Irak krizinin perde arkası...(3)

ABD'lilerin Irak için baskı yaptığı asker, "Yetki bizim değil" diyor, iktidar 3 Kasım öncesi kararda zorlanıyordu. Seçimden sonraki hükümetle görüşmelerdeyse ABD'liler, söyleneni değil, duymak istediklerini duyuyordu.

Murat YETKİN'in yazı dizisi
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Ankara'ya ağır baskı
Türkiye'ye dönük en önemli baskı girişimlerinden biri, Eylül 2002 sonuna doğru geldi. Genelkurmay 2. Başkanı Büyükanıt, cumartesi gününü erken bitirmeyi umuyordu ki, kurmayları Amerikalılardan mesaj geldiğini söyledi. ABD'nin Türkiye'deki askeri irtibat bürosu Savunma İşbirliği Bürosu (Office of Defense Cooperation, ODC) yetkilileri, Almanya-Stutgart'taki ABD Avrupa Kuvvetleri'nden bir mesaj iletiyorlardı.
Komutan Yardımcısı Orgeneral Charles Wald tarafından iletilen mesajda, ABD talepleri ilk kez bu kadar ayrıntılı sıralanıyordu: Irak'a karşı kuzey cephesi için Türkiye'nin topraklarını açmasını istiyordu. Türkiye'ye konuşlanacak asker ve uçak sayısı belirtilmiş; kullanımı düşünülen askeri üsler, havaalanları ve limanlar yazılmıştı.
Genelkurmay'ın ilk tepkisi, "Neden bizden istiyorlar?" oldu. Tüm temaslarda Türk diplomatik ve askeri yetkililerin hep vurguladığı bir husus vardı:
Asker kabulü için yetkili makam Genelkurmay, hükümet ya da Cumhurbaşkanlığı değil, Meclis'ti. Dolayısıyla askeri konulardaki talebin, Meclis'e bu teklifi götürecek hükümete yapılması gerekiyordu. Amerikalıların bunu bile bile Genelkurmay'a başvurması, 'geçici' olan hükümetler yerine Türk-Amerikan ilişkilerinin asıl zeminini oluşturan askeri bağlantıları mı muhatap kabul ettiklerini gösteriyordu? Gerekçesi ne olursa olsun, kritik bir dönemde, kritik bir ilişki daha baştan yanlış kuruluyordu.
Hükümete baskı
ABD, Türkiye'nin nasırına nasıl basılacağını çok iyi biliyordu. Seçime bir ay kala, 2 Ekim 2002'de KDP ve KYB, altı yıldır çalışmayan Erbil'deki Kürt Parlamentosu'nu canlandırma kararı açıklandı. ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın, Kürt Parlamentosu'na tebrik telgrafı çektiği mesajı Ankara'ya bomba gibi düştü. 10 gün kadar önce gelen Amerikan askeri işbirliği talepleriyle ne yapacağını bilemeyen Ankara'da adeta siyasi alarm veriliyordu.
Cumhurbaşkanı Sezer, 4 Ekim'de, 'Irak konusundaki kısa ve orta vade planların ele alınacağı' bir zirve çağrısı yaptı. Sezer'in yönettiği toplantıya Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ile diğer sivil ve askeri yetkililer katıldı.
Tablo, hiç de Türkiye'nin görmek istediği gibi değildi. Irak, BM kararlarına uymakta ayak diriyor ve Türkiye'nin uzattığı eli geri çeviriyor, Irak Kürtleri ABD'nin siyasi desteğini arkalarına alarak Kuzey Irak'ta devletleşme çabalarına hız veriyor, bunu bir koz olarak kullanan ABD ise Ankara'dan bir an önce yanıt istiyordu.
Ecevit ve koalisyon ortakları seçim öncesi alınacak bir kararın siyasi intiharlarıyla eşanlamlı olacağı endişesindeydi. Konuşulan konulardan biri de, Irak'ta müdahale olursa, Türkiye'ye 1991'deki gibi bir göç akını olacağı kaygısının ABD'yle görüşmelerde öne çıkarılmasıydı. Kürtler, kuzeyde duruma hâkim olduklarını ve münferit örnekler dışında göç yaşanmayacağını iddia ediyordu. BM'nin Mülteciler Yüksek Komiserliği göç ihtimalini varsayıyor, ancak sayının 50 bin civarında kalacağını, en kötü durumda 130 bine çıkabileceğini söylüyordu. Türk Dışişleri, ABD'lilerle görüşmelerinde 275 binden fazla göçmen tahmininde bulunuyor, önlemek için 15'i Irak, üçü Türkiye topraklarında 18 mülteci kampı kurulmasını öneriyorlardı.
Bush'a savaş yetkisi
Irak krizinin önemli dönüm noktalarından biri 11 Ekim'de yaşandı. ABD Kongresi, Başkan Bush'a, 'BM desteği beklemeden savaş ilan etme' yetkisi verdi. 12 Ekim'de ABD, tüm NATO müttefiklerine, muhtemel bir Irak harekâtındaki beklentilerini içeren mesajlar iletmeye başladı.
Türkiye'ye gönderilen mesaj, yine siyasi kanallardan değil, askeri kanallardan gelmişti: ABD, seçime iki hafta kala savaşa girme kararı bekliyordu. Amerikan askeri yetkilileri, Genelkurmay Başkanı Özkök ve kurmaylarıyla görüştü. Özkök, durumu olabilecek en açık bir şekilde tekrarladı:
Askeriye olarak hiçbir söz veremezlerdi. Karar siyasiydi. Hükümet şu anda buna karar verse bile, Meclis'te bu kararı çıkaracak çoğunluk iradesine sahip değildi. Kaldı ki, ABD'nin Kuzey Irak'ta Kürtlerin devletleşmesine destek verdiği yolundaki kamuoyu izlenimi bu kadar sıcakken, Meclis'te bu kadar parçalanmış durumdaki hükümetin bu kararı alması gerçekçi değildi. Askerlerin yapabileceği tek şey, her ihtimale karşı hazırlıklı olmaktı, ama bu bile hükümet talimatı gerektiriyordu.
Orgeneral Özkök, 22 Ekim'de yapılan MGK toplantısında, ABD heyetiyle konuşulanlar hakkında bilgi sundu. ABD'yle ilişkiler giderek geriliyordu. Siyasi durumun en üst düzeyde açıklanması zorunluluk olmuştu.



Sezer, Bush'a umut vermedi
Kongre'nin Bush'a tek başına savaş yetkisi vermesinden ve Türkiye'den
'savaş kararı' beklendiğinin iletilmesinden kısa bir süre sonra, 24 Ekim'de Bush, Sezer'i aradı. Anlaşılan Amerikan heyeti, Ankara'daki temaslarında vâkıf oldukları Türkiye'nin Kürtler ve uluslararası oydaşma
konusundaki hassasiyetlerini en üst düzeyde iletmişlerdi.
Bush, Irak harekâtı sonrasında Kürt devleti kurulmayacağı, Kerkük'ün (ve petrolünün) Kürtlere bırakılmayacağı güvencesini veriyordu. Ayrıca Türkiye'nin Irak harekâtına destek vermesi durumunda, ABD'nin Türk ekonomisine ve AB üyelik hedefine verdiği destek güçlenecekti.
Sezer'in yanıtları, ABD açısından umut verici değildi. Bush'un tüm kararlılık gösterisine karşın, Sezer onu harekâttan vazgeçirmeye çalışıyor, önce BM'den karar çıkarmasını istiyordu. Kaldı ki bu karar Köşk değil, Meclis tarafından verilmeliydi. Meclis'e teklifi hükümet götürecekti. Türk siyaseti, 10 gün sonra seçime giden, üstelik neredeyse sürüklenerek seçime götürülen bir hükümetin savaş kararı almasını kaldırmazdı.


ABD'liler istediğini duyuyor
ABD'lilerin 3 Kasım sonrası yeni hükümetle temasları için bir kaynak şunları söyledi: Sadece duymak istediklerini not ettiler.
Seçimden sonra 3 Aralık 2002'de ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ile Dışişleri Bakan Yardımcısı Grossman ilginç görüşmeler yaptı. Görüşmelerin içeriği kadar adresler de ilgi çekiyordu. Örneğin hem Başbakan Gül hem de AKP lideri Erdoğan'la, hem Dışişleri Bakanı Yakış hem de müsteşarı Ziyal'le, hem Savunma Bakanı Gönül, hem de Genelkurmay İkinci Başkanı Büyükanıt'la randevular ayarlanmıştı.
Can sıkıcı randevular
Can sıkıcıydı; sanki Amerikalı yetkililer ilk görüşmeleri protokol, ikincileri de asıl muhatap olarak seçmiş gibiydiler.
İkili, CHP lideri Baykal'dan da randevu almış, ama sonuçta ne kadar önem taşıyacağı sonradan anlaşılacak Meclis Başkanı Arınç düşünülmemişti. Wolfowitz, resmi teklifi Gül'le görüşmesinde yaptı:
Türkiye savaşın ana ikmal ve tali harekât üssü olacaktı. Merkez Komutanlığın Katar'daki ana üsten sonraki ikinci büyük komuta merkezi
İncirlik'te kurulacak, Türkiye'deki bazı üs ve limanlar hem ikmal hem operasyon amacıyla kullanılacak, kuzey cephesi askerleri Türkiye'de konuşlanacak, Diyarbakır tali koordinasyon merkezi, Silopi taktik harekât merkezi olacak, Türk sınırları ABD ve İngiltere birliklerine açılacaktı.
İşbirliği üç aşamalı olarak yürüyecekti:
1- ABD, Türkiye'de kullanacağı üslerde incelemelerde bulunacaktı. Böylece limanların kapasiteleri, örneğin derinliklerinin ağır tonajlı gemilere uygun olup olmadığı; kara ve demiryollarının taşıma kapasiteleri ve rotaları; hava üslerinin ne büyüklükte uçakların iniş kalkışına izin verdiği gibi noktalar belirlenecekti. Bu aşamaya 'üs incelemesi' deniyordu.
2- İkinci aşama, 'üs hazırlama' aşamasıydı. İlk aşamada saptanan eksiklikler yoğun bir teknik çalışma ve inşaat faaliyetiyle giderilecekti. Bu amaçla yabancı askeri personelin Türkiye'ye gelişine izin verilmesi gerekiyordu.
3- Üçüncü aşama fiziki harekâttı. 60 bin ABD ve İngiltere askeri, bunların kullanacağı tüm araç ve silahlar Türkiye'ye üslenecek ve gerektiğinde savaşmak üzere Irak'a girecekti.
'Çantada keklik' izlenimi
Wolfowitz'in heyecanlı tavrı Gül'ü rahatsız ediyordu. Daha konuşmanın başında "Haydi, yeterince vakit kaybettik" tonunda söyledikleri yeni hükümeti ve Meclis'i çantada keklik gördüğü izlenimi veriyordu. Wolfowitz şöyle demişti:
"Türkiye seçim sürecindeyken biz planlama çalışmasını sürdürdük. Başkan henüz nihai karar ve talimatı vermedi ama, Irak rejiminin bölge için zararlı olduğuna inanıyor. Bu konuda Türkiye ile aynı düşündüğümüzü sanıyorum. Yanımızda yer almanızı ve tam destek kararınızı bir an önce vermenizi bekliyoruz."
Gül, "Daha geçen hafta güvenoyu aldık," diye yanıt vermişti. "Tek parti hükümeti olsak da Meclis'in kararı geçerli ve Meclis'in ikna olması gerek. ABD'yle stratejik ortaklığımız devam ediyor. Kuzeyden Keşif Harekâtı çerçevesinde Irak üzerinde uçuşlar sürüyor. Fazlası için Türkiye'nin önünü görmesi gerekiyor. Hükümetin yetkisi içindeki bazı konularda olumlu yanıt verilebilir. Ama tam işbirliği kararı Meclis'in bileceği iş."
Wolfowitz üçlü planın ilk maddesini masaya sürdü: Üs incelemesi için 150 kişilik bir istihkâm birliğiyle askeri teknisyenlerin hemen işe başlaması sağlanabilir miydi? Gül, üs incleme izni verebileceklerini söyledi. Bunun için Türkiye'de, çoğunlukla İncirlik'te konuşlu Amerikan personeli kullanılırsa, bu TBMM iznine bağlı olmazdı. Aksi halde Anayasa'nın 92'nci maddesi gereği Meclis'ten izin alınması gerekecekti ki bu, süreci uzatırdı. Ayrıca Amerikan personeline Türk subayları da eşlik etmeliydi.
ABD'nin vaatleri ve kaygılar
Peki isteklerine karşı ABD ne gibi taahhütlerde bulunuyordu? Wolfowitz, "Irak'ın bütünlüğü bozulmayacak," yanıtını verdi. 'Irak'ın toprak bütünlüğünün korunacağı', yani kuzeyde bir Kürt devleti kurulmayacağı taahhüt ediliyordu.
Ancak Türkiye'nin başka endişeleri de vardı: Örneğin Türkiye harekâtın planlama aşamasına katılabilecek miydi? Türkiye'nin ekonomik zararı karşılanabilecek miydi? Türkiye savaş sonrasında Irak'ın yeniden inşasında asli unsur olabilecek miydi? Talepleri konusunda en ince ayrıntılara inen Amerikalılar, Türkiye'nin en genel sorularını bile geçiştiriyordu.
Amerikalılara o gün, 'üs inceleme izninin diğer iki aşamaya destek anlamına gelmeyeceği, böyle anlaşılmaması gerektiği' üstüne basa basa söylendi. Ancak Wolfowitz ve Grossman, üs iznini, kapsamlı destek yönünde ilk işaret saydı.
İkiliyle görüşenlerden biri olayı şöyle anlattı: "Biz 'Topyekûn izin anlamına gelmez' dedikçe onlar, 'Tamam tamam,' dediler ama dikkate almadıkları belliydi. Söylediklerimizi not almaya bile gerek duymadılar. Duymak istedikleri ne varsa onu not defterlerine yazıyorlardı."
--------------------
YARIN: Erdoğan ABD'de