Irak krizinin perde arkası...(4)

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw 3 Aralık 2002'de Ankara'daydı. Onun gündeminde de Kıbrıs'la birlikte Irak vardı. İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacoft bu ziyarete önem veriyordu.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw 3 Aralık 2002'de Ankara'daydı. Onun gündeminde de Kıbrıs'la birlikte Irak vardı. İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacoft bu ziyarete önem veriyordu. Türk Dışişleri ve Genelkurmayı ile bazı sorunlar vardı. İngiltere de Türkiye'ye Irak amaçlı birlik göndermek istiyor, ama 'hayır' yanıtı bile verilmiyordu. Kurtuluş Savaşı'ndan kalan hassasiyetlerin üzerine Türkiye'den kopartılan Musul'un anıları, binbaşı Lawrence, yüzbaşı Noel'in yaptıkları birleşince Ankara'nın buna onay vermesi zorlaşıyordu.
O akşam Straw'la Yakış bir iş yemeği yedi.
Lazca bir atasözü
Yemek çok sıcak havada başladı. Biri Straw'un kulağına Yakış'ın Laz kökenli olduğunu ve Lazcayı iyi konuştuğunu fısıldamıştı. Doğru olup olmadığını sordu. Straw (tam da Türkiye'de anadil eğitimi tartışmalarının sürdüğü sırada) Türk Dışişleri Bakanı'nın yerel bir anadilde konuşabiliyor olmasına şaşırdı. Ama bu fırsatı iyi değerlendirmeye karar verdi. Yakış'a "Lazca 'Kıbrıs paketini kabul ediyoruz', nasıl deniyor?" diye sordu. Yakış o cümleyi kurmadı ama, "Duygu ve düşünceler hasat edilecek kıvamda," anlamına gelecek Lazca bir atasözü söyledi. Straw dili Gürcüceye benzetti, güldüler ve ağır konulara geçtiler: Kıbrıs ve Irak. Bu kısımda da daha çok Straw sordu, Yakış yanıtladı.
Yemeğin ardından ise Yakış bu kez gazetecilerin sorularını yanıtlıyordu:
-ABD ve İngiliz askerlerinin Türkiye'de konuşlanmasına izin verecek misiniz?
-Bu konuda verilmiş bir kararımız yok.
-Türk topraklarının sadece transit geçiş için kullanılmasına izin verecek misiniz?
-On binlerce ABD askerinin Türkiye'den geçişini kastediyorsanız, bunu kamuoyuna kabul ettirmek zor.
-Peki sadece Türk hava sahasının ve Türkiye'deki üslerin kullanılmasına izin verir misiniz?
-Bu öneri tezekkür edilebilir (tartışılabilir).
Bu kısa soru-cevap faslının İngiliz haber ajansı Reuters tarafından dünyaya, "Türkiye üslerini ABD'ye açıyor" şeklinde duyurulması, Washington ve Londra'nın duymak istediklerini dinlemelerine ikinci örnekti ve Türkiye'nin olumlu yanıt vereceğine dair işaretler arasında sayıldı.



Erdoğan, Bush'a söz verdi mi?
Erdoğan'ın başbakanı olmadığı hükümet ve üyesi olmadığı TBMM adına Washington'da 'savaşta destek sözü' vermesini bekleyen herkes yanılmıştı.
ABD yönetimi henüz, "Destek vermezseniz sonuçlarına katlanırsınız" demeye başlamamıştı ama, sabırsızlanmaya başladığı açıktı. Yönetim her kanaldan bastırıyor, işi şansa bırakmak istemiyordu. Nitekim ABD bütün cephelerden ataktaydı.
AKP lideri Erdoğan ABD yolunda, Washington Büyükelçisi Loğoğlu Pentagon'dayken, ABD'nin yeni Avrupa Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Orgeneral Charles Wald Ankara'da Genelkurmay 2. Başkanı Büyükanıt'la görüşüyordu. Wald, Ralston'ın yardımcılığını yapan Fulford'un yerine atanmıştı. Ralston ve Fulford yıllarca Türkiye'yle yakın ilişkileri olan iki askerdi.
Tam böyle bir zamanda ABD'nin Avrupa Kuvvetleri yönetimindeki iki ismin de değişmesi, Ralston'ın yerine orgeneral Jones, Fulford'un yerine Wald'ın gelmesi, Türk Genelkurmayı'yla ilişkilerde bir aksamaya neden oldu. Bunun sonuçları sonra belirecekti.
Beyaz Saray'da fiyasko
10 Aralık 2002'de Beyaz Saray'da yapılan görüşme Amerikan tarafı açısından bir fiyasko oldu. Erdoğan görüşmede "Girsek de girmesek de zarar göreceğiz" noktasına gelse de, Başkan Bush'a, diğer Müslüman ülkelerin tutumuna ilişkin sorular sormuştu. "Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Ürdün'ü de koalisyona katılmaya razı etmeniz bizim için önemlidir" diyerek, Irak'a karşı koalisyona katılan tek Müslüman nüfuslu ülke olmaktan rahatsızlık duyduğunu belli etmişti. 50 yıllık NATO üyesinin kendisini karşılaştırdığı ülkeler Bush açısından daha o gün hayal kırıklığı olmuş, bu Washington'da konuşulmuştu. Yalnızca Erdoğan'ın kendi sözleri değil, gerek Türk gerek Amerikan kaynaklarının ifadeleri, Ankara'daki yaygın kanının aksine, Erdoğan'ın, Irak operasyonunda ABD'ye destek olma yönünde bir söz vermemiş olduğu yönündeydi.
Erdoğan'ın henüz başbakanı olmadığı hükümet ve üyesi olmadığı Meclis adına söz vermesini bekleyenler yanılmıştı. Erdoğan'ı kabul ederek Türkiye'yi savaşta saf tutmaya razı edeceğine Bush'u ikna eden Wolfowitz ya da Grossman, her kimse, fena yanılmıştı.
AB'de beklenen sonuç alınamadı
Türk tarafında ise karışık duygular vardı. AK Partililer "Güzel, hem evet demedik, hem kapıları açık tuttuk, yapılabileceğin azamisini yaptık" anlayışıyla mutluydu. Erdoğan'ın gezisi Türkiye'de çok iyi yankı bulmuş, biraz daha zaman kazanılmıştı. Büyükelçi Loğoğlu böyle durumlarda zamanla oynamanın ateşle oynamaktan farksız olduğunun farkındaydı, endişeliydi.
Erdoğan 12-13 Aralık Kopenhag zirvesinde istediği AB hedefine ulaşamadı.
'2004 Aralık ayında bakalım' türünden bir yanıta aslında Erdoğan da Dışişleri de hazırlanmıştı. Ancak Türk kamuoyunun beklentileri özellikle son bir ayda belki de gereksiz yükseltilmişti.
Hükümetin Kopenhag kararına tepkisi kamuoyunun hislerine tercüman olmanın yanı sıra, 'Türkiye'nin görüşmelere başlamaya hakkı olduğunu vurgulamak için' de veriliyordu.
Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye verdiği yanıtsa, Erdoğan'ın Bush'la görüşmesinde izlediği 'evet' demeden kapıları açık tutma politikasını andırıyordu.


Washington'da özel 'kahve sohbeti'
Wolfowitz ve Grossman, Bush'la görüşmesinden önce Erdoğan'la özel bir sohbette buluştu. İkili, AB için verdikleri desteği anlatarak, Irak'ta işbirliğinin yararlarını aktardı.
Adalet ve Kalkınma Partisi lideri Erdoğan, AB ile son tur görüşmeler için Kopenhag'da Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'le görüşüp 9 Aralık 2002'te ABD'ye uçtu. Erdoğan'ın uçağı Atlantik üzerindeyken Washington'da Büyükelçi Loğoğlu Pentagon'a davet edildi. Artık Türkiye'yle diplomasi ABD Dışişleri değil, açıktan açığa Savunma Bakanlığı üzerinden yürütülür olmuştu.
Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, Loğoğlu'na "Yarın Erdoğan'ın Bush'a vereceği olumlu yanıt, Türk-Amerikan ilişkilerinde çok olumlu sonuçlar doğurur" dedi. Loğoğlu duyduklarına anlam vermekte zorlanıyordu. Pentagon,
Adalet ve Kalkınma Parti'nin seçimi kazanmasıyla Irak konusunda Türkiye'den beklentilerini artırmış, Erdoğan'ın Bush ziyaretini ise dönüm noktası görmeye başlamıştı.
Ancak Pentagon'daki bu beklentinin hangi somut gerekçeye dayandığı belli değildi. Büyükelçi bir kez daha "Türkiye'nin müttefiki için kendi çıkarlarıyla örtüşen ne varsa yapacağını, ancak kararın Meclis tarafından verileceğini, o anda yalnızca parti lideri olan Erdoğan'ın başbakan sıfatı taşısa bile bu nedenle taahhüde giremeyeceğini, dolayısıyla böyle bir taahhüdün beklenmemesi gerektiğini" anlattı. Bu Wolfowitz'in duymak istediği şey değildi.
Danışman devrede
Anlaşılan Erdoğan Bush'la görüşmeden önce özel bir temas kurmak yararlı olacaktı. Zaten bu konuda 3 Aralık akşamı Ankara'daki yemekte ucu açık bir mutabakat sağlanmıştı. Bu noktada kanal tersine işledi ve Erdoğan'ı bu özel görüşmeye ikna etmek işi özel danışmanı Cüneyt Zapsu'ya düştü. Erdoğan'ın Washington'daki ilk programı Center for Strategic and International Studies (CSIS, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi) konuşmasıydı. Oturum planlandığı gibi 17.00'de başladı ve tanıtım cümlelerinden sonra sözü Erdoğan aldı. Aradan 15 dakika ancak geçmişti ki oturumu yöneten Bülent Alirıza, Erdoğan'dan izin isteyerek soru-cevap kısmına geçmeden önce bir duyuru yaptı. İzleyiciler şaşırmıştı. Alirıza, "Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz aramıza katıldı" diye kayıtlara geçirdi. "Bu pek alışılmamış bir durum," diye ekledi.
Erdoğan konuşmasını bitirince Alirıza onu bürosuna davet etti. Erdoğan, Zapsu, Dışişleri Bakanı Yakış ile milletvekilleri Egemen Bağış ve Ömer Çelik birlikte davete icabet ettiler. On beş dakika sonra Fairmont Oteli'ne geçtiler. Onlar Alirıza'nın yanındayken Wolfowitz çıkışa yöneldi. Makam otosuna binerken CSIS'de karşılaştığı bir Türk gazeteciyi de yanına davet etti; Wolfowitz, binadan Cengiz Çandar'la ayrıldı. Çandar, Wolfowitz'e 3 Aralık yemeğinden aradıklarını bulup bulmadıklarını sordu. Çünkü Wolfowitz'in ertesi gün Ankara'dan ayrılırken yaptığı iyimser açıklamalara karşın, aynı sırada Dışişleri Bakanlığı görüşmelerde üs modernizasyonuna dair bir anlaşma olmadığını ilan ediyordu.
'Kokteyl parti ne zaman başlıyor?'
"Açıklama önemli değil" dedi Wolfowitz. "Bizce bir aksilik yok." Çandar, şoför ve korumaları da dikkate alarak, yıllardır tanıştığı güçlü şahine savaşın ne zaman başlayacağını şifreli bir şekilde sordu: "Kokteyl parti ne zaman başlıyor?" Wolfowitz ciddiyetle cevap verdi: "Ona başkan karar verir."
Çandar üsteledi: "Tamam da, yine de yaklaşık bir tarih vardır." "Yok," diye kestirip attı Wolfowitz. "Kararı başkan verecek." Zaten birkaç blok ötedeki Fairmont Oteli'ne gelmeden önce bir kırmızı ışıkta Çandar araçtan atladı; Wolfowitz önemli bir görüşmeye gittiğini söylemişti.
Wolfowitz görüşme öncesinde Erdoğan'la gayriresmi bir araya gelip birer kahve içmek istiyordu.
Eski dostlar konuşuyor
'Kahve sohbeti' 9 Aralık akşamı saat 19.00'da başladı. ABD tarafında Wolfowitz, Dışişleri Siyasi Yardımcısı Grossman ve Ankara Büyükelçisi Pearson vardı. Türk tarafında ise Erdoğan, Yakış ve Zapsu bulunuyordu. ABD'nin Ankara büyükelçisinin katıldığı bu toplantıda, Türkiye'nin Washington büyükelçisi neden yoktu? Loğoğlu bu kritik toplantı öncesi neden Dışişleri Bakanı ile müstakbel başbakanı yalnız bırakmıştı?
İşin gerçeği Loğoğlu'nun toplantıya çağrılmamış olmasıydı.
Dışişleri müsteşarlığına dek yükselmiş deneyimli diplomat, heyete eşlik etmek üzere onlarla otele gelmişti. Doğrusu kimse ona "Toplantıya katılma,"
dememişti ama, "Biz bir araya gelip bir kahve içeceğiz, gayriresmi bir görüşme" denmişti. Bu, "Israrcı olma, katılman istenmiyor" ile eşanlamlıydı.
Avrupa Birliği ve Kıbrıs
Durumun vahameti ortaya dökülüyordu. Grossman AB ağırlıklı bir değerlendirme yaptı. Türkiye'nin geçen temmuzda Irak'a karşı Kıbrıs ve AB denklemini kurması karşısında 18 Temmuz'dan başlayarak bizzat çalışmıştı. Diplomatik nezaket sınırları içinde, ama acıtıcı konuştu: Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Klerides çok yakında Kıbrıs için yeni teklifler sunacaktı. Almanya başta Türkiye'ye herhangi bir müzakere tarihi vermeye yanaşmıyordu ama, şimdi 'koşullu tarih' vermeye razı olmuştu. Hollanda, 'Tarih verilmesin,' konumundan, 'tarih için tarih' konumuna çekilmişti. Fransa'nın durumu ise en umut kırıcısıydı. Dışişleri Bakanı Powell daha birkaç gün önce bir Fransız kanalının canlı yayınına katılarak Türkiye'nin AB üyeliğinin gerekliliğini kamuoyu önünde savunmuştu.
Ancak üç gün sonra, 12 Aralık'ta Kopenhag'da başlayacak AB Zirvesi'nde bir tarih telaffuz edilebilirdi. Bütün bunlar ABD'nin girişimleriyle mümkün olabilmişti. Kendileri üzerlerine düşeni yapmış sayılırdı, şimdi sıra Türkiye'deydi.
'Kurtadam' yanıt istiyor
Wolfowitz ise Irak konusuna yoğunlaştı:
Bush bu ziyarete çok önem veriyordu. Irak operasyonu için her şey hazırdı, Türkiye'nin destek vermesi siyasi ve askeri olarak ABD'nin işini kolaylaştıracaktı. Senato'nun mali yardım ve kredilerde söz sahibi Tahsisatlar Komitesi umut verici gelişmeler için işaret bekliyordu. Zapsu'nun taktığı isimle 'Kurtadam' yani Wolfowitz, en can alıcı olduğunu düşündüğü kısmı sona bıraktı: Irak operasyonu için verilecek destek Erdoğan'ın partisi için de bir baht kapısı olabilirdi. Bu fırsat iyi kullanılmalıydı. Kahve sohbeti bitince Wolfowitz ayrıldı. Grossman ve Pearson da ekibi Washington'ın canlı semti Georgetown'da yemeğe götürdü.
İlerleyen saatlerde Loğoğlu'nun da katılımıyla bir durum değerlendirmesi yapıldı. Türkiye önünü göremiyordu ve zaten yasal olarak da söz verilmesi mümkün değildi.
---------------
YARIN: Umut barış, sonuç gerilim