Irak krizinin perde arkası...(5)

Başbakan Gül'ün 3 Aralık 2002'de ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'e söz vermesinden 15 gün sonra, 18 Aralık'ta Dışişleri Bakanı Yakış, ABD'lilere üs inceleme izni verildiğini resmi yollardan bildirdi.
Haber: Murat YETKİN / Arşivi

Barış ararken savaş talebi
Başbakan Gül'ün 3 Aralık 2002'de ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz'e söz vermesinden 15 gün sonra, 18 Aralık'ta Dışişleri Bakanı Yakış, ABD'lilere üs inceleme izni verildiğini resmi yollardan bildirdi. Aradaki dönemde ABD'liler huzursuzlanmış, Wolfowitz, Büyükelçi Loğoğlu'na açıkça, "Türkiye ne yapmak istiyor" diye sormuştu.
Gerilim adım adım tırmanıyordu.
O gün Çankaya'da Irak-Kıbrıs değerlendirme toplantısı yapıldı, Gül ortaya bir soru attı:
Türkiye bu izni vererek acaba Müslüman ülkeler arasında yalnız kalmıyor muydu? Bölgedeki belli başlı ülkelerle görüşüp, Irak, ABD'yle zıtlaşmaktan caydırılamaz mıydı? Böylece müdahale önlenemez miydi? Bu fikir Gül'ün yakın çevresinde revaçtaydı. Danışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu, bu politikanın belirlenmesinde pay sahibiydi. Türkiye'nin uzak durmasının,
Irak ve ABD'yi yola getirebileceğini belirtenler vardı; dolayısıyla kimse bunun vakit kaybına dönüşebileceğini Gül'e söylemedi.
Uluslararası oydaşma ve gezi
Uluslararası oydaşma konusunda zaten hassas olan Cumhurbaşkanı Sezer'in de desteğiyle hükümet, Dışişleri'ne 15 Ocak'a kadar Suriye, İran, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan ziyaretlerini düzenleme talimatı verdi.
Bu hareketin ABD'yi kızdıracağı tahmin edilerek de ABD'nin üs ve asker taleplerine 20 Ocak'a dek yanıt verilebileceği basına sızdırıldı. Hükümet ilk defa o gün gayriresmi de olsa kendisini bağlayacak bir adım atmış oluyordu.
Gemiler limana yaklaşırken...
ABD Büyükelçisi Pearson, 20 Aralık'ta Başkan Bush'tan gelen mesajla 23 Aralık'ta başlayacağı tatilini iptal etti. Muhatap AKP lideri Erdoğan'dı. Esenboğa Havalimanı'ndaki görüşmede Erdoğan, hükümet yetkisinin kendisinde olmadığını belirterek, Pearson'a getirdiği mesajın Başbakan'a iletilmesi gerektiğini belirtti. Ertesi gün mesaj Gül'e iletildi: Operasyon hazırlıkları hızlanıyordu. Türkiye'nin onayı olursa kuzeyden Irak'a girecek birlik yola çıkış hazırlıklarına başlayacaktı. Lojistik birliklerse
İskenderun açıklarında yığılmaya, Akdeniz fırtınalarında çalkalanmaya başlamıştı. Türkiye, hava ve deniz sahasını açma, üslere malzeme ve asker konuşlandırma, asker ve malzeme sevk etme ve harekâta katılım taleplerine ne diyordu?
Bu taleplerin diplomatik dilde bir karşılığı da vardı: Tam ve sonuna kadar destek (full and complete support). Dört ay önce Türkiye'ye iletilen mesajlar, şimdi Bush tarafından resmi talebe dönüşmüştü. ABD, Türkiye'nin destek verip vermeyeceğini bir an önce öğrenip, hesaplarını ona göre yapmak istiyordu. Gül, yetkinin TBMM'de olduğunu söyledi. Dışişleri ve Genelkurmay'ın konuyu incelemesinin ardından hükümet, izin için Meclis'e gidebilirdi.
Asker 'Gidelim' diyor
Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay'ın bastırmasıyla 10 gün içindeki ikinci Irak zirvesi 23 Aralık'ta Başbakanlık'ta toplandı. Daha sonra Wolfowitz tarafından liderlik vasıfları sorgulanacak olan askerler, toplantıya sıkı hazırlanmıştı. Askerler Başbakanlığa gitmeden, Dışişleri Müsteşarı Ziyal, Genelkurmay'da bir toplantıya katıldı; önemli bir ayrıntıydı: Dışişleri ve Genelkurmay'ın kritik konularda ortak tutum, ortak dil arayışı sürüyordu.
Genelkurmay heyeti, hükümetin önüne seçenekleri serdi: 1- Hiç destek vermemek, 2- Hava sahasını açmak, 3- Hava sahasına ek olarak liman ve üsleri açmak, 4- Diğerlerine ek olarak kara desteği vermek ve 5- Koalisyona
asker vermek dahil tam katılım. Türkiye, ABD'ye Irak konusunda destek verse de vermese de savaştan olumsuz etkilenecekti. Turizm gelirleri ve dış yatırımlar gerileyebilir, Irak'la mevcut ticaret durma noktasına gelebilir, 1991'deki kadar büyük beklenmese de Irak'tan gelecek bir göç dalgası Türkiye'ye yeni güvenlik sorunları getirebilirdi. Asker, siyasi otoriteye baskı olarak algılanabilecek tarzda "Destek verin," demiyor ama, belli bir karar alındığında ne getirip ne götüreceğine ilişkin değerlendirmelerin tamamı aynı noktaya çıkıyordu: ABD vuracak, Türkiye etkilenecek, dışında kalmayalım.
Askerin ana uyarısı ise, destek verilmezse ABD ile 50 yıllık stratejik ilişkinin ciddi ölçüde zedeleneceği, ilişkilerin artık eskisi gibi olamayacağıydı. Askerler kararın kolay çıkmayacağını 23 Aralık'taki o kritik toplantıda Gül'ün bir cümlesinden anlamışlardı: "Bunu muhalefete anlatabilirim ama, partime anlatamam."



'Elçimiz canını zor kurtardı'

5 Ocak'ta Gül, Kahire'de Mısır Devlet Başkanı Mübarek'le görüşürken Saddam'a bir elçi göndererek uyarmak ve komşuluk görevini sonuna dek yerine getirmek istediğini söyledi. Belki altı devlet anlaşarak ortak bir temsilci de göndermek isteyebilirlerdi. Mübarek güldü. "En son Arap Birliği elçi gönderdi. Ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu.
Gül bilmiyordu. Mübarek devam etti: "Saddam elçinin sözünü kesip, Bağdat'ı terk etmesi için bir saat süre verdi.
Elçi canını zor kurtardı."
Gül, 6 Ocak'ta Amman'dan dönüş yolundayken, Washington'da Büyükelçi Loğoğlu için sıkıntılı bir gün daha başlıyordu. Bu kez çağıran Dışişleri idi. Grossman kısa ve açık konuşmuştu: "Yanıtınızı bekliyoruz ve yanıtınızın olumlu olmasını bekliyoruz."


Umutsuz bekleyişler
MGK'nın 27 Aralık 2002 toplantısından önce askerler, 'Savaşı engelleyemiyoruz, dışında da kalamayız' uyarısını yaptı. Kurul, Sezer'in de desteğiyle, 'BM kararını bekleyelim' dedi.

Hükümet, 25 Aralık 2002'deki Bakanlar Kurulu'nda da karar almadı, konu 27 Aralık'ta MGK'da tartışılacaktı. Ondan önce iki gelişme daha yaşandı: İlk gelişme, 26 Aralık'ta Yüksek Askeri Şûra'nın 'harbe hazırlık, iç ve dış tehdit değerlendirmesi' amacıyla Gül başkanlığında toplanmasıydı. Orada askerler, MGK'da da konuşulacak iki gerçeği hükümetin önüne koydu: 1- Savaşı engelleyemiyoruz, 2- Dışında kalamıyoruz.
İktidar partisi kaynıyor
İkinci gelişme, Başbakan'ın Meclis'i MGK sonrası her ihtimale karşı açık tutma isteğine karşın partisinin Meclis grubunun CHP'yle birlikte hareket ederek Meclis'i yılbaşı tatiline sokması oldu. İktidar partisinden ABD'yle işbirliğine açık itirazlar bu sırada yükselmeye başladı.
Meclis'teki endişe büyüyor, seçmenlerden vekillere tepkiler geliyordu. TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Elkatmış (ve komisyonun tüm üyeleri), Dışişleri Komisyonu Başkanı Dülger (ve komisyonun tüm üyeleri), grup başkanvekillerinden Fatsa, Erdoğan'ın yakın çevresinden Mücahit Uyanık'ın babası Diyarbakır Milletvekili Fehmi Uyanık gibi isimler, insani yardım nedenleriyle dahi olsa Türkiye'nin ABD'yle birlikte hareket etmemesi gerektiğini söylüyordu.
Ertesi gün MGK'ya girecek olan Başbakan Yardımcısı Yalçınbayır halkın yüzde 90'ının savaşa karşı olduğunu gösteren anketlere işaret ediyor ve 'zorlamalara karşı duracağını' söylüyordu. İleride 'at pazarlığı' tartışmalarına yol açacak zarar tazmini konusunu kamuoyu önünde ilk dile getiren kişi de "Amerikalılar şimdiden zarar tazmini için ödeme yapmaya başlamalı" diyen Yalçınbayır'dı.
ABD Dışişleri Bakanı Powell, 26 Aralık akşamı Dışişleri Bakanı Yakış'ı aradı; "Taleplerinizi ciddiye alıyor ve iki yetkiliyi Türkiye'ye gönderiyoruz. Zaman baskısı altındayız. Siz de ağırdan almayın. Aksi halde Türkiye'siz seçenekleri değerlendireceğiz" dedi.
Grossman ve Taylor geliyor
ABD kaynaklı haberlerde Powell'ın Yakış'a 1 Ocak'a dek süre verdiği belirtiliyordu. İddiaların basına sızdırılması, hükümeti zorda bırakıyordu.
Yakış'ın yanıtı da "Türkiye'de demokratik süreçler işliyor. Son söz Meclis'in" yönünde oldu. Pearson'ın Noel tatiline mal olan 'tam destek' talebi Ankara'da bu çalkantılara yol açarken, 26 Aralık akşamı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Grossman ve ABD Hazine Bakan Yardımcısı Taylor Esenboğa Havalimanı'na indi.
Resim tamamlanmıştı. MGK başlayabilirdi. Beş buçuk saatlik MGK'dan, bir ay sonra açıklanacak BM silah denetçilerinin raporunu bekleme kararı çıktı. Toplantıda Yakış, "Raporun mevcut verileri değiştirecek unsurları içerme ihtimalinin az olduğunu, Güvenlik Konseyi'nin bir karar alsa bile bu kararın askeri harekâta uluslararası meşruiyet zemini kazandırmasının beklenmediğini" söyledi. Sezer'in yanıtı, MGK'nın hem asker hem de sivil bazı üyelerinde Irak konusunu 'adeta bir asliye ceza davası gibi ele aldığı' izlenimine yol açtı. Sezer net bir tavırla 'BM'yi bekleyelim' dedi. Gül'ün beş Müslüman ülkenin tavrını görme planı da kabul görmüştü.
Kamuoyuna yansımayan karar
Toplantının kamuoyuna yansıtılmayan kısmında, sonraki haftalarda neredeyse tüm gündemi belirleyecek bir karar alınmıştı:
ABD'yle müzakerelere başlanmalı, Türkiye'nin taleplerine verilen karşılık ve uzlaşma noktaları metne geçirilmeliydi. Ankara'ya göre üç komite kurulmalıydı. Komiteler askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda üç mutabakat muhtırası hazırlayacak, anlaşmaya varılmadan da ABD'ye onay verilmeyecekti.
MGK'da Musul ve Kerkük de ele alındı. İki şehrin Kürt kontrolünde olmasına,
buradaki Türkmenlerin baskı görmesine ve kuzeyde bir Kürt devletine izin verilmemeliydi. Kamuoyuna 'kırmızı çizgiler' şeklinde yansıyan ilkeler de o toplantıda belirlendi. O gün ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, Irak harekâtı için Basra Körfezi'ne gidecek ABD birliklerine yola çıkış talimatı verildiğini açıkladı. Hâlâ Türkiye'nin kararı beklenilen kuzey cephesinden söz edilmiyordu.
Ertesi gün, 28 Aralık'ta Grossman ve Taylor'la yapılan görüşmelerde, ABD'nin de bu üç komitelik çalışma yöntemini kabul ettiği anlaşıldı. Bu görüşmelerde ortaya çıkan bir tablo, Ankara'ya ABD yönetiminin tek parça halinde hareket etmediğini ve güçlü olan tarafın Türkiye'yi nasıl bir baskı altına almak istediğini gösterdi. Türk tarafının ikna çabaları sonucu Taylor, "Peki, siz bir adım atın, biz de bir adım atalım" diyecek oldu. Grossman, Türk heyetinin gözü önünde, kendisinden hiyerarşik olarak daha üstte olan Taylor'ın sözünü kesti. "Hayır," dedi, "Önerdiğimiz paketi ya olduğu gibi alacak ya da hiç almayacaksınız. Yarım işbirliği, işbirliği yapmamak sayılır. Beş talebimizi de kabul etmenizi bekliyoruz." Bu beş talep şöyleydi: Üs incelemesi, üs modernizasyonu, havaalanı ve limanların tahsisi, kara birliklerine izin verilmesi, hava sahasından geçiş hakkı.
Ankara'da ciddi kuşkular
Bu rest ciddi kuşku doğurdu: Türkiye, ABD birliklerinin konuşlanmasını kabul etmedikçe, verdiği diğer izinler ABD nezdinde sıfır değerinde miydi? Öyleyse müzakerelerin ne anlamı vardı? Türk tarafının, bu 'burnu havada' tavrı kabulü mümkün olmadı.
Grossman ve Taylor, Ankara'dan ayrılmadan önceki açıklamalarında, "Meclis'e
sunulacak paketin Türk ve Amerikalı makamlarca müzakereler yoluyla belirlenecek olması iyi gelişme" diyorlardı. Ne de olsa müzakere kararının verilmesi kara birliklerinin kabulü ve kuzey cephesinin açılması ihtimalinin dışlanmadığını gösteriyordu. Ama, neticede Washington'a eli boş dönüyorlardı. 27 Aralık MGK'sı ile ABD, Türkiye hesaplarında ilk büyük hayal kırıklığını yaşadı. ABD'nin sonraları sayısı 19'a ulaşacak ültimatomlarından biri daha boşa çıkmıştı.


'En kötü karar kararsızlıktan iyi'

Türk Silahlı Kuvvetleri, hem siyasete hem kamuoyuna asıl uyarısını 8 Ocak'ta Genelkurmay Başkanı Özkök'ün verdiği yeni yıl davetinde yapıyordu. Gazi Orduevi'nde, elindeki metni sivil kıyafetle okuyan Özkök'ün sözleri açıktı:
"ABD sorunu silaha başvurarak halletmeye kararlı görünüyor. Irak'a müdahale ederse Türkiye olumsuz etkilenecek. Bu etkilenmenin parametreleri, müdahaleye kadar geçecek zaman, savaşın süresi ve savaşın sonunda doğacak olan durumdur. Türkiye bu parametrelerin boyutunu değiştirebilecek imkân, kabiliyet ve konumda olan çok önemli bir ülke. TSK kendisine verilecek her tür görev için hazırlıklı olmak zorunda. Politik direktif alındığında hazırlıklar bitirilmiş olmalı. Ancak ne Irak içine ne de yakınına bir yığınak yapılmıştır."
Özkök, hükümeti askere hazırlık için dahi talimat vermemekle ve ülkeyi savaşın muhtemel sonuçlarından sakınacak kararı alamamakla suçluyordu. Aynı toplantıda Büyükanıt'ın sözleri durumu daha açık anlatıyordu: "En kötü karar kararsızlıktan iyidir. Çünkü kararı düzeltme şansımız var. Kararsızlıkta yok. Akademide bunu öğretiriz."
Ertesi gün ABD'nin üs keşfi için görevlendirmek istediği 150 kişinin çalışma şekli üzerine izin çıktığı açıklandı. Keşif 16 Ocak'ta başlayacaktı. 3 Aralık'ta Wolfowitz-Erdoğan yemeği sırasında bu ekibin aralık ortasında çalışmaya başlaması ve ocak ortasında işlerini bitirmesi düşünülmüştü. Türkiye, ABD'nin, komşusu Irak'a en azından kuzey cephesini açmasını şimdiden 1 ay geciktirmeyi başarmıştı.
--------------------------------
YARIN: Şok geliyorum diyor