılmadan önce "Ev ödevimize çalışmamız lazım," dedi.
Dışişleri ve Genelkurmay ziyaretten şu sonuçları çıkardı: 1- ABD, Irak'a yapacağı müdahalede Türkiye'nin katkısına ihtiyaç duyuyordu, 2- Katkının verilmesi halinde Amerika'nın işleri kolaylaşacaktı, 3- Ankara'da hükümet değişebilir. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ile ABD kuvvetlerinin geleneksel dostluğu çerçevesinde yeni iktidar da bu katkıyı vermeye ikna edilebilirdi.
Ankara askeri müdahaleye karşı çıkmış ancak ABD'ye kapıları kapatmamıştı. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal'in Washington'a giderek yönetimle Irak konusunda üst düzeyde temaslarda bulunması da o toplantılarda kesinleştirildi.
Grossman'ın Brüksel sürprizi
Grossman, 18 Temmuz'da, Washington yerine Brüksel'e giderek AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen'le görüştü. Türkiye'nin ABD ve Batı için önemini anlattı. Türkiye'yi mutlaka AB üyesi görmek istediklerini, Kıbrıs konusunun da bu yolla daha kolay çözülebileceğini söyledi.
Ankara'da aynı gün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, haftalık görüşmesi için Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e çıktı. Sezer, Kıvrıkoğlu'ndan, bir saat sonra gelecek Ecevit'le birlikte görüşmek için kalmasını istedi. Köşk'ten, 1 saat 10 dakika süren üçlü görüşmede Irak'ın konuşulduğu açıklandı. Sonradan bu görüşmede Kıvrıkoğlu'nun görev süresi konusunun da gündeme geldiği anlaşılacaktı.
Şükrü Sina Gürel doğruladı
Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, 20 Temmuz'da CNN Türk'teki 'Kafe Siyaset'te, ABD'lilerle 'Irak'ın karşılığında Kıbrıs ve AB üyeliğinde destek'in konuşulduğunu doğruladı: "Madem ABD, Irak'taki mevcut rejimi kendi ulusal çıkarlarına aykırı görüyor ve müttefiki Türkiye'den destek istiyor, öyleyse o da müttefikinin ulusal çıkarı olan Kıbrıs ve AB konusunda destek olmalı."
Hükümetin 3 Kasım'da seçim kararının kesinleştiği sıralarda, 3 Ağustos'ta idam cezasının kaldırılması dahil kapsamlı bir demokratikleşme paketini Meclis'ten geçirmesi bile bu süreçle bağlantılı görünüyordu. Aslında Kıbrıs konusundaki fikir Gürel'den değil, Dışişleri'nin Kıbrıs dairesinde ortaya çıkmış, Genelkurmay'daki Yunanistan-Kıbrıs dairesiyle görüşmelerde olgunlaşmıştı. Aslında Türk Dışişleri'nin en homojen, en katı ekibi olan Kıbrısçıların fikri çok başkaydı.
Onlar ABD'nin, KKTC'yi resmen tanıması karşılığında Irak'ta tam destek verilmesi dahil her şeyin yapılabileceği görüşündeydi. Bu fikir, temmuz-ağustos aylarında en yetkili ağızlardan gayriresmi olarak Amerikan yönetimiyle bağlantılı kişilere açıkça söylenir olmuştu. Gürel, bu fikri sahiplenen ve bir takvime oturtan kişi oldu.
Maya tutarsa!
Eğer bu maya tutarsa ve KKTC'nin tanınması mümkün olursa ve bu da 3 Kasım seçimlerinden önce mümkün olabilirse, bölünme sürecindeki DSP'nin aradığı taze kan olurdu.
DSP kötü gidişini geri çevirebilir, sandıktan yeniden çıkabilir miydi? Dışişleri Bakanı Gürel'in bu nedenle ABD'nin siyasi otoritelerine bizzat gidip bu sorunu anlatması, destek araması gerekiyordu. Gürel'in yakın çevresinde bu projeye 'altın gol' adı takılmıştı.
İleride projenin pek mümkün olmadığı anlaşılacak ve 'KKTC'nin tanınması' hedefinin yerini, Kıbrıs'ta Rum tarafına geri adım attırma ve AB
üyelik müzakerelerine tarih açıklatma alacaktı.



Washington, savaş planlarını Ziyal'e anlattı
Rusya'yla kurulan 'askeri müdahalenin önlenmesi'ne yönelik temas ve hükümetten gelen Amerikan karşıtı açıklamalar, Ankara-Washington hattında soğukluğa yol açmıştı. Amerikalılarda, Türkiye'yi müdahale konusunda ne kadar ciddi olduklarına ikna edemedikleri düşüncesi oluştu. Başbakan Ecevit'in sık sık, "Zaten Amerikalılar henüz karar vermedi" demesi bunu gösteriyordu. Konunun, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'in 26 Ağustos 2002'de Washington'da başlayacak temaslarında iyice netleştirilmesi
kararlaştırıldı.
Cheney ve Powell'la görüşme
Ziyal'e Washington'da gösterilen muamelenin düzeyi şaşırtıcıydı. Bir kaynak durumu, 'cumhurbaşkanı ile başbakan arası bir düzey' diye tanımladı.
Ziyal'in ağırlanmasının cumhurbaşkanı düzeyinde olması için tek eksik Başkanla görüşme kalmıştı. Bu da Washington'ın o dönem Ankara'yı ikna etmeye, Ankara'dan almayı düşündüğü desteğe verdiği önemi gösteriyordu. Ziyal, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile görüşüp Pentagon'a geçti. Savunma Bakanı Rumsfeld'le bir canlı video görüşmesi yapacaktı. 15 dakika planlanan görüşme 45 dakika kadar sürdü. Ziyal ABD tarafının resmen,
'kuzey cephesi'nden söz edişini ilk kez Rumsfeld'den duydu.
Rumsfeld inanılmaz ayrıntılı bilgiler veriyordu. Hesaplar, 75-80 bin askerin, Türkiye'den karayoluyla Irak'a nakli üzerinden yapılmıştı. Bunun için aylar önceden harekete geçilmesi, liman, havaalanı, kara ve demiryollarının bu ağır nakliyata hazırlanması gerekiyordu. Türk diplomatlar şaşırmıştı; bu kadar ayrıntılı talepler içeren bir konuşma beklemiyorlardı. Ankara ilk kez ABD'nin asker talebi konusunda bir rakamla da karşılaşmış oluyordu.
Sonraki durak Beyaz Saray'dı. ABD Başkan Yardımcısı Cheney'le de bir video konferans görüşmesi ayarlanmıştı.
Cheney uzun uzun Türkiye'nin ABD için önemini (Türk diplomatlara göre fazlasıyla pohpohlayarak) hatırlattıktan ve Irak'taki rejimi değiştirmek için müdahale kararlılığından söz ettikten sonra sadede gelmişti: Türkiye'den aktif destek bekliyorlardı ve bu destek kuzey cephesinin açılmasıyla verilmeliydi.
İstihbarat olanağı sağlandı
Bu arada Türkiye, Meclis kararı gerektirmeyen bir isteğe olumlu yanıt vermişti. Amerikalılar, Irak'ta operasyon öncesi derinlemesine istihbarat yapmak istiyordu. Kritik hedeflerin belirlenmesi, özel operasyon birliklerinin ülkeye sızma, operasyon yaparken yerel halktan destek alma ve kaçma imkânlarının hazırlanması gibi çalışmaların yürütülmesi gerekiyordu.
Çalışmalar Kuzey Irak'ta yoğunlaşacak, karadan Irak'a girecek istihbarat timleri, Silopi-Çukurca arasındaki 300 kilometreye yakın dağlık Türk-Irak sınırını kullanmak istiyordu. Bazı timlerin doğrudan Kerkük, Musul, Erbil, Süleymaniye, hatta Tıkrit'e inen bölgelere sızma harekâtında bulunmaları söz konusu olabilirdi. CIA aracılığıyla Pentagon'a bilgi iletcek timlere bir de operasyon ismi bulunmuştu: Northern Iraq Liason Units (Kuzey Irak İrtibat Birimleri) yani NILU birlikleri.


Orgeneralin emeklilik öfkesi
Ankara'da, Ağustos 2002 YAŞ toplantısında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağı merak ediliyordu. Komuta kademesi ve Genelkurmay Başkanı'nın görüşüleceği üçüncü günde hâlâ Kıvrıkoğlu'nun süresini uzatacak formül üretilememişti.
Dışişleri Bakanı Gürel sonunda Kıvrıkoğlu'na gidip, "Olmuyor" demek zorunda kaldı. 3 Ağustos gecesi gerilim had safhaya gelmişti.
Tahmini listeler
En muhtemel listeye göre, Genelkurmay Başkanı olacak Kara Kuvvetleri Komutanı Hilmi Özkök, yerini 2. Ordu Komutanı Edip Başer'e bırakacaktı. Radikal'in Ankara bürosunun listesi hemen hemen tamamdı ve diğer gazetelerdekilerle de uyumluydu.
Gece yarısına doğru yeni bir listeden söz edilmeye başlandı. Senaryolar uçuşuyordu. Yeni listede Ege Ordu Komutanlığı ve bazı kolordu komutanlıklarına atama yapılmamış görünüyordu; Genelkurmay başkanının isim hanesi de boştu. Hükümet yetki- lileri, yeni listeden haberleri olmadığını ifade ediyordu.
Ertesi gün Kıvrıkoğlu YAŞ toplantısına bond çantasıyla geldi. Her yıl, zarflar önceden hazırlanmış olarak her komutanın koltuğu hizasında masaya konulmuş olurdu. Oysa bu yıl, çantadan çıkıyordu.
Zarflar dağıtılınca ilk tepki orgeneral Edip Başer'den geldi. Açtığı zarfı masaya atmış-tı, "Olmaz böyle şey" dediği duyuldu; emekli edilmişti.
Diğer değişiklikler de sürpriz niteliği taşıyordu. Hükümet Kıvrıkoğlu'nun süresini uzatamamış, ama Kıvrıkoğlu yasal hakkını kullanarak komuta kademesini kendi tercihlerine göre düzenlemişti.
Ecevit'in son yorumu
DSP Genel Başkanlığı'na bir daha aday olmayacağını açıkladığı 1 Aralık 2003'te Ecevit'e Kıvrıkoğlu'nun görev süresini uzatamamış olmanın Türkiye'ye bir şey kaybettirip kaybettirmediğini sordum.
Özkök ve komuta kademesi başarsız mı olmuştu?
"Hayır," dedi Bülent bey, "Gayet iyi yürütüyorlar... Biz o zamanlar öyle daha iyi olacağını düşünmüştük."
--------------------------------
YARIN: Askere ve Ecevit'e baskı girişimleri